Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma
Samsun Milletvekili · İYİ Parti
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 2 Kasım 2026 · 1.306 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Erhan Usta (İYİ Parti), 2 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.306 kelime.
Erhan Usta (İYİ Parti, Samsun). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 2 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erhan-usta-2026-11-02-ham-tutanak-1 (erişim: 2 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90987
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)ERHAN USTA (Samsun)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakan, tabii, Sanayi Bakanlığını konuşuyoruz. Sizin Bakanlığınız makroekonomik ortamdan çok derin bir şekilde etkileniyor, bir kısım meseleler de tabii sizin sorumluluk alanınızın dışında yani makroekonomik istikrarın sağlanması, belirsizliklerin azaltılması, güven ortamının tesis edilmesi sizin doğrudan Bakanlık olarak elbette sorumluluğunuzda olan hususlar değil ama sizi de yakinen etkileyen hususlar. Şimdi, tabii, sizin elinizdeki enstrüman yalnız hükûmetlerin elindeki belki de en büyük enstrümanlardan bir tanesi, sizin de elinizde var, bu teşvik mekanizmaları, sizin Bakanlığınız bünyesinde yani hem teknolojiye ilişkin hem sanayiye ilişkin hem bölgesel kalkınmaya ilişkin mekanizmalar sizin elinizde. Siz, tabii, sunumunuzda girdi odaklı bir sunum yapıyorsunuz yani artık modern kamu mali yönetimlerinde girdiden ziyade sonuç odaklı sunumlar yapılıyor. Yani bir şeyi hani bir para harcamayla övünmek yerine sonuçları ne olmuş, nereye gitmişiz, nereye varmışız, hedeflerimizi ne kadar tutturmuşuz üzerinden aslında bu işler öyle yapılıyor. Şimdi, orada muhtemelen çok fazla diyeceğiniz bir şey maalesef yok.
Bakıyorsunuz, şimdi en önemli şey nedir? İmalat sanayisinin millî gelir içerisindeki payı. Şimdi, iyi örnek ülkelere bakıyorsunuz, sanayileşmiş ülkeler olabilir veya sanayileşme yolunda çok güçlü adımlarla giden, gelirini çok ciddi artıran ülkelere filan bakıyorsunuz, imalat sanayisinin veya sanayinin yani kavramlar farklı da verilerin mukayese edilebilir olması açısından kimi zaman ikisine de bakılabilir, inşaat haricine, dâhiline bakılabilir, bu oranların ama imalat sanayisinde oranların millî gelir içerisindeki payını uzun süre yüzde 30'larda tutmuşlar ve otuz kırk yıl boyunca bu oranlarda tutan ülkelerin gerçekten çok yüksek gelir gurubuna ulaştığını, hele hele belli sektörlerde çok ileri noktalara gittiğini görüyoruz. Şimdi, bu, benim özellikle çok üzerinde durduğum bir husus, Planlamadayken de kalkınma planlarına sürekli yansıttığımız bir husustu fakat Türkiye bunu başaramadı.
İkinci husus nedir? Kaynaklarımızın üretken alanlara yatırılması meselesi. Türkiye hem kendi kaynaklarını hem de yurt dışından çektiği kaynakları maalesef üretken alanlara yatıramadı. Biraz fazla taşa, toprağa -tüketime dayalı- AVM'ye, şuraya, buraya filan veya gereğinden çok erken... Yani elbette altyapı yatırımlarını devlet yapmalı ama çok erkenden yapılmış, çok büyük montanlı altyapı yatırımları gibi kaynaklara... Bunlar ister kamu-özel iş birliği projesiyle olsun ister devletin bütçesinden olsun önemli değil, nihayetinde ekonomik kaynağını buna ayırdı; bu, diğer bir sıkıntıydı. Dolayısıyla, sonuca ulaşmakta zorlandık.
İmalat sanayinin millî gelirdeki payı yüzde 15,6'ya düşmüş; 15,6. Bakın, iyi örnek ülkeler bunu yüzde 30'da uzun süre devam ettirmiş derken bizde 15,6; bu en son TÜİK rakamı. Son iki çeyrekte de yine 15,6-15,8 seviyesinde gidiyor. Çok yüksek olmadı bu ama en azından 2022 yılında da yüzde 21,8'miş. Burada belki sizin biraz şeyinizin dışında, uygulanan ekonomik programdan kaynaklanan bir durum da var; sanayinin payı giderek düşüyor. Şimdi, imalat sanayi istihdamının toplam istihdam içerisindeki payına bakıyorsunuz, aynı sıkıntıyı orada görüyoruz. Siz sunumunuzda "Yılbaşından bu yana imalat sanayisinde kayıtlı istihdamı 79 bin artırdık." diyorsunuz, orada tabii biraz kelime oyunları filan var. İstihdamda kayıtlısını, kayıtsızını...
SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI MEHMET FATİH KACIRŞöyle...
ERHAN USTA (Samsun)Hayır, hayır söyleyeceğim. Biz de TÜİK rakamına bakıyoruz. TÜİK rakamına baktığın zaman, sadece o değil ki dönem, 2024'ün dördüncü çeyreğinde -çeyrek bazda söylüyorum- 6 milyon 812 bin kişi sanayide çalışıyormuş, şimdi 6 milyon 390 bin kişiye düşmüş; yaklaşık 450-500 bin civarında düşüş var; Türkiye İstatistik Kurumu rakamı yani kayıtlısı, kayıtsızı, hepsi bunun içerisinde. Şimdi, bu bir sorun, bu ciddi bir sorun. Nüfusumuz artıyor, çalışma çağındaki nüfusumuz artıyor ama sanayi istihdamı nominal rakam olarak bile düşüyor. Sanayi istihdamının toplam istihdam içerisindeki payı yüzde 19,7'ye gelmiş. Bakın, son yirmi yıla şöyle pay olarak baktığınızda tarımdan 10 puanlık, hatta 11 puanlık -neyle mukayese ediyorum, 2005'le mukayese ediyorum; 2026'dayız, yirmi bir yıllık- kopma var, bu kopmayı sanayi hiç çekememiş; hepsi hizmet sektörüne gidiyor. Yani tamam, işte bu erken sanayisizleşme meselesi yani belli bir süreden sonra elbette hizmet sektörünün artması falan filan tamamdır ama biz gelirimizi artıramadan, sanayi hamlelerimizi tamamlayamadan sanayisizleşme gibi bir noktayla karşı karşıya kaldık. Şimdi, bunlara altlık olması açısından bir sürü makaleye de baktım ben son dönemde hazırlanmış, bunlar ampirik olarak da bu söylediğimiz şeyleri ifade ediyorlar. Dolayısıyla, buralarda demek ki para vermekle olmuyor, paranın uygun şekilde kullanılmasını sağlamamız gerekiyor. Ha verdiğimiz paranın ne olduğunu geçen bize gönderecektiniz, onu hâlâ göndermediniz. Yani vergi harcamalarını hedef olarak biliyoruz da mesela diyelim ki "Geçen yıl 3 trilyon, 5 trilyon dediğimiz vergi harcamasının 2024-2025 gerçekleşmesi ne olur?" dediğimizde ne Maliye Bakanlığı ne de siz bize herhangi bir cevap veremiyorsunuz; bunları bilmek gerekiyor.
Şimdi, kritik birkaç tane konu söyleyeceğim. Bakın, yakınsama oranları olarak baktığınız zaman 1960'ta millî gelirimiz Amerika Birleşik Devletlerinin millî gelirinin yüzde 13'üymüş, şimdi yüzde 23'üne gelmiş. Kaç yılda? Yaklaşık altmış beş yılda. Şimdi, bu oran Tayvan'da yüzde 40, mesela Güney Kore'de yüzde 55; biz hâlâ yüzde 23'ündeyiz. Orta gelirdeyken sanayileşemedik, Güney Kore, Tayvan'a baktığınız zaman onlar sanayisizleşmeden önce yakınsadılar; gelir gruplarını, gelirlerini artırdılar.
Burada yine inşaat dâhil sanayi payı... Bakın, 95'te Türkiye'de 34, Japonya'da 35, Kore'de de 36,5. Şimdi, bu oran bizde 95'te 34'ken şimdi 24'e düşüyor -imalat sanayi değil, inşaat dâhil toplam sanayi- ama Kore'de hâlâ yüzde 34; uzun bir süre buraları hep yüksekte tutmayı başarmış.
Bu yüzde 18, istihdam içerisindeki pay olarak kritik bir sınırdır; buna da dikkat etmek gerekiyor, Türkiye o kritik sınıra geldi ama bu, şu anda geldiğimiz yer çok iyi olduğundan değil.
Mesela bir başka makalede, Alper Duman isimli bir akademisyenin bir makalesinde şunu söylüyor: İşletme artığının ne kadarı yatırım olarak yeniden firma bünyesine dönüyor? Şimdi, mesela Güney Kore'de işletme artığının yüzde 80'i aynı işletmede yatırım olarak dönüyor ama bu oran Türkiye'de yüzde 40 civarında, yüzde 40. Niye? Çünkü sanayide ayakta durmak zor, zaten birçok alan kârlı değil, uygulanan yanlış ekonomik politikalar... Yani bir firmanın kazandığı parayı, bir sanayicinin kazandığı parayı normalde kendi firmasına yatırmasını, işini büyütmesini, istihdamını artırmasını, cirosunu artırmasını, ihracatını artırmasını beklersiniz değil mi? Yapmıyor bunları Türkiye'de sanayici. Burada sanayiciyi suçlamak değil amacım, burada sizin bakmanız lazım. "Niye biz sanayicinin burada kazandığı parayı buraya yatırmasını sağlayamıyoruz?" diye sormanız lazım. Bu yarattığınız yanlış makroekonomik ortam, bu işin cazip olmaması, üretken olmayan alanların cazip olması... Üretken olmayan alanlara para yatırmak daha cazip, sanayici de gidiyor parasını oraya yatırıyor; sanayiciyi suçlayamazsınız. Bu ortamda bunları vergi düzenlemeleriyle, başka şeylerle sizlerin yapması gerekiyor.
Şimdi spesifik ülke örnekleri vardı, onların hiçbirine vaktim olmayacak ama bu yıl, biraz da geçmiş yıllardan farklı olarak, ben de bir miktar şu "bölgesel gelişmişlik farkları" konusuna girmek istedim çünkü partideki görevim nedeniyle bir bölgesel kalkınma stratejisi hazırlıkları üzerinde çalışıyoruz. Gerçekten Türkiye'de 1969'da Devlet Planlama Teşkilatının başlattığı bir SEGE çalışması var. O günden bugüne bakıyorsunuz, çok fazla bir şey değişmemiş. 1969 ile bugünü mukayese ettiğimizde en alt sıralardaki iller tablosunun neredeyse hiç değişmediğini görüyoruz. Örneğin; 1967 verileriyle, 1969 SEGE'sinde 67 il arasında en alt sıralarda Bingöl, Hakkâri, Ağrı, Tunceli, Adıyaman ve Muş var. Hemen hemen 2025'te de yine en alt sıralarda bu iller -bu sefer il sayısı 81 olmuş- Ağrı, Muş, Şanlıurfa, Şırnak, Hakkâri var. Dolayısıyla burada tabii Şanlıurfa'nın da dramatik bir gerilemesi var, onu da çok iyi analiz etmek gerekiyor. Yani 67 il sıralamasında 55'inci sıradayken -yine yeri bir miktar çok kötü değilken- şimdi 2025 verileriyle 81 il içerisinde Şanlıurfa 79'uncu sıraya kadar geriliyor.
Şimdi bir diğer problem -bunun biraz daha yenisine de geleceğim ama belki vaktim kalmayabilir diye- "bölgesel kalkınma tuzağı" diye bir mesele var. Yani biz gelişmemiş illerimizi zaten üst tarafa taşıyamamışız; maalesef Türkiye bunu başaramamış da ama bir kısım iyi giden yerler de bölgesel kalkınma tuzağına yakalanmış. Bunların içerisinde en önemlisi de Ankara. Ankara bu tuzakta; işte bunlara bakmamız gerekiyor. Bölgesel iller bazında kalkınma stratejilerini iyi dizayn etmemiz gerekiyor. Bizim Doğu'da, Güneydoğu'da yaptığımız yollar -hani yol yapıyorsunuz- altyapı için önemli ama artık onlar bir göç otobanı hâline geldi. Yani Batı'ya göçmek için kullanılıyor; başka şey için, ekonomik gelişme için, ekonomik kalkınma için maalesef sizin ürettiğiniz yanlış politikalar nedeniyle kullanılamıyor. Ve oralarda şimdi bunun sonucunda ne oluyor? İşte 1980-1990'lı yıllarda feodal yapıya destek verilerek oralardaki problemlerin üzeri kapatılmaya çalışıldı. Bugün de ne yapılıyor? Bugün de efendim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Samsun)PKK terör örgütüne bir miktar tavizler verilerek buradaki yanlış duruş düzeltilmez.
Teşekkür ediyorum.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
43 konuşma daha · 2 Kasım 2026