İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
Bursa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 83. Birleşim · 1. yasama yılı · 22 Mayıs 2003 · 1.011 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sedat Kızılcıklı (AK Parti), 22 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.011 kelime.
Sedat Kızılcıklı (AK Parti, Bursa). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 22 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sedat-kizilcikli-22-2003-05-22-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA SEDAT KIZILCIKLI (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İş Kanunu Tasarısının tekriri müzakere edilen 4 üncü maddesi üzerinde Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; öncelikle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Tabiî, İş Kanunu Tasarısının son maddelerini, hatta "tekriri müzakere" adı altında son bölümlerini konuşuyoruz, büyük ihtimalle de bugün İş Kanunu Tasarısının görüşmelerini bitireceğiz ve yasalaştırılmış olarak Sayın Cumhurbaşkanımıza göndereceğiz.
İş Kanunu Tasarısı üzerinde görüşmeler yapılırken birçok şey söylendi; sanki İş Kanunu Tasarısının tüm maddeleri işçinin aleyhine, sanki tüm maddeleri işverenin lehine gibi gösterilmeye gayret edildi. Tabiî, sürekli söyledik; İş Kanunu Tasarısının ne tüm maddeleri işçilerin aleyhinedir ne de tüm maddeleri işverenin lehinedir. İçerisinde, muhakkak, işçilerin lehine, işverenlerin lehine veya her ikisinin de aleyhine olan kısımlar vardır; mutabakat ve bir orta yol ancak böyle bulunabilecektir. İlişkiler, ikili karşıtlık gerektiren bir durumu ifade eder. İlişkilerde tek tarafın dediği olursa, bu, ilişki olmaz, baskı olur, dayatma olur.
Her zaman yine buradan ifade ettik; ne işçinin güvenliği ne de işyerinin güvenliğinin sağlanması, sadece ve sadece yasalarla mümkün değildir. Aslında yapılması gereken, bu yasaların doğru sosyal ve ekonomik politikalarla da desteklenmesidir. Eğer, doğru sosyal ve ekonomik politikalarla bu yasalar desteklenebilirse, hedefe tam anlamda ulaşılmış olur.
Biliyoruz, son yıllarda, İstanbul Ticaret Odasının, İstanbul Sanayi Odasının açıklanan raporları var. Bu raporlara baktığımızda ne görüyoruz; raporlarda, Türkiye'nin en büyük 500 şirketinin, en önemli 500 şirketinin kârlarının yüzde 80'inin faaliyet dışından olduğunu görüyoruz. Yani, işveren, krizlerden sonra, sıkıntılardan sonra ne yapmış; üretimden çekilmiş, rant ekonomisine doğru, istemeyerek de olsa, kaymaya başlamış; çünkü, sermaye kârlılık arar, kârın olduğu yeri arar. Haklı olarak, bir işveren daha fazla kârı faizden ya da devlete borç vermekten buluyorsa, üretimden çekilerek o tarafa doğru gidiyor. O zaman ne yapmak lazım; işvereni üretime geri çekmemiz lazım; üretimin kârlılığını, üretimdışı kârlılığından daha yüksek hale getirmemiz lazım, getirebilmemiz lazım. Bunun için de, işverenin beklediği, haksız rekabete yol açan kayıtdışılıkla mücadele etmemiz, bu mücadeleyi vermemiz lazım; vergi ve SSK prim yüklerini hep birlikte azaltmamız lazım; enerji maliyetlerini düşürmemiz gerekiyor, bürokratik engelleri azaltmamız gerekiyor, ekonomik istikrarı sağlamamız gerekiyor, kamunun borçlanma gereğini de azaltmamız gerekiyor.
CEVDET SELVİ (Eskişehir)Yapın kardeşim!
İSMAİL DEĞERLİ (Ankara)- Faizi düşürün!
SEDAT KIZILCIKLI (Devamla)İşte bunları yaparsak, yapabilirsek, üretimin önünü açarız; dolayısıyla, istihdamı da hep birlikte artırırız. İşte o zaman, insanlar aç açık olmazlar; işte o zaman, insanlar ekmek kuyruklarında beklemezler. Kıymetli Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin de ifade ettiği gibi, işte, çöplükten ekmek toplayan insanlar... İşte bunu yapabilirsek, o insanlar bu duruma düşmezler.
Ancak, şunu açıkça ifade etmemiz gerekiyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak da bunu açıkça kabul etmemiz gerekiyor: Bugün, açlıktan, işsizlikten, yoksulluktan hepimiz şikâyetçiyiz, şikâyet ediyoruz; ama, bunun için de AK Partiyi kimsenin suçlamaya hakkı yoktur. Adalet ve Kalkınma Partisi yedi aylık bir iktidardır; mevcut siyasî partiler içerisinde, bugünkü tabloda suçu olmayan, suçu bulunmayan tek siyasî parti de Adalet ve Kalkınma Partisidir. 3 Kasım seçimlerinde işbaşına gelmiştir, bu millete hizmet etmek için de gece gündüz çalışmaktadır. Bu yüzden, açık olmaktan, şeffaf olmaktan, demokratik tavrımızı ortaya koymaktan hiçbir zaman çekinmedik. Sorumluluğumuz yok; ama, bu demek değildir ki, Türkiye Cumhuriyetine hizmet etmeyeceğiz. Evet, Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini daha aydınlık, daha güzel, daha çağdaş, daha özgür yapmak için gayret edeceğiz; bu gayreti de, bizim hükümetimiz ve çok değerli bakanlarımız göstermektedir.
Dün burada bir kıymetli arkadaşımız konuşma yaparken "dünyada sosyal politikalar sol görüşün elindedir; kapitalizmi de sağ partiler temsil eder"gibi bir ifade kullandı. Gerçekten doğrudur; dünya geneli böyledir; ama, Türkiye'de bunun tam tersi vardır. Türkiye'de, maalesef Türkiye'de, siyasî tarihimize bakarsanız, halktan yana olan, emekten, üretenden yana olan, halkına tepeden bakmayan tek partiler, sağ partilerdir ve sağ partilerin tek başına iktidar dönemlerinde, Türkiye'de emeğin yüzü gülmüştür, köylünün yüzü gülmüştür, işçinin yüzü gülmüştür, işverenin, memurun yüzü gülmüştür. (CHP sıralarından "Bravo"sesleri, alkışlar[!]) Türkiye'deki siyasî tarihe bakarsanız, bunu her zaman görmüşsünüzdür.
Değerli arkadaşlar, şimdi hizmet sırası AK Partiye gelmiştir; AK Parti de bu hizmeti yapmak için gece gündüz çalışmaktadır. İşte, yedi aylık kısa dönem süresi içerisinde; malî miladı kaldırmıştır, vergi barışını gerçekleştirmiştir, onbeş senedir ödenmeyen nemaları ödemeye başlamıştır, çiftçi borcuna af getirmiştir, birçok kimsenin "yapamaz" dediği ucuz mazot uygulamasını yapmaya başlamıştır, duble yol çalışmalarını başlatmıştır, SSK ve Bağ-Kur affını gündeme almıştır, ücretsiz kitap çalışmalarını başlatmıştır, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine son yılların en yüksek zammını da AK Parti İktidarı vermeyi başarabilmiştir. İşte, bunları, IMF'ye rağmen yapabilmiştir; sosyal politikalar, sosyal devlet anlayışı gereği yapmıştır ve görüyorsunuz, AK Parti, verdiği sözleri birer birer yerine getirmektedir ve getirmeye devam etmektedir.
Tabiî, bu arada, sosyal politikaları yerine getirirken, AK Parti, Türkiye'nin çağdaşlaşması ve özgürleşmesi, daha çağdaş ve daha özgür olması için Avrupa Birliği uyum yasalarını da birer birer çıkarmaktadır.
Değerli arkadaşlar, dikkatinizi çekiyorum, tüm bunlar, yedi ay gibi kısa sürede ve devralınan olumsuz ve ağır şartlara rağmen gerçekleşmektedir; çünkü, AK Parti, enkaz edebiyatı yapmadan, geçmişe takılmadan, tüm enerjisini Türkiye'nin geleceği için harcamaktadır. Türkiye'nin geleceğinin de, yatırımdan, üretimden geçtiğinin farkındayız. Bakınız, 60 000 000'luk Türkiye Cumhuriyetinin üretimi, gayri safî millî hâsılası, yaklaşık 200 milyar dolardır; ama, 60 000 000'luk İtalya'nın gayri safî millî hâsılası, üretimi 1 trilyon 200 milyar dolardır. 120 000 000'luk Japonya'nın gayri safî millî hâsılasının, üretiminin 5 trilyon dolar olduğunun farkında mısınız?! Bizim onlardan ne eksiğimiz var! Bakın, 1946 yılında, birileri çıkmış "Türkiye Cumhuriyeti küçük Amerika olacak" demiş; 1950'li yıllarda da yine birileri çıkmış "küçük Amerika olacak" demiş; halbuki, cumhuriyet kurulurken, cumhuriyetin Onuncu Yıl Nutkunda hedef belirlenmiştir, o da, muasır medeniyet seviyelerinin üzerine çıkmaktır. Niye, Türkiye'yi dar bir kalıba oturtmaya çalıştı acaba geçmiş siyasetçiler?! İşte, bu dar kalıbı bollaştırmak ve Türkiye'nin önünü açmak için üretime önem vermek ve üretimin de önünü açmak durumundayız.
Kıymetli arkadaşlar, gelelim müzakere ettiğimiz maddeye: Mevcut 1475 sayılı İş Kanununun "İstisnalar" başlıklı 5 inci maddesinde, gazeteciler sayılmıyorken, yeni İş Kanunu Tasarısının yine "İstisnalar" başlıklı 4 üncü maddesinin (h) bendinde gazeteciler sayılıyor ve gazeteciler hakkında uygulama hükmü getiriliyor. Halbuki, 13 Haziran 1952 tarihli, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, zaten, gazetecilerin haklarını düzenleyen özel iş kanunudur. Dolayısıyla, bu Kanun varken, İş Kanunu Tasarısının "İstisnalar" başlıklı 4 üncü maddesinin (h) bendinde gazetecilerin sayılmasının bir anlamı yoktur. 4 üncü maddeden (h) bendinin çıkarılmasıyla, yeni iş kanununun çalışanların lehine olan hükümlerinden, ileride, yargı kararlarıyla, gazetecilerin de yararlanabilmesinin kapısı açık tutulmuş olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 22 Mayıs 2003