Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun tasarısı (s.s.424)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 61. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Mart 2004 · 874 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Ülkü (CHP), 2 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SPOR MÜSABAKALARINDA ŞİDDET VE DÜZENSİZLİĞİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI (S.S.424)); konuşma 874 kelime.
Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun tasarısı (s.s.424)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2004-03-02-spor-musabakalarinda-siddet-ve-duzensizligin-onlenmesine-dair-kanun-ta (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 392 sıra sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sayımız az olsa bile, "Vizontele Tuuba" filminin kütüphane sahnesindeki durum gibi, arkadaşlarımızın birbirleriyle yakınlaşması gerçekten sevindirici bir olay. Demek oluyor ki, spor kulüplerinin konuşulduğu bir ortamda ya da sporun konuşulduğu bir ortamda ya da sporun konuşulduğu bir ortamda, daha başka bir atmosfer oluşuyor, güzellikler oluşuyor. Bu güzelliklerin devamı dileğiyle, ben, biraz eleştirel anlamda bazı şeyler söylemek istiyorum; ama, biliniz ki, bu yasa tasarısı bizim tarafımızdan da desteklenmektedir. Zaten, her bir konuşmacı arkadaşımız da, bunu, konuşmalarının sonunda belirttiler.
Ben, dört yıl, bir profesyonel spor kulübü olan Aliağa Spor Kulübünde yöneticilik yaptım, kulüp başkanlığı yaptım. Oradan da biliyorum ki, spor, özellikle futbol, günümüzde sportif uğraştan çok, sosyal bir uğraş alanı olmuştur; ama, o arada, spora, sporun ruhuna aykırı davranışlar da artmıştır. UEFA, FİFA bu işlerin üstesinden gelememektedir. Ülkelerin bununla ilgili aldıkları çeşitli önlemler de vardır. Örneğin, İngiltere -ki, futbolun, buharın sanayide kullanılmasından, önce bu ülkede başladığı bilinir- bazı stat facialarından sonra, taşkınlığı önlemenin yolu olarak, kulüplerin kayıtlı taraftar kimliğiyle stada giriş yapılmasını sağlamıştır. Bu da, kombine bilet uygulamasını beraberinde getirmiştir.
Ancak, bilindiği gibi, İngiltere ile Türkiye arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Stat içindeki güvenlik ve düzenin, bu ülkede, polis tarafından değil, kulübün, gözaltına alma ve polise teslim etme yetkileriyle donatılmış kendi görevliler ordusuyla sağlanıyor olması... Hatta, stat dışında bile polisin aldığı güvenlik önlemlerinin bir bedeli olmaktadır ve bu bedel de, kulüpler tarafından karşılanmaktadır. O yüzden, karşılaşma öncesinde ve sonrasında minimum sayıda polis bulunmaktadır. Sadece olay çıkması durumunda, polis, gerekli gördüğü sayıda ekibi bölgeye sevk etmektedir.
Bir başka fark, son yılların en gergin maçlarından sayılabilecek Leeds United -Galatasaray maçında görev yapan polis sayısı 300'dür. Nedeni de, polisin maaşını yerel yönetimlerin vermesidir. O halde, hesap verme konumunda olan yerel yönetim, daha fazla polis bulundurma konusunda halkına karşı sorumludur.
Bir başka önemli fark da, şirket statüsünde olan İngiltere'deki kulüplerin avanta bilet uygulaması ya da Türkiye'deki gibi, besleme taraftar istihdam etmesi mümkün değildir. Bütün bunları bir araya getirirsek, bu yasal düzenleme, İngiltere gibi sorunlarını aşmış bir ülkenin yasalarından yararlanmak yerine, uluslararası arenada belli zamanlarda çıkmış olan olayları da dikkate alarak getirilse idi, daha gerçekçi olurdu. Bunu biz komisyonda da belirtmiştik. Yoksa, akademik anlamda kamu yönetiminde bu konunun tek bir uzmanının olmadığı biline biline hazırlanmış bu tasarı için, belli ki, fırsat bekleyen başka bazı kesimler de var.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1990'da imzaladığımız, 2001'de Meclis tarafından onaylanıp yürürlüğe sokulan futbolda şiddetin önlenmesine dair Avrupa Sözleşmesi, bizlere, ihtiyacı büyük ölçüde karşılayan, uygulanması daha rahat ölçütler ve vizyon sunmaktadır. Bu tasarının bu şekilde gelmesi, ister istemez, bize özgü olmayan bazı güç odaklarının ortaya çıkmasını beraberinde getirecektir. Zaman yeterse, biraz sonra o konudan da örnekler vermeye çalışacağım.
Ülkemizin gerçekleri vardır. Kişi başına düşen ulusal gelirimiz 3 000 dolar civarında seyrederken, ülkenin üç büyükleri dışındaki kulüplerin, maddî anlamda, hakem paralarını bile ödeyemediği, statlarının bakımını yaptıramadığı, futbolcularının çoğunun sigorta primlerini, vergilerini ve taksitlerini veremediği bir ülkede özel güvenliği ve buna benzer bazı görevleri futbol kulüpleri üzerine yüklemek demek, şiddeti ve fanatizmi önlemek yerine, hani slogan şeklinde söylenir ya, belki de "ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik" diyenlerin sayısını çoğaltmak anlamını taşıyacaktır. Hele, birçok olayın kışkırtıcısı durumunda olduğunu gördüğümüz medyatörlerin bulunduğu bir ülkede, polisin, başta ekonomik zorluklar olmak üzere, birçok sıkıntının yarattığı bunalımın etkisiyle sık sık intihar vakalarının olduğu bir ülkede, böyle bir taslağın pratikte çok anlamlı olamayacağını düşünüyorum.
Bu haliyle bu tasarı, taraflardan, yani, iki takımdan birini güçlendirmektedir. Bu, gözden kaçırılmamalıdır. Buna özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Deplasman takımlarına galibiyet yasak olmaktadır.
Şiddeti artıracağına benim inancım tamdır; çünkü, etki tepkiyi doğuracak, karşı tarafa gidildiğinde, deplasmanda olunduğunda, daha önce alınmış olan sonucun getireceği diğer bir sonuç da orada vuku bulacaktır. Belki, çok oturmuyor; ama, Sivas-Kayseri maçı, geçmişte olmasına rağmen, somut bir örnektir.
O arada, bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum: Futbol takımlarını yönetenler -tabiî ki herkesi kastetmiyorum; ama, çoğunluğu için söylenebilir- ya kayıtdışı ekonominin içerisinde bulunanlardır ya da mafyalaşmanın, karapara aklamanın yollarını arayanlardan oluşmaktadır.
Tabiî, durum böyle olunca, kayıtdışı ekonominin aklandığı bir yer olarak görüldüğünde, kesinlikle mafyalaşmanın olması da kaçınılmazdır.
Bakın, size, bununla ilgili olarak bir başka ülkeden örnek vereyim. Belki futbol takımlarının hepsi için geçerli değil; ama, bazı futbol takımları, İtalya'da, mafya tarafından yönetilmektedir. Bu da bilinmektedir; üstelik de, İtalyan Hükümeti tarafından bilinmektedir. Yasalar çıkarılmakta, buna rağmen önlemler yeterli olmamaktadır. Nasıl oluyor bu mafya yöntemleri?.. İtalya'da, bilindiği gibi, o meşhur savcıların birçok mafya örgütünü ortaya çıkardığı dönemlerde, mafya örgütleri, yavaş yavaş, polislerle birlikte işbirliği yapmış, devlet de, buna karışan polisleri emekli etmiştir; ama, yerine gelen genç polisler de, yavaş yavaş, kendinden önce mafyanın yanında yer alan polislere yardımcı olmaya başlamışlardır. Bu da, zincirleme olarak, oradaki mafyanın yok edilmesi yerine, güçlendirilmesini beraberinde getirmiştir.
Türkiye'deki duruma gelince; Türkiye'de de böylesi bir durumla karşılaşabileceğimizi zannediyorum, eğer önlem alınmazsa. Nasıl?.. Kulüpler eğer özel güvenlik birimleri oluşturursa, deplasman takımlarına galibiyet de haram olacağına göre, kulüplerin o özel güvenlik birimlerini beslemeleri için onlara özel kaynak aktarmaları gerekecektir. Bu da, mafyalaşmayı beraberinde getirecektir ve bir süre sonra da, o özel güvenlik birimleri, kulüp yöneticileriyle birlikte başka işlere bulaşmaya başlayacaktır.
Ben, bu konuları da hatırlatarak ve özellikle tutanaklara geçmesini sağlayarak, ileride başgösterecek bu tip olaylara ve bu tip mafyalaşmalara geçit verilmemesi dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum ve tasarıya olumlu oy vereceğimizi belirtiyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 2 Mart 2004