Kalkınma ajanslarının kuruluşu,koordinasyonu vegörevleri hakkında kan.tas.(ss.920)
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 53. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Ocak 2006 · 976 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Gürol Ergin (CHP), 24 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KALKINMA AJANSLARININ KURULUŞU,KOORDİNASYONU VEGÖREVLERİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.920)); konuşma 976 kelime.
Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Kalkınma ajanslarının kuruluşu,koordinasyonu vegörevleri hakkında kan.tas.(ss.920)”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 24 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-22-2006-01-24-kalkinma-ajanslarinin-kurulusu-koordinasyonu-vegorevleri-hakkinda-kan-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının geçici 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce ulusumu saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz tasarının geçici 1 inci maddesi, tasarının 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca tahsis edilecek transfer ödeneğinin kurulmuş ajans sayısı dikkate alınarak belirleneceğini, ajansların kuruldukları tarih itibariyle yılın geri kalanı için kendilerine düşen payı kullanma hakkını kazandıklarını belirtmektedir.
Değerli milletvekilleri, kamu hizmeti sunumunda ve türlerinde meydana gelen değişmeler nedeniyle, kamu parasının kullanımı da farklılaşmaya başlamıştır. Kamu hizmetleri farklı idarî yapılar aracılığıyla sunulduğu için, kamu parasını yeniden tanımlama gereği ortaya çıkmıştır. Bugün artık genel kabul gören tanıma göre, hangi kaynaktan alınırsa alınsın, kamunun elde ettiği bütün paralar, kamu kurumlarından alınan paralar, özel kurumların belli statü ve yetki kullanarak elde ettiği paralar, kamu parası olarak kabul edilmektedir.
Bu tanımdan yola çıkarak, tüzelkişiliğe sahip kamu kurumu olan ve kamu parası kullanan kalkınma ajanslarının kamu denetimine tabi olması gerektiği ve kamusal hesap verme sorumluluğu olduğu açıktır. Bu nedenle kalkınma ajanslarının Parlamento adına denetim yapan Sayıştay denetimine tabi olmaması, şeffaflık ve hesap verme sorumluluğu ilkelerine ve genel kabul görmüş denetim standartlarına aykırı bir uygulamadır.
Aslında kalkınma ajansları, ayrı bir yasa tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden önce, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Taslağında yer almıştı. 25 Nisan 2003 tarihli Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Taslağı, 25 inci maddesine "bölge kalkınma ajansları kurulması" başlığını ayırmıştı. "Ulusal kalkınma planıyla uyumlu olarak istatistik bölge birimi iki düzeyinde araştırma yapmak, katılımcı yöntemlerle gelişim stratejileri oluşturmak, iller arası koordinasyonu sağlamak, kamu, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliğini artırmak, bölgesel gelişimi hızlandırmak ve özel girişimciliği desteklemek amacıyla bölge kalkınma ajansları kurulur; bölge kalkınma ajanslarının kuruluşu, görev ve faaliyetleri, merkezî yönetimle ilişkileri kanunla düzenlenir" denmekteydi Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Taslağında. Bu madde, anılan yasa taslağının sonraki nüshalarında tamamen ortadan kayboldu ve söz konusu taslakta bir daha hiç de gündeme gelmedi. Bu temel kanun toplum tarafından benimsenmedi ve Cumhurbaşkanlığı tüm temel hükümlerini dikkate alarak ve uygun bulmayarak bu tasarıyı geri gönderdi; içerdiği anayasal aykırılıklar giderilmedi ve bu tasarının yasalaşma süreci kesildi; ancak, yürütme organı, çözümü, elindeki metni parça parça yasalaştırmakta buldu. Bu çerçevede, önce Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatıldı, sonra ise bölge kalkınma ajansları "kalkınma ajansları" adı altında yeni bir yasa tasarısı olarak önümüze getirildi.
Her ne kadar yasanın maddelerinde açıkça yazılmıyor ise de, genel gerekçede birkaç kez dile getirildiği üzere, ajanslar bölgenin kalkınma planını hazırlayacak kuruluşlardır. Bölge kalkınma planı hem hazırlanışı hem de uygulanması bakımından tartışmasız bir kamu görevidir. Kamu görevinin kamu tüzelkişiliği sahibi olmayan bir ağırlama, tanıtma ajansı tarafından görülmesi, hem Anayasamıza aykırıdır hem de kamunun var oluş nedenlerine aykırıdır.
Özelliklerine bakılınca, kurulması amaçlanan kalkınma ajansı yapısının gerçekte "bölge idaresi" adını daha çok hak ettiğini söyleyebiliriz.
Kalkınma Ajansı Tasarısı, hiçbir tartışmaya olanak vermeyecek açıklıkla bir dış kaynaklı metindir. Hazırlanması Avrupa Birliğince istenmektedir; hükümet de bu durumu, zaten, genel gerekçede açıkça belirtmektedir.
