Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s.386)
Tekirdağ Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 106. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Haziran 2009 · 2.084 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Faik Öztrak (CHP), 17 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU FİNASMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.386)); konuşma 2.084 kelime.
Faik Öztrak (CHP, Tekirdağ). “Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s.386)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 17 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faik-oztrak-23-2009-06-17-kamu-finasmani-ve-borc-yonetiminin-duzenlenmesi-hakkinda-kanunda-degis (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 386 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, küresel krizin ilk işaretlerinin algılanmasından bu yana iki yıl, Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin bu krizden etkilenmeye başlamasının ardından da sekiz ay geçmiştir. Dünyada tüm ülkelerin canlandırma paketlerini uygulamaya koymayı tamamladığı ve artık bu paketlerin mali dengelerini bozucu etkilerini önümüzdeki yıllarda nasıl kontrol edeceklerini tartışmaya başladıkları bir dönemde, biz, canlandırma paketlerini açmaya başladık. Bu ayrışma, hem içeride hem de dışarıda risk algılamasını arttırıyor.
CHP olarak, mevcut iktidarın izlediği büyüme stratejisindeki yanlışlıkları sürekli dile getirdik. 2007 yılından sonra da küresel iklimdeki bozulmayı görerek hızla tedbir alınması ihtiyacını ve bu çerçevede önlem önerilerimizi defalarca açıkladık. O zamanlar Sayın Başbakan ve Hükûmet krizin teğet geçeceğinden ve küresel krizin getireceği fırsatlardan söz ediyordu. Son olarak, şubat ayında Başbakanın seçim meydanlarından yaptığı yardım çağrısı üzerine, krizin işsizlik ve büyüme cinsinden maliyetlerini sınırlayacak acil önerileri Genel Başkanımız yedi madde hâlinde sıraladı. Partimizin bu yapıcı tavrı karşısında Sayın Başbakan yine sinirlendi veya kendi ifadesiyle dertlendi ve “Herkes kendi işini baksın.” dedi. Ancak, seçimlerden sonra Hükûmet, Cumhuriyet Halk Partisinin getirdiği öneri paketleri içinden belirli önlemleri seçerek uygulamaya koymaya başladı.
Değerli milletvekilleri, bazı sektörlerde özel tüketim vergisi ve katma değer vergisinde indirime gidilerek piyasada belirli bir canlanmanın sağlanmasına yönelik önerimiz nisan ayından başlamak üzere uygulamaya kondu. Şu anda huzurunuzda bulunan Kredi Garanti Fonu da kredi piyasalarında tıkanıklığın aşılması amacıyla yine aynı öneri seti içinde partimiz tarafından ifade edilmişti.
Sayın milletvekilleri, getirilen yasa teklifinin 1’inci maddesiyle KOBİ’lerin kullanacağı krediler için Hazine kefaleti sağlanmaya çalışılmakta, böylece kredi piyasalarındaki sıkışıklık aşılmak istenmektedir. Bu çerçevede, Hazinenin 2009 yılında 1 milyar Türk lirasına kadar özel tertip devlet tahvili ihraç etmesi öngörülmektedir.
Sayın Başbakanın teşvik paketiyle ilgili son açıklamaları bu düzenlemenin nasıl uygulanacağına dair ipuçlarını da vermiştir. Bu destekle KOBİ’lere açılacak bir kredinin geri dönmemesi hâlinde bunun yüzde 65’i Hazine tarafından karşılanacak, geriye kalan yüzde 35 risk ise krediyi veren bankanın üzerinde kalacaktır. Kredi riskinin bir kısmının banka üzerinde kalması ahlaki rizikoyu azaltmak bakımından doğrudur ancak ekonominin içinde olduğu koşullarda 1 milyar Türk lirasının yetersiz kalacağını düşünüyoruz. Diğer taraftan, 30 Haziran 2008’den önceki iki yılda tahsili gecikmiş alacağı olan veya kamuya herhangi bir yükümlülüğü bulunan KOBİ’lerin bu sistemden yararlanmayacağı da anlaşılmaktadır. Bu, Hükûmetin, ekonominin içinde bulunduğu durumun farkında olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bize benzeyen ekonomilerin reel sektörlerinde 2008 yılının son üç ayında baş gösteren sıkıntıların, bizde 2007 yılından beri artarak sürdüğünü rakamlar ortaya koymaktadır. Bu nedenle, uygulamanın, 2007 yılını da kapsayacak şekilde değiştirilmemesi hâlinde kredi garantisi düzenlemesinin etkisi sınırlı kalacaktır.
