İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · SALI

Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

Hakkı Saruhan Oluç

Antalya Milletvekili · DEM Parti

Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 2.033 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hakkı Saruhan Oluç (DEM Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 2.033 kelime.

Hakkı Saruhan Oluç (DEM Parti, Antalya). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-saruhan-oluc-2026-10-27-tutanak-metni-2 (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90861

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve değerli bürokratlar; hoş geldiniz.

Bazı sorular sorarak başlamak istiyorum konuya. Şimdi, bu bütçeye baktığımız zaman Türkiye'nin yapısal birtakım sorunları var, "Bu yapısal sorunların aşılması yönünde bir bütçe oluşumuyla karşı karşıya mıyız?" sorularını sormak gerekiyor yani mesela, bu bütçe gelir dağılımı adaletsizliğini azaltan bir bütçe mi? Değil. Vergi adaletsizliğini azaltan bir bütçe mi? Değil. Servet eşitsizliğini azaltan bir bütçe mi? Değil. İşsizliği ve yoksulluğu azaltan bir bütçe mi? Değil. Peki, bölgesel eşitsizliği azaltan bir bütçe mi? O da değil. Şimdi, sonuncusundan başlayarak bazı şeylere değinmek istiyorum. Bu bölgesel eşitsizlik meselesine biraz küresel ölçekten bakıp bir yere gelmek istiyorum.

Sayın Başkan, bakın, biliyorsunuz, bugün küresel boyutta çok ciddi bir hegemonya mücadelesi sürüyor dünyada ve bu mücadele giderek sertleşiyor, kimi bölgelerde de savaşlar hâlinde bu mücadele sürüyor ve bunun belli başlı semptomlarıyla karşı karşıyayız ve tabii ki Türkiye de hem bölgesel açıdan baktığımızda hem küresel açıdan baktığımızda bu hegemonya mücadelesinin sonuçlarından da etkileniyor ve bunun bir parçası aynı zamanda. Bunların gerçekleştiği, bu hegemonya mücadelesinin gerçekleştiği alanlara baktığımızda, esas itibarıyla ticaret ve enerji hatlarını görüyoruz; bunlar da son moda kavramıyla işte, koridorlar şeklinde ortaya çıkıyor yani son yıllarda en çok duyduğumuz kavramlardan bir tanesi bu "koridor" kavramı yani Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru -IMEC'ten bahsediyorum- Kuzey-Güney Koridoru -Rusya, İran, Hindistan- Zengezur Koridoru, Orta Koridor vesaire gibi birçok koridordan bahsediliyor yani aslında dünyadaki hegemonya mücadelesi bu dönemde bir koridorlar rekabeti ve savaşı şeklinde sürüyor. Gazze'den Hürmüz Boğazı'na, Ukrayna'dan Yemen'e kadar mevcut savaş alanlarına baktığımızda ve gerilim haritalarına baktığımızda bu koridorlarla doğrudan doğruya bağlantısını görüyoruz.

Tabii ki bu koridor meselesi sadece küresel ya da bölgesel ölçekte değil ulusal ölçekte de karşımıza çıkıyor doğal olarak -yani eleştirmek açısından söylemiyorum, doğal bir gelişmeden bahsediyorum-ve devletler de kendi içerisinde ticaret, sanayi ve enerji hatlarında koridorlar oluşturuyorlar ve bununla eşgüdümlü olarak ekonomik gelişmeyi, kalkınmayı vesaireyi yönetmeye çalışıyorlar yani tedarik zincirleri, sanayi alanları, enerji hatları, ticaret akışları bu koridorlar ekseninde tekrar şekilleniyor.

