İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · SALI

Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

Gülizar Biçer Karaca

Denizli Milletvekili · CHP

Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 1.771 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Gülizar Biçer Karaca (CHP), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.771 kelime.

Gülizar Biçer Karaca (CHP, Denizli). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gulizar-bicer-karaca-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90865

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli)Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, saygıdeğer bürokratlar ve Komisyonumuzun değerli üyeleri, milletvekili arkadaşlarımız; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi'ni Türkiye ekonomisinin büyüme dinamiklerinin zayıfladığı, sanayi üretiminin ve istihdamın durgunlaştığı, yüksek enflasyonun geniş halk kesimlerini derin yoksulluğa mahkûm ettiği ve fon vurgununun gölgesinde görüşmeye başlıyoruz. Özellikle fon vurgunu konusunda birçok milletvekili arkadaşımız çok şey konuştu. Ben fon vurgununun 2027 yılına sirayet etmesi muhtemel riskleri konusunda birkaç cümle sarf etmek isterim.

Fon krizinin reel ekonomiye başlıca yansıması tasarruf kaybının yanında, fonlarda bekleyen işletme kaynaklarının kullanılamaması nedeniyle üretim, ticaret ve ödeme zincirlerinde nakit sıkışıklığının büyümesi olacaktır. Yine, işletmeler açısından ilk somut risk, fon bozumuyla karşılamayı planladıkları çek ödemeleri, tedarikçilere olan borçlarını ödemek, ücretleri ödemek, vergi ve SSK ödemelerini yapma planı olan işletme sahiplerinin bu konudaki nakit açığının ortaya çıkması ve aynı anda bir krize dönüşmesi olacaktır. Ülkemizde haftalarca fon alacağına erişemeyen işletme sahipleri tedarikçilerine ödeme yapamayacak, o tedarikçiler fonda hiçbir yatırım yapmamış olsalar bile, kendilerine ödeme yapılamadığı için, onlar da borçlarını ödeyemeyecek ve zincirleme bir kriz, ödeyememe krizi ortaya çıkacaktır. İşletme parasının fonlarda beklemesi, etkilenen üreticilerde ham madde alımının kısıtlanması, siparişlerin gecikmesi, vardiyaların azaltılması ve yeni yatırımların ertelenmesi riskleriyle karşı karşıya kalacaklardır. Ticarette tahsilat endişesinin büyümesi, satıcıların vadeleri kısıtlamasına, peşin ödeme ve ek teminat istemelerine yol açacak, özellikle krediye erişimi sınırlı KOBİ'ler açısından mal alımı ve satış hacminin daralma riski çok daha yüksek ihtimal dâhilindedir.

Ülkemizde sanayicimiz bu şoka zayıf bir durumdayken yakalanmıştır. Eylül 2026'da imalat sektöründe ISO tarafından izlenen 10 sektörün 9'unda üretimin yavaşladığı, imalatın genelinde üretimin üst üste dört ay azaldığının aşikâr olduğu bir süreçte bu fon soygunu maalesef iş dünyasının, sanayicinin, KOBİ'lerin kabusu hâline gelmiştir. Tıpkı bir buçuk yıl önce manipülasyon olduğunu bilerek bu konuda herhangi bir tedbir almadığınız gibi, bu 2027 bütçesinde fon soygununun olası etkileri, sanayici üzerindeki etkileri konusunda da bu bütçede hiçbir tedbir almadığınız ve hiçbir öngörüde bulunmadığınızı açıkça görmekteyiz. Böylesi bir dönemde Meclise sunduğunuz bu bütçe kanun teklifinde hem işsizliğin giderek yükseldiğini görmezden geliyor hem fon kriziyle yaşanması muhtemel olan ve fon krizinin olası zincirleme risklerinin son halkası olan emekçilerin işsiz kalmasına da göz yumar bir vaziyettesiniz.

İşsizliği görmezden geliyorsunuz dedik. Bu konuda birkaç veriyi sizinle paylaşmak isterim. Seçim bölgem Denizli'de olduğu gibi, özellikle kadın istihdamının yoğun olduğu tekstil ve konfeksiyon sektörlerinde Aralık 2022'yle Temmuz 2026 tarihleri arasında 362 bin 879 kişi işsiz kalmıştır. Yine, bugün sabah dağıttığınız Cumhurbaşkanlığı Yıllık Yatırım Programı'nda sizin verilerinizden de işsizliğin boyutlarının ne kadar yükseldiğini ve bunu nasıl görmezden geldiğinizin de açık itirafı olarak nitelendirmek gerekir. Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nda İŞKUR'dan 2020-2021 yılları arasında programlardan faydalanan kişi sayısı 500 binin üzerindedir. Bu, yıllara sari olarak azalmış ve en son 2025'te bu 260 bin kişiye gerilemiştir. Yani işsizlik çok yüksek miktarlarda artmakta ama iktidarınız bunu görmezden gelmektedir.

