T.halk bankası a.ş.nin tasvibe sunulan 1997 yılı hesaplarına ait 3346 sayılı k.8.mad.kit raporu (ss.109)
Malatya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 85. Birleşim · 1. yasama yılı · 27 Mayıs 2003 · 1.874 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ferit Mevlüt Aslanoğlu (CHP), 27 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: T.HALK BANKASI A.Ş.NİN TASVİBE SUNULAN 1997 YILI HESAPLARINA AİT 3346 SAYILI K.8.MAD.KİT RAPORU (SS.109)); konuşma 1.874 kelime.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu (CHP, Malatya). “T.halk bankası a.ş.nin tasvibe sunulan 1997 yılı hesaplarına ait 3346 sayılı k.8.mad.kit raporu (ss.109)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ferit-mevlut-aslanoglu-22-2003-05-27-t-halk-bankasi-a-s-nin-tasvibe-sunulan-1997-yili-hesaplarina-ait-3346 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Saygıdeğer Başkanım, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri; Türkiye Halk Bankasının tasvibe sunulan 1997 yılı hesap ve işlemlerine ait, 3346 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca hazırlanan rapor KİT Komisyonumuzda görüşüldü ve KİT Komisyonumuzda yapılan itirazla, gerek AK Partinin ve gerekse Partimizin KİT Komisyonu üyesi arkadaşlar, bunun ibra edilmemesi yönünde oy kullandılar; çünkü, bu Meclisin bir temel görevi de, bu tür konuları en ince detayına kadar incelemesi ve kamuoyuna sunmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Halk Bankasının temel görevini size arz ediyorum: Yasasında "esnaf, sanatkâr, küçük esnaf, orta ölçekli sanayi ve diğer kuruluşlarının kredilendirilmesinin yanında, tüm bankacılık hizmetlerini yapmak ve aynı zamanda, küçük ve orta ölçekli sanayi sektörünün Kalkınma Bankası görevini yürütmek" şeklinde tanımlanmıştır, özellikle, bunu, bilgilerinize sunmak istiyorum; bankanın kuruluş amacı budur. Yani, bankanın temel amacı, küçük esnafa, orta ölçekli firmalara ve diğer sanayi kuruluşlarına finans desteği yapmaktır; temel amacı budur.
Tabiî, Sanayi Devrimiyle 19 uncu Yüzyılda teknolojik gelişme sağlanmış olmasına karşın, toplum yaşamında gerekli gelişme sağlanamamış, özellikle, gelişmekte olan ülkeler ve azgelişmiş ülkeler yeterli sermayeyi bulamamış ve bu gelişmeye ayak uyduramamıştır. Toplum katmanları arasındaki farklar büyümüş ve sonuçta, geniş kitleler yoksullaşmıştır. Geniş kitlelerin üretimdeki temsilcileri olan esnaf, sanatkâr ve küçük ticaret erbabı, gelişmiş ülkeler karşısında yok olmuşlardır, serbest rekabete dayanamamışlardır.
Halk bankacılığı, sosyal ve iktisadî hayatta, orta sınıfın güçlenmesi ve etkin kılınması amacına yönelik bir politika, toplumdaki barışın temel ilkesidir. Orta sınıf olarak adlandırılan esnaf, sanatkâr, küçük ticaret erbabı ve emekle geçinen kesimler, bu süreçte rekabet edemedikleri için, kaderleriyle baş başa kalmışlardır. Ülkemizde izlenen ekonomik kalkınma modelleri, bu sınıfları, iş yapamaz duruma getirmiştir.
