2003 mali yılı bütçesinde 5 inci tur görüşmeleri
İzmir Milletvekili ·
Genel Kurul, 55. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Mart 2003 · 1.109 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Akalın, 25 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 5 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.109 kelime.
Hakkı Akalın (İzmir). “2003 mali yılı bütçesinde 5 inci tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-akalin-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesinde-5-inci-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAKKI AKALIN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sağlık Bakanlığının 2003 yılı bütçesi hakkında konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir ülkenin kalkınmışlığının temel göstergelerinden birisi de sağlıktaki durumudur. Sağlıktaki durumu belirlemek için başvurulan temel sağlık göstergeleri arasında, bebek ölüm hızı, anne ölüm hızı, hekim ve hemşire başına düşen nüfus sayısı ilk sıraları almaktadır. Türkiye'deki sağlık göstergeleriyle Avrupa ülkelerinin sağlık göstergeleri karşılaştırıldığında en kötü sonuçlara sahip olduğumuz görülmektedir.
Ulusal gelirleri 1 000 doların altında olan Honduras ve Nikaragua gibi uzak ülkelerin sağlık göstergeleri bile bizden daha iyidir. Bu gibi ülkelerin sağlık göstergelerinin, Türkiye'den daha yoksul olmalarına karşın daha iyi durumda olmasının temel nedeni, bu ülkeleri yöneten siyasal iktidarların tercihlerini halktan yana kullanmasıdır. Bu ülkeler, yoksul olmalarına karşın, sağlığın bir yaşam hakkı, bir insanlık hakkı olduğu bilinciyle yönetilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık politikamızda ele alınması gereken önemli sorunlardan birisi, dengesiz dağılım ve eşitsizlik sorunudur. Türkiye'de sağlık göstergeleriyle sağlık hizmetlerinin sunumu ve finansmanında, bölgeler ve gelir grupları arasında önemli eşitsizlikler mevcuttur. Ülkedeki hasta yatağı, hekim ve hemşire sayısının yüzde 40'ından fazlası üç büyük kentte toplanmıştır. Buna karşın, birçok yerde hekim, hemşire ve ebe eksikliği söz konusudur. Anayasamızda "sosyal devlet" yazmasına karşın 20 000 000 vatandaşımız kaderlerine terk edilmiş durumdadır.
Sağlık Bakanlığımızın 2003 yılı bütçesi 3 katrilyon 570 trilyon 54 milyar lira olarak hesaplanmıştır. Bu rakamın yüzde 70'i personel, yüzde 7,4'ü ise yatırım giderlerine ayrılmıştır. 2003 yılı toplam bütçe içinde sağlık için ayrılan pay ise, sadece ve sadece yüzde 2,4'tür; Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde bu pay yüzde 10'dan fazladır. Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye gibi ülkelerde, genel bütçenin en az yüzde 10'unun Sağlık Bakanlığına ayrılmasını önermektedir.
İzninizle, ulusal geliri ülkemizden çok daha düşük olan bazı ülkelerin sağlığa ayırdıkları payları örnek vermek istiyorum: Angola; kişi başına ulusal geliri 220 dolar, sağlığa ayrılan pay yüzde 6. Arnavutluk; kişi başına ulusal geliri 870 dolar, sağlığa ayrılan pay yüzde 4. Burkina Faso; kişi başına ulusal geliri 240 dolar, sağlığa ayrılan pay yüzde 7.
Hükümetimiz, bu durumu düzeltemediği gibi, bir de emeklilere yüzde 1 sağlık kesintisi getirmek gibi yanlış ve haksız bir uygulamayla bu sıkıntıları daha da artırmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de, hastalar aldıkları, sağlık personeli de sunmuş olduğu sağlık hizmetinden memnun değildir. Bu, bizler için, ne yazık ki, çok acı bir gerçektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; otuz yıl hekimlik yapmış bir arkadaşınız olarak, bu acı gerçeklerden bazılarını sizlere anlatmak istiyorum. Vatandaşlar, perişan bir halde, sosyal güvenceleri yok; köyünden kasabasından kalkıp, büyük kentlerdeki akrabasının yanına hastasını alıp geliyor; hastanelerde kuyruklarda bekliyor; çoğunun cebinde yiyecek parası dahi yok. Üç dört gün geçiyor; sonunda bir hekime ulaşabiliyor. Hekim "senin çocuğuna açık kalp ameliyatı yapmak gerekiyor" diyor. Adam soruyor: "Doktor bey ne kadara mal olur?" Yanıt: "5-6 milyar liraya." Adamı bir sıkıntı alıyor "Doktor Bey, ineğim yok satayım, tarlam yok satayım, sen söyle, ben ne yapayım? Ölürse ölsün, geride benim 5 çocuğum daha var" diyor ve çocuğunu alıp geri dönüyor. Buna benzer olayları, günde bir kez, en az bir kez yaşayan doktor, hemşire ve yanlarındaki hastabakıcı, bu ortamın yarattığı acı ve sıkıntı içinde kendi durumlarını düşünüyorlar; nasıl düşünmesinler ki?! Doktor, 30 yaşına kadar yaptığı eğitimin sonunda hâlâ bir yere gelememiş; aldığı ücret 650 000 000-750 000 000 lira, eğer dönersermayeli bir kurumda çalışıyorsa oradan aldığı da 250 000 000 lira; ama, tamamına baktığınız zaman, yoksulluk sınırında. Hemşire, bin bir güçlükle zor şartlar altında yetişmiş, yedi sekiz yıldır çalışıyor; aldığı ücret 500 000 000 lira; yarısından çoğu ev kirasına gidiyor. Hastabakıcı ise tümden gariban; 400 000 000 lira aylık, neredeyse açlık sınırında.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sorunların çözümüne katkıda bulunma anlayışı içinde muhalefet yapacağımızı daha önce de belirtmiştik; bunu da yapıyoruz, yapmaya gayret ediyoruz; ancak, iktidardan, ne yazık ki, bir cevap alamıyoruz. Bu konuyla ilgili olarak bazı somut örnekler vermek istiyorum.
