Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Kasım 2004 · 1.567 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fahrettin Üstün (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.567 kelime.
Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Organik Tarım Kanunu Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsımın görüşlerini dile getireceğim; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, gecenin geç saati olmasına rağmen, tarımın sorunlarının had safhada olması nedeniyle hep tarım konuşuluyor, konuşulacak da. Yine, yarın, tohumculuk yasasında, tarımın ve tarımcının, çiftçinin sorunlarına değinmeye devam edeceğiz.
Ben, Sayın Bakanımın iyi niyetine inanıyorum, bir şeyler yapmak istediğine de inanıyorum; ama, siz, davulu Sayın Bakanın boynuna asıp, tokmağın birisini IMF'ye, birisini Dünya Bankasına, birisini Sayın Bakan Babacan'a, birisini Başbakana ve bir de Avrupa Birliğine verirseniz, bu davul elbette düzgün çalınmaz.
ALİM TUNÇ (Uşak)Kaç tane tokmak var?! Bu kadar davul tokmağı yok!
FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)Şimdi, tarıma destek şart. Başbakan vermeyince, Sayın Bakan ne yapsın?!
Değerli arkadaşlarım, organik tarım, organik tarım diyoruz; zaten, kısa bir süre sonra tarım tamamen organik olacak. Niye mi organik olacak; elimde bir tablo var, Kasım 2002, gübre fiyatları... Organik tarımda, biliyorsunuz, gübre ve ilaç kullanımı çok önemli; bunlar kullanılmadığı zaman da tamamen organik tarım gerçekleşmiş oluyor.
Gübre fiyatları:
Amonyum sülfat; Kasım 2002'de 180 000 lira kilogramı...
SUAT KILIÇ (Samsun)Gübrenin organik tarımla ilgisi yok.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)Bilmiyorsunuz arkadaşım, öğrenin; çok iyi var.
...Ekim 2004'te 290 000 lira; artış yüzde 61.
Amonyum nitrat; Kasım 2002'de 185 000 lira kilogramı, Ekim 2004'te 370 000 lira; artış yüzde 100.
Üre, Kasım 2002'de 255 000 lira kilogramı, Ekim 2004'te 520 000 lira; artış yüzde 103. Sizin çok övündüğünüz o enflasyon rakamlarını burada göremiyorum.
Değerli arkadaşlarım, tarımda hangi alana el atarsanız, hayvancılığa, arıcılığa, anasona, tütüne, şekerpancarına, her alanda sorunlar had safhada.
Bir de "transfer" sözünden niye alınıyorsunuz, onu anlamıyorum. Transgenik ürünler var, genetiği değiştirilmiş organizmalar; bir canlının genini alıp başka bir canlıya nakli -bununla ilgili yarın, detaylı, Meclisi bilgilendireceğim- buna da "gen transferi" deniliyor. Peki, bu bitki, şimdi, para mı almış oluyor değerli arkadaşlarım?! Peki, transfer parası almışsa, genetiği değiştirilmiş bu bitki paraları nereye koyuyor?! "Transfer" sözünden niye alınıyorsunuz; anlamış değilim.
Bir de, kamuoyunda yeterince tartışılmayan, Dünya Ticaret Örgütünün 27-30 Temmuz 2004 tarihleri arasında yapılan toplantısında alınan kararlar var. Üreticilerimizi yakından ilgilendiren kararlar, kamuoyunda, maalesef, yeterince tartışılmamaktadır. Zor durumda olan ülke çiftçisi bu kararlardan habersizdir. Dünya Ticaret Örgütü, tarımsal desteklerin azaltılması, ihracat desteklerinin kaldırılması ile ithalat vergilerinin ve kotaların düşürülmesi konularında prensip anlaşmasına vardı. Hükümetin bu konuda çiftçinin nasıl korunacağına dair görüş bildirmemiş olması ilginçtir. Aynı şekilde, AB ile görüşmelerde, son yayınlanan rapora göre, görüş bildirmediği gibi. Alınan bu kararlar 2005 Hong Kong'ta devam edecek olan görüşmelerde kesinleşirse, halen kendi kendimize yeterli olmadığımız için, hatta, diğer ülkeler gibi desteklemediğimiz için, ithal ettiğimiz pamuk, ayçiçeği, mısır, soya, kanola ve sert buğday ürünlerinin üretimlerini ve ancak birkısım tedbirlerle yaşatmaya çalışılan hayvancılığımızı olumsuz etkileyecektir. Çiftçilerimiz, hükümetin bu konudaki görüşlerini bilmek istiyor.
