Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Dışişleri Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 1.219 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fuat Oktay (AK Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.219 kelime.
Fuat Oktay (AK Parti, Ankara). “Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fuat-oktay-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90837
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)BAŞKAN FUAT OKTAYDışişleri Komisyonumuzun çok değerli üyeleri, Komisyonumuz dışında misafirlerimiz var, çok değerli milletvekillerimiz, değerli Bakan Yardımcılarımız, kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, basınımızın, medyamızın değerli temsilcileri, çok değerli katılımcılar; Dışişleri Komisyonumuzun 28'inci Yasama Dönemi 24'üncü toplantısını açıyorum.
Toplantı yeter sayımız mevcuttur, görüşmelere başlıyoruz.
Yine, her zaman olduğu gibi, müsaadelerinizle birkaç konuda görüşlerimi ifade etmek isterim, akabinde de gündeme geçebiliriz.
Özellikle küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan kritik gelişmelere dair bazı değerlendirmeleri ve yine bu çerçevede bugün detaylarıyla ele alacağımız anlaşmaya ilişkin bazı hususları sizlerle paylaşmak istiyorum. Dünya, teknolojik ve jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemden geçmekte. İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen uluslararası nizamın yetersiz kaldığı, kurallara dayalı sistem yerine rekabetin sertleştiği, çatışmaların derinleştiği, uluslararası hukuk ve ilkelerin hak, vicdan ve ahlak çerçevesinde değil, çifte standartlarla çıkar temelli işletildiği bir belirsizlik ikliminin içerisinde olduğumuz açıkça görülmektedir. Bu süreç, uluslararası toplum açısından aynı zamanda ciddi bir insani ve vicdani sınamayı da beraberinde getirmektedir. Coğrafi konumumuz itibarıyla ülkemiz maalesef en tehlikeli gerilimlerin ve çatışma alanlarının yer aldığı bölgede bulunmaktadır. Böylesine zorlu bir dönemde dış politikamız çok taraflı iş birliğini koruyan ancak her hâlükârda Türkiye eksenli, bağımsız ve millî menfaatlerimizi rehber edinen kararlı bir duruşla yürütülmektedir. Devletimiz, egemenlik haklarına saygıyı, toprak bütünlüğünü, diyaloğu ve küresel sahiplenme ilkelerini esas almaktadır. Türkiye, bu ilkeli ve dengeli yaklaşımı sayesinde istikrarsızlık coğrafyasında güven veren bir aktör, küresel ve bölgesel barış çabalarında vazgeçilmez bir çekim merkezi, bir kutupbaşı olarak konumunu tahkim etmektedir.
Değerli arkadaşlar, Orta Doğu'da tırmanan istikrarsızlık ve bunun küresel etkileri hepinizin malumu. İsrail'in gerçekleştirdiği soykırım sonucunda Filistin'de yaşanan derin insani dram, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan politikaları, bölge geneline yayılan saldırganlık dalgası ve Batı Şeria'da yerleşimci adıyla sürdürdüğü işgalci terörü ne yazık ki devam etmektedir. Dün, Batı Şeria'nın El Halil kentindeki Harem-i İbrahim Camisi'nin ibadete kapatılarak buradaki insanların zorla dışarı çıkartılması İsrail'in kabul edilemez provokasyonlarına yeni bir örnek teşkil etmiştir. Buna ilaveten, İran ve Hürmüz Boğazı ve çevresinde yoğunlaşan gerilimler yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel barış ve istikrarı da açıkça tehdit etmektedir. Çatışmaların genişlemesi ve enerji altyapılarını hedef alması enerji başta olmak üzere, küresel tedarik zincirlerini sarsmakta ve dünya genelinde üretim maliyetlerini doğrudan arttırmaktadır. İsrail'de bugün gerçekleştirilmekte olan ve ABD'de 3 Kasımda yapılacak seçimleri de bölgeye olabilecek etkileri bakımından yine yakından takip ediyoruz. Benzer bir istikrarsızlık sarmalını Yemen'de de derinden hissetmekteyiz. Bu meseleyi sadece yerel bir kriz ya da sınırlı bir bölgesel ihtilaf olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır. Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki güvenlik riskleri küresel ticaret hatlarını felce uğratmakta, tüm Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırmaktadır, Afrika Boynuzu ülkelerinin de bu girdabın içine çekilmeye çalışıldığı görülmektedir. Türkiye, ilkeli duruşunun bir gereği olarak Yemen'in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla savunmakta, kalıcı çözüm için diyaloğu desteklemektedir. Her 2 kriz merkezindede seyrüsefer özgürlüğünün korunması hayatidir, bu doğrultuda çözümlerin diplomasisinin yeniden işlerlik kazanmasıyla gerçekleşmesi için Türkiye yoğun çaba sarf etmektedir.
Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli katılımcılar; Orta Doğu'daki gelişmelere ilaveten Karadenizin hemen karşı kıyısında devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı, Kafkaslar, Balkanlar, Kuzey Afrika'daki hassasiyetler de bölgesel güvenliğimizi doğrudan etkilemektedir. Ülkemiz, tüm bu bölgelerde istikrarın tesisi ve korunması adına bölgesel girişimlere her zaman öncülük etmiştir, etmektedir ve etmeye de devam edecektir. "Savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmaz." inancıyla, krizlerin sonlandırılması için tüm diplomatik imkânlarımızı kullanmaktayız. Çevremizdeki tüm coğrafyalarda bölgesel sahiplenme ilkesiyle güvenliği ve refahı artırmayı hedefliyor, meselelere ayrıştırıcı değil, birleştirici bir vizyonla bakıyoruz. Zira, sorunların dış müdahalelerle değil, bölge ülkelerinin kendi meselelerinde ortak sorumluluk üstlenmesiyle çözüleceğine inanıyoruz. İşte, bugün, Komisyonumuzda görüşeceğimiz Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı arasında ortak savunma için Mekke Anlaşması bahsettiğim bu bölgesel sahiplenme irademizin ve coğrafyamızda caydırıcılığı artırarak barışı tahkim etme kararlılığımızın somut ve son derece önemli bir adımını oluşturmaktadır. Yıllardır Orta Doğu ve çevre coğrafyalar dışarıdan dayatılan müdahalelerin, ithal güvenlik formüllerinin ve vekâlet savaşlarının bedelini ağır bir şekilde ödemiştir, bu gidişata "Dur!" denilmesi ve bölgenin sorunlarına bizzat bölge içerisinden çözümler üretilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, Uygun Bulma Kanun Teklifi'nin genel gerekçesinde de vurgulandığı üzere, Mekke Anlaşması'yla stratejik diyaloğu, karşılıklı güveni ve birlikte çalışma kültürünü büyüterek Orta Doğu'da kolektif bir caydırıcılık kalkanı inşa edilmesi kayda değer bir gelişmedir, dün Tahran'da yapılan görüşmeler bu anlamda da kıymetlidir. Ülkemizin imzaladığı ve taraf olduğu anlaşmalar bir saldırı, yayılmacılık ya da 3'üncü ülkelere karşı bir bloklaşma ittifakı değildir. Tam aksine, ülkemiz caydırıcılığı artıracak, coğrafyamızı tahkim edecek, barışı ve istikrarı hedefleyen savunma anlaşmalarının tarafıdır. Bu bağlamda, Mekke Anlaşması'nın dışlayıcı bir güvenlik mimarisi önermemesi ve bölgesel barış ve istikrar vizyonunu paylaşan diğer aktörlerin katılımına imkân tanıması bağlamında kıymetlidir. Öte yandan, anlaşmanın genişleme sürecinin kontrolsüz bir mekanizmaya izin vermemesi de önemlidir. İttifakın büyümesinin ve yeni üyelerin kabulünün çekirdek tarafların ve dolayısıyla ülkemizin onayına, rızasına ve stratejik filtresine tabi olması doğal olarak büyük ehemmiyet taşımaktadır. Keza genel gerekçede belirtildiği üzere, Mekke Anlaşması, tarafların birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak adına Birleşmiş Milletler şartından doğan meşru müdafaa haklarını kullanırken tam bir dayanışma içinde olmalarını, uluslararası yükümlülüklerine halel getirmeden bu doğrultuda askerî imkân ve yeteneklerini paylaşmalarını öngörmektedir; burada son derece kritik bir stratejik denge gözetilmesi önemlidir. Bir yandan caydırıcılık en üst düzeyde tesis edilirken, diğer yandan anlaşmaya taraf ülkelerin egemenlik haklarına, uluslararası yükümlülüklerine ve anayasal süreçlerine mutlak bir saygı gösterildiği dikkat çekmektedir. Kolektif savunma hükümlerinin kendiliğinden ve mekanik bir şekilde işlemesinden ziyade atılacak her adımın tarafların kendi anayasal yükümlülükleri, millî mevzuatları ve yetkili makamlarının tasarrufları çerçevesinde yürürlüğe girmesi esasının benimsendiği görülmektedir. Bu doğrultuda, en üst düzeyde istişare mekanizmalarının işletilmesi ve ortak mutabakatın aranması önemli bir husustur.
Değerli arkadaşlar, bu ittifak mimarisinin üç ana sacayağı üzerinde yükseldiği ifade edilebilir: Müşterek savunma, terörizmle kararlı mücadele ve savunma sanayisinde yerli imkânların geliştirilmesi. Bu başlıkların her biri hem ülkemizin hem de coğrafyamızın geleceği için hayati ehemmiyeti haizdir. Esasen Mekke Anlaşması'na izole tek bir metin olarak da bakmamak gerekir, geçtiğimiz haftalarda imzalanan Bedir Anlaşması da dost ve kardeş ülkelerle savunma sanayisi alanındaki stratejik ortaklığımızı perçinleyen tarihî bir adım olmuştur. Libya Temsilciler Meclisinin deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin keza geçen hafta aldığı onay kararı da bölgesel sahiplenme, barış ve ortak refah vizyonumuzun bir diğer somut tezahürü olmuştur. Bu onay, ülkemizin denizlerdeki hak ve menfaatlerinin yani mavi vatanın korunmasında önemli bir merhaleyi teşkil etmiştir.
Komisyonumuzun çok değerli üyeleri, çok değerli katılımcılar; güçlenen Türkiye'yle bu anlamdaki ittifak ve bölgesel sahiplenme örnekleri giderek artmaktadır. Birkaç gün önce Kanada Başbakanı Sayın Mark Carney'in ülkemize gerçekleştirdiği resmî ziyarette kamuoyu önünde sarf ettiği "Kanada, güvenilir ortaklarla derin ortaklıklar kurma peşinde; Türkiye, bizim için bu anlamda istisnai bir ortaktır." sözleri de bu çerçevede anlamlıdır. İşte, Batı'dan Doğu'ya geniş bir kabul gören bu vizyon bugün önümüzde duran Mekke Anlaşması'nın da ana omurgasını teşkil etmektedir. Burada amaç, coğrafyamızda kolektif dayanıklılığı ve caydırıcılığı kalıcı kılmaktır. Bölgemizde kalıcı bir güvenlik ortamı tesis edildiğinde bunun orta ve uzun vadede ticaretten enerjiye kadar tüm bölge ülkeleri üzerinde son derece olumlu sosyoekonomik etkileri olacağı aşikârdır; böyle bir güvenlik ortamı sadece Orta Doğu için değil küresel anlamda da değerli olacaktır.
Değerli arkadaşlar, Meclisimizin ve Komisyonumuzun konuyu tüm veçheleriyle değerlendirebilmesini teminen mezkûr anlaşmanın teknik detayları, askerî stratejik gerekçeleri ve diplomatik çerçevesi hususunda kapsamlı bilgilendirme birazdan Dışişleri Bakan Yardımcımız Sayın Büyükelçi Levent Gümrükçü tarafından yapılacaktır. Akabinde de Dışişleri Komisyonumuzun siz değerli üyeleri ve yine üye olmayan değerli milletvekillerimizle anlaşma Türkiye'nin çıkarları çerçevesinde, lehte ve aleyhte tüm detaylarıyla değerlendirilecektir.
Şimdiden, kıymetli görüş ve değerlendirmeleriniz için teşekkür ediyorum.
Şimdi, müsaadenizle gündeme geçeceğiz.
Basın mensubu arkadaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum yani görsel basını dışarı alabiliriz.
Diğer arkadaşlarımız, yine zaten basına açık olarak devam edecek toplantımız.
UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir)Sayın Başkanım...
BAŞKAN FUAT OKTAYBuyurun.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
30 konuşma daha · 27 Ekim 2026