İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 57. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

Erdoğan Kaplan

Tekirdağ Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 57. Birleşim · 2. yasama yılı · 25 Şubat 2004 · 1.091 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erdoğan Kaplan (CHP), 25 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.091 kelime.

Erdoğan Kaplan (CHP, Tekirdağ). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 25 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erdogan-kaplan-22-2004-02-25-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, idarî yönetim yapımızın eskidiğini, etkinliğini ve çağdaşlığını yitirdiğini, toplumsal gereksinimi ve beklentileri karşılamakta yetersiz kaldığını ve bu nedenle, kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesinin bir zorunluluk olduğunu düşünmekteyiz. Aşırı boyutlarda merkezîleşmiş, iş görmeyen, hizmet üretmeyen, hantal bir bürokratik yapı yerine çağdaş, uygar, demokrasiyi derinleştirip kökleştirici, bireyin yaşamını kolaylaştırıcı, ulusal bütünlüğü pekiştirici bir kamu yönetiminin yapılandırılması gerektiğine inanıyoruz.

Uzun zamandır irdelenen ve yeterli kamuoyu desteği almadan Meclis gündemine taşınarak görüşmelerine başladığımız Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, bu haliyle, birçok bakımdan yetersiz ve Türkiye'yi çağdaş bir kamu yönetimi yapısına kavuşturma niteliğinden uzak, idarenin cumhuriyetin temel yapısıyla ilgili sıkıntılarını bertaraf etme amacıyla gündeme getirdiği, idarenin bütünlüğü ilkesini zedeleyen bir metin görünümündedir. Merkezî yönetimin görev alanlarını tek tek sayarak sadece 11 adet hizmet alanıyla sınırlandıran bir şablon, üniter yönetim özellikli bir ülke açısından, sanıyorum bir ilki oluşturacaktır.

Bakınız, emeğin başkenti olan Zonguldak'tan, Tekirdağ'dan, Çorlu'dan, çeşitli sendika temsilcilikleri ve demokratik kitle örgütlerinden gelen onlarca faks ve mail'lerin birkaçı şu an elimde. İçerik yaklaşık hep aynı ve ortaklaşa şu endişeleri taşıyorlar:

"Kamu Yönetimi Temel Yasası, yeniden yapılanma programının sadece temel ilkelerini koyan ve yasama sistemimizde yer almayan bir çerçeve yasa kavramıyla karşımıza çıkmaktadır; yani, bu Kamu Yönetimi Temel Kanunu çıkarılıp, buna uygun olarak çıkarılacak tali yasalarla, bir tür içinin doldurulacağı görülmektedir.

Bütünlüğü sağlanmamış, birbirini tamamlayıp desteklediği ortaya konulmamış bir tasarının, gelecekteki parçalarını görmeden, yönetime yönelik düzenlemeler arasında tam bir bütünlük olma zorunluluğuna karşın, sadece, geçtiğimiz hafta, bizlere ulaştırılan Mahallî İdareler Kanunu Tasarısı dışında, hiçbir ucu açık görülmeyen düzenleme girişiminin, hem bilimdışı hem de yasama tekniği ve sorumluluğu açısından sakıncalı olduğu açıktır.

Tasarıda merkezî planlamanın yer almaması, planlamanın yerel yönetimler üzerinden kurgulanması, kamu hizmetlerinin eşit nitelikli olmasını ve yaygın bir biçimde sağlanmasını engelleyeceği gibi, bölgesel farklılıkları da derinleştirecektir. Bu yaklaşım, ulusal bütünlüğü ve sosyal devleti zafiyete uğratacağı gibi, sendikal meslek ve demokratik kuruluşların ülke çapında örgütlenmesi önünde de engel oluşturacaktır."

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının 16 ncı maddesinde, taşra teşkilatı kuramayacak bakanlıklar sayılmıştır. Buna göre, Sağlık, Tarım ve Köyişleri, Çevre ve Orman, Bayındırlık ve İskân, Ulaştırma, Sanayi ve Ticaret, Enerji ve Tabiî Kaynaklar, Kültür ve Turizm Bakanlıklarının görev ve etkinliklerini, personel, tesis ve araçlarını il özel idarelerine ve kısmen de belediyelere devrederek taşra teşkilatı kuramayacak olmaları, bu hizmetlerden bazılarının verilmesinde ciddî sorunlara neden olacaktır. Bugün bilinen yapısıyla bu yükün taşınamayacağı, mevcut il özel idare şemasının ve anlayışının, açıklanamayan boyutlarda aşılmasının düşünüldüğü açıktır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığının, özel idarelere aktarılan taşra teşkilatlarına ilişkin görev ve yetkiler ile aynı bakanlıkların belediyelere aktarılan hizmetleri arasında nasıl bir uyum sağlanabilecektir? Hizmetler belediyelere aktarılmış olmasına karşın, bunlar üstündeki görev ve yetkiler, dolayısıyla yönetim, tümüyle il özel idarelerine kalacaktır.

Bir diğer sorun ise şudur: Bu bakanlıklardan belediyelere aktarılan görevlerde, bugünkü belediyelerin, nitelikleri, hizmet yapabilme kapasiteleri, hizmeti ekonomik ve verimli biçimde yürütüp yürütemeyecekleri düşünülemediği için, çok büyük aksamalar yaşanacak; hizmet, gerektiği ve doğru biçimde yürütülemeyecektir.

Tasarıda, dağıtılacak görevlerin niteliği hiç gözönünde bulundurulmadan, toptancı bir yaklaşımla, yukarıda belirtilen bakanlıkların niteliği ne olursa olsun, tüm görevleri, belediye sınırları içerisinde belediyelere verilmiş bulunmaktadır. Bu toptancı paylaşımda -Türkiye'de var olan belediyelerin yaklaşık 2 100'ünün nüfusunun 5 000'den, 2 500'ünün nüfusunun ise 10 000'den az olduğu düşünülürse- bunlardaki potansiyelin hangi görevler için uygun, hangileri için uygunsuz ve yetersiz olduğu düşünülmemiştir.

Anayasanın 127 nci maddesine göre, yerel yönetimlerin varlık nedeni, mahallî müşterek ihtiyaçların karşılanmasıdır. Aslolan, merkezî yönetimdir. Mevcut yapıda merkezî yönetim, bütün ulusal coğrafyada yetkilidir; ancak, yeni yapıda mevcut durum tersine çevrilmekte, bu da Anayasayla çelişmektedir.

Ayrıca, tasarıyla yerel yönetimlere devredilen sağlık, kültür ve turizm, çevre ve orman, sanayi ve ticaret, bayındırlık ve iskân gibi hizmetlerin ne ölçüde mahallî müşterek ihtiyaç olduğu tartışmalıdır. Dolayısıyla, bu yaklaşım Anayasayla örtüşmemektedir.

Ayrıca, tasarı, Anayasanın 126 ncı maddesindeki "yetki genişliği" ilkesine de aykırıdır. İllerdeki il idare kurulunun, bu bakanlıkların taşra örgütlerini yönetmekle görevli kılınmasının, ilin genel yönetimini üstlendiği anlamına gelmediği açıktır. Yetki genişliği, fiilen uygulanamaz duruma getirilmiş; ilin genel yönetimi, ayrı bir kamu tüzelkişisi olan il özel idaresine geçmiştir.

Bu noktada, yasanın, idare açısından bir çelişkisine dikkat çekmekte yarar vardır. Bakanlıkların taşra teşkilatlarının, belediye sınırları içerisinde kalan yerlerde belediyelere, bu sınırların dışında kalan yerlerde de il özel idarelerine devredilmesi, her iki sınırı da kapsayan arazi, orman, göl ve su havzalarıyla ilgili konularda görev karışıklığı doğuracaktır. Aynı hizmetler için, hem belediyeler hem de il özel idareleri kaynak ayırmak durumunda kalacaktır.