Sayın Başbakanın, geçenlerde, Erzurum'da, doğuda, talihsiz bir demeci oldu. Önce, özellikle siyasîler, ağzından çıkacağı sözü bir tartacak, bir daha tartacak; hele bakanlık, başbakanlık makamındaysa o kişiler, o sözü konuşurken daha fazla tartacak ve ona göre konuşacak. Diyor ki Sayın Başbakan: "Bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak?!"
Değerli arkadaşlarım, şimdi, bütçe gelecek. Bütçeyle ilgili, ben, size, tarımın nasıl desteklendiği nasıl desteklenmediği hakkında bilgi vereceğim. Bu yılki bütçenin yüzde 45'i faizciye ve rantiyeciye gidiyor; aynı bütçenin de binde 7'si tarım desteklerinde. Şimdi, soruyorum Sayın Başbakana; kim kime çalışıyor?.. Siz, faizciye ve rantiyeciye çalışırken çiftçiyi de onlara çalıştırıyorsunuz. Batık bankalar 70-80 milyar dolar götürdü; bu bankaları çiftçi mi soydu değerli arkadaşlarım?! O bankaların da üzerine gidemiyorsunuz; birisinin üzerine gittiniz, diğerleri duruyor.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğinde tarıma bakacak olursak, 26 Haziran 2003'te Avrupa'da tarım bakanları Brüksel'de toplanarak şu kararları alıyorlar:
Tarımsal destekler aynen devam edecek,
Avrupa Birliği bütçesinin yarısı -yaklaşık 50 milyar euro- tarıma ve kırsal politikalara ayrılacak,
Şekerpancarı, dolayısıyla, şekerde, zeytinyağında, tahılda ve hayvancılıkta destekler aynen devam edecek,
Tarımsal ürün ithaline yönelik engellemelerle içerideki üreticinin korunmasına devam edilecek,
Ürün bazındaki desteklerin yanı sıra, tarım ürünleri ihracatı da desteklenmeye devam edilecek.
Türkiye'nin bu reformdan çıkaracağı dersler nedir?.. Türkiye'de kimi çevreler çıkıp diyebilirler ki: "AB tarımsal destekleri kaldırıyor, Türkiye de kaldırsın." Onlara verilecek yanıt çok basit; Avrupa Birliği, 1962'den beri tarıma çok büyük destekler verdi. Başlangıçta bütçesinin yüzde 85-90'ını ortak tarım politikasına ayırdı. Avrupa Birliğinin, halen, bütçesinin yarısı olan 50 milyar euro destek verdiği biliniyor. Bu, doğrudan yapılan desteklerdir. Bunların yanında dolaylı destekler de vardır. Bunlar, tarifedışı engeller, birlik pazarına giren ithal tarım ürünlerini engellemek ve ihracatı desteklemek gibi icraatlardır. Türkiye, IMF ve Dünya Bankasının isteği doğrultusunda gübre, ilaç, tohum gibi desteklerini bir kalemde kaldırdı. Doğrudan gelir desteği ve beş üründe uygulanan prim uygulaması dışında ciddî bir destek yok. Bu desteklemeleri de üreticiler bir yıl sonra alabiliyorlar. Türkiye'de toplam tarımsal desteklerin tutarı 2 milyar doları bile bulmuyor. "Türkiye de destekleri kaldırsın" görüşünü savunmak, en hafif deyimiyle cahilliktir. Türkiye, zaten tarımı desteklemiyor ki.
Türkiye'nin çıkardığı en önemli ders ise şudur: Avrupa Birliği yaklaşık üç yıldır tarım reformunu tartışıyor ve ortaya çıkan sonuçta hemen hemen hiçbir üretici zarar görmüyor. Türkiye'de ise, üreticiyle ilgili alınan kararlar tartışma gündemine dahi gelmiyor, gelemiyor; çünkü, bu politikaları Türkiye'nin kendisi belirleyemiyor. Bunları birkaç örnekle ispatlayalım.
Doğrudan gelir desteğini, Dünya Bankası "uygulayın" dedi; Türkiye, bu sistemi tartışmadan uygulamaya koydu.
İlaç, tohum, gübre gibi temel girdilerde yapılan destekleri IMF "kaldırın" dedi; Türkiye, bunu tartışmadan kaldırdı.
Türkiye'de buğday fiyatının ne kadar olması gerektiği bile IMF'ye verilen niyet mektubuna konuldu.
Şeker Yasası, Tütün Yasası, IMF'nin isteği ve baskısıyla çıkarıldı.
Yapılan bu uygulamaların hepsi, Türkiye'de çiftçileri ciddî zararlara uğratarak üretim yapamaz hale getirdi.
Türkiye, Avrupa Birliğine sunacağı ulusal programda tarıma da geniş yer verdi. Bu kadar uzun metnin yerine, o programa yazılması gereken son söz şu olmalıydı: "Türkiye, Avrupa Birliğinin tarımda yaptıklarını aynen uygulayacaktır."
Değerli arkadaşlarım, yine, tartışmadığımız, Avrupa Birliğinin uyum mevzuatı ve Avrupa Birliğinin ilerleme raporuna yazılanlardır. Avrupa Birliği uyum mevzuatının yaklaşık yüzde 45'i tarım ve hayvancılık mevzuatıdır. Bunun da yüzde 30'u hayvancılık ve veteriner hekimlik hizmetleriyle ilgilidir. Avrupa Birliğiyle müzakerelerde aklımızda hep siyasal ve hukuksal konular var; ancak, yakın gelecekte başımızı ağrıtacak alanların başında tarım ve hayvancılık gelmektedir. Bu gidişle, Türk tarım ve hayvancılığı ya bitecek ya da tamamen yabancılara teslim edilecek.
Tarım ve hayvancılığa ülkenin gücü değil kamburu gözüyle bakılırsa, ülke tam bir felakete sürüklenecektir; çünkü, Avrupa Birliği Komisyonunun hazırladığı Türkiye Etki Raporunda, düşük verimli aile işletmelerinde çalışanların önemli bir kısmı, modernleşme ve yeniden yapılandırma çalışmaları nedeniyle başka sektörlere kaydırılmak zorunda kalınacaktır.
Türkiye'de yaklaşık 3 000 000 tarım işletmesinin, işletmecinin öncelikle kendi gereksinimini karşılama, daha sonra ürününü satma amacını güden aile işletmelerinden oluştuğu dikkati çekilen raporda, bu sayının 1991'de 4 000 000 olduğu da kaydedildi. Bu da, uygulanan tarım politikaları sonucunda, onüç yılda 1 000 000 işletmenin yok olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
Raporun en ilginç bölümü ise, Türkiye'nin üyeliğine etkileri bölümünü oluşturuyor. Olası bir üyelikte, Türkiye'nin tarımsal dışsatımının azalacağı, buna karşılık, kısıtlamaların kalkması nedeniyle Avrupa Birliğinin dışsatımının artacağı belirtiliyor. Raporda, bu sıkıntıdan kurtulmak için, Türkiye'ye, üyeliğe geçiş sürecinde, AB'ye yönelik ticarî kısıtlamaları kaldırması çağrısında bulunulmuştur.
Yaklaşık 79 000 000 hektarlık Türkiye yüzölçümünün hemen hemen yarısının tarıma ayrıldığı ve bunun yüzde 48 olan Avrupa Birliği ortalamasıyla uyumlu olduğu belirtilen raporda, Türkiye'deki tarım işletmelerinin sorunlu yapısına dikkat çekilmiştir.
