İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 107. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)

Fatma Nur Serter

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Mayıs 2008 · 1.841 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Fatma Nur Serter (CHP), 21 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRETİM ELEMANLARININ KADROLARI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE GENEL KADRI VE USULÜ HAKKINDA (S.S.226)); konuşma 1.841 kelime.

Fatma Nur Serter (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-nur-serter-23-2008-05-21-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-ve-yuksekogretim-kurumlari (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda ve Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın bütünü hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasayla Türkiye’de üniversite bulunmayan dokuz ilimizde daha üniversite kurulması amaçlanmaktadır. Türkiye'nin yükseköğretimle ilgili profilini incelediğimizde ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin yeni üniversitelere ihtiyacı olduğunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

2007 yılında üniversite giriş sınavına başvuran öğrencilerin sayılarına baktığımızda başvuran sayısının 1 milyon 641 bin 403 öğrenci olduğunu, buna karşılık üniversitelerde lisans, ön lisans, sınavsız geçişle meslek yüksekokulları ve açık öğretim dâhil toplam 626 bin öğrenciye yükseköğretimden yararlanma imkânını ancak sunabildiğini ortaya koymaktadır. Bu rakamlar üniversitelerde okumak isteyen 1 milyon öğrencinin bu haklardan yararlanamadığı acı tablosuyla bizleri karşı karşıya bırakmaktadır. Bu, üniversitede okuma hakkını elde eden 626 bin öğrencinin ise dört ve üstü yıllardaki lisans eğitimine, fakültelere yerleşebilme oranları daha da düşüktür.

2007 eğitim öğretim yılında lisans eğitiminden yararlanan öğrenci sayısı, örgün lisans eğitiminden yani fakültelerde okuma imkânına kavuşan öğrenci sayısı sadece 193.524’tür.

Değerli milletvekilleri, sadece bu rakamlar bile Türkiye’de yükseköğretime olan bu büyük talebi karşılamaya dönük ciddi önlemlerin alınması gerektiğini ve elbette ilk sırada da yeni üniversitelerin açılması ve mevcut üniversitelerin kontenjanlarının artırılmasını bir zorunluluk olarak karşımıza çıkarmaktadır.

Bütün bu gerçekler bir başka konuya da dikkat çekme zorunluluğunu ortaya koymaktadır. “Cumhuriyet üniversiteleri” dediğimiz devlet üniversitelerimizin Anadolu’nun çeşitli illerinde açılmaya başladığı ilk yılları ben gayet net olarak anımsıyorum. Son derece önemli yetersizliklerle karşı karşıya kalan bu üniversitelerimiz, yıllarca, nitelikli eğitim verme, bilimsel araştırma yapma olanaklarına ne yazık ki sahip olamadılar. Burada zannediyorum çok sayıda öğretim üyesi milletvekili arkadaşlarımız var. Hepimiz bu acıları paylaştık. Bu üniversitelerde biz öğrencilerimize belki bir üniversite diploması verdik ama o diplomayı verirken içimiz sızladı. Yeterli öğretim kadrosundan yoksunduk, yeterli bütçe olanaklarından yoksunduk, idari kadrolar yoktu, bilimsel araştırma yapılabilecek altyapı eksiklikleri son derece yüksek düzeylerdeydi ve en azından bir on yılı bu üniversitelerde boşuna harcadık. O nedenle, dokuz yeni üniversiteyi kurarken ben geçmişte yaşanmış olan bu yoksunlukların, bu sıkıntıların bundan böyle yeni kurulacak üniversitelerimizde yaşanmamasını diliyorum. Diliyorum ama şöyle hemen bir iki yıl geriye gittiğimde, ne yazık ki, AKP İktidarı döneminde kurulan otuz iki üniversiteye baktığımda, çok ciddi eksikliklerin bu süreç içinde yaşanmakta olduğunu görüyorum.

Zannediyorum, değerli milletvekilleri, kendi bölgelerinizde kurulan üniversitelerdeki durumu sizler de en az benim kadar gözlemişsinizdir.

Burada bir konunun önemle altını çizmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversite kurmak ciddi bir iş, sorumluluk gerektiren bir iş ve üniversiteleri yüksekokullardan ayıran birtakım özellikler var: Bir yüksekokul belirli bir mesleğin altyapısını ve o meslekle ilgili mesleki bilgileri öğretir ama bir üniversite sadece mesleki bilgileri öğretmekle kalmaz, bir üniversite bilimsel araştırmayı, araştırma metotlarını, bilimsel düşünmeyi, geleceğe dönük çözüm yolları üretmeyi, analitik düşünmeyi, vizyon kazandırmayı ve ulusal çıkarlara sahip çıkma bilincini de gençlere verir. O zaman üniversite kurmak gerçekten ciddi bir iştir. Üniversiteyi kurduğunuz zaman bu kadroları mutlaka ayırmak zorundasınız, bu kadro tahsislerini yapmak zorundasınız, bütçeden ciddi kaynaklar aktarmak zorundasınız, üniversitelerin idari personel ihtiyaçlarını karşılamak zorundasınız. Bunları yapmadığınız zaman karşımıza çıkan tablo “gecekondu üniversiteler” kurmaktan ibarettir.