Bütün bunların ötesinde, bu yasayı etkisizleştirecek en önemli husus, bir yandan firmaların finansman kaynaklarına erişimini kolaylaştırmaya çalışırken, diğer yandan hem kriz nedeniyle kaçan yabancı sermayenin kredi imkânlarını daraltması hem de düşen büyüme nedeniyle azalan vergi gelirleri ve Hükûmetin hesapsız kitapsız yaptığı birçok düzenlemeyle hızla artan bütçe açıkları sonucunda hazinenin özel kesimin borçlanabileceği kaynaklara el koymasıdır. Nitekim 2008 yılının ilk beş aylık döneminde 43,3 milyar Türk lirası artan kredi hacmi, bu yılın aynı döneminde 5 milyar Türk lirası düşmüştür. Buna karşın geçen yılın ilk beş aylık döneminde yaklaşık 4,5 milyar Türk lirası gerileyen bankacılık sistemi portföyünde tutulan kamu kâğıtları, bu yılın aynı döneminde 19,4 milyar TL artmıştır. 2008 yılının Ocak-Mayıs döneminde 3,6 milyar Türk lirası net iç borçlanma gerçekleştiren hazine, bu yılın aynı döneminde 25,5 milyar Türk lirası net iç borçlanma gerçekleştirmiştir. Yine, bu dönemde borç çevirme oranı, toplam borç çevirme oranı yüzde 72,5’tan yüzde 101,9’a yükselmiştir.
Bu belirsizlik ortamında bankaların yüzde 65 oranında garanti edilen bir kredi yerine yüzde 100 garantili olan hazine kâğıtlarına para yatırmasından daha doğal hiçbir şey yoktur. Sonuç olarak Hükûmet, dış borçlanma imkânlarının hızla daraldığı bir ortamda bütçe açıklarını iç piyasadan finanse etmeye devam ettikçe ve ortaya önümüzdeki üç yılda mali sürdürülebilirliği sağlayacak bir program koymadıkça bu tedbir kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.
Diğer taraftan, Hükûmetin bütçenin samimiyet ilkesini ihlal eden ve Meclisimizin bütçe yapma hakkını görmezden gelen yaklaşımları da sürmektedir. Bunun son örneği, bu yasa tasarısına Plan ve Bütçe Komisyonunda eklenen ve Toprak Mahsulleri Ofisine hububat alımları için 2,6 milyar Türk lirasına kadar özel tertip devlet tahvili verilmesini öngören 2’nci maddedir. Ancak, Toprak Mahsulleri Ofisine 2008-2009 ürünü buğday alımlarında kullanılmak üzere verilecek özel tertip devlet tahvilleri, bir önceki maddedeki uygulamadan farklı olarak kuruluşa borç, hazineye alacak olarak kaydedilecektir.
Değerli milletvekilleri, Toprak Mahsulleri Ofisinin bu yıl ciddi bir müdahale alımı yapmasını ve bu amaçla bütçeden kaynak tahsisini destekliyoruz. Ancak, 500 liralık müdahale alım başfiyatının da çiftçilerimizi hiçbir şekilde tatmin etmediğinin burada altını çizmek istiyorum. Yine ayrıca, Toprak Mahsulleri Ofisinin geçtiğimiz yıl hububat alımlarında başta Tekirdağ olmak üzere Trakya’ya yaptığı üvey evlat muamelesinin sürmesi hâlinde bu fiyatın da geçerli olmayacağını, çiftçinin tüccarın kucağına düşerek çok daha düşük fiyatlarla ürününü satmak zorunda kaldığının altını çizmek istiyor ve Toprak Mahsulleri Ofisinin bu yıl Trakya bölgesinde ciddi şekilde destekleme alımı yapmasını beklediğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, buraya kadar söylediklerim bu maddeyi desteklediğimize ilişkindi. Ancak, bundan sonra bu maddede öngörülen finansman yöntemi konusundaki ciddi endişelerimizi de dile getirmek isterim.
