Türk vatandaşlığı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s. 115)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 89. Birleşim · 1. yasama yılı · 4 Haziran 2003 · 1.020 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Ülkü (CHP), 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR (S.S. 115)); konuşma 1.020 kelime.
Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Türk vatandaşlığı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s. 115)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 4 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2003-06-04-turk-vatandasligi-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-s-s-115 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; öncelikle, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
İçişleri Komisyonunda bu kanun tasarısı görüşülürken, yapılan eleştirilerimizi de sunarak, hemen herhangi bir ihtilaf çıkmadan, her birimizin oylarıyla; yani, oybirliğiyle Genel Kurula geldi. Bunun, komisyonda görüştüğümüz hemen hemen tüm diğer konular gibi oybirliğiyle gelmesi, elbette ki, Avrupa Birliği uyum yasalarıyla ilgilidir. Kanun tasarısının genel gerekçesinde yazılanlar, zaten bizim öyle davranmamızı beraberinde getiriyordu.
Genel gerekçede "11.2.1964 tarihli ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 1981 yılında genel bir yeniden düzenlemeye tabi tutulmuş ve o tarihten sonra, küçük değişiklikler dışında tekrar ele alınmamıştır. Avrupa Birliğine uyum sürecine giren ülkemiz, 403 sayılı Kanunu, günün değişen şartlarına göre yeniden düzenlemek zorundadır. 403 sayılı Kanun, ülkemizin de imzalamayı düşündüğü Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi göz önüne alınarak değerlendirmeye tabi tutulmuş ve söz konusu değişikliklerin yapılması gerekli görülmüştür" denilmektedir.
Biz de, buradan hareketle ve genel gerekçede de belirtildiği gibi, Türkiye'nin ve Meclisin gündeminde Avrupa Birliği ve uyum yasaları olduğunun bilinciyle, çağımız, uluslararası ilişkilerin yoğunlaştığı, ulusların yakınlaştığı ve dolayısıyla, kültürel ve insanî ilişkilerin de alabildiğine pekiştiği bir dönemi yaşamaktadır. Bu yakınlaşma sonucunda, yeni ilişkiler, yeni sosyal birlikler, yeni özneler, yeni devletler, yeni bir hukuk tarzı ve dolayısıyla, yeni vatandaşlık tanımları ortaya çıkmaktadır. Hukuksal yorumlar da, bu yeniliğe uyması gereken ve bazı zorunlu değişiklikleri içermesi gereken bir şekilde yerini alması gerekiyor. Gerçi, Avrupa Birliği üyelerinin birçoğunun yaşamış olduğu Rönesans ve reform hareketleri bizde olmadı; ama, Avrupa Birliğinin birçok üyesinde de, bunlar, gelişmedi, olmadı, yaşanmadı. Matbaa, bilindiği gibi, ikiyüzaltmış yıl geç girdi ülkemize, bilimsel anlamda bizi aydınlatması gereken araç ve gereçler geç girdi, bunlara bağlı olarak da, ümmet toplumundan ulusa geçiş de geç oldu. Bu durum, vatandaşlık haklarının kanunla belirlenmesinde, bizi, Avrupa Birliği üye devletlerine oranla geciktirdi; ama, tüm bu geç kalmışlığımıza rağmen, Medenî Kanun gibi, İsviçre'den alınan ve vatandaşlık ilişkilerini düzenleyen, Atatürk devriminin temel kanunu, günümüze kadar, eksiklikleri ve aksaklıkları varsa da, daha çok güzellikleriyle bizleri bugünlere taşıdı. Hatta, bildiğiniz gibi, birçok Batı ülkesine oranla, kadınlara seçme ve seçilme hakkı, bizim ülkemizde, daha erken, daha çabuk gerçekleşti.
Yasaların toplumun ihtiyaçlarından kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Bu ihtiyaçlarla ilgili hukuksal donanımları günümüze uyarlamak yasa koyucu olarak bizlerin görevi olduğuna göre, bugün, burada konuştuğumuz Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı da, bu anlamda, çok büyük önem taşımaktadır. Bir defa, biz, kan, ırk, dil ya da din esasına göre değil, bu topraklarda yaşamak üzere, insanın başlıbaşına bir değer olduğu anlayışı üzerine, bu değerleri göz önüne alan bir siyaset anlayışının temsilcileriyiz.
Avrupa Birliği konusunun içpolitika malzemesi yapılmamasına, başta, Genel Başkanımız olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, çok büyük önem veriyoruz. Bu önemi dün de verdik, bugün de veriyoruz, yarın da vereceğiz. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin temel siyasî anlayışıdır. Türk Vatandaşlığı Kanunu için de, bu söylediklerimiz, büyük önem taşımaktadır.
Vatandaşlık deyince ne anlıyoruz; bireyin, devletle ilişkisini temsil eden hukuksal bağ dersek, herhalde, en kısa ve en sade tanımı yapmış oluruz. Vatandaşlığın kişiye tahsisi, egemen devletin en belirgin tasarruflarındandır. Böylece, manevî bir bağ olarak da bu vatandaşlık perçinlenmiş olmaktadır. Ancak, manevî bağın oluşumunda farklı din, farklı dil, farklı ırk ya da farklı etnik kökenlerden gelen insanların dışlanması söz konusu olamaz. Bu ortak yaşam mekânı ya da mekânları; yani, vatanı paylaşmak, vatanın ortak değerlerini paylaşmak esastır. Paylaşımcı devletin temelinde de bu ilkeler vardır.