Merkezî yönetimin önemli bir avantajı, maliyetleri düşürmesi, uzmanlık bilgisine sahip olması, koordinasyonu sağlamasıdır. Tasarı ise, yerel yönetimleri güçlendirme adına, illeri çarpık bir biçimde bölüp, aynı görevleri iki ayrı kamu tüzelkişiliğine vermektedir. Bu, hem maliyet artırıcı hem de çatışma yaratıcı bir yerellik ilkesidir. Ayrıca, nüfusun yüzde 70'inden fazlasının belediye sınırları içerisinde yaşadığı düşünüldüğünde, pek çok hizmeti il özel idareleri vermeyecek ve işlev alanı daralacaktır. Bu durum, illerin idaresinden sorumlu olan il özel idaresinin yetkileriyle çelişmektedir. Yani, bu durumda, tasarının genel gerekçesinde dile getirilen "devletin aslî hizmetleri dışında, bakanlıkların taşra teşkilatı ortadan kaldırılarak, yerel ve yerinden yönetim birimleri güçlendirilmektedir" biçimindeki yargı, tasarının, devletin aslî hizmetlerinin içeriğini ortaya koymaktadır. Buna göre, devletin aslî işlevleri, taşrada örgütlenme olanağı tanınan bakanlıkların hizmet alanları, bir başka deyişle, adalet, millî savunma, millî eğitim, içişleri, maliye ve çalışma ve sosyal güvenliktir.

Değerli milletvekilleri, üç dönem belediye başkanlığı yapan bir arkadaşınız olarak belirtiyorum: Türkiye'de yerel yönetimlerin ve özellikle belediyelerin daha geniş görev alanı, daha fazla yetki ve daha fazla kaynakla donatılarak mahallî idare özelliğine kavuşması, çağın gereklerine uygun bir yeniden yapılanma süreci içine sokulmaları, yıllardır yinelediğimiz, en büyük arzumuz; ancak, çağdaş anlayışın bir gereği olarak algıladığımız yerelleşme sağlanırken, devletin temel yapısının zedelenmemesi ve tarihten gelen birikimlerden doğan görev ve sorumlulukların gözardı edilmemesi gerekmektedir. Tasarıda, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi söylemi arkasına sığınılarak, kamu hizmetleri, il özel idarelerine ve kısmen belediyelere devredilerek yerelleşmeye, yerel yönetimlerin de, işletme mantığından hareketle, işlevlerinin özel sektöre devrinin de bir tür önü açılmaktadır. Her ne kadar söylem düzeyindeki kesişmelerimiz olmakla beraber, biz, yerelleşmeyi, salt ekonomik bir sorun, yani, ekonomik etkinliği artırmanın yolu olarak değil, yurttaşın kendisinin çağdaş bir yaşamı sürdürme ve yönetime katılma anlamında gerçekleştirmesi, yani, demokratikleşme olarak da görmekteyiz. Bugün, yerel yönetimlere aktarılan bütçe vergi payları aşağı çekilerek, bu payların büyük bölümü yerel yönetim borçlarına mahsuben alıkonulmaktadır. Anayasa Mahkemesi iptaline rağmen, yerel yönetimlerin bütçe vergi gelirleri paylarını indiren bir anlayışın, içtenlikli olarak yerel yönetimlerden yana olması mümkün değildir; yani, yaklaşımın ardındaki ana neden, kamu hizmetlerinin piyasa merkezli anlayışlara terk edilmek istenmesidir. Yani, hak sahibi yurttaş kavramından, hizmet pazarlanan bir müşteriye geçiştir; çünkü, o aşamada, yerel yönetim düzeyinde kamu hizmetinin özelleştirilmesi daha kolay görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, tüm yurttaşların eşit şekilde yararlanamadığı kamu hizmetlerinin yeni bir düzene sokulması, insanca yaşama amacıyla uyumlu, daha çağdaş hale getirilmesi, kamu yönetimimizin yeni ve köktenci..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

55 konuşma daha · 25 Şubat 2004

55 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook