Genel Kurul konuşması
Çorum Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 111. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Temmuz 2004 · 1.184 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Feridun Ayvazoğlu (CHP), 7 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.184 kelime.
Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2004-07-07 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 616 sayılı Belediye Kanunu Tasarısının 53 üncü maddesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, görüşlerimi belirtmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, her şeyden önce, yetmişdört yıldır uygulanagelen, yani, cumhuriyetin yaşına yakın bir yıldır uygulanagelen 1580 sayılı Belediye Kanunu yerine geçecek olan bir tasarıyla karşı karşıyayız. Elbette, bu tasarının Belediyeler Kanunu Tasarısı şeklinde adlandırılmasının özünde ve içeriğinde, yerel yönetimler, mahallî idareler kavramının ve anlamının yer aldığını hepimiz biliyoruz. Bu yasaların ve tasarıların bir temelini daha biliyoruz ki, bu temel, Anayasamızın 127 nci maddesinde yer almaktadır; yani, bu kanunların temeli sayılan çıkış noktasının da Anayasa olduğunu, yine, hepimiz bilmekteyiz.
Dünyamızı ve toplumsal yapımızı yakından ilgilendiren küresel değişimden hepimizin etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu gerçeği hiçbirimiz yadsıyamayız. Yine, dünyamızı saran küresel çıkarlar uğruna, medeniyet bir yana, ülkelerin birbirine düştüğü, kan, barut ve gözyaşının, işkencenin, insan haklarının, hatta ve hatta, çocuk haklarının hiçe sayıldığı bir yerkürede yaşıyoruz.
Değerli milletvekilleri, yaşadığımız yerküre üzerinde, ulus olarak yaşadığımız ülkemizde hepimizin amacı, demokrasinin kökleştiği, hiç kaybolmadığı, hiçbir nedene bağlı olmaksızın vazgeçemediğimiz sosyal hukuk devletinin tüm olanaklarından eşit haklara sahip vatandaşlar olarak yararlanarak insanca, medenîce yaşamaktır. Bu, hepimizin amacı ve isteğidir.
Değerli arkadaşlarım, yerel yönetimler denildiğinde, yine hepimiz şunu çok iyi bilmek zorundayız ki, demokrasinin özünün yerel yönetimlerle ve daha doğrusu, yerinden yönetimlerle başladığını ve devam ettiğini kabul etmek zorundayız.
"Yerel yönetimler" denildiğinde, bunun, kent yaşamının, kentsel bir yaşamın içinde ve özünde hep birlikte yaşam özlemi içerisinde olduğumuzu da kabul etmek zorundayız. Bu hedeflerin ışığında kent, şehir, belediye, medeniyet anlayışındaki yaşam biçimi de hepimizin özlemi ve isteğidir.
Bu özlem ve istek değil midir ki, çarpık kentleşme, büyük şehirlerimizi, hatta ve hatta bütün illerimizi perişan hale getirmiş ve çarpık bir kentleşme içerisinde bizleri yaşamak zorunda bırakmıştır ve maalesef bu şekildeki yaşam özlemi, kent yaşamı içerisinde bizleri, perişan bir kentlilik şeklinde yaşamaya mecbur ediyor, mecbur kılıyor.
Değerli milletvekilleri, bu tasarının sunulan amacına bakıldığında, her zaman olduğu gibi, çeşitli renklerde boyanmış, bezenmiş olduğunu ve gerçekten iyi niyetin bütün şekillerinin tarif edildiğini görmekteyiz, görüyoruz; manzara bu şekilde aksettiriliyor bize, bize böyle sunuluyor; ama, işin aslının öyle olduğunu söyleyebilmek mümkün değil; hiçbirimizin vicdanına -keşke evet dedirtebilse ama- evet dedirtemiyor; elbette değil.
Maalesef, AKP hükümetinin, bizleri yöneten, 70 000 000'u yöneten AKP hükümetinin asıl amacını gözlemeye devam ediyoruz ve bunun özüne bakıldığında, yine, gerekçelerde belirtildiği gibi, o kadar güzel şeyler söyleniyor, o kadar iyi niyetli amaçlar tarif ediliyor ki, bunun başında tasarruftan bahsediliyor, yerine göre Avrupa Birliği kriterlerinden bahsediliyor. Ne zaman ki bir yerlerde sıkışsak, ne zaman ki bir yerlerde çıkış noktası bulamazsak, elbette, dünyadaki hukuk kurallarından, Birleşmiş Milletlerdeki hukuk kurallarından ve en son, kapısında olduğumuz ve bir gün olup mutlaka gireceğimizi tahmin ettiğimiz -ama, bizlerin de mutlaka girmek istediği, Cumhuriyet Halk Partisinin elli yıldan beri bugüne kadar hep girmeye çalıştığı; ama, samimî bir şekilde bunun mücadelesini vermeye çalıştığı- Avrupa Birliğinin kapısından girmeye çalıştığımızı hep bahane ederek çıkarmış olduğumuz veya çıkarmaya çalıştığımız yasa tasarılarında "aman ha aman, Avrupa Birliğine yanlış yapmayalım, dünya milletlerine yanlış yapmayalım, ulusal hukuka yanlış yapmayalım, dünya hukukuna yanlış yapmayalım" şeklindeki gerekçelerle bizler karşı karşıya kalıyoruz, karşı karşıya bırakılıyoruz. İşte, böyle bir yasa tasarısıyla daha, günlerden beri ve bu akşam karşı karşıya bulunuyoruz.
Sevgili milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; işin özüne bakıldığında, gerçekten böyle mi; keşke böyle olabilse. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Anamuhalefet Partisi olarak, bizler milletvekili olarak, bu amaca dönük biçimde iyi niyetli bir şekilde bunun devamında olduğumuzu hep birlikte söyleyebilsek.
Biz, her zaman varız, sizlerle varız, AKP Hükümetinin iyi niyetli olduğu her konuda nasıl var isek, bunda da varız; ama, değerli arkadaşlarım, bakıyoruz ki, tasarının maddelerinin tartışılmasının sonunda, görüşülmekte olan 53 üncü maddenin irdelenerek, belirli noktaların tespitinde fayda olacağı kanısındayım. Tutanaklara geçmesi açısından bunu söylemek ve okumak zorundayım.
Tasarının "acil durum planlaması" başlıklı 53 üncü maddesinde "belediye; yangın, sanayi kazaları, deprem ve diğer doğal afetlerden korunmak veya bunların zararlarını azaltmak amacıyla beldenin -beldenin diyoruz- özelliklerini de dikkate alarak gerekli afet ve acil durum planlarını yapar, ekip ve donanımı hazırlar.
Acil durum planlarının hazırlanmasında varsa il ölçeğindeki diğer acil durum planlarıyla da koordinasyon sağlanır ve ilgili bakanlık, kamu kuruluşları, meslek teşekkülleriyle üniversitelerin ve diğer mahallî idarelerin görüşleri alınır.
Planlar doğrultusunda halkın eğitimi için gerekli önlemler alınarak ikinci fıkrada sayılan idareler, kurumlar ve örgütlerle ortak programlar yapılabilir.
Belediye, belediye sınırları dışında yangın ve doğal afetler meydana gelmesi durumunda, bu bölgelere gerekli yardım ve destek sağlayabilir" deniliyor, "sağlar" denilmiyor.
Değerli milletvekilleri, bununla ne olacaktır; bununla şu olacaktır: Hepimizin bildiği gibi ve Cumhurbaşkanı tarafından veto edilerek gönderilen yasa kapsamı doğrultusunda... Türkiye'de 340 adet belde belediyesinin nüfusu 2 000'den daha aşağıya düşmüş olması nedeniyle kapatılmasına ilişkin yasa veto görmüştü. Biz, bunların haksızlığını söyledik, böyle bir şeyin olmaması gerektiğini söyledik; çünkü, bir kural vardır ve bu kural, uluslararası hukuk kuralıdır, ulusumuzun kabul etmek zorunda olduğu bir kuraldır; kazanılmış hak kaybedilmez; ama, maalesef, bu hukuk kuralı, bu beynelmilel kural, bir kez daha ayaklar altına alınmış oldu. Üzülüyoruz; çünkü, insanlarımızın, kentlerde, medenî yaşamın gerektirdiği şartlarda ve ölçülerde yaşaması hepimizin isteğidir, arzusudur, hepimiz bunu istiyoruz ve bekliyoruz; ama, biz, artık, çıkacak bu yasayla, insanlarımıza "sizler medenî yaşamın gerektirdiği şartlarda yaşamaya layık değilsiniz, sizler kentli gibi yaşamaya layık olan kişiler değilsiniz; siz köylüsünüz, köylü kalınız" demek zorunda kalıyoruz.
Eğer biz kazanılmış haklara sahip çıkabilseydik, eğer biz şimdiye kadar -yirmi yılı aşkındır, otuz yıla yakındır- belediye olarak yaşayan, belediyenin tüm olanaklarından faydalanmaya çalışan belde insanlarımızı gerçekten bir kentli gibi yaşatmak zorunda olduğumuzu kabul edebilseydik, bu yasa tasarısının 11 inci maddesini gündeme getirmezdik; ama, maalesef, veto edilen yasayı, bir kez daha, bu tasarının 11 inci maddesiyle gündeme getirdik. Yarın öbür gün, gece yarılarına kadar çalışmış olduğumuz, emek vererek çıkardığımız bu yasanın, bu emeğin ve alınterinin, Cumhurbaşkanının anayasal yetkisi doğrultusunda bir kez daha veto edilmesi durumunda, bizler, acaba, bu çalışmayı ve alınterini, vicdanlarımıza, insanlarımıza, 340 belediyemize anlatabilecek konumda mıyız? Buna "evet" cevabı vermemiz gerçekten vicdanlarımıza sığmıyor, sığamıyor.
Değerli milletvekilleri "bundan tasarruf yapacağız; biz, nüfusu 2 000'in altına düşen 340 belediyeyi kapatmak suretiyle tasarruf yapacağız" diyoruz. Hepimizin amacı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizlerin ve diğer bütün siyasî partilerin, halkı yönetmeye talip olan bütün siyasal kuruluşların, demokratik kuruluşların isteği, arzusu ve hedefi budur; doğrudur; ama, elimizi vicdanımıza koyarak şunu söyleyelim; biz, 340 belediyenin kapatılması suretiyle elde edeceğimiz tasarrufu keşke bir tarafa bırakarak, keşke bir taraflarda unutarak, yerine göre bir devlet töreni için, bir bakanlık töreni için, harcadığımız o şatafatlı paraları, harcamaları yerine koyabilseydik, sanıyorum bu 340 belediyenin kapatılması suretiyle elde edeceğimiz tasarrufu bu şekilde rahatlıkla sağlayabilirdik.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)Ne alakası var!..
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla)Değerli arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim; birbirimize laf atmanın hiçbir manası yoktur. Lütfen, birbirimizi sabırla dinleyelim. Burada bu kürsüyü fazlaca işgal ederek buna cevap vermek istemiyorum; ama, bu gerçekleri görelim.
Onbeş gün önce, bırakınız beldelerimizi, 137 tane ilçemizin adliye teşkilatı kapatıldı. Şimdiye kadar, yıllardan beri adliye hizmetini, adliye teşkilatını, hukuku, adaleti yerinde görmek isteyen insanlarımız, köylümüz, kentlimiz, şimdi, bırakacaklar o adliye kapısını -kilit vurulmuş olarak- hak ve hukukunu, kilometrelerce ötedeki komşu ilçelerin adliye kapılarında arayacaklardır. Sanıyorum, o insanlarımız, bu adaleti ararken, bu davalarını oralarda takip ederken, saygıdeğer AKP milletvekili arkadaşlarımızın temsil etmiş oldukları AKP Hükümetine herhalde dua edeceklerdir diye düşünüyorum!.. Burada bir iyi niyet gösterisi olarak, samimî bir şekilde duygularımı ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
60 konuşma daha · 7 Temmuz 2004