26 Aralık 2002 tarihinde, 2003 yılı geçici bütçe görüşmelerinde, tedavi ve ilaç giderleriyle ilgili, yüzde 4,2'ye indirilen ödeneğin yüzde 8,3'e yükseltilmesine yönelik önerge verdik; Türkiye'deki sağlık göstergelerinin zaten çok kötü olduğunu, sağlığa yeterince pay ayrılamadığını, bunun için annelerin ve çocukların öldüğünü belirttik; bu talebimiz reddedildi.
15 Mart 2003 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı görüşmelerinde, hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Genel Kurulda, 65 yaş uygulamasında klinik şeflerinin ve yardımcılarının da dikkate alınmasına yönelik önerge verdik. Gerekçesinde de, çoğu profesör ve doçent olan bu kişilerin yaşıtları 2547 sayılı Yasayla üniversitelerde 67 yaşına kadar görevlerine devam ederken, 61 yaşında, deneyimlerini aktaracakları zaman, kulaklarından tutulup dışarıya bırakılmalarının sorunlara yol açacağını, şef ve şef muavinlerinin bir günde yetişmediğini; ayrıca, bunların, idarî ve eğitim görevleri de bulunduğunu, deneyimin bir gecede oluşmadığını, kör topal giden bir sistemin daha da aksayacağını belirttik; bu talebimiz de reddedildi.
16 Mart 2003 tarihinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken, üniversitelerin dönersermayelerinde yapılan değişikliklerin tam gün uygulamasına engel oluşturacağını, zaten ortada araştırmaya ayrılacak bir ödenek kalmayacağını ifade ettik; üniversite hastanelerinde eğitim ve hizmetin aksayacağını, bunların da, devlet eliyle, âdeta, batırılacağını söyledik; düzeltilmesi için değişiklik önergesi verdik.
Sayın Sağlık Bakanı tam günü savunmasına karşın, Sayın Maliye Bakanının uygulamalarının tam tersine olduğunu anlatmaya çalıştık; bu talebimiz de reddedildi.
Sağlık personelinin çalışma şartları çok ağır. Her zaman bulaşıcı bir hastalığa yakalanma riskleri mevcut. Yaşamlarının riske girmesi söz konusu. Yılda üç ay fiilî hizmet zammı almalarına yönelik bir yasa teklifi verdik; otuzbeş gün oldu, komisyonda bekliyor, ne olacağı meçhul.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de karmaşık ve sorunlu bir sağlık sistemi, çokbaşlı, bağımsız ve küçük küçük, birbirlerinin sınırlarına el uzattırmayan imparatorluklar halinde bir yönetim organizasyonu var. Sağlık Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, üniversiteler, Millî Savunma Bakanlığı, özel, KİT, diğer kamu kuruluşları, belediyeler, vakıflar, azınlıklar ve yabancılara ait 1 226'yı aşkın hastane ve 172 449 hasta yatağı var. Ameliyat olacak olan hastaya, bir kuruma ait hastaneden, yataklar boş olmadığı gerekçesiyle üçbuçuk ay, altı ay sonrasına randevu veriliyor. Oysa, hemen o hastanenin yanı başındaki bir başka kuruma ait hastanede yatakların yarısı boş. Basit bir karar, yetkili bir otorite ve uygun bir koordinasyonla bu sorunlar anında çözülebilir. Sadece, Anayasamızın sağlık hizmetlerinin tek elden, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmesine ilişkin hükmünü uygulamak yeterli.
Türkiye'de, sağlıkta, kaynak, israf, dengesiz dağılım, koordinasyon bozukluğu, çokbaşlı yönetim gibi siyasal iradeyle düzeltilebilir birçok sorun vardır. Bu sorunların son yirmi yılda bir yumak halini almasının temelinde, ülkeyi yöneten siyasal iktidarların küreselleşme ve özelleştirme söylemleriyle, sosyal adaleti koruyan, insan onurunu koruyan sosyal devleti tasfiye etmeleri ve sağlığa ayrılan payı her bütçede daha da kısmaları yatmaktadır. Sağlıktaki sorunların çözümü için Anayasamızın 2 nci maddesine sarılmak, sosyal devlete sahip çıkmak, 56 ncı maddesine yönelmek, sağlık hizmetlerini tek elden yürütmek ve siyasal tercih yaparak sağlığa kaynak aktarmak gerekmektedir. İşin temeli, çözümün formülü budur. Bunun için cesaretle, radikal, kalıcı ve esas tedavi olan ameliyatı gecikmeden, hastayı kaybetmeden gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
72 konuşma daha · 25 Mart 2003