İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 61. BİRLEŞİM · SALI

Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun tasarısı (s.s.424)

Mehmet Uğur Neşşar

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 61. Birleşim · 2. yasama yılı · 2 Mart 2004 · 1.457 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Uğur Neşşar (CHP), 2 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SPOR MÜSABAKALARINDA ŞİDDET VE DÜZENSİZLİĞİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI (S.S.424)); konuşma 1.457 kelime.

Mehmet Uğur Neşşar (CHP, Denizli). “Spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun tasarısı (s.s.424)”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ugur-nessar-22-2004-03-02-spor-musabakalarinda-siddet-ve-duzensizligin-onlenmesine-dair-kanun-ta (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sizleri fazla sıkmadan, inşallah 15 dakikaya da gerek kalmadan konuşmamı bitiririm diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 392 sıra sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sporun amacı, bireyi fiziksel ve moral olarak yükseltmek, geliştirmektir; ama, maalesef, spor sahalarında, âdeta bunun tam aksini kanıtlamak istercesine, şiddetin kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Bir eski hakemimize ve spor yorumcusuna yapılan saldırıyı, buna en son örnek olarak gösterebiliriz. Bu bakımdan, hükümetin hazırladığı tasarıyı destekliyoruz, uygun buluyoruz ve olumlu oy vereceğiz.

Ayrıca, bu tasarının, Avrupa Parlamentosunun 1999'da aldığı ve 2000 yılında Dışişleri Bakanları Konseyinin onayladığı bir yasayla uyuşması bakımından da, Türkiye'nin Avrupa vizyonunu ortaya koyması bakımından da uygun bir tasarı olduğunu düşünüyorum.

Tasarının amacını ortaya koyan 1 inci maddeyle ilgili konuşmamı da, izninizle, bir parça, hem Avrupa Parlamentosu kararlarıyla uyumu yansıtan açılardan hem de bu amacın altını dolduracak bazı bilgilerle zenginleştirerek sunmayı uygun buldum.

Belki de, bu yasanın hedeflediği sportmenliği, bu yasayı çıkaracak olan Meclis de, öncelikle, iç işleyişi sırasında, kendisine, daha güzel, daha renkli bir ortamda, daha sportmence çalışmalar yapmak bakımından bir örnek olarak alabilir diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sporda şiddetin prototipi, modeli, en tipik örneği, futbol sahalarında görülen holiganizmdir. Holiganizm, bilimsel ortamlarda bir davranış bozukluğu olarak tanımlanmaktadır ve ilk defa 1960'lı yıllarda İngiltere'de ortaya çıkmıştır ve hemen 1960'lı yılların sonunda, başta yine İngiltere olmak üzere, Avrupa'da, akademik dünyada, Marksist sosyologlardan sosyal psikologlara kadar değişik pencerelerden çok yoğun bir şekilde incelenmiş, araştırılmış, nedenleri ve önlenme yolları ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Ben bu konuşmamda, holiganizm üzerinde çoğunlukla araştırmalar olduğu için, o konudaki bilgileri aktarmak istiyorum; sporun genelindeki şiddete bir örnek oluşturur diye düşünüyorum. Avrupa ülkelerinin tarihî, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel etkilerle, değişik boyutlarda holiganizm gösterdikleri, spor şiddeti ortaya koydukları saptanmış. Türkiye, burada, arada sırada bu olayların görüldüğü ülkeler statüsünde Yunanistan, Çekoslovakya, Arnavutluk'la birlikte anılmaktadır. Bu işin, çıktığı, aynı zamanda en sık görüldüğü ve liderliğini yapan ülke İngiltere, bildiğiniz gibi. İkinci sırada, İtalya, Almanya, Hollanda ve Belçika geliyor. Bu ikinci sırada yer alan ülkelerdeki taraftarların yüzde 10'unun, maçlarda şiddet eğilimi taşıdığı ortaya konulmuş, bilimsel çalışmalarda. Üçüncü kategoride ise, Avusturya, İsveç ve Danimarka var. Danimarka'da, son yıllarda biraz da holigana cinas olsun diye, roligan diye ortaya atılan ve kendi dillerinde "barışçı" anlamına gelen "rolig" kelimesinden türetilen, karnavalımsı eğlence tarzında tezahürat yapan gruplar ortaya çıkmıştır. Bu da, sporda, belki, sahalara giderek ya da tribünlere giderek boşaltmak istediğimiz fazla enerjinin daha barışçıl şekilde boşaltılabileceğinin, deşarjının sağlanabileceğinin bir örneği olarak ortaya konulabilir.

Ayrıca, tek evrensel açıklaması da yoktur, niye insanlar sahalarda böyle şiddet gösteriyorlar; fakat, değişik ülkelerde, değişik nedenlerle bu şiddetin ortaya konulduğu da gösterilmiş. İngiltere'de, sosyal sınıflar arasındaki bazı çatışmaların tribünlere yansıtıldığı, İskoçya'da ve İrlanda'da dinî motiflerin, İspanya'da bazı etnik altkimliklerin; İtalya'da da, hepimizin çok iyi bildiği, değişik bölgeler arasında tarihler boyunca gidip gelen rekabetin tribünlere yansıdığı iddia edilmiştir.

Bütün Avrupa ülkelerinde bu şiddet eğilimleri daha çok yurtiçi karşılaşmalarda ortaya çıkarken, İngiltere, tek istisna olarak, daha çok, fanatizmin millî maçlara yansıdığı ve daha çok da İngiliz holiganların deplasmanlarda şiddet eğilimi sergiledikleri bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ancak, bu şiddet eğiliminin gelişme aşamaları bakımından ülkeler arasında bir benzerlik var, aşamalar açısından bir benzerlik var. Birinci aşamada, sporda görülen şiddetin ilk aşamasında, daha çok, saha içinde hakeme ve sporculara yönelik şiddet ortaya çıkıyor. İkinci aşamada, taraftarlar arasında ya da taraftarlar ile güvenlik kuvvetleri arasında çatışmalar görülüyor. Son aşamada, üçüncü aşamada ise, stadyumun dışına olayların taştığı görülüyor ki, maalesef, ülkemizin, bu üçüncü aşamaya kadar ulaştığı hepimiz tarafından fark edilen bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Spor alanlarında şiddetin kaynakları, nereden kaynaklandığı konusunda medyanın rolü, ırkçılığın etkileri ve alkolün yeri de araştırılmış, irdelenmiş. Sporda medya çok önemli bir yer tutuyor. Medyanın yaklaşımı, bu konuya ayrılan özel programlar, televole programları, dergilerin, gazetelerin özel sayıları, maçlarda bu şiddeti davet eden etkenler arasında sıralanmakta. Burada yapılan yorumlar, kimi zaman bazı maçlarla ilgili ortaya atılan öngörüler, bazen televole programları diye anabileceğimiz programlarda yapılan yorumların dozunu kaçırması bu şiddeti davet ediyor diye bazı akademik çevrelerde kabul görmektedir.

İngiltere'de de basının bu ırkçılığı, en azından, 1996 yılında Avrupa Şampiyonasında İngiltere-Almanya maçını İkinci Dünya Savaşının -en az bir gazetede- rövanşı olarak yansıttığı, internetteki bazı sitelerde karşımıza çıkan bir bilgi.

Medyaya, taraftar da büyük ilgi gösteriyor. Medyanın desteğini, taraftarlar, kimi zaman rekabet anlamında da kullanıyorlar; falanca gazete bana daha çok yer veriyor, filanca program bana daha çok destek çıktı diye. Bunun da, spordaki bu gergin ortama katkı sağladığı söyleniyor. Fakat, mutlaka, her alanda medyanın, olumsuz değil, bazen de olumlu etkileri de saptanmış. Örneğin, yukarıda sözünü ettiğimiz Danimarka'daki roliganlar ve İskoçların şiddet yanlısı olmayan "tartan ordusu" diye anılan taraftarlarının basındaki rekabetle de öne çıkmakla övündükleri, yine, bilgiler arasında yer alıyor.

Avrupa Parlamentosunun, bütün bu bilgiler ışığında, aldığı kararda, sporda medyanın sansasyonel yaklaşımlar yerine fairplayi, sportmenliği desteklemesi konusunda bir tavsiye kararı aldığını ya da tavsiyelerinin arasında bunun da olduğunu dile getirmemiz gerekiyor.

Sporda ırkçılığın ilk izleri 1970'li yıllarda gözüküyor ve özellikle, siyahî futbolculara karşı değişik gıda maddeleri, meyveler ya da değişik seslerle ortaya çıkıyor. Daha sonra, aşırı sağcı akımlar bu şiddet eğilimini sahipleniyorlar; özellikle, Avusturya ve Almanya'da ve en son, yakın zamanlara kadar Almanya'daki fanatiklerin yüzde 20'sinin Neonazi yanlısı olarak kendilerini tanıttıkları dile getirilmektedir. Ancak, bu konuda değişik inisiyatifler, Avrupa'da başlatılan "Hollanda'da ırkçılık kazanırsa spor kaybeder" sloganıyla, İtalya'da "ırkçılığa hayır" sloganıyla bu tür yaklaşımların ortadan kaldırılmasına büyük etki sağlamış.