Yine, enflasyonla mücadele konusuna değinmek isterim. Enflasyonla mücadeleyi yanlış bir zeminde yürütmenizden kaynaklı beklediğiniz hızda bir enflasyon düşüşünü kaydedemediniz. Neden "yanlış zemin" dedim? "Nas" diyerek düşürdünüz faizlerle ülke ekonomisini bir bataklığa attınız, ardından bu bataklıktan çıkarmak ve enflasyonu baskılayabilmek, düşürebilmek adına yüksek faize geçtiniz, döviz kurunu baskıladınız, yine, iç talebi daraltarak enflasyonla mücadele yöntemini benimsediniz ama görülüyor ki hem uluslararası veriler hem ülke verileri enflasyonla mücadelede beklediğiniz hızlı düşüşteki başarıyı yakalayamadınız. Trading Economics verilere göre 2026 Eylül ayı itibarıyla enflasyon oranı 188 ülke arasında yüzde 29,73'le Türkiye 5'inci sırada yer alıyor. İlk 4'te hangi ülkeler mi var? Venezuela, İran, Güney Sudan, Arjantin.

Yine, aynı kuruluşun verilerine göre 2026 yılı Eylül ayı itibarıyla gıda enflasyonunda en yüksek 4'üncü ülke konumundayız. Bizden önceki 3 ülke yine Venezuela, İran, Arjantin ve arkasından da biz geliyoruz. Bu, gerçekten kabul edilebilir bir veri ya da sıralama olmamalıdır.

Enflasyonda tutturamadığınız hedeflerin yükünü asgari ücretliye, memura, emekliye yüklediniz. Eylül 2026'da etteki fiyat artışı yüzde 37,7; peynirde yüzde 40; yoğurtta yüzde 38; motorinde yüzde 67; benzinde yüzde 47,9; ilkokul eğitiminde yüzde 45,6; yüksek öğrenimde yüzde 52,2 olarak gerçekleştirildi. Peki, asgari ücretliye, BAĞ-KUR ve işçi emeklilerine Ocak 2026'da neyi layık gördünüz? Asgari ücretliye Ocak 2026'da sadece yüzde 27; BAĞ-KUR ve işçi emeklisine de yüzde 29,95 artışı layık gördünüz.

Yine, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nda asgari ücretlilere 2024-2025-2026 yıllarında ele geçirilen net gelişmelerde de sizin asgari ücret konusundaki beceriksizliğinizin ve asgari ücretliyi nasıl açlığa mahkûm ettiğinizin itirafı var. Burada deniyor ki: 2024'te eksi 5,9; 2025'te eksi 3,6; 2026'da da eksi 2,8 olarak gerçekleştiğini görüyorsunuz. Yani asgari ücretliye layık gördüğünüz artışlar eksilerde geziyor.

Bütçede peki, bu kadar asgari ücretliyi, emekliyi, memuru, toplumun büyük bir kesimini enflasyon altında ezer iken bütçe gelirlerini kime yüklüyorsunuz? Bütçe gelirlerindeki vergiyi kimin sırtına yüklüyorsunuz? Yine, bütçe gelirlerindeki verginin yüzde 60,1'ini ÖTV, KDV gibi dolaylı vergilerle dar gelirlinin, asgari ücretlinin, emeklinin, memurun, çiftçinin yani halkın sırtına yüklüyorsunuz.

Bütçe sunumunuzda bir üçlemeye, bir metafora yer verdiniz: "Dayanıklılık, refah ve dönüşüm." dediniz. Şimdi, bu dayanıklılığı kime, refahı kime reva gördüğünüzü de yine veriler ışığında paylaşmak isterim. Bütçede unuttuğunuz halkın durumunu bir kez daha gözler önüne sermekte fayda var. Eurostat verilerine göre bugün Türkiye'de yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında 25 milyon yurttaş bulunmaktadır. 2015'teki bu rakam sadece 20 milyondu yani son on yılda 5 milyon yurttaşı daha yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya bıraktınız.

Yine, 2022'de yaşlı nüfus, yaş almış nüfustaki yoksulluk oranı 1,4 milyon iken 2025'te bu rakam 3 milyona yükselmiş durumda. Yani dayanıklılığı dar gelirliye, emekliye, yaşlıya, yoksula, asgari ücretliye reva görüyorsunuz; refahı kimlere reva gördüğünüzü şimdi, biraz sonra paylaşacağım.