Belki konumuz bu değil; ama, yeri gelmişken söyleyeyim. Zaman zaman, paylaşımcılık yerine ayırımcılığı gündeme getirerek, ülkemizi bu ortak değerlerden uzaklaştırıp, insanları birbirlerine düşürmek isteyen çeşitli dönemler yaşadık. Çok şükür, şimdi bunlar yok.
Yalnız, bu kanun tasarısının çıkmasından önce bazı konularına eleştirel gözlerle yaklaşmak gerektiğine inanıyorum. Bu kanun tasarısında noksan olduğunu zannettiğimiz ve Genel Kurulun, eğer tartışmaya girerse, bu konunun düzeltilmesi yönünde çaba sarf edeceğini zannettiğimiz, yalnızca Avrupa Birliği ülkelerine -ki, Avrupa Birliğine uyum süreci için çıkarılmak istenen yasalardan biridir bu- yalnızca Avrupa Birliğine dönük olduğu için, bir konunun ya da bazı konuların gözardı edildiğini gözlemlemekteyiz. Sözgelimi, ister üç yıl ister bir yıl, bir Türk vatandaşı İran'a gidip, El Kaide mensubu bir üyeyle evlendiğinde, zaten İslam devriminin ihracını öteden beri iddialı sözler söyleyerek sarf eden o ülkenin değirmende su taşıma endişesini de unutmamak lazım. O nedenle, kanun yoluyla düzenleme yapılırken, bunun, ister bakanlık yetkileriyle ister yönetmeliklerle göz önünde tutulması lazım; çünkü, biz biliyoruz ki, bazı kötü niyetli kişiler, sadece Avrupa ülkeleriyle temasta değil, başka ülkelerle temasta da bu tip kötü niyetlerini göstermektedirler; bunu geçmişte yaşadık, bundan sonra yaşamak istemiyoruz.
Belki, kötü niyetli bir davranış biçimi değil; ama, Meclis Başkanımızın son Japonya seyahatinde söylediği "din ihraç etme" yöntemi de, sözü de, cümlesi de, belki, bu tartışmayı da beraberinde getirebilir diye düşünüyorum. O nedenle, böylesi bir tartışmanın Meclis gündemine şimdi getirilip, değişiklik yapılarak bu tasarının kabul edilmesini öneriyorum.
Baştan da söylediğim gibi, biz, söz konusu tasarıya olumlu oy kullandık. Söz konusu tasarının, gerçekten de, çağdaş ihtiyaçlarımızı gidereceğini söylemekteyiz.
Bu tasarıda, aynı zamanda "bir Türk vatandaşıyla en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar, aranan şartları taşımaları halinde, Türk vatandaşı olabileceklerdir" denilmektedir. Bu tasarıda "Türk vatandaşlığını kaybetmiş olanların yeniden Türk vatandaşlığına alınma yetkisi İçişleri Bakanlığına devredilerek, işlemlerin daha kısa sürede sonuçlandırılması sağlanacaktır" denilmektedir. Bu tasarıda "403 sayılı Kanunun 20 nci maddesi uyarınca vatandaşlığımızdan çıkma izninin Bakanlar Kurulunca verilmesi nedeniyle işlem uzamakta olup, bu durum çeşitli zorlukların yaşanmasına neden olmaktadır" denilmektedir. Türk vatandaşlığından çıkma izni verme yetkisi İçişleri Bakanlığına devredilerek, sürecin kısaltılması amaçlanmaktadır. Biz de bunu onaylamaktayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Vatandaşlığı Kanununun 32 nci maddesi uyarınca, Türk vatandaşlığından çıkma izni verilen, ana ya da babanın velayeti altında bulunan 15 yaşından küçük çocuklar, belli koşulların yerine getirilmesi durumunda, ana ya da babaya bağlı olarak, Türk vatandaşlığını kaybetmektedirler. Bu durum, uygulamada velayetle ilgili bazı sıkıntıların yaşanmasına neden olmaktadır. Tasarının getirdiği bu değişiklikle, 15 yaşından küçük çocukların vatandaşlığı üzerinde ana ve babanın birlikte tasarrufta bulunması ilkesi kabul edilmiş ve iki tarafın rızasının olmadığı bir tasarrufun sakıncalarının ortadan kaldırılması, rızanın gösterilmemesi halinde ise, diğer tarafın hâkim müdahalesini isteyebilmesine de olanak sağlanmıştır.
Hazırlandığı dönemin anlayışı ve koşullarını taşıyan 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun uygulanmasındaki boşlukları dolduracak ve yaşanan sıkıntıları ortadan kaldıracak, gecikmiş olan söz konusu tasarının, vatandaşlık hizmetlerini, gelişmiş ülkelerin standartlarına uygun hale getireceğini umuyorum.
Hepinize saygılar sunarak, tasarıya olumlu oy kullanacağımızı bildiriyorum; teşekkürlerimi sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 4 Haziran 2003