Şimdi, üniversitelerimizde, bugün itibarıyla 2,5 milyon öğrenci eğitim görüyor. Buna karşılık öğretim kadrolarına bakıyoruz: Akademik unvana sahip olan “öğretim üyesi” diye adlandırdığımız profesör, doçent ve yardımcı doçentlerin sayısı ülkemizde 38.435; 2,5 milyon öğrenciden bahsediyoruz, 38.435, akademik dereceye sahip öğretim üyemiz var. Öğretim üye yardımcılarını da buna kattığımızda yani akademik unvanı olmayan ama üniversitelerde öğretim elemanı olarak faaliyet gösteren araştırma görevlilerini de eklediğimizde rakam 98.766 yani 2,5 milyon öğrenciyi yetiştirmek için gerçekten son derece yetersiz bir rakam. O zaman ne yapacağız? O zaman yeni açılan üniversitelerimize ciddi kadro tahsisleri yapacağız ve yeni öğretim üyelerinin yetişmesi için gerekli altyapıyı da hazırlayacağız.

Şimdi 2006 yılında kurulan on beş yeni üniversiteye bir bakalım: Bu on beş yeni üniversiteye rektörleri atanmış ancak bunlar henüz kuruluş aşamasında üniversiteler. Yani, rektörlerin bu üniversitelerde işi çok, kurulmuş bir üniversitenin rektöründen çok daha fazla yükümlülükleri var oysa. İsimlerini vermeyeceğim, bazı örnekler sunacağım: Bir üniversitemizde bir rektör aynı zamanda bir fakültenin dekanı ve bir meslek yüksekokulunun da müdürlüğünü birlikte yapıyor. Yani, hem üniversitesini kuruyor hem yeni bir fakülte kuruyor, onun dekanlığını yapıyor hem de bir meslek yüksekokulunun müdürlüğünü yapıyor. Bir başka üniversitemizde, rektör iki fakültenin birden dekanı. Bir başkasında, yine iki fakülte ve bir meslek yüksekokulu müdürlüğünü birlikte yürütüyor. Bir rektör yardımcısı iki fakültenin birden vekâleten dekanlığını yürütüyor. Bir diğer rektör yardımcısı hem dekan hem meslek yüksekokulu müdürü. Bir başka üniversitemizde, iki dekanlığı birden üstlenmiş rektörün hiç rektör yardımcısı yok yanında. Bir başkasında, bir meslek yüksekokulu müdürüne bakıyoruz, öğretim görevlisi, akademik bir unvanı bile yok; koskoca bir meslek yüksekokulunun başına getirilmiş. Bir diğerine bakıyoruz, bir yardımcı doçent enstitü müdürü; yani, lisansüstü eğitim veren kurumun başında yeni doktorasını tamamlamış birisi.

Şimdi, bu, neden oluyor? Çünkü, kadrolar verilmiyor, yeterli kadrolar verilmiyor.

Değerli milletvekilleri, yeni bir üniversite kurulduğunda ne oluyor? Bu üniversitenin içinden çıktığı üniversiteden bazı kadrolar da bu yeni üniversiteye aktarılıyor. Zaten bütün üniversitelerin kadro sorunu var. Hiç kimse kendi kadrolarından fedakârlık yapmak istemiyor. Yeni bir üniversite kuruyorsunuz, bilimsel çalışmaların yapılması gereken bir üniversite, araştırma görevlisi kadrosu neredeyse hiç vermiyorsunuz.

Şimdi, 2007’de kurulan üniversitelerden bazı rakamlar vereyim size: Batman Üniversitesi, 1.656 tane öğrencisi var. Nasıl var bu öğrenci? Çünkü, daha önce İnönü Üniversitesinin içinden çıkmış Batman Üniversitesi; dolayısıyla meslek yüksekokullarındaki öğrencileri var. Bu üniversitedeki öğretim kadrosunu söylüyorum size: 4 yardımcı doçent, 1 araştırma görevlisi. Yani siz, 4 yardımcı doçent, 1 araştırma görevlisiyle bir üniversite kuruyorsunuz. Ha bu arada, değerli milletvekilleri, 2007’de 17 üniversite kurdunuz, bu 17 üniversiteden sadece 2’sinin şu anda rektörü var. Diğer üniversitelerin rektörleri, kurulan yeni üniversitelerin rektörlükleri o içinden çıktıkları eski üniversitelerin rektörleri tarafından tedviren yürütülüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Siz 2007 yılında 17 yeni üniversite kuruyorsunuz, 15’ine rektör atayamıyorsunuz. Niye? Çünkü, kadro vermiyorsunuz. Kadro vermediğiniz bir üniversite kendi içinde rektörünü seçemiyor ve 2007’den beri rektörü olmayan, tedviren rektörlüğü yürütülen bu üniversitelerin öğrenci sayılarını ben size şimdi söylüyorum işte:

Bitlis; 2.809 öğrenci okuyor, 1 profesör var, 9 tane yardımcı doçent, 1 tane araştırma görevlisi. Muş; 1.380 öğrenci, 1 yardımcı doçent, sıfır araştırma görevlisi tahsis edilen. Siirt; 2.310 öğrenci, 1 profesör, 7 yardımcı doçent, sıfır araştırma görevlisi. Osmaniye; 3.877 öğrenci, 9 yardımcı doçent, sıfır araştırma görevlisi. Böyle, liste uzayıp gidiyor.

Şimdi, bunun adı üniversite kurmak değil, bunun adı oralardaki öğrencileri eline bir diploma tutuşturup sözüm ona üniversite mezunu saymak. O zaman bırakın bu öğrencileri eski üniversitelerinde okusun. Bunlara “yeni üniversite kuruyoruz” demeyelim.

Değerli milletvekilleri, bakınız tablo gerçekten çok hazin. Şimdi “yeni bir üniversite kuruyoruz” dediğinizde, normal olarak insanın zihninde canlanacak tablo şudur: Yeni bir kampüs kuruluyor, yeni binalar inşa ediliyor, buna bütçeden yeni kaynaklar aktarılıyor, yeni kadrolar tahsis ediliyor, bu binalar dayanıyor döşeniyor, araç tahsisleri vesaire yapılıyor. Hâlbuki böyle bir şey yok, böyle bir şey yok. Elinizdeki yasanın içinde zaten böyle olmadığına ilişkin madde, sırası gelince burada tartışılacaktır.

Şimdi, kurulan son dokuz üniversiteye bakalım. Aslında ortada dokuz üniversite filan yok, on sekiz tane fakülte var. Çünkü bu üniversiteler, içinden çıktıkları üniversitelerin meslek yüksekokulu binaları üzerine asılacak üniversite tabelalarıyla yeni üniversite olarak kurulmuş sayılacaklar. Öğretim elemanları içinden çıktıkları üniversiteden tahsis edilecek. Bütçe kaynakları oradan aktarılacak. Araç gereç, taşıt, personel, sözleşmeli personel dâhil idari personel o üniversitelerden buraya aktarılacak. Peki, affedersiniz, bunun adı nasıl oluyor da yeni üniversite kurmak oluyor? Siz bir üniversitenin içine… Üniversitelerimiz amip gibi bölünerek çoğalıyorlar. Bir üniversitenin içinden beş tane üniversite çıkarıyorsunuz, farklı tabelalar koyuyorsunuz o üniversitelerin kapısına; oldu beş üniversite kurma. Bu kanunla birlikte AKP kırk bir tane yeni üniversite kurmuş mu oluyor şimdi? Bu üniversitelerin hangi üniversitenin içinden çıktığını açın, bakın, okuyun; göreceksiniz. Bilmem, İnönü Üniversitesinin içinden beş tane üniversite çıkmış, Atatürk Üniversitesinden dört tane çıkmış, Fırat’tan dört tane çıkmış. Yani bölüyoruz, bölüyoruz, kapılarına birer tabela asıyoruz, yanına da ayıp olmasın diye iktisadi idari bilimler fakültesiyle bir tane de mühendislik fakültesinin iki bölümünü açıp iki bina koyuyoruz; oluyor yeni üniversite kurmak.

Bu, yükseköğretimin temel yapısına aykırıdır. Çünkü bu üniversitelerden öğrenciler üniversite diplomasıyla mezun olacak, iş hayatına atılacak, gerektiğinde lisansüstü eğitim almak için yurt dışına gidecek ve Türk üniversitelerini temsil edecek. Bu diploma Türk üniversitelerinin onurunu, kalitesini temsil edecek.

Değerli arkadaşlar, hiçbir zaman yeni üniversitelerin kurulmasına karşı değiliz. Bu yasa tekliflerinin bir kısmını da zaten Cumhuriyet Halk Partisinden bizim arkadaşlarımız verdi. Üniversitelerin açılmasından yanayız ama bu koşullarda açılan üniversitelerin Türk yükseköğretimine ne kazandıracağını da burada, bir kere daha, sizleri düşünmeye davet ediyorum.