Bugün, ülkemizde her 4 vatandaştan 1'i pencereleri çürük, duvarları nemli, çatısı sızdıran konutlarda oturuyor. Her 5 kişiden 1'i ısınma masraflarını karşılayamıyor. İnsan onuruna uygun, yaşayabileceği 100 metrekarelik bir ev alabilmek için İstanbul'da yaşıyorsa aylık 475 bin lira, Ankara'da yaşıyorsa 331 bin lira, İzmir'de yaşıyorsa 344 bin lira gelire sahip olması gerektiği araştırmalarda ortaya çıkmış. Şimdi size soruyorum: Sunumda övündüğünüz emekliye 23 bin küsur, işçiye, asgari ücretliye 28 bin lira civarında, memura da 70 bin lira civarında aylığı vermekle övündünüz. Peki, bu rakamlarla bu vatandaşlarımızın ev alabilmesi, insan onuruna yaraşır bir konuta sahip olması mümkün mü? Tabii ki mümkün değil. Bu durumda refahı bu yurttaşlarımıza değil, refahı kimlere sunduğunuz açıkça ortada.

Yine, ülkemizde her 3 kişiden 1'i iki günde bir et, balık ve tavuk tüketemediğini söylüyor. Dar gelirli vatandaşlarımızda bu oran yüzde 72'ye ulaşmış. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kendi verilerinde, ailesinin yanında en temel ihtiyaçları dahi karşılanamayan ve ailesinin yanından alınma riski bulunan çocuk sayısı 2025'te 182 bin 997 iken, 2027'de bu sayının 200 bine erişeceği belirtiliyor. Şimdi soruyorum: Refah kime?

2025 yılında toplam 452 yurttaşımız ekonomik nedenlerle intihar etti. Bu, 2009 krizinden sonraki en yüksek rakam.

Yine, TÜİK verilerinde 15-34 yaş arasındaki gençlerin 970 bini ekonomik gerekçelerle okulu bırakmak ya da başka bir bölüme geçmek durumunda kalmışlar. Şimdi soruyorum: Refah kime, dayanıklılık kime? Refahın kime olduğu bütçe teklifinizde çok açık ve net. 3 trilyon 975 milyar liralık faiz kaynağıyla refah vaadiniz faiz lobilerine, 2027-2029 döneminde 1 trilyon lirayı aşan ödenekle gelir garantisi verdiğiniz yandaşlarınıza 2027 bütçesinde refahı layık görüyorsunuz.

Peki, tarımsal desteklemelerde durum ne? Tarımsal desteklemelerde de durum aslında hiç de iç açıcı görünmüyor. Önce, yine, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'ndan birkaç veriyi paylaşacağım: Süt üretimi 2025'te 2020 yılının gerisinde görünüyor. Et üretimi 2021 yılının gerisinde. Bu, sizin bugün sunduğunuz Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'ndaki verilere göre. Yıllardır tarımı ne hâle getirdiğiniz aslında bu programdaki verilerde çok açık ve net görülüyor. Peki, 2027 bütçe teklifinizde ne öngörüyorsunuz? Bu bütçe teklifinde maalesef Tarım Kanunu'nda yer alan, millî gelirin yüzde 1'inden az olmayacak desteklerden 877 milyar lirayı tırpanlamış ve çiftçiden almış, faiz lobilerine ve garanti gelir vadettiğiniz yandaşlarınızın cebine akmasına öngördüğünüzü açık ve net bir şekilde bu bütçede görüyoruz.

Yine, bütçe teklifinizde sağlık harcamalarının payı da azalmış. 2026 bütçesinde yüzde 8,7 iken, 2027 bütçenizde sağlık harcamaları yüzde 7,8'e gerilemiş.

Peki, eğitimde ne durumdayız? 2016 yılında fonksiyonel sıralamaya göre eğitim hizmetlerinin bütçedeki payı yüzde 17,8 iken, bu oran 2027 bütçe teklifinizde yüzde 11,9'a düşmüş. Aslında diyorsunuz ki: "Eğitimden vazgeçin. Sağlık harcamalarında biz kısıtlamaya gidiyoruz. Ey vatandaşlar, sakın hasta olayım falan demeyin, ben size bakacak bir kaynağı yaratmadım, yaratmayacağım."

Sayın milletvekilleri, Sayın Komisyon, sayın bürokratlar ve Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı; 2027 bütçe teklifi ekonomik durgunlaşmanın ve toplumsal yoksullaşmanın derinleştiği bir ortamda bu sorunlara çözüm üretecek bir adaletli kaynak dağıtımını sunmamaktadır. Ücretlilerin alım gücü gerilemekte, beslenme, barınma ve sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanması da giderek zorlaşmaktadır. Eğitim, sağlık, tarımsal destekler ve kamu yatırımlarının bütçeden aldığı pay gerilerken yüksek faiz giderleri ve kamu-özel iş birliği projelerinden doğan ödeme yükümlülükleriyle faiz baronlarına, garanti gelir sunduğunuz yandaşlarınıza önemli kaynaklar aktardığınız görülmektedir. Böyle bütçe gelir dağılımındaki eşitsizlikleri giderecek ve yurttaşların yaşam koşullarını iyileştirecek bir araç olmaktan çıkmış durumdadır.

Cumhurbaşkanlığı yatırım programından ya da yıllık programından başka bir veriyi daha paylaşacağım: Ölümlü iş kazası. Diyorsunuz ki "2027 yılında yüzde 6,3." Yani yaklaşık 1.600 civarındaki emekçinin öleceğini hedef olarak karşınıza koyuyorsunuz; bu, başarı mıdır? Devletin, iktidarın bir emekçinin, bir yurttaşın daha burnunun bile kanamaması üzerine bir politika geliştirmesi gerekirken ölümlü iş kazası oranı olarak da 6,3 yani yaklaşık 1.600 civarındaki yurttaşın ölebileceğini ve ölmesini öngören bir programda maalesef bir hedef belirlemiş durumdasınız; bunu kabul etmek de mümkün değildir.

Bütçe sunumunuzda dayanıklılığın yoksulluğu derinleşen halka olduğu, refahın faiz lobilerinize ve garantili kazanç sunduğunuz yandaşlarınıza olduğu açıkça görülmektedir. Peki, dönüşümü ne olarak belirlemiş olabilirsiniz? Bütçe hakkı aslında halkın vergilerinin hangi amaç için toplanacağı ve nasıl harcanacağını öngören ve bunu halkın seçilmiş temsilcileriyle karar vermesine ilişkin temel bir haktır ancak mevcut rejimde yürütmenin hazırladığı rakamların tasdikine indirgenmiş bir bütçe hakkı, önceki yıla ilişkin kesin hesap denetimi de yoğun ve sıkıştırılmış bir takvime hapsedildiği için halkın mali egemenlik hakkının daraltıldığı bir dönüşüme imza attığınızı burada ifade etmek isteriz.

Evet, bütçe sunumunuzda belirttiğiniz dayanıklılık, refah ve dönüşümün halktan yana olmadığı açık. Fon vurgunuyla olası zincirleme risklerin 2027 yılında sanayide, iş dünyasında, KOBİ'lerde yaratacağı etkinin bir analizinin yapılmadığı, büyüme oranlarını ne tür etkileyeceğine ilişkin bir öngörünün olmadığı aşikâr çünkü bütçede buna ilişkin hiçbir veri, hiçbir kalem ve hiçbir tespit de bulunmamaktadır. O nedenle, 2027 yılı bütçesi, 25'inci bütçeniz olmasıyla övündüğünüz bu bütçede maalesef ki yine halka hüsran, yine maalesef halka açlık, kuru ekmek; bir milletvekilinizin de ifade ettiği gibi kuru ekmekle karın doyurma payı düşmekte ama her zaman olduğu gibi faiz lobilerinize de aslan payının düştüğünü bir kez daha bu bütçenizde görmekteyiz. Evet, yine birçok alanda bu eksikliklere ve birçok alandaki bu kayıplara, birçok alandaki yok sayılmaya rağmen bu bütçenizin burada savunuluyor olmasını da bizler hayretle karşıladığımızı da ifade etmek isteriz.

Bütçede istihdama ilişkin birtakım cümleler kurmuştum ve istihdam konularına değinmiştim. Seçim bölgem Denizli'de son dört yılda imalat sektöründe, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, 20 bin yurttaşımız işsiz kaldı. Bunu aile bireyleriyle hesapladığınız zaman yaklaşık 100 bin kişi Denizli'de işsiz yani ete ulaşamıyor, çatısı akan evlerde oturmak zorunda kalıyor çünkü bu verilere göre ev edinebilme, konut edinebilme, hatta kirasını dahi ödeyebilme imkânları bulunmamaktadır. O nedenle, işsizliğe, açlığa, sefalete çözüm üretmeyen bu bütçenizden dolayı sizlere olan vatandaşın tepkilerini de buradan dile getirmek istedim.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

36 konuşma daha · 27 Ekim 2026

Tümü →
36 konuşmanın tamamı →