Toprak Mahsulleri Ofisine kendi görev alanı dışında fındık alımı gibi görevlerin verilmesi nedeniyle kurum hâlihazırda çok ciddi bir borç yükü altına girmiştir. 2007 ve 2008 bilançolarının karşılaştırması Ofisin mali yapısındaki hızlı bozulmayı açıkça göstermektedir. 2007 yılında Ofisin kısa vadeli mali borçları 31 milyon Türk lirası iken, 2008’de söz konusu mali borçlar 1,5 milyar Türk lirasına yükselmiştir. Sadece bir yılda kurumun kısa vadeli mali borçlarındaki artış 50 kattır. Aynı dönemde Ofisin toplam borçları ise neredeyse 2’ye katlanarak 5,4 milyar Türk lirasına çıkmıştır.
Sonuçta, Ofisin öz kaynaklarının toplam pasifler içindeki payı da 2007’de yüzde 41 iken 2008’de yüzde 25’e gerilemiş ve kurum, hızla öz kaynaklarını yitirmiştir. Bu tablo, Ofise bu yıl ikrazen yani borç olarak verilecek ve bütçe harcamaları içinde gösterilmeyerek borçlanma kalemlerine atılacak özel tertip devlet tahvillerinin önümüzdeki yıllarda geri ödenmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durumda, bu kâğıtların bütçe dışında çizgi altı finansman kaleminde gösterilmesi 2009 yılında yapılan bir harcamayı gizleyerek bütçenin suni olarak küçük gösterilmesinden başka bir şey değildir. Bu, bütçenin samimiyet ilkesinin açıkça ihlalidir. Diğer taraftan, artık gerçekçiliğini yitirdiği belli olan bütçenin gelir ve gider kalemlerinin Meclis tarafından yeniden belirlenmesi yerine bu tür hesap oyunlarına başvurulması veya açığı değiştirmek yerine borçlanma kanunundaki limitlerin değiştirilmesi Meclisimizin bütçe yapma hakkının engellenmesidir. Bu tür uygulamalar, 2001 krizinin ardından mali şeffaflığın sağlanması yönündeki düzenlemelerle elde edilen güven artırıcı kazanımların bunlara en çok ihtiyaç duyduğumuz bir konjonktürde yitirilmesi anlamına gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, Hükûmet tarafından getirilen ve aralarında bizim de önerdiklerimizin bir kısmı yer alan önlemler, krizin etkilerinin azaltılması için gerekli ancak yeterli değildir. Bizim önerilerimizin birincisi ve olmazsa olmazı ekonomik aktörlere güven verecek, orta vadeli belirsizlikleri ortadan kaldıracak bir programın açıklanması ve alınacak önlemlerin bu program çerçevesinde hayata geçirilmesiydi. Mali sektörde bir kriz yaşanmamasına rağmen Türkiye kendi liginde daralma ve işsizlik şampiyonu olmuştur. Buna karşın AKP Hükûmeti, yerle bir olmuş dengeleri yeniden kuran, güven veren, geleceğe ışık tutan bir programı ortaya koyamamıştır. Bırakın orta vadeli bir programı, gerçekçi bir 2009 bütçesi ve bunun finansmanına ilişkin ayakları yere basan bu yıla ait bir program dahi yoktur. Aksine Hükûmet, parça parça uygulamalarla akılları daha da fazla karıştırmakta, güven erozyonunu hızlandırmaktadır.
Sayın milletvekilleri, kuşkusuz böyle bir yöntem alınan önlemlerin etkinliğini sınırlamaktadır. Nitekim, bugün tüm ekonomik aktörler, 2010 ve 2011 yıllarına ilişkin artan belirsizliklerden ve öngörü eksikliğinden şikâyet etmektedir. Başlangıçta Sayın Başbakanın krizi görmezden gelme ve küçümseme yaklaşımı, ekonomik birimler nezdinde Hükûmetin olayları doğru okuyamadığı kanaatini oluşturmuştur.