Şimdi, Sayın Başkan, geçen yıl Sanayi Bakanı Sayın Kacır buraya geldiğinde, 2026 bütçesini konuşurken konuşmasının bir yerinde şöyle bir şey söylemişti: "Sanayi tesislerinin yoğunluğunu Marmara Bölgesi'nden Anadolu'nun diğer şehirlerine taşıyacağız. Samsun-Mersin, Mersin-Şırnak, Sivas-Iğdır ve Trabzon-Şırnak olmak üzere 4 yeni sanayi koridoru oluşturacağız ve master planın ilk etabında Samsun-Mersin hattında 13 ilde 16 yeni yatırım alanı belirledik." dedi ve konuşmaya devam etti. Çok önemli; gerçekten, baktığımızda, elbette ki Samsun-Mersin hattındaki bu 13 ilde 16 yeni yatırım alanının belirlenmesi orada bir gelişme açısından büyük önem taşıyor. Akabinde de -yanlış hatırlamıyorsam ocak ayındaydı- Resmi Gazete'de bu Samsun-Mersin koridoru açıklandı ve bunun çalışmalarının başlamış olduğu anlaşılmış oldu yani Marmara'da sıkışmış olan sanayiyi Anadolu'ya doğru yayma meselesi.

Şimdi, niye bunu konuşuyorum? Bakın, Samsun-Mersin bu koridorlardan bir tanesi ama diğerleri; Mersin-Şırnak, Sivas-Iğdır ve Trabzon-Şırnak koridorları açısından baktığımızda bunlar ilk planlama etabında ele alınmamış görünüyor. Ne zaman gündeme geleceği de belli değil şu anda. Bunun ciddi bir sorun olduğu kanaatindeyiz.

Buna ilişkin birçok şey söylemek istiyorum. Şimdi, bakın, yine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2025 yılı Sosyoekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (SEGE) var, "Altıncı kademe" yani "Sosyoekonomik gelişmişlik açısından en kötü durumda olan iller" diyor Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bu araştırması. İlleri saydığımızda şunlar çıkıyor karşımıza: Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Iğdır, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Van; çok ilginç değil mi? Yani bu, aslında bölgesel eşitsizliğin tarihsel olarak da karşımıza çıktığı bir tablo, bu illere baktığımız zaman. Demek ki eğer Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da bunu tespit ediyorsa hani, bizlerin dışında, o zaman olması gereken, bu eşitsizliği giderecek bir planlamaya sahip olunmasıdır, değil mi? Ama bu planlamayı görmüyoruz; bu bütçede de görmüyoruz, 2027 bütçesinde de görmüyoruz. Hâlbuki bu planlamaya dahil edilmiş olsa bu illerin bir kısmı, yatırımlar açısından, sanayi bölgeleri açısından, sosyokültürel değişimler açısından; nüfus değişimi, kültürel etkileşim, sınıfsal yapılanma gibi her türlü alanda değişimlerin yaşanması, dönüşümlerin yaşanması söz konusu olacak. Yani o bölgede doğmuş olanlar, kendi bölgelerinde ve topraklarında doyma seçeneğinden mahrum bırakılmışlık durumundan uzaklaşacaklar. Yani, hani, bunu çok kibarca ifade ettim ama siz bunu bölge insanı olarak biliyorsunuz çok açık bir şekilde.

Dolayısıyla, Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarda sanayi haritasını yeniden şekillendireceği iddia edilen bu projelerinin içinde Kürt coğrafyasının yer almaması, hakikaten bizim açımızdan anlaşılır bir şey olmadığı gibi kabul edilebilir bir şey de değil. Hele hele tarihsel Türk-Kürt ilişkilerinin güncellenmeye çalışıldığı, Türk-Kürt ittifakının yeniden ihya edilmeye çalışıldığı -bölgesel anlamda söylüyorum aynı zamanda, Ortadoğu anlamında- Kürtlerin demokratik entegrasyon tartışmalarını yaptıkları bir dönemde bu konunun gündeme alınmamasını biz gerçekten yadırgıyoruz ve bu eşitsizlikleri ortadan kaldıracak bir projenin gündeme gelmemesini çok büyük eksiklik olarak görüyoruz. Bunu ifade etmek istiyorum.

Pekâlâ, bir sanayi projesi ve planı, bölgesel eşitsizlikler gerçeği temelinde inşa edilebilirdi, ilk adımları atılabilirdi. Bu da önemli bir mesele olurdu. Hani, bizim vekillerimizin, daha evvelki konuşmacı arkadaşlarımızın işaret ettiği bir barış dönemi projesi derken, işte, bütçede ve geleceğe dair planlamalarda bunların görünmesi önem taşıyor, onu söylemek istiyorum.