Halk bankacılığı, para ticareti yapan bir kurum değil, ülkenin iktisadî amaçları yanında sosyal amaçlarına hizmet eden bir yapıda olmalıdır. Amacı kâr değil, sosyal sınıfların ayakta durmasının etkin bir aracı olmalıdır.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında, ülkemizde, kredi ihtiyacını karşılayacak kurum yoktu. Savaşın yarattığı, olumsuz konjonktürün yarattığı sonuçlar neticesinde geniş kitlelerin ne kadar zor durumda kaldığını hepimiz biliyoruz; ancak, bu insanlarımız, bireysel kalkınmayı değil, toplumsal kalkınmayı hedef almışlardır; şahsî menfaat yerine, toplum menfaatını önplana çıkararak, mücadele etmişlerdir.
1930'lu yıllarda sadece Ziraat Bankası vardı. 1924 yılında İş Bankası kuruldu. Halk Bankası, 1938 yılında, sadece Halk Sandıklarına kredi açmak amacıyla kuruldu ve 1950 yılında ise, esnaf dernekleri ve kooperatiflere de kredi veren bir kurum haline getirildi. Halk Bankası, küçük sanayicilere kredi veren bir kurum oldu. Halk Bankası, 1984 yılındaysa, amaç maddesinde belirtilen görevlerini yerine getirme temel göreviyle görevlendirilerek, daha geniş kesimlere destek olacak bir banka hüviyetine kavuşturuldu.
Halk Bankası, kurulduğundan 1990 yılına kadar Türkiye'de önemli işlevleri yerine getirmiştir; özellikle, o günlerin orta ölçeklisi, belki de bugünlerin büyüğü olan ve sağlıklı büyüyen her firmasında önemli katkısı vardır. Bu katkıları kimse unutamaz; çünkü, bu dönemde, banka, her türlü siyasî iradenin dışında, temel görevini yapıyordu.
Siyasî irade dedim arkadaşlar. Tabiî, kurumları kişiler yönetir; ama, kamu bankalarının bu hale gelmesinin birincil unsuru, temel unsuru siyasî iradedir. Siyasî irade olmaksızın bu bankalarda bunlar olmazdı. Onun için, görevini kim yerine getirmediyse, görevini kim ihmal ettiyse, tabiî, eğer bir suçu varsa, onlar suçludur; ama, burada baş suçlu siyasî iradedir. Eğer, siyasî irade müsaade etmeseydi, kamu bankalarının hiçbiri bu duruma gelmezdi. O dönemde kamu bankaları özerk kurumlar değildi, yönetimlerini ve genel müdürlerini siyasî irade atıyordu.
Halk Bankası, 1990'lı yıllardan sonra, toplumsal kalkınmadaki temel amaç ve hedeflerini ikinci plana attı; yani, bankanın temel amacı olan esnaf ve sanatkârı fonlamak yerine, daha çok ticaretin finansmanına doğru yöneldi.
Siyasetin kendi yandaşlarını koruma ve kollamasını üstleneceksin, bankada görev yapan kişileri siyaset uğruna sindireceksin; görevini görev bilinciyle yapan kişileri siyasetçi tedirgin edecek ve görevden alacak, banka kaynaklarının önemli bir kısmını hiç fizibl olmayan -proje kredileri yerine- rantabl olmayan ticarî kredilere aktaracaksın ve siyasî baskılara boyun eğdireceksin!.. İşte, Halk Bankasının bu aşama gelmesindeki birinci unsur siyaset ve siyasetçidir. Bu Yüce Meclis bunu artık kabul etsin.
Siyasî irade, hiçbir zaman bankalardan elini çekmedi, özellikle kamu bankalarının özerkleştirilmesinde asla bir adım atmadı. Bunun sonucunda nereye gidildiğini şimdi daha iyi görüyoruz.
Tabiî, elimizde 1997 yılı raporu var. 1997 yılı raporuna baktığımızda ki, küçük veya demin konuşmacıların arz ettikleri, 14 firma olarak yorumladıkları firmalar, 2001 yılına gelindiği zaman bir dünya firma yapıyor. Eğer, o gün siyasî irade bunlara müsaade etmeseydi, bu bankalar bu hale gelmezdi arkadaşlar.
