Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)
Adana Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 94. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Mayıs 2004 · 861 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tacidar Seyhan (CHP), 27 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)); konuşma 861 kelime.
Tacidar Seyhan (CHP, Adana). “Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tacidar-seyhan-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
TACİDAR SEYHAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Önce, tüm dünyada bilinen bir saptamayla, bir gerçekle başlamak istiyorum. Dünyadaki hastalıkların yüzde 70'i beslenmeden kaynaklanıyor; birinci saptama bu. Dünyadaki ölümlerin de yüzde 30'u beslenmeden kaynaklanıyor. Dünyadaki örgütlerin tanımlaması bu.
Beslenmenin, düzgün, dengeli, sağlıklı beslenmenin insan hayatındaki önemini en az benim kadar sizler de biliyorsunuz. Dolayısıyla, ülkemizde, şu anda, gerçekten, denetimsizlik nedeniyle kültürel anlamda olgunlaşmamış olmanın ve kısa yoldan para kazanma hissinin güçlenmesi nedeniyle bir gıda terörü oluşmuştur. Bu vesileyle, böyle bir kanunun çıkmasını çok uygun buluyoruz; tabiî ki kanuna ihtiyacımız var.
Bu, üç temele dayanıyor; birinci temel bilgisizlik, ikinci temel denetimsizlik, üçüncü temel eğitimsizlik. Bunların ışığı altında, biz, elimizden geldiği kadar, Gıda Kanunu içerisinde, insan sağlığına önem vererek bir şeyler yapmaya çalıştık; ama, değerli arkadaşlarım, sonuçta ne yapabildik, birazdan onları da açacağım.
Bakanlığın izin verdiği katkı maddeleri var; bunlara değinmek istiyorum. Bakanlık bunu tanımlamış; ama, eğitimsizlik ve kısa yoldan para kazanma hırsı, Bakanlığın izin verdiği katkı maddeleri dışında, farklı katkı maddelerini kullanmaya itiyor insanlarımızı.
Adana'da, daha geçen yıl bir maya fabrikasının kazanı patladı; 4 arkadaşımız hayatını kaybetti. Çıkan rapor sonucunda, bu olayın, Bakanlığın izni dışında katkı maddeleri kullanılmasından kaynaklandığı tespit edildi. Bunun için, yapmamız gereken, denetimleri artırmak ve buralardaki cezaî müeyyidelerle, yaptırımlarla onları caydırıcı olabilecek koşullara doğru çekmek olmalıydı.
Sayın Bakanım "bu tasarıda mümkün olduğu kadar tüm kurulların görüşünü aldık" dedi; ama, bakın, bu tasarının üç yönü var; birincisi çevre, ikincisi gıda, üçüncüsü tüketici. Bu tasarı hazırlanırken, Gıda Mühendisleri Odası katıldı; ama, az önce Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın milletvekilinin de belirttiği Codex Alimentarius adında uluslararası bir örgütün toplantısına çağrılabilen Tüketici Koruma Derneği buraya çağrılmamıştır, hiçbir dönemde burada bulunmamıştır. Ben, direkt Genel Başkanlarıyla görüştüm, "orada bulunmadım" dedi. Üstelik, Çevre Mühendisleri Odası da çağrılmamış. Siz, gıda üretiminin çevreyle ne alakası var diyemezsiniz.
Arkadaşlar, bakın, ben konuştum, üç şeyi öğrendim; bilmiyordum; değerli arkadaşlar, bilmiyordum, ama öğrendim. Arkadaşlar, olumlu bir şeyler getirdiler önümüze. Biz, diyalogdan yanayız.
FİKRET BADAZLI (Antalya)Çoğu yeri de tercümedir.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)Doğru söylüyor milletvekilim; birçok yeri de tercüme.
Bakın, elimde yönetmelik var. Siz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 28 aktif maddenin 24'ünde yönetmeliğe atıfta bulunan bir kanun gördünüz mü?! İşte, burada; bütün maddeleri yazdım, Sayın Grup Başkanvekilime de bunu takdim edeceğim. Biz, aslında, burada kanun çıkarıyoruz; ama, birçok şey eksik tanımlanmış.
Arkadaşlar, işyeri sorumluluğunun kültürel yetkinliği, ehliyet sahibi olması bile eksik tanımlanmış; herhangi birisini işyeri sorumlusu yapabileceğiz. Üç yıllık, beş yıllık... Düzeltelim diyorlar, düzeltelim; ama, arkadaşlar, birçok yerde bu eksiklikler var. Biraz sonra, cezaî eksiklikleri de anlatacağım.
Değerli arkadaşlarım, bakın, çevresel etkenleri açısından -üretim yapan işyerlerine de, Bakanlıklara da söylüyorum- lütfen bizleri eğitin. Ben, insan sağlığı için, aldığım ürünün üstünde arıtma amblemini görmek istiyorum; 3 lira fazlaysa alacağım. Evet, yoksulluk sınırında, açlık sınırında yaşıyoruz; ama, paramız yok diye, hayatımıza kastedecek ürünleri, sürdürülebilir bir yaşam anlayışının karşısındaki beslenme alışkanlığını da ısrarla sürdüreceğimizi kabullenemeyiz. Oraya, filtresi varsa o tesisin, bacasını bassın; arıtması varsa, onun da amblemini bassın; lütfen; biz de, bilerek alalım. Yurt dışına gidin, bütün ürünlerin üzerinde "green certificate" (yeşil enerjiyle üretilmiştir) damgası vardır. Tüketici onu bilir; gider, raftan onu alır ve gerekirse 1 lira fazla öder. Bu, tüketici tercihidir; ama, biz, birkaç şeyi öğrenemedik. "Hijyen" deyince, öğrendiğimiz tek şey elimizi sabunlamak. Ekmek için "hijyen ambalajda satılacak" diye yönetmelik çıktı; aldığımız ekmeklerin üzerinde üretim yerinin etiketi dahi yok. Eskiden fırın isimleri olurdu; şimdi, fırının ismi dahi yazmıyor; bakkala dahi gitsen bir iddiada bulunamazsın. Değerli arkadaşlar, bu tür eksiklikler varken, biz, Türkiye'de gıda terörünü nasıl önleyeceğiz?!
Bakın, çevresel anlamda birkaç şeyi daha söylüyorum. Bütün arkadaşlarımız bilir ki, karayollarında, egzoz gazı bile -karayolundan geçerken Sayın Tarım Bakanımız da şahit olmuştur; çok duyarlıdır kendileri, mutlaka ilgili yerleri bilgilendirmiştir ve önlem almaya çağırmıştır; ama, yapacak bir şey yok- yolun 3 metre, 5 metre kenarındaki bitkinin sağlıklı yetişmesini engelliyor. Biz, daha, peynir suyunun kokusunu gidermeyi dahi başarabilmiş değiliz. Dünya başarmış mı; dünyada da başarılamadı; yani, başarılamayan yerler var. Dolayısıyla, eğer, bir gıda yönetmeliği, gıda kanunu hazırlanacaksa, mutlaka, bu denge kurulmalıdır. Dengenin aslı, gıdanın teknik yönleridir; ikincisi tüketici haklarıdır; üçüncüsü çevredir. Değerli arkadaşlarım, bunların üçü birden, sürdürülebilir yaşam anlayışımıza hizmet eder.
Bizim bir görevimiz de caydırıcı olmaktır. Bu kanun metni, açıklıkla yazılmadığı gibi, cezaî müeyyideler açısından da caydırıcı olma özelliğini taşımamaktadır. Onu, biraz uzun olduğu için, madde madde, az sonra, size açıklayacağım. Lütfen beni iyi dinleyin. Aynı komisyondan çıkmış iki kanun tasarısı arasında, cezaî açıdan ne gibi büyük çelişkiler olduğunu birlikte tespit edelim ve birlikte düzeltelim. Bu ülke hepimizin. Her zaman söylediğim gibi, buradaki milletvekillerinin de, insan sağlığına en az benim kadar duyarlı olduğunu biliyorum. Hepsi duyarlılar; ama, burada, tasarı içerisinde yapabileceğimiz küçük değişiklikler, bundan sonraki sorunların üstesinden gelmek için, hem idarecilerin hem yöneticilerin hem de bizim önümüzü açacaktır. Aksi takdirde, gıda teröründen kaynaklanan her yaşam kaybının, her insan kaybının, bizim üzerimize bindirilmiş çok büyük yükü olur. Gün geçmiyor ki, bir televizyon programında, gıdayla ilgili sıkıntı çekmiş, gıdayla ilgili terörden etkilenmiş bir tek vatandaşımızı görmeyelim; her gün görüyoruz.
Bu konuda en büyük sıkıntımız, seçilmişler, üzerine gitmiyor arkadaşlar, gitmiyor. Bu iş belediyelerde; arkadaşlarımız seçilmiş; fakat, yeniden seçilebilme kaygısıyla, buradaki denetimlerini yeterince, zabıtalarıyla yapamıyorlar. Denetim yetkisi sadece onlarda değil ki; kimde; sağlık müdürlüğüyle ortak denetimleri de var. Vallahi, sağlık müdürlüğü ile zabıtanın denetime çıkacağı günü sağır sultan bile biliyor, nereye gideceğini de biliyor artık.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 27 Mayıs 2004