Elimde bir rapor var. Bu rapor Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin, Sur Belediyesinin, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasının, Cizre Ticaret ve Sanayi Odasının birlikte hazırladıkları bir rapor "2027 Yılı Bütçesi" başlıklı ve Plan ve Bütçe Komisyonuna ilettikleri. Sanıyorum, size de iletmişlerdir ya da ileteceklerdir. Çok kapsamlı bir rapor. Yani burada "Tek tek bakanlıklar açısından neler yapılabilir? Bölgedeki eşitsizliklerin giderilmesi açısından neler yapılabilir?"i anlatan, taleplerini sıraladıkları bir rapor. Ben, isterseniz, size konuşmamdan sonra takdim ederim bunu. Bu konu açısından, bir kere, bu bütçeyi eleştirmek istedim. Bölgesel eşitsizlikleri azaltan bir bütçeyle karşı karşıya değiliz.

Birkaç konuya daha değineceğim bütçede. Yani çok büyük ve önemli harcama kalemleri var gerçekten ama baktığımızda -bu eleştirim için kusura bakmayın, böyle söylediğim için ama- bunların hemen hepsi, değişmeyen bir yapının ve işleyişin 2027 rakamlarına büründürülmüş hâli gibi geliyor bize. Yani bütçede kayda değer ve sonuç değiştirecek yeni bir başlık ve harcama kalemi, yeni bir reform adımı maalesef görünmüyor. Yani rakamlar değişiyor ama her şey aynı kalıyor.

Şimdi, yani rakamları benim burada tek tek tekrar etmeme gerek yok. Bunların hepsi herkesin elinde var, herkes karşılaştırabiliyor, görüyor bu rakamları. Birkaç şey dikkat çekici. Yani bir tanesi, tabii, faiz meselesi. Herkesin konuştuğu bir konu bu, faiz konusu. Gerçekten bir faiz bütçesiyle bir kez daha karşı karşıyayız, bunu görüyoruz.

Şimdi, ikincisi, dikkatimizi çekti: "Dayanıklılık bütçesi" diyorsunuz. Gerçekten, işçi emekçilerinin, yoksulların, dar gelirlilerin dayanıklılığını hakikaten ölçen bir bütçe bu. Yani bunu espri yaparak söylemiş olayım ama gerçekten bu bütçe, dar gelirliler açısından, onları ferahlatacak ya da refahını artıracak bir perspektifle hazırlanmış görünmüyor. Bunu vurgulamak istedim. Yani dar gelirliler epey dayanıklılar.

İkincisi, diyorsunuz ki: "Dönüşüm bütçesi." Konuşmamın ilk bölümünde söylediğim gibi bir dönüşüm bütçesi anlayışına dair pek fazla bir işaret görmedik bu bütçede, onu söylemek istiyorum.

Üçüncüsü "refah bütçesi" tabii yani dayanıklılıkla bağlantılı bir şey. Pek fazla refah vadetmiyor dar gelirlilere, yoksullara. Yani, işte, vergi açısından baktığımızda bunu görüyoruz, vergi gelirleri açısından baktığımızda bunu görüyoruz, oransal artışlar açısından baktığımızda; KDV, ÖTV'de bunu görüyoruz. Bunların hepsinde aslında emekçiyi vergilendiren ve bu kaynakları kısmen faize, kısmen güvenlikçi harcamalara ayıran bir anlayışla karşı karşıyayız.