Bir bakıyorsun, Yüksek Denetleme Kurulu raporunda 14 madde gözüküyor, 2001 yılı raporunda bu 47 madde!.. Onun için, bana göre, olayın birinci halkası, siyaset ve siyasetçidir; onlar buna neden olmuştur. Bunu, lütfen, bu Yüce Meclis çatısı altında hepimiz kabul edelim.
Banka genel müdürünü atayacaksın, yönetim kurulunu atayacaksın, her yıl bankalar yeminli murakıbının raporları eline gelecek, Yüksek Denetleme Kurulu raporu eline gelecek, bunları göreceksin ve hiçbir şey yapmayacaksın!.. Veya bunları acaba o bankayı yönetenler mi yaptı, yoksa, birileri yaptırdı mı; bu soruyu sormamız lazım; yani, biz, hata yapan, yanlış yöneten insanları sorgulamak yerine, eğer, olaya, çok dar bir gözlükle, basit bir gözlükle bakarak, bu adamları her türlü mahkemeye verelim, her şey, en küçük detay yargıya intikal etsin der ve olayın sadece bu penceresinden bakarsak, içinden çıkamayız; geniş pencereden bakmalı bu Yüce Meclis.
Sizlere soruyorum: Halk Bankasının, temel görevi olan, esnaf, sanatkâr, esnaf kooperatifleri ve küçük sanayiciye verdiği desteklerde sorun yaşandı mı? Dünyanın en sağlam kredisi esnafa verilen kredi. Hangi esnafta para batmıştır? Hangi esnaf kefalet kooperatifine verilen kredi batmıştır? Türkiye'de, tüm illerimizde esnaf kefalet kooperatifleri var. Bir esnaf, kredi borcunu ödemediği zaman, o esnaf kefalet kooperatifindeki hiçbir üye yeni kredi alamıyor. Onun için, bunların hepsi birbirlerine kefildirler, hem de müteselsilen; yani, bir adamın 10 milyar borcu varsa, kooperatif kanalıyla bir kredi almışsa, o kişinin 10 milyar kredisi ödenmeden, o kooperatif yeni bir kredi alamaz. Onun için, dünyada, bundan daha sağlam, bundan daha... Bir ilçede, belki 150, 200, 250 kişi, birbirlerine sorumlu kefil oluyorlar ve bana göstersinler; tek bir tane esnaf kefalet kooperatifinin kredisinin ödenmediğini bana göstersinler.
Halk Bankasının, esas, temel amacı bu. Siz, hedefiniz olan insanlara destek olmayacaksınız, amacınızdan çıkıp, temel yasanızdan çıkıp, 100 000 000 dolar, 150 000 000 dolar, tek kalem krediler açacaksınız. Bu bankanın temel yasasında bu yok.
Devlet olarak Halk Bankasına yeni görevler vereceksin; Halk Bankasına, TÖBANK'ın, Sümerbank'ın ve Emlak Bankasının tasfiyesini yaptıracaksın; arkasından, Halk Bankasının kaynaklarını buralarda harcayacaksın; sonunda "görev zararı" deyip, yüzde 500'lerle, yüzde 1000'lerle, yüzde 2000'lerle para toplayacaksın. Bu, dünyanın neresinde var?! Devlet baba "Sümerbank'ı tasfiye et, Emlak Bankasını tasfiye et, TÖBANK'ı tasfiye et" diyor. Tabiî, Halk Bankasının birtakım kaynakları buralara gitti. Kendi kaynaklarını buralara harcayacaksın, ondan sonra dönüp "kaynağım yok" deyip, piyasadan para toplayacaksın ve herkes, maalesef, gariptir, bir tarihlerde repo piyasasında, Halk Bankasına para yatırmak için kuyruğa giriyordu; çünkü, en yüksek faizi veriyordu. Çok büyük ihtiyacı vardı, dönmek zorundaydı ve en yüksek oranda repo faizi veren bankaydı. Herkes oraya parasını yatırmak için kuyruğa giriyordu. Bu insanları, paralarını Halk Bankasında repo yapması için kuyruğa sokacaksın ve böyle bir banka olacak ve sonunda, bunun adı -bana göre- siyasetin sorunlarına sorun katma anlayışıdır. Siyasetçinin ve siyasetin, o bankayı düzenlemek, o bankaya, başka bankaların sorunlarını yıkarak, sorunlara sorun katmak...
Peki, soruyorum: Tüm bunlar olurken, acaba, bunlara neden olan hiçbir siyasetçi sorgulandı mı?..
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Kimdi o bakan?.. Bakan kim?..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla)Sorgulanmadı; ben hatırlamıyorum, bilmiyorum.
Bugün, dikkatinizi çekmek istiyorum, Halk Bankasının toplam plasmanları içerisinde, yani kredileri içerisinde, esnaf kefalet kooperatiflerine ayırdığı kaynak 30 000 000 dolardır. Bir daha söylüyorum: Tüm Türkiye'de, esnafımıza, esnaf kefalet kooperatiflerine bugün için Halk Bankasının verdiği kredi 30 000 000 dolardır. Yani, Türkiye'de buldozer olan, Türkiye'deki geniş kitlelere, birçok insana istihdam sağlayan esnaflara verilen bu 30 000 000 dolar kredi, acaba, hakikaten... Yani, gülünçtür, ayıptır. Biz esnafımızı sevmiyoruz, biz esnafımıza bir şey vermiyoruz. O insanların bir yere gitmesini istemiyoruz galiba; esnafımızın büyümesini istemiyoruz, esnafın yok olmasını istiyoruz biz. Bundan bu çıkar. Arkadaşlar, tüm Türkiye'de, 81 ilimizde 30 000 000 dolar... Bunlar isyan etmesin de kim isyan etsin!.. Tek firmaya 100 000 000 dolar veriyorum ve Türkiye'deki tüm illerdeki esnafa verilen kredi toplamı, bugün için 30 000 000 dolar.
Peki, bu insanların üretime katkısı yok mu? Bu insanlar ne yapacak? Bu insanlar, araç-gereç, makine, teçhizat yenilemesi yapmayacak mı? Sonuçta, bunların hepsi, bu esnaf yok oluyor.
Esnaf ve sanatkârı unutup, bankayı, kendi yasasında belirtilen temel amacının dışına çıkaracaksın, sonra da, ülke kalkınmasını, üretim ve istihdamı konuşacaksın!
Dünyanın her ülkesinde... Batılı ülkelere bakın... Hatta, Sayın Aziz Akgül Bey geçenlerde Bangladeş'e gitti; Bangladeş'te bile küçük kooperatifler, onlar kanalıyla, esnaf, küçük esnaf ve sanatkâr finanse ediliyor; onlara araç-gereç kredisi veriliyor. Dünyanın her tarafında esnafın, Almanyasından tutun Amerikasına kadar, bir uzun vadeli araç-gereç fonlaması, artı işletme kredisi fonlaması vardır; ama, bir tek Türkiye'de, maalesef, esnaf unutuluyor, küçük sanayici unutuluyor, sanatkâr unutuluyor ve sonuçta da, katmanlar arasındaki fark böyle büyüyor. Yok olacaklar eğer biz bu kafayla gidersek. Esnafımız kepenk kapatacak, binlerce insan daha işsiz kalacak; çünkü, rekabet şansları yok.
Halk Bankası, her yıl bankalar yeminli murakıpları ve Yüksek Denetleme Kurulu tarafından ayrı ayrı denetleniyor, her yıl raporları ilgili mercilere iletiliyor. Bu raporları hiç kimse görmedi mi?! Baktığınız zaman, her yılın raporunda sözü edilen sorunlar daha çok küçük boyutta iken, siyasî irade, işine gelmediği için dikkate dahi almadı; belki de, onlarca denetim görevini yapan insan ve denetim elemanları siyasî irade tarafından cezalandırıldı.
