İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 83. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Enver Öktem

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 83. Birleşim · 1. yasama yılı · 22 Mayıs 2003 · 1.114 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Enver Öktem (CHP), 22 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.114 kelime.

Enver Öktem (CHP, İzmir). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 22 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-05-22-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ENVER ÖKTEM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milyonlarca insanımızı ilgilendiren İş Kanunu Tasarısını 65 saattir tartışarak görüşüyoruz. Yolun sonuna geldik. Siz AKP'li milletvekillerimizi ve hükümetimizi kutluyorum; bu 65 saatlik koşuyu, halkımız ve onun sözcüsü Cumhuriyet Halk Partisine rağmen, birincilikle bitirdiniz. Çalışanlar küme düştü, siz şampiyon oldunuz ve kupayı hak ettiniz. Bu kupayı, evinizin müstesna bir yerinde saklayınız. Kupayı gördükçe, milyonlarca çalışanımızın haklarını ellerinden nasıl aldığınızı, onları işverenlerin insafına nasıl terk ettiğinizi hatırlarsınız.

Lawrance'ın güzel bir sözü var: "İnsanın günahları ardını bırakmaz." Sizin de bu günahınız hayatınız boyunca mutlu olmanızı engelleyecektir; bundan da emin olabilirsiniz.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının gündeme geldiği günden bu yana onun içeriği üzerinde yapılan değerlendirmeler, tartışmalar, konular, ortaya çıkan düşünceler, görüş belirten siyasetçiler, yasayı savunanlar, karşı çıkanlar, eylem ortaya koyanlar, taraflar, insanlar, Meclisin işleyişi, hükümetin tavrı, milletin vekillerinin duyarsızlıkları tarihî vesika olacak ibretlik bir görüntüyü hepimizin gözleri önüne serdi. Bu görüntüler o kadar özgün, tarihî, siyasî, sosyolojik ve insanî malzemeler içeriyordu ki, her biri ayrı bir tez konusu olabilecek sonuçlar çıkarmamıza neden oldu.

Ömer Hayyam "tarih, insanlığın vicdanıdır" demişti. Korkarım ki, bu tasarıya evet diyenler, gelecekte, vicdanlarını, tarihin çöp sayfalarında bulacaklardır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının tartışmaları sırasında neleri görmedik ki; halkın rıza ve isteğiyle iktidara gelmiş bir partinin, bu kadar kısa bir sürede halktan nasıl uzaklaşabildiğini; nüfusumuzun hemen hemen yarısını doğrudan ilgilendiren bir yasayı, bir köleleştirme yasasını, bu kadar büyük tepkilere rağmen, nasıl ve neye güvenerek bu kadar süratle çıkarma cesaretini gösterdiğini gördük. Çalışma hayatının, işçilerin, üretim gücünün âdeta dinamitlenmeye çalışıldığını gördük. Tasarı, işçileri alınır satılır bir meta haline getiriyordu; iş güvencesini ortadan kaldırıyor, çalışma hayatındaki durumunu, işverenin tek taraflı belirleyiciliğine, insafına bırakıyor, sosyal yaşantısını, aile düzenini bozuyor, ücretlerini düşürüyor, emekçiyi, âdeta, çalışan işsiz bir insan konumuna getiriyordu. İşçiyi, işverenin, gerektiğinde kullandığı bir makine gibi algılayan bir tasarı ve bu tasarıyı savunabilecek kadar insanî duygularını yitirmiş bir olayla karşı karşıya kaldık. Haykırmalara, eylemlere, her türlü açıklamalara, ikna sözlerine kulağını tıkayan, gözlerini kapayan, gönül gözü, insanlık gözü kör olmuş, vicdanî kulağı sağır olmuş bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Bu milletvekillerinin "körler, sağırlar; birbirini ağırlar" deyimini doğrulayacak şekilde, tekelci sermayeyle güzel bir şekilde buluştuklarını gördük. Mazlumları ve mağdurları da gördük, zulme çanak tutanları da gördük. Hükümet, gösterdiği bu performans ve eylemleriyle, âdeta, Bacon'ın "işkencelerin en kötüsü kanunla işkence etmektir" sözünü doğrulamaktaydı.

