Dernekler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1195)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 113. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Haziran 2006 · 1.992 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hakkı Ülkü (CHP), 8 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DERNEKLER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1195)); konuşma 1.992 kelime.
Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Dernekler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1195)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 8 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2006-06-08-dernekler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1195 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Ankara Milletvekili Sayın Eyyüp Sanay ve 7 Milletvekilinin; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Anayasa Mahkemesine, iptal ve yürütmeyi durdurma istemiyle yaptığımız bir başvurunun, Anayasa Mahkemesinin de bu yönde oybirliğiyle karar vermesi sonucunda, Dernekler Kanununda oluşan bir boşluğu gidermek üzere verilmiştir.
Kuşkusuz, yasa yapma sürecinde gerçek anlamda yer almayı, görüşlerimizin Meclis çoğunluğu tarafından dikkate alınmasını ve buradan daha sağlıklı yasalar çıkarılmasını bizler de isteriz; hele ki, yasa yapma konusunda bu kadar çok hata yapan, Anayasayı ihlal eden bir Meclis çoğunluğu varken; fakat, maalesef, işte bu kanun teklifinde de olduğu gibi, Anayasa Mahkemesinin kararlarıyla yasaları düzeltmek mümkün oluyor.
Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 5253 sayılı Dernekler Kanunu, sivil örgütlenmenin önünü açacak, devletin sivil toplum üzerindeki müdahalelerini azaltan birçok yenilikler getirmektedir.
Nitekim, 2005 İlerleme Raporunda, Avrupa Birliğinin, bu çıkarılan 5253 sayılı Dernekler Kanununu olumlu olarak değerlendirmesinin temelinde de, sivil toplum örgütlerine devlet müdahalesinin azaltılması ve bunların sağlam bir temele oturtulması var.
Zira, bugüne kadar, toplam 166 245 dernek kurulan Türkiye'de, 30 962'si mahkeme kararıyla, 23 330'u genel kurul kararıyla feshedilmiş olup, 206 dernek mahkeme kararıyla kapatılmış, 30 990'ı ise kendiliğinden dağılmıştır. Dolayısıyla, yaşayan, etkin ve etkili bir sivil toplum oluşması Türkiye için bir zorunluluktur. Avrupa Birliği raporlarına göre, Türkiye'de bugün, nüfusa oranlandığında, en az 300 000 sivil toplum örgütü olması gerekiyor; ama, üzerinde değişiklik yapmak üzere görüştüğümüz kanun öyle hazırlanmış ve öyle bir emrivakiyle Meclisten geçirilmişti ki, bir yandan, devletin, özgür bir sivil toplum adına müdahaleleri azaltılırken, bir yandan da, işte bu görüştüğümüz maddede olduğu gibi, kısıtlayıcı, caydırıcı, aşırı merkeziyetçi hükümler de yer almış bulunmaktadır.
Kanunun 27 nci maddesinde, kamu yararına çalışan dernekler düzenlenmektedir. Bu maddenin üçüncü fıkrasında ise, bu derneklerin denetlenmesine ve dernek üyeleri ile görevlilerinin görevden uzaklaştırılmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin konusu olan 27 nci maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesinde ise, kamu yararına çalışan derneklerde görev alan üyeler veya ilgili personelin, ağır hapis veya para cezasını gerektiren suçlar işlediğinin tespit edilmesi halinde, geçici bir tedbir olarak, İçişleri Bakanınca görevden uzaklaştırılabileceği belirtiliyor. Sonra, görevden uzaklaştırılanların yerlerine, kesin hükme kadar, öncelikle dernek üyelerinden olmak üzere görevlendirme yapılacağı hükme bağlanıyor.
(x) 1195 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Görevden uzaklaştırılanların yerlerine, İçişleri Bakanlığı tarafından bir görevlendirme yapılması, çok açık şekilde, örgütlenme özgürlüğüne, temel haklara ve sivil toplumun oluşturulabilmesine aykırı bir düzenlemedir. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi de, işte bu aykırılığı gidermek üzere verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; AKP yöneticileri, her ne kadar, iktidarın başından beri, her söze "Avrupa Birliği kriterleri" diye başlayıp "Allah'tan korkun" diye bitirseler de, ortaya çıkan düzenlemelerde, ne demokratikleşmeden ne temiz toplumdan ne güçlü yerel yönetimlerden eser var. Nitekim, işte bu kanun teklifiyle düzeltilmek istenen konu, derneklerin, merkezden, İçişleri Bakanlığından bir müdahaleye uğramasını ortadan kaldırmak amacını taşımaktadır.
Öncelikle şunu belirtelim ki, kamu yararına çalışan derneklerde ağır ceza gerektiren suçların işlendiğinin tespit edilmesi halinde, bu derneklerde görev alanların geçici olarak görevden uzaklaştırılması, zaten, kamu yararı ve hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir; fakat, bunların yerlerine görevlendirme yapmak için İçişleri Bakanının yetkili olması, hem temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasını sınırlandırmakta hem de dernek kurma hürriyetinin özünü ihlal etmektedir; çünkü, dernek organlarında görev alanların yerlerinin herhangi bir nedenle geçici veya devamlı olarak boşalması halinde, boşalan yerler için nasıl seçim yapılacağı her derneğin tüzüğünde yer alması gereken bir konudur. Zaten, 5253 sayılı Dernekler Kanununun 4 üncü maddesinin (f) bendinde de bu belirtilmiştir.
Burada, yönetim ve denetim kurullarının görev ve yetkileri, ne suretle seçileceği, asıl ve yedek üye sayısının dernekler tüzüğünde belirtileceğine dair bir hüküm bulunmaktadır. Dolayısıyla, derneğin tüzüğünde belirtilen usullere göre, görevden uzaklaştırılan üyelerin yerine tüzükte gösterilen usullerle yenisinin belirlenmesi gerekirken, öncelikle dernek üyelerinden olmak üzere, İçişleri Bakanınca görevlendirme yapılması, İçişleri Bakanının dernek işlerine ve dolayısıyla, dernek kurma özgürlüğüne açıkça müdahale etmesi anlamına gelmektedir.
Nitekim, Anayasanın 33 üncü maddesinde de güvence altına alınmış olan dernek kurma özgürlüğünü ihlal eden bu hükmün iptali ve yürürlüğün durdurulması için, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 19 Ocak 2005 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurduk. Anayasa Mahkemesi de 5 Ocak 2006 günü oybirliğiyle aldığı kararla söz konusu hükmün iptaline ve yürürlüğün durdurulmasına karar verdi.
Görüşmekte olduğumuz teklif, görevden uzaklaştırılan dernek organları için İçişleri Bakanınca görevlendirme yapılması yerine, dernek merkezinin bulunduğu ilin valisinin, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre, dernek merkezinin bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesinden kayyum atanması istenmesini ve mahkemenin de, bir hafta içinde, öncelikle dernek üyeleri arasından görevden uzaklaştırılanların sayısı kadar kayyum atanmasına karar vermesini öngörmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği ülkelerinde bugün dernek sayıları milyonlarla ifade edilirken, bu ülkelerdeki nüfusun büyük bir çoğunluğu sivil toplum örgütlerinde görev alarak, devletin işini ciddî bir biçimde kolaylaştırmaktadır.
Nitekim, Almanya'da 2 100 000, Fransa'da 1 470 000 dernek bulunmaktadır. Fransa ve Almanya'da her 40 kişiye bir dernek düşmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde ise 1 200 000 dernek bulunuyor, bu ülkede her 15 Amerikalıdan bir tanesi bu tür kuruluşlarda çalışıyor. Bir sektör olarak sivil toplum örgütleri, Amerika Birleşik Devletlerinde, bankacılık, teknoloji ve hatta, kamu sektörü kadar önemli bir ağırlığa sahip. Hatta, İsveç için denilir ki, İsveç'in nüfusu 8 500 000'dir; ama, örgütlü insan sayısı 32 000 000'dur. Yani, bu demektir ki, bir kişi en az 4 tane derneğin, 4 tane sivil toplum örgütünün üyesidir; bu da, Türkiye'de 80 557 adet derneğin faaliyet gösteriyor olmasının ne kadar az olduğunu bizlere hatırlatmaktadır. Yani, Türkiye'de her 866 kişiye bir dernek düşmektedir.
Demokrasimizin de, bu anlamda Avrupa ve ABD'ye göre geri kalmasına neden olan sivil toplum örgütlenmesindeki bu yetersizliğin altında, hiç kuşkusuz, ülkemizde iktidara gelen baskıcı yönetimlerin de çok büyük etkileri vardır; fakat, bakıyoruz, demokratikleşme ve yerelleşme nutuklarıyla iktidara gelen AKP İktidarında çıkan 5253 sayılı düzenleme de, tam olarak bu baskıcı ve merkeziyetçi yapıyı değiştirebilmiş değildir.
Yasanın 32 nci maddesindeki ceza hükümleri içinde öyle ağır para ve hapis cezaları yer alıyor ki, bu şartlar altında, derneklerde etkin görev almak ya da dernek kurmak, gerçekten cesaret isteyen bir iş haline getirilmiş durumda.
Bu cezaların düzenlenmesi, olası istismarların önüne geçmek için tabiî ki bir zorunluluk olabilir; fakat, basit idarî işlemler için bile, 100 000 000'dan 6 milyara kadar cezalar, üç aydan üç yıla kadar hapis cezaları ve buna benzer hükümler, ortada, özellikle kamu çalışanlarının sivil toplum örgütlenmeleri içinde etkin olarak yer almasını imkânsız hale getirmektedir. Vatandaşları, hemşeri derneklerinde görev almaktan bile caydıracak hükümler vardır bu yasada. Dolayısıyla, bu düzenlemelerle, dernek sayısını Türkiye'de 80 000'den 300 000'e çıkarmak, bu duruma göre imkânsız görünmektedir.
Yasanın bu şekilde çıkmış olmasının en önemli nedeni, tabiî ki, Hükümetin, birçok yasada olduğu gibi, doğru dürüst konuşulmadan, tartışılmadan, son dakika golleriyle, Mecliste bir gece yarısı çıkarılmış olmasıdır. Nitekim, kanun çıktıktan sonra, Cumhurbaşkanı tarafından, çok haklı gerekçelerle 2 maddesi Meclise geri gönderilmiş; fakat, aynen, olduğu gibi kabul edilmiştir. Bu maddelerden biri, 10 uncu maddedeki, derneklerin, siyasî partilerden, sendikalardan, işveren kuruluşlarından nakdî ve aynî yardım alabilmesi ve bu kuruluşlara, siyasî partilere yardım yapılabilmesini düzenleyen hüküm; bir diğeri ise, 21 inci maddedeki, derneklerin, yurt dışındaki bütün kişi, kurum ve kuruluşlardan aynî ve nakdî olarak yardım alabilmesini düzenleyen hükümdü. Maalesef, aynen kabul edilerek geçti bu hükümler; sanki, dünün yapılmış olan dolandırılıcılığı unutulmuş gibi.
Böylece, yurt dışından derneklere, derneklerden siyasî partilere doğru giden saadet zinciri kurulmak isteniyor; fakat, Anayasa Mahkemesi, 10 uncu maddedeki "siyasî partiler" ifadesinin yürürlüğünü, Cumhuriyet Halk Partisinin başvurusu üzerine durdurmuştur, esas hakkındaki kararı da henüz vermiş değildir. Yardım alıp verme konusunda şimdilik siyasî partiler yok. Öte yandan, bu kanunda, bu kanunun özünde, gönüllü kuruluşlar olan derneklerin yöneticilerine ücret ödenebileceğine dair bir düzenleme de getirildi 13 üncü maddeyle.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ister vatan sevgisi diyelim, ister hayırseverlik diyelim, isterse dayanışma diyelim ve hatta insan hakları diyelim; bu işlerin temelinde, yani, dernekçilik işlerinin temelinde gönüllülük vardır, idealizm vardır. Dolayısıyla, yöneticilerin ücret almasına dair düzenleme, sivil toplum anlayışının ruhuna aykırıdır. Böyle bir düzenleme, Türkiye gibi bir ülkede, çok büyük bir ihtimalle, derneklerin, kendin pişir kendin ye kurumlarına dönüşmesine neden olacaktır. Nitekim, Avrupa Birliği fonlarının da bu iştahları kabarttığı bir gerçektir.
Bu arada, bugün Türkiye'deki 80 000 derneğin 14 500'ünün cami ve Kur'an kursu derneği olduğunu hatırlatmakta yarar görüyorum. Bu derneklerin, ramazan aylarında teravi çıkışlarında ve cuma günleri, camiye yardım adı altında para topladığı ve genellikle makbuz vermediklerini biliyoruz, yaşıyoruz. Şimdi, getirilen bu düzenlemeyle, bu dernekler de hem yönetim hem de denetim kurulu üyelerine maaş verebilecekler. Şimdi, siz, Türkiye'deki 77 000 camide nasıl hummalı bir dernekleşme faaliyeti olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz bu duruma göre? Derneklerin hem yönetim hem de denetim kurulu üyeleri ücretli hale getirilirse nasıl bir içdenetim sistemi ortaya çıkacağı çok büyük kuşku yaratmaktadır.
Sonuç olarak, Avrupa Birliği, demokratikleşme, güçlü sivil toplum derken, idealist amaçlarla kurulan ve gönüllülerce ayakta tutulan derneklerin ücretli kişilerce yönetilen büyük para akışlarına köprü olabilecek kurumlar haline getirilmesi için gerekli tüm koşullar AKP İktidarınca sağlanmış durumdadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir başka önemli konu da, görüştüğümüz teklifin ilgili olduğu maddede düzenlenen kamu yaranına çalışan dernek statüsüdür. Bu statü, malî ayrıcalıklar yanında derneklere bir kamu gücü tanımaktadır. Bu nedenle, çok önemli ve üzerinde çalışılması ve daha eşitlikçi, daha şeffaf hale getirilmesi gereken bir konudur. Türkiye'de uzun yıllardır bu konunun sivil toplum örgütleri arasında bir eşitsizlik yarattığı, kamu yararına çalışan dernek statüsünü belirten kriterlerin sonucunda Bakanlar Kurulu kararı gerektiği için işlevsiz kaldığı çok sık dile getirilmektedir.
Bugün, Türkiye'de, kamu yararına çalışan dernek sayısı 450 civarındadır. 58 inci ve 59 uncu AKP Hükümetleri döneminde 13 derneğe bu statünün verilerek vergi indirimlerinden ve muafiyetlerinden yararlandırılmış olduğunu görüyoruz. Bunların içinde Tüketici Hakları Derneği, Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği, Ulusal Travma ve Acil Cerrahî Derneği, Sağlıklı Bebekler İçin Elele Derneği gibi ulusal çaplı ve ulusal amaçlı dernekler bulunduğu gibi, Samsunspor Kulübü Derneği, Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Kimse Yok mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, Sultanahmet Camii Koruma ve İhya Derneği gibi kuruluşlar da yer almaktadır.
Yani, sonuç olarak, 80 000 derneğin yaklaşık 450'si kamu yararına çalışan dernek statüsünde; geriye kalanlar, yani, yaklaşık 75 000 civarında olanları da bu statüye tabi değil. Tabiî, bu derneklerin kamu yararına çalışmadığı anlamına gelmiyor. Sadece, bu statünün bu şekilde düzenlenmiş olmasının getirdiği bir sakatlık var ortada. Fakat, sonuçta, bu statüyü gerekli kriterleri taşımalarına rağmen alamayan ve bunun nedenini de bilemeyen birçok dernek bulunmaktadır. Bu nedenle, özellikle bu statüdeki derneklere tanınan muafiyetler, vergi indirimleri ve destekler nedeniyle bu konuda ciddî sıkıntılar ve adaletsizlikler oluşmaktadır, adaletsizlikler yaratılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu yararına çalışan dernek statüsü Fransa'da da mevcuttur; fakat, orada, bir derneğin kamu yararına çalışıyor sayılabilmesi için, en az üç yıldır faaliyette bulunuyor olması şartı ve Fransız Danıştayının onayı aranmaktadır. İngiltere'de siyasetten tamamen uzak tutulan, yürütme organı içinde bir komisyon bu görevi yapmaktadır. Bu komisyon, siyasî eğilimlerden uzak tutularak, Parlamento tarafından kabul edilen bir kanunla yetkilendirilmiştir. Komisyon, siyasî açıdan bağımsızdır ve gönüllüler arasından seçilmiş 5 komiserden oluşmaktadır.
Birçok başka Avrupa ülkesinde kamu yararı statüsü, sonuçta, malî ayrıcalıklar yarattığı için, bu statüyü alacak dernekler, vergi makamlarınca belirlenmektedir. Fakat, Türkiye'de en son düzenlemelerden sonra, 5253 sayılı Yasanın 27 nci maddesiyle "kamu yararına çalışan dernek statüsünün, ilgili bakanlıkların ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine, İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edileceği" hükme bağlanmış bulunmaktadır; yani, tamamen hükümetin elinde olan bir yetki ve bundan dolayı da tamamen siyasî inisiyatif belirleyici olmaktadır.
Bugün vergi muafiyeti tanınan yaklaşık 260 vakıf bulunmaktadır. Bu vakıflara vergi indirimi sağlanması için, Maliye Bakanlığı üç dört yıl süren yoğun araştırmalar yapmakta, vakıflar, bir şirketi inceler gibi incelenmekte, ondan sonra bu muafiyetleri kazanmaktadır. Oysa, derneklerde kamu yararına çalışan dernek statüsü, çok kısa bir sürede, ister istemez, iktidar partilerinin tercihlerine ve eğilimlerine açık bir şekilde belirlenmektedir.
Bugün, yasaya göre, bir derneğin kamu yararına çalışan derneklerden sayılabilmesi için gerekli kriterler, en az bir yıldan beri faaliyette bulunması ve derneğin amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere giriştiği faaliyetlerin topluma yararlı sonuçlar verebilecek nitelikte ve ölçüde olmasıdır. Kamu yararına çalışan dernek statüsünün yarattığı ayırımcılığı ve eşitsizliği daha da derinleştiren bu düzenleme ise, yine, 27 nci maddedeki "kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç işleyenler, devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır" hükmüdür. Ortaya çıkan tablo, tamamen hükümetin inisiyatifiyle, gerekli diğer koşullar da uygunsa, kimi derneklerin hem malî hem idarî açıdan devlet olanaklarını çok büyük ölçüde kullanmasına imkân sağlamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI ÜLKÜ (Devamla)Bitiriyorum, az biz şey kaldı.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 8 Haziran 2006