Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 94. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Mayıs 2004 · 1.144 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fahrettin Üstün (CHP), 27 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)); konuşma 1.144 kelime.
Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s-6 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddede "Gıda maddeleri üreten işyerlerinin 4 üncü madde kapsamındaki denetimleri Sağlık Bakanlığı tarafından yapılır.
Gıda maddeleri üreten işyerlerinde, gıda maddelerinin gıda kodeksine uygunluğunun denetimi ve gıda kontrolü, 5 inci ve 18 inci madde kapsamındaki denetimler ile gıda maddelerinin ithal ve ihracındaki denetimler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yapılır" denilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, buna göre, belediye sınırları içerisindeki kasapların kontrolü de Sağlık Bakanlığı tarafından yapılabilecek. Benim bildiğim kadarıyla, şu anda, Sağlık Bakanlığının bünyesi içerisinde 5 veteriner hekim var. Bunu nasıl yapacaklar merak ediyorum; bir.
İkinci olarak; bu kanun tasarısı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına yetki verilmek üzere hazırlanmıştı. Demek ki, Sağlık Bakanlığı, gerçekten çok cimri davranmış; yetkilerini devretmekten ziyade... Daha önce çıkarılan 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede bu yetki olmamasına rağmen, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve belediye bu denetimi müşterek yaparken, şimdi, bu ortadan kaldırılmış ve Sağlık Bakanlığı, yetkilerini vermemekte gerçekten ısrarlı.
Yalnız, Tarım ve Köyişleri Bakanlığındaki mevcut personelin durumuna da bakmak gerekiyor. Şu anda, Bakanlıkta çalışan yaklaşık 5 600 ziraat mühendisi, 2 400 veteriner hekim var. Değerli arkadaşlarım, Türkiye'deki denetlenecek işyeri sayısı, Devlet İstatistik Enstitüsünün 2003 yılı resmî rakamına göre, 497 000. Yani, yaklaşık 500 000. Bir işyeri yılda 3 kez denetlenirse, yıllık toplam denetim sayısı 1 500 000. Bunu işgünü olarak 200'e böldüğümüzde, bir işgününde denetlenecek ortalama işyeri sayısı 7 500 adet. Bir ekip günde 3 işyeri denetleyebiliyor, denetlenecek 7 500 işyeri için 2 500 ekip gerekli. Bu 2 500 ekipten biri sağlık, biri teknik personel olmak üzere 5 000 yeni elemana ihtiyaç var. Biz Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda bu hesaplamayı yaptıktan sonra, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına 5 000 yeni veteriner hekim ve ziraat mühendisi ve diğer mühendis kadrolarından kadro tahsis edilmesi yönüne gittik; ama, yine Sağlık Komisyonunda bu eleman alımı kesildi ve bu denetlemelerin neyle nasıl yapılacağı açıkta kaldı.
Yine, tasarıya 9 uncu madde olarak ilave edilen itiraz hakkı, Sağlık Bakanlığı görüşlerinde, Yedinci Bölüm, piyasa gözetimi, denetim, kontrol ve sertifikasyon ile itiraz hakkı kısmında aynı şekilde kalmış.
10 uncu maddede, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan metinde yer alan Üçüncü Bölüm içerisindeki "gıda ürünlerinin piyasaya arzında üreticilerin ve dağıtıcıların yükümlülükleri, ulusal gıda kodeksi komisyonu, risk analizleri, ihtiyatî tedbirler, bilimsel komiteler ve ulusal gıda meclisi"yle ilgili maddeler Türkiye Büyük Millet Meclisi metninde yer almamaktadır.
Yine, tasarıda eksik gördüğümüz, 11 inci maddede, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılan düzeltmelerde, Dördüncü Bölüm, kısaltma ve ceza hükümlerini içermekte olup, sağlığın korunmasıyla ilgili maddeler daha iyi şekilde derlenip toparlanmıştır. Sağlık Bakanlığının yaptığı düzeltmelerde bu kısım -Beşinci Bölüm- "Sağlığın korunmasına ilişkin hükümler"olarak ayrı bir kısımda incelenmiştir.
12 nci maddede, Sağlık Bakanlığının hazırladığı metinde Dördüncü Bölüm olarak nitelendirilen kısım içerisinde "bildirimler, acil durumlar, kriz yönetimi, izlenebilirlik ve işyeri sorumluluğu" kısmı, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından hazırlanan metinde çıkarılmıştır.
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan metindeki Altıncı Bölümdeki, ticaretle ve ilgili hükümleri içeren maddeler, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından hazırlanan ihracat, madde 11 ve ithalat, madde 13'te değerlendirilmiş olup, gümrükle ilgili madde, aynı şekilde madde 13 olarak kalmıştır.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, biraz önce biz yine önerge verirken, Sayın Bakanım, meslekle ilgili taassuplarda bulunduğumuzu söyledi. Ben de, Sayın Bakanıma şu soruyu sormak istiyorum: Türkiye, Avrupa'ya niçin kırmızı et ve beyaz et ihraç edemiyor? Bunun Sayın Bakan tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinde yanıtlanmasını arz ediyorum.
Tabiî, gıda derken, Türkiye'deki tarım ve hayvancılığı geçmek de yanlış olur. Bir zamanlar tarımda kendine yeterli bir ülke olan Türkiye, artık, bu özelliğini kaybetmiştir. Darbenin yapıldığı 1980'de toplam ithalatın sadece binde 64'ü olan tarım ürünleri ithalatı, 10 kat artarak, beş altı yılda yüzde 6 seviyelerine çıkmış, ihracat yüzde 57,46'dan 1998'de yüzde 10,80'e gerilemiştir. Aynı dönemde, ABD'nin toplam tarım ürünleri ihracatı ise yaklaşık 3 kat artmıştır.
Halen, tarım sektöründe gelirler düşüktür. Tarımsal alandaki gelirler ortalaması, genel gelirlerin yüzde 40'ı düzeyindedir. Ancak, en zengin ile en fakir arasındaki gelir oranı açıldıkça, zaten düşük gelirli olan tarım sektöründeki yoksulluk, iyice artmaktadır.
Yıllardır uygulanan politikalar sonucu olarak, kırsal nüfusun genel nüfusa oranı 1980'den bu yana yüzde 56'dan yüzde 35'e düşmüştür, düşürülmüştür.
Buna karşılık, sivil istihdam içinde tarımın payındaki düşüş daha az olmuştur. 1980'de yüzde 54 olan tarımdaki istihdam, 1997'de yüzde 45'e düşmüştür. Bunun anlamı, şehirlere göç eden kırsal nüfusun, yedek işgücü ordusunu artırması veya kayıtdışı sektörlerin işgücü ihtiyacını karşılamasıdır. Bu, aynı zamanda tarımda istihdam edilen işgücü gelirlerinin şehirlerdeki istihdama göre düştüğünü de göstermektedir.
Tarımda bir süredir arazilerin belli ellerde toplanarak işletmelerin büyüdüğü anlaşılmaktadır. 500 dekardan büyük araziye sahip işletmelerin toplam ekilen arazi içindeki payı 21 yılda yüzde 11,2'den yüzde 17,2'ye çıkmıştır. Buna karşılık 20 dekardan daha az toprağa sahip küçük çiftçilerin toplam ektiği alan, yüzde 10,4'ten yüzde 5,6'ya düşmüştür. Buna karşılık arazi büyüklüğü ortalamasının da düşmüş olması -ki bu oran ortalama olarak 59 dekardır- bu tekelleşmenin, yoksul köylülerin arazileri daha da küçülürken gerçekleştiğini göstermektedir. Bu tabloda, giderek yoksullaşmış, aldığı borçları dahi ödeyemeyen köylüler, artık bu borçları için hapse girmeye başlamışlardır.
Cargill ve Novartis gibi, dev ulusötesi tekeller, genetik müdahaleli tohumlarıyla yavaş yavaş çiftçileri kendilerine bağımlı hale getirmektedirler. Bu tekeller, Dünya Ticaret Örgütündeki anlaşmalarla, sattıkları tohumlardan alınan ürünlerden çiftçilerin ikinci yıl tohum çıkarmasına yasak getirmek istemektedirler. Bununla da yetinmeyerek, bu tohumları, ikinci defa tohum alınamayacak biçimde bozmaktadırlar. Böylece, bu topraklara özgü cinsler giderek yok olmakta ve tek çeşitlilik hâkim olmaktadır. Cargill, aynı zamanda, işleme tesisleri de kurarak, çiftçileri kendisine bağlı birer taşeron haline getirmektedir. Örneğin, Bursa-Orhangazi'de, İznik Gölünü mahvedecek bir mısır nişastası tesisi kurmaktadır. Bu tesisin işleyeceği mısırı üretmesi için çevredeki köylülere eğitim vermekte ve tohumluk mısırı da kendisi üretmektedir.
Tarımda bir büyük çöküş de hayvancılıkta yaşanmıştır. Küçükbaş hayvan sayısı, 1980'den 1998'e yaklaşık yarıya düşmüştür. Küçükbaş hayvancılığın asıl üretim yeri olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan savaş ortamı, zorunlu göç uygulamaları, hayvancılığa büyük bir darbe vurmuştur.
Tarımı çökertme programı için, emperyalist kuruluşlar, birçok yalana başvurmaktadır. Aslında yıllardır yavaş yavaş yok edilmekte olan desteklerin çok yüksek olduğu yalanı bunların başında gelmektedir. Dünya Bankası ve OECD gibi emperyalist kuruluşlar, destekleri yüksekmiş gibi göstermek için, Ziraat Bankasına yapılan transferleri kredi sübvansiyonu olarak hesaplamışlardır. Böylece, onların hesaplarına göre, kredi sübvansiyonları, toplam desteğin yaklaşık üçte 2'sini bulmaktadır. Kredi faizlerini ödeyemeyip hapse giren köylülerin durumu ortadayken, bu, kuyruklu bir yalandan başka bir şey değildir. Yatırım yapılmayarak ve kötü yönetilerek bilinçli bir şekilde zarar ettirilen tarımsal KİT'lere yapılan harcamalar da destek olarak gösterilmekte ve bu da toplam desteğin yüzde 18,5'ini oluşturmaktadır. Benzer durumda zarar ettirilen TİGEM gibi kuruluşların bulunduğu Bakanlık bütçesinden yapılan harcamalar da desteklerin yüzde 8'ini oluşturmakta, girdi sübvansiyonları ise sadece yüzde 8 oranında kalmaktadır.
1932 yılında buğday ve üzüm piyasalarına müdahaleyle başlayan destekleme uygulamaları, planlı döneme kadar sadece 11 ürünle sürmüştür. 1980 yılına kadar destekleme ürün sayısı 29'a çıkarılmıştır. Daha sonra hızla azaltılarak, 1980'de 22, 1985'te 13, 1990 yılında 9'a inmiş, 1991 ve 1992 yıllarında sırasıyla 24'e, 25'e çıkarılmışsa da, 1994 yılından bu yana sadece 3 ürüne destek verilmektedir; bu ürünler, hububat, tütün, şekerpancarıdır. Alımları, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tekel ve Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi tarafından yapılmaktadır.
AB ülkelerinde ve ABD'de tarımda yüzde 5 ve yüzde 2,5 gibi bir istihdam olmasına rağmen...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 27 Mayıs 2004