Avrupa Birliğine üye 25 ülkede tarım işletmelerinin sayısının 13 000 000 olduğu belirtilen raporda, Türkiye'deki işletmelerin, yüzölçümü bakımından, 6 hektarlık ortalamayla, Avrupa Birliğindeki işletmelerin, yaklaşık yarı büyüklüğünde olduğu ifade edilmiştir.
Türkiye'nin toplam istihdamında tarımın payı yüzde 39, Avrupa Birliğinde yüzde 5; Türkiye'de tarıma dayalı nüfus 20 000 000, Avrupa Birliğinde 7 400 000'dir.Türkiye'de tarımdaki istihdam 9 400 000, Avrupa Birliğinde ise toplam 7 400 000'dir.
Avrupa Birliği, şu anda, su ürünleri hariç hiçbir tarımsal ve hayvansal ürünü almıyor. Su ürünlerinde de, Avrupa Birliğinden gelen heyetler, işletmelerde zaman zaman kontroller yaptıktan sonra ve rezidü analizleri, daha doğrusu, ilaç kalıntıları analizleri yapıldıktan sonra su ürünlerini alıyorlar. Diğer hayvansal ve tarım ürünlerini satın almama gerekçesi, kendi standartlarında üretim olmaması ve salgın hastalıklardır.
Tarım ürünleri konusunda uzun yıllar ve eski ders kitaplarında kalan söylem, kendi kendine yeten 7 ülkeden biriyiz. Bugünkü anlayış ise, tarımda kendi kendini bitirmeye çalışan ülkelerden biri olmamız.
Tarım ürünleri konusunda Dünya Bankasından Ankara'ya gelen ve temaslarda bulunan ve basına kapalı tutulan heyetin istekleri ise, kaygı verici boyutlardadır. Heyetin isteği, tarım ürünlerine konulan gümrük duvarlarının kabul edilemez olduğu ve bunların indirilmesidir; mevcut durumun devam etmesi halinde, karşımıza başka yaptırımların gelebileceği yönündedir.
Değerli arkadaşlarım, organik tarımı konuşurken, birçok Avrupa ülkesinde ve Amerika'nın çeşitli eyaletlerinde yasak olan enerji içecekleri konusuna değinmek istiyorum. Burada, halkımıza sağlıklı ürünlerin ulaştırılması için bu yasa tasarısını görüşüyoruz; ama, Sayın Bakanım, geçen dönemdeki Tarım Bakanının izin vermediği enerji içeceğine izin verdiniz, hem Ankara 6. İdare Mahkemesinin kararına rağmen hem de Danıştay 10. Dairesinin kararına rağmen. Danıştayda temyizde yine. Bu içeceklerin ülkede satılması ve kullanılması, halk sağlığını olumsuz yönde etkileyeceği görüşü belirtilerek yasaklandı. Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü, 26.2.2004 tarihinde bir tebliğ yayımlayarak enerji içeceklerine izin verdi; Tarım ve Köyişleri Bakanlığına görüş bildiren Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji Anabilim Dalından Prof. Dr. Ali Esat Karakaya'nın enerji içeceklerinin halk sağlığını olumsuz etkileyeceğini belirten raporuna rağmen; yine, aynı şekilde, Hacettepe Üniversitesinden Prof. Dr. Türkân Kutluay Merdol'un olumsuz raporuna rağmen.
Sayın Bakanıma şunu sormak istiyorum: Sayın Bakanım, bu kadar mahkeme kararı ve üniversite hocalarının raporları varken, bu enerji içeceklerine niye izin verdiniz? Burada, halkımıza sağlıklı ürünler ulaştırma niyetindeyiz, onun için çalışıyoruz gecenin bu saatinde; ama, sizin verdiğiniz bu kararla, ülkemizdeki birçok gencimiz ve çocuğumuz o içecekler sayesinde zehirlenecektir.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Şu ana kadar böyle bir vaka oldu mu?
FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla)Olacaktır; merak etmeyin.
Yarın, Tohumculuk Yasa Tasarısında, yine, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini bildirmeye devam edeceğiz.
Bu yasanın ülkemize hayırlı olmasını diliyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
87 konuşma daha · 30 Kasım 2004