Son olarak, bu tasarının da içinde yer aldığı teşvik ve istihdam paketlerini açıklarken Başbakanın önlemlerin bütçeye yükünün ucu açık olduğunu söylemesi ve ortaya ne bir maliyet ne de bir finansman hesabı koyamaması, ne yapıldığının bilinmediği izlenimini pekiştirmiştir. Böyle bir açıklama, aynı zamanda, bu paketler çerçevesinde verilen taahhütlerin yerine getirilemeyeceğinin endişesini de yaratarak bu düzenlemelerden beklenen etkinin sınırlanmasına neden olmaktadır.
Sayın milletvekilleri, kriz dönemlerinde mali disiplin gevşetilebilir. Nitekim, dış dünyada da ülkeler tarihte eşine az rastlanan bir mali gevşemeye gitmişlerdir. Ancak bu ülkeler hem mali gevşemeye imkân verecek esnekliğe sahiptir hem de gevşemenin ilerleyen yıllarda nasıl telafi edileceğine dair güvenilir, orta vadeli programları ortaya koyma çabası içindedirler.
Bugün dünya, Şili’nin 4 milyar dolarlık mali teşvik paketini alkışlamaktadır. Dünyada tüm ülkelerin kredi değerliliği sorgulanırken Moody’s Şili’nin kredi notunu artırmıştır. Şili, güneşli günlerde biriktirdiği imkânlarını, kötü günlerde her bir vatandaşına 70 dolarlık harcama çekleri dağıtarak kullanmaktadır.
O hâlde izlenecek yol, ikinci grupta yer alan ülkelerin yaptığı gibi güven verecek, temel makro hedeflerde belirsizliği ortadan kaldıracak orta vadeli bir program çerçevesinde mali gevşemeye gidilmesi, ilerleyen yıllarda ise bu gevşemenin nasıl telafi edileceğinin kamuoyuna açıklanmasıdır. Bu yapılmadığı takdirde, son dönemde kamuoyuna açıklanan paketlerin etkisi hem sınırlı kalacak hem de bütçede yeni delikler açılacaktır. AKP Hükûmetinin 2007 yılından bu yana genel ve yerel seçimlere yönelik izlediği politikalar ekonomide mali gevşemeye yönelik esnekliği büyük ölçüde daraltmıştır. Seçimler nedeniyle faiz dışı fazla hedefi hızla gevşetilmiş, kötü günler için kullanılabilecek bir imkân heba edilmiştir. Artık vakit geçirmeden yapılması gereken mevcut koşullara uygun yeni bir elbisenin dikilmesidir.
Sayın milletvekilleri, Hükûmet, 2002 sonrasında yaşanan küresel ekonomideki iklim değişikliğini algılayamamıştır. İktidara geldiğinde kucağında bulduğu ve önceki konjonktürde geçerli ve güven uyandıran reçetelerde değişen küresel iklimin gerektirdiği değişiklikleri yapamamıştır. Bu eksikliğin faturası bugün önümüze konmaktadır. Bunun neticesinde, 2006 yılına kadar benzerlerine göre daha iyi performans gösteren Türkiye, 2006 yılından itibaren küresel krizden çok önce benzerlerinden hızla ayrışmaya başlamıştır. 2002-2005 döneminde bize benzeyen ekonomiler ortalama yüzde 7 oranında büyürken Türkiye, hem küresel konjonktürün hem de bir önceki Hükûmetten devraldığı programın güvenilirliği ile aynı dönemde ortalama yüzde 7,3 büyüme başarısını göstermiştir. Ancak, izlenen yanlış politikaların yarattığı kırılganlıklar etkisini 2006-2008 yılları arasında göstermeye başlamıştır. Bunun sonucunda, bu dönemde tablo tam tersine dönmüş ve bize benzeyen ekonomiler ortalama yüzde 7,5 büyürken, Türkiye aynı dönemde sadece ve sadece yüzde 4,2 büyüyebilmiştir. Küresel krizden önce kendi sıkıntılarına gömülen Türkiye, küresel krizin gelmesiyle büyüme ve işsizlik cinsinden dünyada en yüksek bedeli ödeyen ülkelerden biri konumuna gelmiştir. AKP Hükûmetinin krizi hızla okuyamaması, kapsamlı, tutarlı bir programı ortaya koyamamasının bedeli ağır olmuştur.
2008 yılının son üç ayında yüzde 6,2 daralmayla Türk ekonomisi G-20 ekonomileri içinde daralma şampiyonu olmuştur. Sanayi üretiminde bu yılın ilk üç aylık dönemindeki yüzde 21’lik düşüş, 2009’un ilk üç aylık döneminde de ekonominin yüzde 12-13 civarında küçüleceğini göstermektedir. Bu yılın ilk üç ayında da daralma şampiyonluğunu elimizde tutacağımız açıktır. İşsizlik oranları da her ay yeni bir rekor kırmaktadır. Tarım dışında iş arayan her beş kişiden biri işsizdir, iş arayan her üç gencimizden biri işsizdir. Son bir yıl içinde ücretli olarak çalışan 460 bin kişi işsiz kalmıştır. Türkiye, mart ayı itibarıyla İspanya’dan sonra OECD içinde en yüksek işsizlik oranına sahip ülke konumundadır.
Değerli milletvekilleri, resmî veriler, Hükûmetin ekonomide görmek istediği yalancı baharın hâlen çok uzakta olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye İhracatçılar Meclisinin rakamlarına göre mayıs ayında ihracattaki düşüş hızlanarak sürmektedir. Nisan ayında sanayi üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18,5; imalat sanayi üretimi de yüzde 20,6 oranında düşmüştür. İlk bakışta üretimdeki düşüşün önceki aylara göre yavaşlaması dibin bulunduğu izlenimini verse de mevsimlik etkilerden arındırılmış üretim endeksi baş aşağı gidişini sürdürmektedir. Nisan ayında endeks, yayımlanmaya başladığı 2005 yılının Ocak ayından bu yana en düşük değerine gerilemiştir. Kapasite kullanım oranıyla birlikte açıklanan imalat sanayi mayıs ayı üretim tahmini de düşüşün sürdüğünü göstermektedir. Ekonomideki hızlı daralmayla düşen cari açığa rağmen yabancı sermaye girişlerinin kaçışa dönmesiyle birlikte sermaye hesabının verdiği açıklar cari açığı geçmiştir. Nitekim krizin bizim gibi ülkelere yansımaya başladığı geçen yılın ekim ayı ile bu yılın ilk dört aylık dönemi arasında cari işlemler dengesi açığı 8,4 milyar dolar olurken, sermaye hesabı dengesi 14,8 milyar dolar açık vermiştir ve bu 23 milyar dolar civarındaki açığın 18 milyar doları net hata noksan kalemiyle finanse edilmiştir. Bunun mahiyeti belli değildir. Nisan ayı rakamları ise net hata noksan girişindeki duruşla birlikte ödemeler dengesinin rezerv azalışıyla finanse edilmeye başladığını göstermektedir.
Sayın milletvekilleri, Merkez Bankasının son yayımladığı Finansal İstikrar Raporu hane halkı borçlarının gelirlere oranının hızla arttığını göstermektedir. İktisadi faaliyetteki yavaşlamayla artan işsizlik, hane halkının yükümlülüklerini yerine getirme imkânını hızla ortadan kaldırmaktadır. Nitekim, 2007 sonunda tasfiye olunacak kredi kartı ve tüketici kredisi borcu bulunan gerçek kişi sayısı 652 bin kişiyken, mart ayında bu sayının 1 milyon 174 bin kişiye yükseldiğini görüyoruz. “Kriz teğet geçecek” söylemiyle küresel krizi ve ekonomik gelişmeleri ne kadar doğru okuyabildiğini gösteren Başbakan, bu verilere rağmen vatandaşta harcayacak para olduğunu söyleyerek kendi vatandaşının durumundan ne kadar haberdar olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, Hükûmet, mayın temizleme yasası üzerinde gösterdiği hassasiyeti milyonları etkileyen krize çözüm arama yönünde göstermelidir. Seçim nedeniyle aylarca önlem almayı geciktiren Hükûmetin son olarak Meclis gündemini iktidar-muhalefet uzlaşmasına en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde kara mayınlarının temizlenmesi konusundaki dayatmasıyla bir ay süreyle meşgul etmesinin maliyeti, işsizler ordusuna eklenen kişi sayısının milyonları aşması olmuştur. Hükûmet bu tavrını süratle değiştirmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
58 konuşma daha · 17 Haziran 2009