İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 111. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sosyal sigortalar kurumu kanunu tasarısı (s.s. 247)

Enver Öktem

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 111. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Temmuz 2003 · 1.188 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Enver Öktem (CHP), 24 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR KURUMU KANUNU TASARISI (S.S. 247)); konuşma 1.188 kelime.

Enver Öktem (CHP, İzmir). “Sosyal sigortalar kurumu kanunu tasarısı (s.s. 247)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 24 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/enver-oktem-22-2003-07-24-sosyal-sigortalar-kurumu-kanunu-tasarisi-s-s-247 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU BAŞKANI ENVER ÖKTEM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 2 nci maddesiyle ilgili olarak Partimizin görüşlerini size arz etmek için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, burada SSK'nın kurumsal yapısıyla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum. Tasarının ilk 23 maddesi, SSK'nın kurum kanunu olup, SSK'nın, genel müdürlük veya kurum başkanlığı olarak düzenleneceğini içermektedir.

SSK, 4.10.2000 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 616 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameyle, bir genel müdür ve beş genel müdür yardımcısıyla yönetilmekte, yönetim kurulunun karar alma süreçlerindeki etkinliği fazla olarak devam etmekteydi; fakat, bu kanun hükmündeki kararnameyle yönetim kurulunun atama yetkisi, sadece, şube müdürlüğüne indirildi; daha önce bu daire başkanlarını atama yetkisi yönetim kuruluna aitti.

Şimdiki düzenlemeyle, SSK Başkanı, SSK Başkan Yardımcısı, Sigorta İşleri Genel Müdürü, Sağlık İşleri Genel Müdürü ve bunlara bağlı daire başkanlarının atama yetkisi Bakanlığa; yani, üçlü kararnameye bırakılmıştır. Bu, SSK'nın, Yönetim Kurulunun etkinliğini ve özerkliğini zedeleyici bir uygulamadır. SSK'nın üst düzey yöneticilerinin Bakanlık tarafından atanması, SSK Kanununda geçen "malî ve idarî açıdan özerktir" ibaresine tam ters bir uygulamadır. Bu şekilde atanmış olan kişilerin, malî ve idarî olarak özerk olamayacakları ortadadır. Üstelik, yönetim kurulu da bir süsten ibaret hale getirilecektir.

Yönetim kurulunun yetkileri kısılmış ve Bakanlığa devredilmiştir. SSK, eski halinde karar alma süreçleri açısından kısa ve etkin bir durumdayken, şu andaki düzenlemede, sağlık işleri ve sigorta, işleri olarak ayrılması nedeniyle, karar alma süreçleri çok uzamıştır. SSK, hantallaşmış, yatay ve dikey olarak bürokrasisi artırılmış, iş yapamaz hale getirilmiştir. SSK'nın aktif olarak yürüyebilmesi için ve karar alma süreçlerinde, yatay ve dikey olarak bürokrasinin azaltılması için, mutlaka, genel müdürlük benzeri -adı başkanlık olsa dahi- kısa bir hiyerarşik yapıyla örgütlenmesi gerekmektedir.

Buradaki düzenlemeyle, temel amacın, sayısı halen 11 olan bireysel emeklilik şirketlerinin, ileride etkin ve faal olması için, SSK'nın hantallaştığı, iş yapamadığı ve işlevlerini yerine getiremediği, bu nedenle de, birkısım sosyal sigorta uygulamalarının özel sektöre devredilmesi gerektiği fikrine dayanak oluşturma olduğu anlaşılmaktadır. SSK'nın, mutlaka, hiyerarşik yapısının kısaltılması gerekmektedir. Örneğin, şu anda, ikibuçuk yıldır, SSK, başkanlık olarak yönetiliyor. SSK'nın Sağlık İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı bir daire başkanı, sigorta işlerine bağlı bir daire başkanına bir yazı yazdığı takdirde onaltı imza gerekmektedir. Günde bir imza atılsa dahi, yazının, gidip, cevabının gelmesi için otuziki gün gerekmektedir, hem de aynı binada yan yana bulunmasına rağmen. Bu ayrılma ikinci bir şey daha getirecektir; daire başkanları dahi üçlü kararnameyle atanacak, böylece, bu kişiler, karar alma süreçlerinde yönetim kuruluna bağlı olmayacaklar, direkt Bakana bağlı olacaklardır. Yönetim kurulunun aldığı kararları uygulamakta tereddüt gösterecekler veya Bakanlığın kararıyla yönetim kurulunun kararlarının çelişmesi durumunda ise, yönetim kurulu, kararını uygulayamayacak, kendisini atamaya yetkili merci olan Bakanlığın talimatlarını yerine getirecektir. Böylece, yönetim kurulu, etkinliğini tamamen yitirmiş olacaktır.