Biz, bunları gördük ve dikkate alınmasa da, bu kürsüden, gerekli tepkimizi koyduk. Peki, göremeyenler, neyi, neleri göremediler:

Bu kanunun Türk çalışma hayatıyla nasıl bir uyumsuzluk içinde olduğunu göremediler.

Üretim sürecinin en temel unsurunun emek olduğunu, alınteri olduğunu göremediler.

Emeği devredışı bırakarak, korumasız, kollamasız bir şekilde, piyasa tekellerinin insafına terk ederek, gerçekten üretken işverenin değil, rantiyenin, vergi kaçakçılarının, kayıtdışı ekonomi simsarlarının istediklerini yapmış olduklarını göremediler.

Açlık sınırının bile 500 000 000 liranın üzerinde olduğu bir ülkede, 223 000 000 lira asgarî ücretle hayatta kalmaya ve ailesini geçindirmeye çalışan milyonlarca işçinin perişan halini göremediler.

Zaten çarpık ekonomi çarkı içinde ezildikçe ezilen emekçilerin halini düzeltmek yerine, onları daha da köleleştirecek bir yasanın çıkması için bu kadar çırpınmanın, ne büyük bir günah, ne büyük bir ihanet olduğunu göremediler.

"İşçinin hakkını alınteri kurumadan veriniz" diyen Hazreti Muhammed'e olan sevgilerini her fırsatta dile getirenler, bu yasanın, işçiyi alnından vuracak, işçinin alınterini de, emeğini de kurutacak bir yasa olduğunu göremediler.

İşçinin emeğiyle oynayıp haramzadelerin önünü açmanın, harama bulaşmak olduğunu bir türlü anlayamadılar.

Kısacası, halkı göremediler, mazlumları ve mağdurları göremediler, insanı göremediler, kendi geleneklerini ve vaatlerini bile göremediler.

Mevlana'nın güzel bir sözü var: "Göz vardır iki âlemi görür, göz vardır iki fersahlık yolu görür." Bunlar, iki fersahlık yolu bile göremediler.

Gandi ne demişti: "Görmek istemeyenlerden daha kör kişi olur mu?!"

Değerli milletvekilleri, bu kölelik yasasını, Avrupa Birliğinden örnek alarak düzenlediklerini, çağdaş çalışma hayatının bir gereği olarak benimsediklerini söylüyorlar. Esnek çalışma, ödünç iş ilişkisi, iş ve işçi bulmaya aracılık gibi dahiyane fikirleri, Avrupa'yı referans göstererek kabullendirmeye çalışıyorlar. Türkiye gerçeklini de, Avrupa gerçeklini de göremiyorlar, anlamıyorlar.

Oysa, Türk işçisi diyor ki:

Avrupa Birliğinin gelir düzeyine gelmeyi, oradaki enflasyon oranına ulaşmayı hedefle.

İş olanaklarını, Avrupa Birliği düzeyine yükselt.

İşsizlik oranını düşür.

İşsizlik sigortası sistemini, Avrupa Birliğine benzetmek için çalış.

Avrupa Birliğinin üretim fazlalığından kaynaklanan, Batı kapitalizminin kendi sorunlarına bir çözüm olarak geliştirdikleri, esnek çalışma gibi, ucube modellerini yerleştirmek için değil, kendi ülkenin çalışma hayatını dinamikleştirmek için çalış.

Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş kölelik rejimini emekçilerine kabul ettirmek için değil, emekçileri gerçekten kazanmak için çalış.

Endüstriyel demokrasiyi geliştirmek için çalış.

Kamunun mallarına sahip çık.

Özelleştirmeler aracılığıyla işçi kıyımına son ver ve talana son ver.

Maaşını söylemekten utanan memuruna, maaş kuyruklarında hayatını kaybeden emekline, ağır vergiler altında ezilen ve geçimini sağlamakta acze düşen esnafına, satacak ürünü olmayan köylüne, bunalımda olan gencine ve işsizine ve dolayısıyla halkına sahip çık.

Sayın milletvekilleri, hatırlarsanız, bir zamanlar Sayın Necmettin Erbakan, kendileri dışındaki her siyasî oluşumu "taklitçi partiler" diye suçlardı. Erbakan bu suçlamayı yaparken, taklitçilerin en büyüğünün kendi partisi içinden çıkacağını herhalde tahmin edememişti.

Değerli arkadaşlar, AKP kurulurken, siyasî kişiliğini çok fazla açığa vurmuyordu. Muğlak ifadelerle dolu programından çok fazla bir şey anlaşılamıyordu. AKP'den, seçim meydanlarında da kuru vaatler, içeriği olmayan sözler, somut çözümler içermeyen sloganvari konuşmalar dinledik.

İktidara geldikten sonra açıkladıkları acil eylem planından, hükümet Programından ve ilk uygulamalarından sonra yavaş yavaş renklerini görmeye başladık. Ak gitti, kara geldi.

Mevlana der ki "Gece neye gebeyse, onu doğurur" AKP de yedi aylık icraatıyla, adaletsizlik ve sefalet doğurmuştur.

Bu yasayla birlikte bir şey daha olmuştur, AKP'nin programı, daha net olarak ortaya çıkmıştır.

Çalışanların hayatını da AKP'nin içi gibi karartacak olan bu yasanın maddeleri tartışılırken, AKP'nin daha önce belirsiz olan programı da yazılmış ve tamamlanmıştır.

Bu yasanın son maddesiyle birlikte AKP'nin programı da bitmiş ve yürürlüğe girmiştir.

Bu programı özetlemek istiyorum:

Artık, kesin olarak, anlaşılmıştır ki, AKP, IMF'cidir, AKP, IMF'cidir, IMF'nin direktiflerini, tekelci sermayenin, rantiyecilerin istediklerini öncelikle yerine getirmek için bütün mesaisini vermeye hazırdır.

AKP, işçi haklarının fazla olduğunu düşünmekte, bunların geri alınması için gerekli hukuksal düzenlemeleri en kısa zamanda yapmayı öncelikli görev olarak kabul etmektedir.

AKP, Batı taklitçisi bir partidir; ama, taklit etmeye çalıştığı, Batı'nın kendi sorunlarından kaynaklanan arızalardır. Yani, AKP, arıza taklitçisi olmuştur. Arızalı yasaları, modelleri, sağlıklı bir halka, sağlıklı olabilecek bir ülkeye monte etmeye çalışmaktadır.

AKP'nin siyasî ideolojisi kapitalizmdir. Halkın istemlerini dikkate almadığına, örgütlü toplumu dinlemediğine ve sendikaları bile bertaraf etmeye çalıştığına göre, bu anlayış, liberal bile değildir. AKP, 17 nci ve 18 inci Yüzyılların vahşi kapitalizm anlayışını savunur noktaya gelmiştir. İş Kanunu Tasarısının kabul edilmesiyle birlikte bu yönde çok büyük bir adım atılmıştır.

AKP, mazlumlardan değil, egemenlerden yanadır; işçiden değil, kayıtdışı sermayeden yanadır; üreticiden değil, spekülatörden yanadır; kesinlikle ve kesinlikle, halktan yana değildir, ülke nüfusunun ezilen yüzde 90'ından yana değildir.

ÜNAL KACIR (İstanbul)- Sayın Başkan, bu hakaretleri yapma yetkisini nereden alıyor! Ayıp!

ENVER ÖKTEM (Devamla)- AKP programının ana ilkeleri bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bu ilkeleri daha fazla uzatabiliriz. Maalesef, halkımız bu programı bilmeden AKP'ye oy vermiştir. (AK Parti sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

36 konuşma daha · 22 Mayıs 2003

36 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook