Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)
Eskişehir Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 94. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Mayıs 2004 · 874 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fahri Keskin (AK Parti), 27 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)); konuşma 874 kelime.
Fahri Keskin (AK Parti, Eskişehir). “Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahri-keskin-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair 560 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname üzerinde görüş ve düşüncelerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Gıda konusu, çok geniş, günlerce anlatılması, tartışılması gereken bir konudur; iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, tamahkâr ile kanaatkârın, sağlıklı ile sağlıksızın karşılaştığı bir alandır. Bugün, en büyük yargı mercii, maalesef, insan vicdanıdır. Yirmibeş yıllık, gıda imalatçısı, üreticisi ve pazarlayıcısı olarak karşınızda bulunuyorum. Yaşam hakkı, insanların en temel Anayasal hakkıdır. Toplum sağlığını korumak, onun gereğini yapmak devletin aslî görevidir. İnsanların, yaşayabilmesi, özellikle sağlıklı ve dengeli yaşayabilmesi için beslenmeye ihtiyacı vardır. Gelişmiş toplumlarda, insana ve insan sağlığına verilen önem büyüktür. Sağlık denetiminden uzak, sağlıklı olmayan gıdalardan insanlara bulaşan 250 çeşit hastalık mevcuttur. Sağlıksız beslenmenin tabiî neticesi olarak, az gelişmiş toplumlarda ortalama yaşam süresi daha kısa olmaktadır; bu durum, toplumda ölüm oranlarının artmasına sebep olmaktadır. Toplum bireylerinin fiziksel, fizyolojik ve mental gelişimi engellenmektedir. Günümüzde, gıda maddelerinin üretiminde gıda katkı maddelerinin kullanımı teknolojik bir zorunluluk olabilir; ancak, hangi katkı maddesinin hangi gıda maddesinde en fazla ne oranda kullanılabileceği çok iyi bilinmeli ve açıklanmalıdır.
Yaş sebze ve meyve ile tahıl üretiminde kullanılan ziraî ilaçların ve hayvancılıkta kullanılan veteriner ilaçlarının kontrollü olarak kullandırılması şarttır. Hayvan yemlerindeki katkı maddelerine de çok dikkat edilmelidir. Çiftçilerimiz eğitim çalışmalarına alınarak, aşırı ilaç ve hormon kullanımının insan sağlığına olan olumsuz etkilerinin anlatılması lazımdır; yani, eğitilmesi gerekir. Bunun, sakatlık, erken yaşta ölüm ve erken doğumlarla irtibatının köylümüze anlatılması gerekir. Tarım zararlılarına karşı ülke çapında biyolojik mücadeleye geçilmesinin de ayrı bir önemi vardır. Bu arada, ihraç özelliği olan natürel tarıma geçiş teşvik edilmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; basından izlediğimiz kadarıyla, yurtdışına gönderdiğimiz bazı gıda maddelerinde, kanserojen madde olarak kabul edilen aflatoksinin yüksek düzeyde bulunduğunu, yine, bazı sebzelerde pestisit düzeylerinin yüksek çıkması nedeniyle iade edildiğini hepimiz biliyoruz. Bunları üretenler hakkında hangi işlemler yapıldı? Bunların, iade sonrası akıbetleri ne oldu? İmha mı edildi, yoksa, içpiyasada mı tüketildi? İçpiyasaya sunulan sebze ve meyvelerin bugün kontrolü yapılıyor mu? Yurt içinde bunların tahlilini yapabilecek kaç tane laboratuvarımız var? Hal meyve, sebze girişlerinde bunların analizini yapabilecek laboratuvarlarımız kurulmuş mudur?
Yine, basından izlediğimiz kadarıyla, değişik vilayetlerde kaçak domuz üreten ve besleyen çiftlikler vardır. Mesela, İstanbul İlinde, Şişli, Gaziosmanpaşa İlçe belediye hudutları içerisinde çok sayıda domuz yetiştirilmektedir. Bunların etrafında izinsiz kesimhaneler türemiş ve kaçak olarak çalışmaktadır.
Bu domuzlar, İstanbul'un çöplerini yiyor, İstanbul'un çöplükleriyle besleniyor. Domuz, cam ve metal parçası hariç, kendi dışkısı dahil, her türlü besinle beslenebilen bir mahluktur. Yenilen şeylerin insan karakterine tesiri ilmî bir gerçektir.