Yine, aynı şekilde, Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü ile Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü veya SSK Başkanı ile SSK Başkan Yardımcısı veya SSK Başkanı ile Sigorta İşleri Genel Müdür Yardımcısı arasında kişisel veya başka temele dayalı bir çatışma olduğu takdirde, kurum kilitlenecek ve çalışamayacak hale gelecektir; çünkü, bu kişilerin görevden alınmaları süreci çok uzun bir prosedürü gerektirir hale gelecektir ya da aynı şekilde, siyasî iktidarın emir ve direktiflerini yerine getirmeyen bürokrat ise, yine siyasî iktidar tarafından görevden alınabilecek, yine, SSK'nın amaçları doğrultusunda karar alan yönetim kurulunun kararlarına uymayabileceklerdir.

Siyasî bir bağımlılık oluşacaktır, SSK'nın idarî ve malî özerkliği ortadan kalkacaktır ve kurumun işlemesi engellenecektir. Şu anda bile kurum, bürokratları ve çalışanlarınca bu başkanlık sisteminin ve iki genel müdürlük sisteminin yanlışlığından yakınmaktadır. Bunun engellenmesi için, adı başkanlık olsa dahi, mutlaka ve mutlaka, sağlık ve sigorta işlerinin bir arada yürütülmesi gerekir; çünkü, bu hizmetler birbirlerinin ayrılmaz birer parçalarıdır.

SSK, dışarıdan hizmet satın almıyor kendisi üretiyor; üretilen hizmetlerin finansmanını da sigorta müdürlüklerinden sağlanan primlerle gerçekleştiriyor. Burada şöyle bir handikap daha var: Hastaneler, kamuoyuna daha çok yansıdığı için, harcama kısmı dediğimiz hastanelere daha çok önem verilirken, prim toplama kısmı olan sigorta müdürlüklerine yeteri kadar önem verilmiyor; bu nedenle, prim toplaması gecikmektedir.

Şu anda, prim tahsilat tahakkuk oranı yüzde 50'lere kadar düşmüştür. Bunun iki nedeni vardır: Birincisi; sigorta müdürlüklerinde yeteri kadar personel olmamasıdır, SSK kanunu olmadığı için memur alınamamıştır. İkincisi de; bu müdürlüklerde yeterli araç gereç ve donanım yoktur. Sigorta müdürlükleri kapsamındaki icra memurları yeterli düzeyde desteklenmedikleri için çalışamamaktadırlar. Kanunî korumadan yoksun olan icra memurları da bu işin üzerine yeteri kadar gidememektedirler; bunun da engellenmesi gerekmektedir. En önemlisi, prim toplayan sigorta müdürlüklerinin, mutlaka ve mutlaka desteklenmesi ve en az hastaneler kadar özen gösterilmesi gerekir. Bu müdürlükler desteklendiği ve yeterli alet ve ekipman sağlandığı takdirde, SSK açıkları büyük ölçüde azaltılacaktır.