Günümüzde, Türkiye'de devletin işlevlerini ve örgütlenme biçimini köklü bir biçimde dönüştürmeyi hedefleyen bir reform program uygulamaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu reform programının en önemli ayaklarından birini oluşturan yerel yönetim reformuyla da, hem ülkenin yönetim kademelenmesi hem de her bir yönetim biriminin görevleri ve örgütlenme biçimi yeniden düzenlenmektedir.
Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde gündeme gelen kalkınma ajansları, asıl olarak, Türkiye'nin bölgesel gelişme politikalarının Avrupa Birliğine uyumunun sağlanması gerekçesiyle savunulmaktadır. 2003 yılı Katılım Ortaklığı Belgesinde, Türkiye'nin, Avrupa Birliğinin Katılım Öncesi Malî Yardım Programı kapsamında sunduğu bölgesel gelişme yardımlarından yararlanabilmesi için, bölgesel kalkınma ajanslarının kurulması öngörülmüştür.
Buna göre, Avrupa Birliği destekli bölgesel kalkınma programlarının yereldeki uygulama ve koordinasyonu için bölgesel kalkınma ajansları görevlendirilecektir.
Dikkat çekilmesinde yarar olan önemli bir husus, az gelişmiş ülkelerde KOBİ'ler temelinde ve ihracata yönelik olarak geliştirilen sanayileşme stratejisinin gerçek etkisinin, bu ülkelerin sanayisizleştirilmesi doğrultusunda olduğudur; çünkü, ithal ikameci sanayileşmenin daha ilk aşamasından ileriye geçmeden ihracata yönelik sanayileşme stratejisini uygulamaya başlayan ülkelerde, ihracata yönelik sanayileşmenin hafif sanayilerle sınırlı kaldığı ve bunun da, ülkenin sanayileşmesi açısından önemli bir atılım oluşturmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla, Türkiye konumundaki ülkelerin gerçek bir kalkınma hedefi açısından ilerlemesi gereken çizgi, ithal ikamesinin ileri aşamalarına doğru olmak durumundadır. Dolayısıyla, tasarının dayandığı ihracata dönük sanayileşme modeli, esasen, gerçekçi bir gelişme perspektifi ortaya koyamamaktadır.
Dikkat çekmek istediğim bir diğer husus, yerel girişimciliğe ve KOBİ'lere dayalı bu modelin, yalnızca ulusal kalkınma amacı açısından değil, yerel/bölgesel kalkınma amacı açısından da önemli sınırlılıkları bulunduğudur; çünkü, yerel/bölgesel kalkınma açısından merkezî devletin etkin katkılarını devreye sokmaktan kaçınan bu yaklaşım, zaten neoliberal dönemin en karakteristik özelliğidir. Bu dönemde bölgesel eşitsizliklerin daha da arttığı bilindiğine göre, merkezî yönetimin etkin katkısını öngörmeyen ve yalnızca yerel girişimcilikten medet uman bir yaklaşımın bugüne kadar ortaya çıkandan farklı bir sonuç vermesi beklenmemelidir.
Özetlemek gerekirse, tasarıya isim veren kurumsal yaklaşım ve buna dayanılarak önerilen kalkınma stratejisi, Türkiye'nin az gelişmişlik durumunun ortadan kaldırılıp ciddî bir gelişme sağlayabilmesi doğrultusunda bir potansiyel taşımamaktadır. Gerek ulusal gerekse yerel-bölgesel kalkınma amacı doğrultusunda devletin etkin katkılarını devreye sokmak yerine bütünüyle piyasa mekanizmasına bel bağlayan bu yaklaşım, var olan durumdaki az gelişmişlik döngüsünün kırılmasına olanak tanımayacaktır. Tersine, bu kurumsal yaklaşım, küreselleşme dönemi olarak adlandırılan çağımızda geçerli olan uluslararası işbölümünü meşrulaştıran ve yeniden üreten bir niteliğe sahiptir. Küreselleşme kavramının güçlenmesi ve ulus devlet ülküsünün zayıflaması paralelinde, bölge kavramı da, hem ciddî bir evrim geçirmiş hem de bölgenin etnik temellere dayanması, olası bir siyasal yapıya ulaşmasından kuşku duyan anlayış kökten değişmiştir. Bu bakış açısı değişikliği, ulus devletlerden hoşlanmayan ve ulus devletlerin otoritesini ulusüstü ve yerel güç odaklarıyla paylaşmasını isteyen uluslararası siyasal ve ekonomik güç odaklarının gözde politikası haline gelmiştir; çünkü, ekonomik, siyasî ve idarî bir birim haline gelen bölgeler, uluslararası ekonomik ve siyasî güç odaklarının, ulus devletlerin aracılığına gerek kalmadan, bölgelerle doğrudan ilişki kurmalarına olanak tanımakta, ulusüstü güçler, bölge düzeyinde ilişki kurabilecekleri bir otorite ve bölgesel temsil makamı bulabilmektedir. Bölgesel yapılanmanın, sermayenin gerek duyduğu hızlı ve esnek ekonomik hareketlere elverişli olması, bölge kavramındaki değişimin güç odakları tarafından hâkim politikaya dönüştürülmesinin bir başka nedenidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 24 Ocak 2006