Şimdi, bu yasa tasarısıyla beş iktisadi idari bilimler fakültesi, sekiz mühendislik fakültesi, bir su ürünleri fakültesi Tunceli’de- bir iletişim fakültesi -Gümüşhane’de- ve iki ilahiyat fakültesi açılıyor; aslı bu. Diğerleri, eskiden var olanlar başka bir üniversite tabelası altında birleştiriliyor.

Şimdi, şunu ben sormak istiyorum: Türkiye’de dokuz yeni üniversite kurulurken ve bu fakültelerin açılmasına karar verilirken acaba bu konu, neden Türkiye’de, Millî Eğitim Komisyonunda hiç müzakere edilmez, görüş alınmaz? Niye bir alt komisyon kurulmaz? Niye bu fakültelere neye göre karar verildiği konusuna Millî Eğitim Komisyonu üyelerinin hiçbirisinin katkısı aranmaz? Bu, gerçekten anlaşılabilir bir şey değildir. Plan ve Bütçe Komisyonunun kaynak ayırmasıyla ve orada alınacak kararlarla üniversite kurulması ve Millî Eğitim Komisyonunun bu süreçten tümüyle dışlanması, gerçekten, izahı mümkün bir durum değildir.

Şimdi “Türkiye’de bu fakültelere, gerçekten o bölgelerde çok mu ihtiyaç var?” diye ya da “Bu fakültelerin o bölgelerde kurulmasına hangi kriterlere göre karar verildi?” diye sormak, hem bir komisyon üyesi olarak hem bir milletvekili olarak benim hakkım ve ben partim adına bunu soruyorum, diyorum ki: Türkiye’de diplomalı işsizliğin en yüksek boyutlara ulaştığı bir süreçte, iktisadi idari bilimler, iktisat fakültesi mezunlarının, mühendislik fakültesi mezunlarının işsiz kaldığı, diplomaları ellerinde iş aradığı bir süreçte, bölgesel özellikleri hiç dikkate almadan, bu fakültelerin, özellikle iktisadi idari bilimler ve mühendislik fakültelerinin o bölgelerde kurulmasına kim ve neden karar verdi? Acaba, Tunceli’de neden, Şırnak’ta neden bir mühendislik fakültesine -Tunceli’de var mı bilmiyorum ama Şırnak’ta var- ihtiyaç duyuldu? İktisadi idari bilimler fakültesi neye göre bu bölgelere paylaşıldı? İlahiyat fakültelerine hangi gerekçelerle acaba ihtiyaç duyuldu? Bunları bilmek, bunları sorgulamak bizim hakkımız.

İşte, Millî Eğitim Komisyonunun hiçbir görüşü alınmaksızın sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda bu fakültelerle ilgili karar almanın yanlışlığına bir kez daha dikkat çekiyorum. Gerçi bundan sonra üniversite kurulacak ilimiz kalmadı ama herhâlde bundan sonra da ilçelerde üniversite kurmaya başlarız. Umarım ilçelerde üniversite kurma sürecine geçildiğinde Millî Eğitim Komisyonunun da en azından bir görüşü alınır.

Bakınız, AKP İktidarından bu yana, bu son dokuz üniversiteyle birlikte kırk bir tane yeni üniversite kurulmuş olacak. Dokuzunu çıkalım, otuz iki yeni üniversite kurulduğu sürece bir bakalım. Otuz iki üniversite demek, çok ciddi yeni kaynakların yükseköğrenime transferi demektir. Peki, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi içerisinde Yükseköğretime ayrılan pay acaba -bu kadar yeni üniversite kurulduğuna göre- yüzde kaç artmıştır? Önemli, merak edilmesi gereken bir konu. Hemen söyleyeyim: 2002’de Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi içinde Yükseköğretime ayrılan pay yüzde 25, 2008’de yüzde 19,7 değerli arkadaşlar; artmamış, azalmış. Yeni üniversite demek yatırım bütçelerinin arttırılması demektir. Bu üniversiteler büyüyecekler, yatırım bütçelerine ihtiyaç var. Peki, yatırım bütçeleri ne olmuş? 2006’da yüzde 17’den 2008’de yüzde 7,5’a düşmüş. Böyle üniversite kurulmaz. Bakınız, böyle üniversite kurmak gibi bir yöntem seçerseniz buradan çıkarılacak bir tek sonuç vardır: Bu, siyasi ranttır değerli arkadaşlar. Bunun başka bir amacı yoktur. “Ben o üniversiteleri o bölgelere de açtım, aman da ne kadar iyi ettim, çok büyük iş yaptım.” Bundan çıkacak yorum budur. Eğer, gerçekten Türkiye’deki yükseköğretime …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

94 konuşma daha · 21 Mayıs 2008

94 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook