Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma
Bitlis Milletvekili ·
DEM Parti
Dışişleri Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 578 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Semra Çağlar Gökalp (DEM Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 578 kelime.
Semra Çağlar Gökalp (DEM Parti, Bitlis). “Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/semra-caglar-gokalp-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90851
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis)Teşekkürler Sayın Başkan.
Şimdi, öncelikle bütün katılımcıları, bakanlıktan gelen yetkilileri de selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; önümüzdeki anlaşmayı yalnızca 3 ülke arasında savunma iş birliği olarak değerlendiremeyiz. Burada, Türkiye'nin hangi çatışmalarda, hangi yükümlülükleri üstleneceğine karar veriyoruz. Dolayısıyla sorularımız açık. Bu anlaşma halkların güvenliğini mi arttıracak, yoksa Türkiye'yi başka ülkelerin savaşlarına bağlayan yeni sorumlulukları mı doğuracak? DEM PARTİ olarak, yaklaşımımız nettir, bölgesel sorunların çözümünü askerî ittifaklarda ve silahlanmada arayan güvenlikçi dış politikayı doğru bulmuyoruz ve eleştiriyoruz bu yaklaşımı çünkü bir tarafın güvenlik adına attığı adım diğer tarafta tehdit olarak algılanabiliyor, ardından karşı silahlanma, karşı ittifaklar ve yeni gerilimler geliyor ve iktidarlar güvenlik ararken bölge halkları daha güvensiz bir geleceğe sürükleniyor. Bölgenin ihtiyacı çatışmaları birbirine bağlayan yeni askerî taahhütler değil, bu çatışmaları birbirinden ayırarak çözebilecek bir barış diplomasisidir esasında.
Suudi Arabistan'ın Yemen'deki rolünü hatırlayalım. Suudi Arabistan, Yemen çatışmasının yalnızca saldırılara maruz kalan tarafı değildir, Yemen Cumhurbaşkanı Hadi'nin talebi üzerine 26 Mart 2015'te Husilere karşı askerî müdahaleyi başlatan koalisyona liderlik etmiştir. Yıllarca süren hava harekâtları ve kısıtlamalar Yemen halkının yaşadığı yıkımın önemli unsurlarıdır. Elbette, Suudi Arabistan'daki sivillere yönelik saldırılara da karşıyız ancak Suudi topraklarını korumak ile Yemen'deki askerî faaliyetlere destek vermek arasındaki sınırı açıkça çizmek zorundayız, "savunma amaçlı" demek sivil kayıpları ortadan kaldırmıyor ne yazık ki. Pakistan bakımından da farklı bir çatışma alanı var, onu da dikkatle değerlendirmek gerekiyor. Hindistan'da Keşmir sorunu, Afganistan sınırındaki gerilimler ve silahlı gruplarla çatışmalar söz konusu, Türkiye'nin bu sorunlar karşısında üstleneceği sorumluluğun sınırı nedir diye sormak istiyoruz. Ortak ekonomik çıkarların bulunması bütün tehdit değerlendirmelerinin de ortak olduğu anlamına gelmiyor.
Değerli üyeler, genel gerekçede ortak savunmaların kendiliğinden işlemeyeceği istişare ve mutabakata dayanacağı söyleniyor ancak 2'nci maddede derhâl yardım yükümlülüğü kuruluyor. 1'inci ve 4'üncü maddelerde ise, "tehdit" "tehlike" ve "hayati çıkarlar" gibi geniş kavramlar kullanılıyor. Burada açıklık istiyoruz, tehtidi kim tanımlayacak, yardımın kapsamını kim belirleyecek, Türkiye belirli bir operasyona katılmayı reddedebilecek mi? Taraflardan birinin kendi eylemleriyle büyüttüğü çatışma, diğerleri için nasıl bir yükümlülük doğuracak? Diğer maddelere gelince değerlendirmeleri ekstradan ayrıca yapacağız. O yüzden, çok detaylı girmek istemiyorum, oralara dönük de değerlendirmelerimiz ve sorularımız olacak.
Sayın Başkan, aynı zamanda bu anlaşmanın ekonomik boyutunu da konuşalım istiyoruz çünkü ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve savunma sanayisine pazar açılması hedefleniyor. Peki, şirketlerin elde edeceği kazanç ile devletin üstleneceği maliyet ayrı ayrı hesaplandı mı? Konuşlanmanın, lojistiğin silah ve mühimmat desteğinin bedelini kim ödeyecek diye sormak istiyoruz. Ekonomik krize dış finansman ve silah ihracatı üzerinden cevap ararken halkın geleceğini uzun vadeli askeri taahhütlere bağlayamazsınız, ticaret koridorlarında söz sahibi olmanın bedeli başka savaşların riskini üstlenmek olmamalıdır. Trump'ın bu anlaşmayı desteklemesi de bağımsız bölgesel güvenlik söylemini sorgulamayı gerektiriyor. Sorun yalnızca anlaşmayı kimin desteklediği değildir, uygulamada kimin güvenlik yükünü üstleneceğimiz, kimin stratejik hedeflerine hizmet edeceğinizdir. Üstelik, anlaşma süresiz, olağan çekilme yolu ilk on yılı kapalı, çekilmek de devam eden faaliyetleri kendiliğinden bitirmiyor yani bizim gördüğümüz biraz o. Bugünkü iktidarın tercihiyle gelecek hükûmetlerin ve meclislerin iradesini neden böylesi bir bağlamda devam ettireceksiniz, neden böylesi bir şeye bağlıyorsunuz diye de sormak istiyoruz ayrıca. Biz, Türkiye'nin Yemen'de ateşkesi, insani erişimi ve kapsayıcı müzakereleri güçlendirmesini istiyoruz. İran-Suudi Arabistan hattında gerilimi düşüren, Pakistan-Afganistan sorunlarında diyaloğu destekleyen bir rol üstlenmesini savunuyoruz. Türkiye halkları başka çıkar hesaplarının savaş yükünü taşımak zorunda değildir. Bölgenin bütün halkları için barışı savunuyoruz, bütün bölge halkları için bu savunu hattını güçlendirme noktasında Türkiye'nin de bu rolü tamamiyle yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle, bölgesel kutuplaşmayı derinleştiren, belirsiz askerî yükümlülükler getiren, demokratik denetimi yeterince güvenceye almayan bu anlaşmanın onaylanmasını doğru bulmuyoruz ve bu antlaşmanın kendisine dair bir şerhimiz olduğunu ifade edip tekrardan saygılarımı sunuyorum.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
30 konuşma daha · 27 Ekim 2026