1 domuz bir yılda üç veya dört defa doğum yapar. Bir batında 20'ye yakın yavru yapabildiği düşünülürse, ilk yavrularının da tekrar anneleriyle beraber doğum yaptığı hesaplanırsa, 1 domuz bir yılda 480 domuza ulaşmaktadır. Ülkemiz, domuz tehdidiyle karşı karşıyadır. Tarım ve bahçe ziraatında, bu durum, millî bir felakettir.
Domuz avı mükafatlandırılmalı, teşvik edilmelidir. Yurdumuzun her tarafında her dönemde serbestçe avlanılabilmesi sağlanmalıdır. Avlanmadan ortaya çıkan etlerin nerelerde, ne şekilde kullanıldığı da ayrı bir muammadır. Dana etinin yarı fiyatına piyasada alıcı bulduğunu hepimiz bilmekteyiz. Sadece İstanbul'da günde 10 ton domuz eti üretilmektedir. Bu, resmî kaynakların ifadesidir arkadaşlar. Bu 10 ton domuz etinden sadece 3 tonunun gittiği yerlerin adresi bilinmektedir, diğer 7 tonu kaçak olarak piyasada kaybolmaktadır. Bu 3 tonun dışında kalan 7 tonun izahı yoktur. Yıllardır domuz kesim yerlerinin üzerine neden gidilememiştir?
Hangi firmalara domuz eti ve domuz eti mamulleri kullanma izni verilmiştir; verilmiş ise, bu etler, nerede ve kimler tarafından tüketilmiştir? Domuz etiyle ilgili ürünleri satan müesseselerin, camlarında bunu belirtmeleri gerekmez mi?!. Büyük marketlerde domuz ürünleri ile diğer ürünlerin farklı reyonlarda teşhiri gerekmez mi ?!.
Değerli arkadaşlarım, domuz etinin en çok kullanıldığı et işletmelerinin başında, salam, sosis ve jambon imalathaneleri gelir. Domuz etiyle, domuz yağıyla yapılan veyahut da bu ürünlerle karıştırılan jambon, salam ve sosisin kalitesi, imalatçı gözüyle, daha yüksek demektir; rengi ve kıvraklığı daha fazla demektir ve daha fazla tercih sebebidir. Kebap ve lahmacun üreten işyerlerinin, yemek fabrikaları gibi işyerlerinin hangi eti kullandıklarının bilimsel metotlarla tespiti ve denetimi şarttır. Aynı işyerinde, aynı imalathanede, haftanın muayyen günlerinde hem domuz hem de çift tırnaklı hayvan eti kullanma izni verilemez; bunun, farklı yerlerde, farklı amaçlarla olması, ayırt edilmesi lazım.
Yine bu arada, 10.2.2000 gün ve 23960 sayılı Türk Gıda Kodeksi Et Ürünleri Tebliğiyle belirlenen sucuk türleri bölümünde de haksızlık mı yapılmıştır?! Ülkemize has olan geleneksel Türk sucuğu ortadan kaldırılmıştır; geleneksel lezzet yok edilmiştir. O sucuk, bizim kültürümüzdü; o sucuk, Türkün damak zevkine uygundu; o sucuğun içinde ne olduğunu ülkenin her vatandaşı biliyordu; o sucuk, bugün, bu ülkenin en tanınmış gıda ürünüydü.
Şimdi, bunun içine neler konuluyor arkadaşlar; sakatat, tavuk eti, boyun eti, kanat etleri o sucukta yoktu; onun içinde sığır başeti, yürek, böbrek, dalak yoktu; onun içinde "sucuk benzeri ürün" ifadesi altında, bitkisel madde olarak bilinen soya ve nişasta bulunmuyordu.
Şimdi, 1 kilogram soya içine 4 kilogram su karıştırılabilir; bu, özleşmiş bir hamurdur. Dolayısıyla, 1 000 000 lira civarında olan bu karışımın maliyeti 250 000 liraya inmektedir. Burada vatandaş aldatılıyor, vatandaş et diye ot yiyor; birilerinin cebine haksız ve bol kazanç giriyor. Bu gıda ürünleri tebliğinin süratle değiştirilmesi lazım.
Getirilen, Gıda Kodeksi Et Ürünleri Tebliğine göre, etikette belirtilmek şartıyla, sucuğun içine kanatlı hayvan etleri, soya unu, sakatat, ciğer, yürek konulabilir; hatta, diğer tek tırnaklı hayvan eti de konulabilir; etiketinde yazma şartıyla; ibare budur.
Kanatlı hayvan etleri, sakatat çok çabuk bozulma özelliğine sahiptir, bekletilemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 27 Mayıs 2004