Avrupa'nın, Avrupa Birliğinin de vizyonunu ortaya koyması bakımından "hepsi farklı, hepsi eşit (all different-all equal)" sloganıyla spordaki bu şiddetin engellenmesine büyük katkı sağlamış olması, Avrupa Birliğinin vizyonunu göstermesi bakımından da güzel bir örnek diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; alkol ve spor çok araştırılmış, çok tartışılmış, acaba, alkol, spor karşılaşmalarında şiddete etki yapıyor mu yapmıyor mu; ayrıca, acaba alkol kullanımını, tüketimini bu maçlarda yasaklayalım mı diye. Bizim yasamız da yasaklıyor ve Avrupa Parlamentosu, aldığı tavsiye kararında da, spor sahalarında, özellikle futbol sahalarında -legal statüsü tam belirlenmemiş, netleşmemiş olmakla birlikte- alkol satışını engelliyor; fakat, acaba alkol tüketimi, maçlarda fanatizmi artıyor mu azaltıyor mu, o konuda da tartışmalı bulgular var. Örneğin, son on yılda, spor sahalarında, futbol sahalarında şiddetin azaldığı belirgin bir şekilde ortaya çıkan İskoçların, içki içme alışkanlıklarını eski şiddetiyle sürdürmekte olduklarını ve demin de söz ettiğim, iyi huylu, iyi yönlü, karnavalımsı bir manzarada tezahürat yapan İskoçların tartan ordusu ya da Danimarkalıların roliganlarının da bol miktarda alkol tüketerek, bunu, bir neşeli hava için zemin oluşturmak için kullandıkları da bilinen bir gerçek. Bunun tam karşıtı da, İtalyanların ultralar olarak adlandırılan aşırı fanatik ve yıkıcı fanatik gruplarının, alkolle aralarının hiç iyi olmadığı, bunların alkol tüketiminde çok istekli, ısrarlı olmadıkları da ayrı bir bilgi.

Bunun dışında, madem sahada alkol alamıyor arkadaşlarımız, sahaya gelmeden önce ya da maçtan hemen sonra bu eksiği fazlasıyla gidererek, sahanın da dışına taşmış olan şiddet olaylarını yine alkolle destekleyebilecekleri gerçeğinden de hareket ederek, alkolün kısıtlanmasının bu olaya ne kadar pozitif etki yapacağının, açıkçası, tartışması hâlâ sürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; spor karşılaşmalarının ayrılmaz bir parçası coşku ve heyecandır. Bir de, işe, bir parça hekim gözüyle, bir parça bir taraftar ya da bir spor izleyicisi gözüyle bakarsak, sporu yasalarla ne kadar sınırlandırabileceğimiz tartışılabilir. Spor seyircisini, sinema seyircisiyle, opera seyircisiyle bir tutamayız; oradaki o heyecanın, o coşkunun kimi zaman sınırlı bazı taşkınlıklara kadar ulaşabilmesini de sanırım normal karşılamamız lazım; ama, bütün bilimsel doğruları da gözden geçirdiğimiz zaman, sporda şiddetin ne oluş nedeni ne de nasıl engellenebileceği konusunda net bir görüş, bir fikir birliği de var; ama, yine de, bizim bunu engellemek üzere çıkarmakta olduğumuz bir yasanın, buna katkısı olacağını düşünüyorum.

Dedik ki, bilimsel doğrularımız yok, bilimsel kanıtlarımız yok; bunu geçmeden, İngiltere'nin Hillsbrough taraftarlarının ölümüyle sonuçlanan en az bir bilimsel araştırma var. Bu taraftarların ölümünden sonra hükümet karar alıyor, stadın etrafına tel örgüler ya da taraftar ile sporcu arasına tel örgüler yerleştiriliyor. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra Taylor denen bir araştırmacı tarafından yapılan araştırma, bu tel örgülerin olmasının ya da olmamasının buradaki şiddeti engellemeyeceğini ortaya koyuyor. Arkasından bu tel örgüler kaldırıldıktan sonra da, buradaki fanatizmin, holiganizmin artmadığı, aksine azaldığı gözleniyor. Dolayısıyla, yasaklayıcı bazı önlemlerin de, spor sahalarında gördüğümüz ya da görmek istemediğimiz; ama, gördüğümüz bazı olayların oluşmasını aslında engellemediği karşımıza çıkmış oluyor; fakat, yine de, demin de dile getirdik Avrupa Parlamentosunu; ondan önce, öncelikle İngiltere'de, daha sonra Almanya, Hollanda ve Belçika'da başlayan duyarlılık, bu tür aşırı fanatizme karşı yasal önlemlerin alınmasını gerekli kılmış ve başta İngiltere olmak üzere, yasal önlemler alınmış. Türkiye'nin de bu aldığı kararın, bu doğrultuda ve doğru olduğunu hepimiz biliyoruz, destekliyoruz.

Avrupa Birliğinin biraz önce değişik örneklerini verdiğim kararları da, 1999 yılında 1434 sayılı tavsiye kararıyla alınmış ve Avrupa Birliğinin Bakanlar Konseyi 31 Mayıs 2000 tarihli toplantısında, futbolda holiganizmin spora karşı tehdit oluşturduğunu kabul etmiş ve Parlamentonun bu tavsiye kararlarına uyduğunu, uygulamaya koyacağını ve desteklediği yönündeki kararını açıklamıştır.

Benim burada, sözlerimi bitirirken dileğim, Parlamentomuzun yasa çıkarma biçimiyle iradesini ortaya koyduğu bu davranış bozuklukları karşısında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

28 konuşma daha · 2 Mart 2004

28 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook