2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.( dpt,spk,bddk,gap bölge kalkınma idaresi başk.,tütün ve tütün mümullleri ve alkollü içkiler piyasası düzenleme kurumu) 5 inci tur
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 34. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Aralık 2005 · 1.350 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Enis Tütüncü (CHP), 17 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS.( DPT,SPK,BDDK,GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞK.,TÜTÜN VE TÜTÜN MÜMULLLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI DÜZENLEME KURUMU) 5 İNCİ TUR); konuşma 1.350 kelime.
Enis Tütüncü (CHP, Tekirdağ). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.( dpt,spk,bddk,gap bölge kalkınma idaresi başk.,tütün ve tütün mümullleri ve alkollü içkiler piyasası düzenleme kurumu) 5 inci tur”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enis-tutuncu-22-2005-12-17-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-dpt-spk-bddk-gap-bolge-kalkinma-i (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken, hepinizi en iyi dileklerimle, sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.
Konuşmamı, olabildiğince teknik ağırlıklı, teknik bazda yapmaya çalışacağım.
2006 yılının, bilindiği gibi, dokuzuncu beş yıllık kalkınma planının ilk yılı olması gerekiyordu; ancak, yeni beş yıllık planı AKP bir yıl ertelemeyi uygun gördü. Umarım, bu ertelemenin gereği yapılmaktadır ve dokuzuncu beş yıllık kalkınma planı, Türkiye'nin sorunlarını çözecek bir şekilde hazırlanmaktadır.
Bu aşamada, bir iki noktada hükümetin dikkatini çekmeyi uygun görüyorum. Türkiye'de, her zamankinden daha fazla, planlamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Ne var ki, böylesine kritik bir dönemde, hükümetin planlama mantığından giderek uzaklaşmakta olduğuna tanık oluyoruz. Bu durum, Türkiye'nin planlama tecrübesine, planlama birikimine uygun düşmemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu nedenle, Türkiye, planlama alanındaki tüm birikimini kullanmalıdır, ülkenin geleceğini planlama mantığıyla, planlama vizyonuyla oluşturma yoluna bir an önce girmelidir. Ayrıca, Avrupa Birliğiyle entegrasyon sürecinin hızlı ve sağlıklı bir şekilde götürülmesi gereği, planlamaya giderek daha fazla gereksinim göstermektedir. Tabiî ki, yeni planlama anlayışını, strateji ve politika planlama anlayışını, yıllardan bu yana, bu gerçeği her platformda dile getirmeye çalışıyoruz. Burada, strateji ve politika planlaması konusunda ciddî bir engelle Türkiye olarak karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekiyor; ancak, karşılaşacağımız engeller, Türkiye'nin kendi iradesiyle kendi geleceği üzerinde olabildiğince söz sahibi olma gücünü, azmini baltalamamalıdır. Türkiye'nin geleceğinin tamamen piyasa güçlerine bırakılması düşüncesini, öyle sanıyorum ki, bu kutsal çatı altında hiç kimsenin düşünmesi mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sermaye piyasasına gelince, şu ana kadar, ne yazık ki, sermaye piyasasında, hisse senedi ve devlet borçlanma senetleri çerçevesinde, ancak işlerlik kazanılmıştır. Diğer sermaye piyasası araçları, mevzuat altyapısı oluşturulmuş olmasına rağmen, geliştirilememiştir.
Şimdi, konut finansman sistemi getirilmeye çalışılıyor; sizi buradan uyarmak istiyorum. Konut finansman sisteminin altyapısı, tamamen finansal boyutta düşünülmektedir, toplumsal boyutun ve insan boyutunun sisteme, mutlaka ve mutlaka dahil edilmesi gerekmektedir.
Ülkemizin, Avrupa Birliği perspektifi çerçevesinde yapmayı taahhüt ettiği yükümlülükler var ve bu yükümlülüklerin sermaye piyasasını nasıl etkileyebileceğini yeterince bilemiyoruz, bu konu boşluktadır; hükümetin, bir an önce, bu konuda gereken hazırlığı bitirmesi ve uyanık olması gerekmektedir. Sermaye piyasasında yer alan altın borsasının etkinliği mutlaka artırılmalıdır, bu sektörün ülkemizde 500 000 kişiye istihdam olanağı yarattığı kesinlikle akıllardan çıkarılmamalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye gerçeklerinden uzak, halkımızın sorunlarına çözüm getirmeyen, klasik, AKP bütçe örneklerinden bir tanesine daha tanık oluyoruz. Oysa, Türkiye'nin, seçim öncesi, 2002 yılındaki ekonomik performansına baktığımızda, AKP'nin, birçok açıdan son derece avantajlı şekilde işe başladığı ortaya çıkıyor. Ne yazık ki, AKP'nin, bu avantajları Türkiye yararına yeterince kullanamadığını üzülerek tespit ediyoruz.
Bu avantajlardan birincisi; Ecevit Hükümeti tarafından 2001'de uygulamaya sokulmuş ve dış çevrelerden büyük destek sağlamış bir istikrar programını AKP'nin hazır bulmuş olmasıdır, hazıra konmuş olmasıdır. Bu istikrar programı, anımsanacağı üzere üç yıllıktı, yaklaşık iki yılı da uygulanmıştı ve bu programın siyasî faturası da, Sayın Ecevit'in koalisyon hükümetine çok ağır bir şekilde ödettirilmişti.
AKP'nin ikinci avantajı, dış dünyada para bolluğunun, dış dünyada finansman bolluğunun, Türkiye'nin önüne, önceki yıllarla karşılaştırılamayacak ölçüde yeni fırsatları yaratmış olmasıdır ve bu fırsatları kullanarak AKP, uluslararası finans piyasalarındaki para bolluğundan yararlanarak, daha düşük reel faiz oranlarında dahi, sıcakparayı Türkiye'ye çekebilmiştir ve bu olanak hâlâ devam etmektedir;ama, ne kadar süreceği belli değildir ve bu olanak, artan carî açıkların finansmanını da sağlamıştır, sağlamaktadır.
AKP'nin üçüncü şansı, Amerika Birleşik Devletlerinde 11 Eylül terör saldırısından sonra dünya siyasetinde oluşan siyasî konjonktürün Türkiye lehine gelişmesiydi. Gerçekten o insanlıkdışı terör saldırısından sonra Türkiye, laik yapısıyla, İslam ile demokrasiyi dünyada en iyi bağdaştıran tek ülke olması nedeniyle uluslararası siyaset kulvarlarında yükselen bir değer haline gelmişti ve bu durum, Türkiye'nin her açıdan güçlendirilmesi düşüncesini önplana çıkarmıştı. İşte AKP, bu üç avantaja dayanarak sorunların çözümünde belli başarılar elde etmiştir.
Sayın Başkan, Başbakanımız, bakanlarımız başta olmak üzere, tüm AKP'lilerin bu başarılarla övünmekte olduğuna, belki haklı olarak övünmekte olduğuna tanık oluyoruz; ama, ben şahsen, bu başarılar için AKP'ye içtenlikle teşekkür edemiyorum, onları içtenlikle tebrik edemiyorum; çünkü, söz konusu başarıların ülkemize maliyeti, insanımıza maliyeti son derece ağır olmuştur.
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ)Sen de teşekkür et.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)İyileşmeler neye karşılık elde edilmiştir Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız. Örneğin AKP İktidarında işsizlik 11 000 000 kişiye yaklaşmıştır. İş bulabilen yurttaşlarımızın da yarısı sigortasız, kaçak ve son derece düşük ücretlerle günde 14-15 saat, ilkel koşullarda çalışır duruma düşürülmüştür. 1 000 000'a yakın insanımız açlık sınırlarının altında, 20 000 000'u aşkın yurttaşımız ise yoksulluk sınırlarının altında yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Eskiden, açlık, fakirlik, fukaralık, işsizlerin, kimsesizlerin, garip gurebanın sorunu idi; şimdi, açlık ve yoksulluk, çalışanları, değerli milletvekilleri, işi gücü olanları, hatta ve hatta Emekli Sandığından, SSK'dan ve Bağ-Kurdan emekli aylığı alanları da pençesine düşürmeye başlamıştır. Çünkü, Türkiye'de açlık sınırı 526 YTL iken, asgarî ücret 350 YTL dolayında seyretmektedir. Asgarî ücret, neredeyse, hâkim ücret, azamî ücret konumuna getirilmiştir. 350 YTL'nin altında çalışanların ve çalışmak isteyenlerin de sayısı hızla artıyor.
Tarım ve hayvancılığın beli tam anlamıyla kırılmıştır. Çiftçimiz perişan edilmiştir. Bilemiyorum, köylere gittiğinizde çiftçilerle nasıl diyalog kurabiliyorsunuz.
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ)Çok iyi kuruyor.
FİKRET BADAZLI (Antalya)Her gün görüşüyoruz, her gün.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)Herhalde, şimdi, belki, bizim çiftçimizin, köylümüzün o misafirperverliği, konukseverliği, sizi, şu anda rahatlatıyor olabilir; ama, öyle sanıyorum ki, çiftçi, kendisini unutan AKP İktidarından ilk seçimlerde, önümüzdeki seçimlerde…
FİKRET BADAZLI (Antalya)Hiç alakası yok.
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum)Siz, herhalde kendi yaşadığınızı bize aktarıyorsunuz.
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)Önümüzdeki seçimlerde Değerli Milletvekilim, hesabını, bunun hesabına soracaktır.
Değerli arkadaşlarım, küçük esnaf ve sanatkârlara bakıyorsunuz, küçük esnaf ve sanatkârlar, hem vergisini hem de Bağ-Kur primlerini ödeyemez duruma düşmüştür. 2,5 milyon dolayında Bağ-Kur üyesi, prim borçlusu durumuna düşmüştür ve prim borçlusu olma nedeniyle de sağlık yardımlarından yararlanamamaktadırlar. Evet, AKP'nin övündüğü başarıların, gerçekten, maliyeti ağır olmuştur Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.
Bakınız, bu kürsüden iddia ediyorum, eğer, 2002 yılında Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelebilmiş olsaydı, o 2002 yılındaki avantajları elinin altında bulabilmiş olsaydı, Türkiye'yi çok dahi iyi konuma getirirdi.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)2002'de çok mu büyük avantaj vardı?!
ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla)Öylesine büyük avantajlar vardı ki, bu kısa müddette, sürede bu avantajların ne olduğunu size anlatmak isterim; ama, mümkün değil, gerçekten olağanüstü avantajlar vardı; ama, ilk fırsatta, bu kürsüden, 2002'de işbaşına geldiğinizde nasıl olağanüstü avantajlara sahip olduğunuzu kalem kalem size anlatırım.
Evet, değerli arkadaşlarım, şimdi, şu anda dedim ki, Türkiye, gerçekten, eğer, Cumhuriyet Halk Partisi 2002 yılında işbaşına gelmiş olsaydı, hiç kimsenin hayal edemeyeceği noktaya gelirdi.
Şimdi, ben, IMF'e kayıtsız şartsız AKP'nin itaat etmesini, köy kahvelerinde, askerlik anılarımdan yararlanarak şu şekilde anlatıyorum: IMF, önceki hükümetlere, örneğin, bir kez yat komutu verdiğinde, o komut derhal yerine getirilirdi ve bir kez yatılırdı; devri AKP'deyse, IMF bir kez yat komutu veriyor, bizimkiler iki kez yatıyor. IMF -askerlikten yine anımsayalım- 25 metre yüksek sürünme komutu veriyor, bizimkiler 50 metre, 75 metre alçak sürünme yapıyor, dikenli, taşlı arazide, üst baş, kan revan içinde. Peki, üstü başı kan revan içinde olan kimler; halkımızın yüzde 75'ini, 80'ini, hatta 85'ini oluşturan dar ve sabit gelirliler. Az önce bir bölümüne değindim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki dönemde Türkiye'yi hem ekonomik hem de sosyal açıdan sıkıntıya sokacak çok sayıda sorundan sadece üç tanesine, zamanın elverdiği ölçüde, belki de satırbaşları itibariyle değinmeyi yararlı görüyorum. Bunlardan birincisi, işsizlik, yoksulluk, hatta açlık giderek artıyorken, hükümetin, işsizliğin ve fakir fukaralığın azaldığını iddia etmekte oluşudur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullarda işsizliğin, yoksulluğun, açlığın hatta azalmakta olduğunu nasıl iddia edebiliriz?! Efendim, Devlet İstatistik Enstitüsünün işgücü hane halkı anketleri böyle gösteriyor... İşte, yanlışınız burada.
Bakınız, burada bu işlerden anlayan eski bir planlamacı arkadaşınız olarak konuşuyorum. Bir an önce bu yanlışın giderilmesi gerekiyor. İşgücü piyasasına Avrupa güzlüğüyle bakarsanız, Türkiye'de işsizlik oranlarını yüzde 9, yüzde 10 dolaylarında görürsünüz. Oysa, yine bu gözlükle üçer aylık dönemler itibariyle yine Avrupa piyasasına baktığınızda, Türkiye'deki işsizlik oranlarının kimi zaman Fransa'nın ve Almanya'nın işsizlik oranlarına yakın olduğunu görürsünüz. Yani, böyle bir şey olabilir mi?! Yıllardan bu yana bu gerçeği anlatmaya çalışıyoruz; Başbakan, bakanlar ve kusura bakmayın AKP'li yetkililer, milletvekilleri hâlâ Devlet İstatistik Enstitüsünün işgücü hane halkı anketlerine bakarak, işte yüzde 9'dan, yüzde 9,5'e ya da yüzde 10'dan yüzde 9,5'e işsizlik azalmıştır... Böyle bir şey olamaz değerli arkadaşlarım. Bu, kendimizi aldatmak demektir, işsizliğin korkunç tahribatını gözlerden saklamak demektir; bunların hiç kimseye yararı yoktur.
İşsizlik ile istihdam sorununun gerçek boyutunu görebilmek için madalyonun diğer yüzüne bakmalısınız. Madalyonun diğer yüzü işgücüne katılma oranlarıdır. Türkiye'de işgücüne katılma oranları son derece düşüktür ve giderek de düşmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 17 Aralık 2005