Şimdi, yani geçen gün yaptığınız açıklamada dediniz ki: "Eğitimde çok ciddi artış yaptık bütçede." Bir rakam da verdiniz, yüzde 23 civarıydı galiba yanlış hatırlamıyorsam, o civarda bir rakam verdiniz. Ama yani, bakın, Sayın Başkan, savunma açısından baktığımızda; savunma giderleri, harcamaları açısından baktığımızda yüzde 60 artırma var geçen yıl ile bugün arasında. Yani şimdi bu size biraz ilginç gelmiyor mu; eğitime yüzde 23 civarında, savunmaya yüzde 60 civarında? Yani bakın, diyeceksiniz: "Bölgenin her tarafı ateş çemberi; savaşlar vesaire..." Ama Türkiye'nin burada, böyle bir dönemde kazanmasının tek yolu, savaşlara ya da vekâlet savaşlarına dâhil olması değil, tam tersine, barışın ve bölgesel istikrarın, demokrasinin ilerlemesi doğrultusunda politikalar geliştirmektir. Yoksa yani siz savunma harcamalarını, buna ayrılan kalemleri istediğiniz kadar yükseltin, istediğiniz kadar silah üretin; bir savaşa girdiğiniz zaman zaten, hani, savaşın sonu anlamında demiyorum ama bütün toplum ve ülke o savaştan kaybedecektir. Dolayısıyla...

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZCaydırıcılık için yapıyoruz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya)Ya, işte, Sayın Başkan, bu, tam böyle oluyor, söyleniyor ama buradaki caydırıcılık meselesi aslında büyük bir silah yığınağının oluşmasını sağlıyor. Sadece Türkiye açısından değil, evrensel olarak da böyle ve bu yığınak günün birinde bölgesel olarak savaşlara yol açıyor, caydırıcılık ortadan kalkıyor ve savaşlar olmaya başlıyor. Dolayısıyla, ben, hani, o sözüme geri dönmek istiyorum. Türkiye'ye kazandıracak olan politikalar, esas itibarıyla, barış politikalarıdır. Yani baktığımızda kuzeyimize, Ukrayna, Rusya açısından da bu böyledir; Ortadoğu'ya baktığımızda da böyledir Suriye, İran, Irak açısından; ABD-İsrail-İran savaşı açısından da böyledir. Hatta, hani, şimdi gündemimizde değil ama konuşacağız Dışişleri Bakanı geldiği zaman, Mekke İttifakı bağlamında, Suudi Arabistan, Yemen vesaire gibi bir bölgede de barış politikasıdır esas önemli olan; onu vurgulamak istiyorum. O yüzden, savunma harcamalarının yüzde 60 küsur artırılmasını yadırgadığımızı ve yanlış bulduğumuzu özellikle vurgulamak istiyorum.

Şimdi, Sayın Başkan, yani şöyle bir şey: Biz isterdik ki aslında bu bütçe yoksullukla mücadele bütçesi olsun. Hâlbuki bu bütçe, yoksulluğu yönetme bütçesi hâline gelmiş vaziyette. Özellikle sosyal harcamalar açısından baktığımızda bunu böyle görüyoruz. Dolayısıyla, bu konularda eleştirilerimiz var. Tek tek, dediğim gibi, bakanlıklarda da bu eleştirilerimizi daha kapsamlı olarak dile getireceğiz.

Konuşmamın son bölümünde de sizin de Başkanı olduğunuz ve hani, hakikaten, Türkiye tarihi açısından baktığımızda, ekonomi tarihi açısından da baktığımızda Türkiye'nin, çok ciddi, büyük bir vurgun olan fon vurgunuyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü yani, hani, hiç lafı evirip çevirmeden bunun adını koymak gerekiyor. Öyle bir kriz, fon krizi filan değil, basbayağı bir vurgunla karşı karşıyayız. Maalesef, burada daha önce de konuştuk, bu fon vurgunu organize bir iş yani bayağı ciddi bir organize iş ve bir şebeke örgütlenmiş bu fon vurgununu gerçekleştirmeye çalışan. Ben Genel Kuruldaki konuşmamda da söyledim yani Hollywood filmlerine taş çıkaracak bir senaryosu var baktığımızda bunun. Şimdi niye bu konu üzerinde duruyorum? Siz, birinci dereceden, fon meselesinde oluşmuş olan kurulu koordine ettiğiniz için, bu açıdan baktığımızda, bazı şeyleri belki size de söylemek iyi olur diye düşünüyorum.

Yani, bu organize fon vurgununa baktığımız zaman, Sayın Başkan, bizi en çok kaygılandıran konulardan bir tanesi kurumlardaki çürüme ve bürokrasideki çürüme ve yozlaşma esas itibarıyla baktığımızda. Şimdi, bu fon vurgununun hikâyesini önümüze koyduğumuz zaman şu tablo ortaya çıkıyor: Bu fon vurgununda SPK, BDDK, Borsa İstanbul, Takasbank bunların her biri ve en son Türkiye Sigorta AŞ de buna dâhil oldu. Maalesef, bu fon vurgununun örgütlenmesinde ve vurgunun bu hâle gelmesinde, bu kadar büyümesinde çok ciddi rol almış olan devlet kurumları bunlar ve burada çok ciddi bir bürokratik çürüme olduğu görünüyor. Yani niye bunu söylüyorum? "Burada bir spekülasyon var, burada sorunlar var." sözlerinin 2025 yılında, çeşitli yerlerde ve tarihlerde ifade edilmesinden sonra, 2025 sonu itibarıyla SPK'nin 2026 Ağustos sonuna kadar hazırladığı rehber sürecine baktığımızda, bütün bu süreçte, dokuz aylık süreçte, bu fon vurgunun adım adım inşa edildiği, yükseltildiği ve en son adımın atılarak bu vurgunun yapıldıktan sonra bitirildiğini görüyoruz. Yani adım adım ilerlemiş olan bir süreçten söz ediyorum. Dolayısıyla, bu konu tartışılırken, araştırılırken, değerlendirilirken mutlaka ama mutlaka bu kurumlardaki bürokratik çürümenin, yozlaşmanın açığa çıkarılması gerekiyor. Yani bu, böyle, bir eski, bir yeni SPK Başkanının gözaltına alınıp tutuklanmasıyla, onlardan hesap sorulmasıyla halledilebilecek bir konu değil, bunu çok net olarak söylemiş olalım. Hani, sizler bu işin daha çok içindesiniz, izliyorsunuz ama kesinlikle bu konunun daha kapsamlı bir şekilde ele alınması gerekiyor çünkü bu fon vurgununun yarattığı ekonomik sorunlar var, bunları daha yaşayacağız yani reel sektörde bunun sonuçlarını göreceğiz, ekonomide bunun yansımalarını göreceğiz, bunların hepsi olacak önümüzdeki aylarda ve karşılanması konusunda yani yatırımcının mağduriyetinin karşılanması konusunda ve adil bir karşılamanın yaşanması konusunda da illaki sonunda dönüp gelecek ve bir kamu kaynaklarına başvurma ihtiyacı ortaya çıkacak. Dolayısıyla, bütün toplumu ilgilendiren bir durumla karşı karşıyayız ve bugün, Mecliste geçtiğimiz haftalarda çıkarmış olduğumuz kanunun aslında yapısal tedbirleri içeren bir kanun değil. Yani bir kez daha böyle bir şeyle karşılaşmamak için hangi yapısal tedbirler alınmalı, bunları içeren bir kanun değil, hangi konularda, ne tür önlemler öngörülmeli bütün bu kurumlar bazında da ama aynı şekilde işleyiş açısından da baktığımızda bunları içeren bir kanun değil ve bu konuda acilen böyle bir adıma ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Bir de son olarak bir şeyi söyleyeyim. Yani, şüphesiz, yani ben bütün bir Devlet Denetleme Kurulunu zan altında bırakacak bir söz söylemek istemem, doğru da olmaz bu ama Devlet Denetleme Kurulunun başındaki kişinin bu meseleyi araştıran bir sürecin başında olmasının şaibeli ve doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu konuda, yani, tabii ki kendisi bir adım atsaydı en hayırlısı olurdu ama atmadığına göre bunun da değerlendirilmesi gerekir, bunu da özellikle vurguluyoruz çünkü aksi takdirde ortaya çıkacak rapor, ihtiyaca tam cevap veren bir rapor olmaz ya da yanlış yorumlanır, onu da ifade etmiş olayım.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

36 konuşma daha · 27 Ekim 2026

Tümü →
36 konuşmanın tamamı →