Özetle, siyasî iradelerin, ülke kalkınması yerine kişisel yandaşlarının kalkınması modeli, Türk bankacılığının bugüne gelmesinin temel unsurunu oluşturmuştur.
Görev zararları içerisinde yer alan esnaf ve sanatkârlar kooperatifine ait görev zararına kesinlikle katılmıyorum. 356 trilyon diyorlar... Burada, 1997 raporunda, 500 küsur trilyonluk bir görev zararı açıklanmış; kesinlikle katılmıyorum. Siz, bankanın kaynaklarını, çok yüksek dilimlerle açtığınız temel amacın dışındaki kredilere tek kalemde vereceksiniz, daha sonra da, en yüksek faizle para toplayan banka olacaksınız, piyasanın 10-15 puan üstünde faiz vereceksiniz, daha sonra da, yüksek faizlerin ortalaması üzerinde bir rakam bulacaksınız ve Hazineye diyeceksiniz ki "senin verdiğin görev nedeniyle bu kadar zarar ettim." Olmaz böyle bir şey, yok böyle bir şey! Bu zarar, esnafa verdiğin krediden kaynaklanmıyor. Esnafa kaç para verdin ki?!
Türkiye, son onbeş yıldır, değişik tarihlerde, önemli ekonomik krizler yaşamıştır. Gerçek üretim yapan, her şeyiyle üretim için seferber olan birçok kurum ve firma, dönem dönem, zor günler geçirmiştir. Finansman darboğazına giren iyi niyetli binlerce kurum da, izlenen ekonomik modeller nedeniyle çok güç durumlarda kalmıştır. Elbette, bu kurumlar içerisinde Halk Bankasına borçlu olan firmalar da vardır ve olacaktır; ancak, belirli bir süreç içerisinde, bu firmalar, borçlarını onurluca yeniden yapılandırmışlardır; ancak, ülkede yaşanan krizin etkisi ve hükümet değişikliklerinde veya bankaların yönetim değişikliklerinde iyi niyetli pek çok kişi bir gecede yok edilmiştir, yaşlar ile kurular aynı kefeye konulmuştur. Özellikle, yönetim değişikliklerinde birçok firma, üretim mantığı gözetilmeden yok edilmiştir. Ülkenin temel sorunu üretimdir. Eğer, bir baca tütüyorsa, bu bacayı nasıl söndürürüm mantığı yerine, acaba, bu baca nasıl daha fazla üretim yapar mantığına gelmez isek, toplum olarak yok oluruz; tıpkı son onbeş yılda olduğu gibi.
Değerli milletvekillerim, Halk Bankası Genel Müdürlük ve şubelerinde görev yapan büyük çoğunluktaki arkadaşlarımız, birçok insan çok zor koşullarda ve yoğun iş yükü altında, mesai saati tanımaksızın cansiparane görev yapıyorlar. Bu arkadaşlar, sadece ekmek parası peşindeler. Siz, bir de, hükümetlerin ve yönetimlerin, hak etmediği halde, talimatla -altını çiziyorum, talimatla- zorla ve işten atma tehdidiyle görev yapmaya zorlanan çalışanların içinde bulunduğu psikolojik durumu düşünün. Bu insanlara Allah yardım etsin.
Halk Bankası Genel Müdürlük makamı ve yönetim kurulu üyeleri, siyasî iradeyle, yani, hükümetler tarafından belirlenmiştir ve belirleniyordu. Siyasî irade, ülkeyi en iyi şekilde yönetmek amacıyla göreve talip olmuyor mu?! Peki, Halk Bankasında bu kadar yönetim hatası oluyor da, neden kayıtsız kalınıyor?! Sorunun temel nedenini buradan hareket ederek aramamızın en doğru olacağı kanısındayım.
Ayrıca, 1997 yılında oluşan bu olumsuzluklar, acaba, bugüne kadar neden bekletildi, niçin bekletildi?!.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 27 Mayıs 2003