Bu düzenlemeyle, siyasî iktidarın iyi niyetli olmadığını söyleyebiliriz. Asıl amaç, SSK'yı ağırlaştırarak, hantallaştırarak, iş yapamaz hale getirerek, bireysel emeklilik sistemine gönüllü geçişin altyapısı oluşturulmaktadır. Şu anda 11, Hazinede bekleyen 2 taneyi de eklersek, 13 bireysel emeklilik şirketi vardır ve bunlara yetecek kaynak şu anda Türkiye'de yoktur. Bu hizmetler, şu anda isteğe bağlı olarak verilmek durumundadır, dileyenler prim yatırmayı tercih etmektedir. Ülkemiz çalışanlarının bu ekonomik koşullar altında bu şirketlere para ayırabileceklerini düşünebilmek oldukça zordur. Bu birlikte birlikte, çalışanların ileride zorunlu olarak buraya yönlendirilmesinin altyapısı oluşturulmaktadır. Sanki, Şili modeli getirilecek gibidir. Bu model, bir tek Şili'de uygulanmaktadır. Şili'de de, Pinochet'ten önce, 5-6 bireysel emeklilik şirketi kuruldu. Bunlar, isteğe bağlı idi; fakat, kendilerini toplayamadılar, ayakta duracak aşamaya gelemediler. Ne var ki, Pinochet bir darbeyle iktidara gelir gelmez, polis ve askerler hariç olmak üzere tüm çalışanların sosyal güvenlik sistemleri kaldırıldı. Bunun yerine, özel; yani, bireysel emeklilik şirketlerine prim yatırılması zorunluluğu getirildi. Darbenin asıl sebeplerinden bir tanesi de budur.

Özel emeklilik ve sigorta şirketlerinden oluşan sistem, şu anda devlet garantisinin dışındadır. Devletin sadece kontrol yetkisi vardır. Bunlar, kâr için çalışan özel şirketlerdir ve iflasa tabidirler. İflas durumunda, bu şirketlere prim ödeyen vatandaşlarımız, ileride, yaşlandıklarında herhangi bir güvenceden yoksun kalabileceklerdir.

Kâr amaçlı şirketlerin bir başka özelliği de şudur: Bu şirketler, topladıkları primlerden bir kısmını da kendilerine kâr olarak ayırmaktadırlar. SSK kâr amacı gütmediği için, toplanan primlerden kendisine pay ayırmadığı halde, özellikle kuruluş kanununda yönetim giderlerinin yüzde 10'una kadar geliri olabileceği belirtilmişken, şimdiye kadar yüzde 2,5'u aşmadığı halde, SSK, topladığı primlerle dağıttığı maaşı dengeleyemeyecek konumdadır. Mesela, her ay için SSK 1 katrilyon lira prim toplamakta; 1,2 katrilyon lira emekli maaşı ödemektedir. Her ay için 200 trilyon lira açığı vardır; bunun nedeni, kayıtdışı istihdamın körüklenmesidir, kayıtdışılığın engellenmesi için yeterli çabanın gösterilmemesidir. Bu tasarıda da görüldüğü gibi, müfettişlere denetim yetkisi veriliyor; fakat, yaptırım ayağı sakat bırakılıyor. Böyle olunca da, kayıtdışı istihdam had safhaya ulaşacaktır. Bu tasarı, kayıtdışı istihdam konusuna da olumlu bir gelişme getirebilecek bir tasarı değildir; çünkü, yaptırım mekanizması da söz konusu değildir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Sosyal güvenlik sisteminin, halkın yararına bir şekilde, kâr amacı gütmeden, bir kamu hizmeti anlayışı içerisinde sağlam bir yapıya dönüştürülmesi devletin aslî görevi iken ve SSK'nın bu görevi yeterli bir şekilde yerine getirmesi için gelir artırımını sağlamak, SSK'yı güçlendirmek siyasî iktidarların öncelikle yapması gereken iş olması gerekirken, bu yasayla birlikte, devlet, bu aslî görevini özel şirketlere, bireysel emeklilik şirketlerine devredeceği düşüncesiyle, âdeta, gerekçe olsun diye bir kastî iş göremezlik yaratmaya çalışılmaktadır. İşi yokuşa sürüyorlar. SSK'nın başkanlık olarak kurulmasının ve hiyerarşik olarak dikey ve yatay bir biçimde büyümesinin sebebi de budur; karar alma süreçleri uzasın ki, kurum hantallaşsın. Hantal bir yapıdan da dişe dokunur hiçbir iş çıkmayacağından "bu işi yapamıyoruz, bu işi SSK yürütemiyor" anlayışına inandırmak istiyorlar. Bunu da, tabiî, kendileri söyleyemiyor, vatandaşa söyletmek istiyorlar "bıktım bu SSK'dan, bıktım bu Bağ-Kur'dan, defolsun, gitsin" dedirtmeye çalışıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 24 Temmuz 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook