Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)
Afyonkarahisar Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 96. Birleşim · 2. yasama yılı · 29 Nisan 2008 · 1.056 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Halil Ünlütepe (CHP), 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA (S.S.215)); konuşma 1.056 kelime.
Halil Ünlütepe (CHP, Afyonkarahisar). “Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/halil-unlutepe-23-2008-04-29-turk-ceza-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar)Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler; Türk Ceza Yasası’nın 301’inci maddesinde değişiklik yapan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde söz almış buluyorum. Tümünüzü grubumuz ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Avrupa Birliği normları çerçevesinde 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdiğinde Avrupa Birliği tarafından olumlu karşılanmış ve reform olarak kamuoyuna yansıtılmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesi neyi içeriyor ve neyi cezalandırıyor? Türklüğü, cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılamayı cezalandırmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesi iki yılı aşkın süredir uygulanmaktadır. Uygulamadan doğan ciddi eksiklikler ortaya çıkmamıştır. Gerçi Yasa’nın uygulanmasında makul bir süre, en az beş yıl geçmeli, Yargıtay içtihat oluşturmalı ve sonucuna göre bir ihtiyaç çıkarsa maddenin yeniden değerlendirilmesi daha sağlıklı olur.
Bu sürecin geçmemesi ve Yargıtay 9. Ceza Dairesindeki dosya sayısı nedenini dikkate aldığımızda, böyle bir değişikliğin ihtiyaçtan kaynaklandığını bahsetmemiz olanaksızdır. Örneğin, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin verilerine baktığımızda, 2006 yılında 43 dosya gelmiş ancak bunlardan 2 tanesini Yargıtay onaylamış. Her ne kadar Yargıtayda veya bu konuda açılan dava sayısının yoğunluğundan bahsedilmekte ise de burada dikkat edilmesi gereken konu şu: 301’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan Türklük, cumhuriyet ve devletin kurumları aleyhine yapılan suçlardaki dava sayısı çok ciddi oranda azdır ama 301’in ikinci bendindeki dava sayısında bir yoğunluk var. Fakat asıl olan, birinci bendinde yer alandır.
Şimdi, Yargıtayın 9. Ceza Dairesine 2006 yılında 43 dosya gelmiş, bunlardan 34 tanesini bozmayla geri iade etmiş ancak sadece 2 sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş. 2007 yılında Yargıtayın 9. Ceza Dairesine 95 dosya geliyor. Bunlardan da gene sadece 2 dosyayı onaylıyor. Yani bugün üzerinde bağırıp çağırdığımız maddenin üzerinde 4 tane onama kararı ile 1 mahkûmiyet var, bunun dışında başka bir şey yok. Ama gördüğümüz kadarıyla, çok fazla dava açılıyormuş gibi, pek çok insanın mahkeme kapılarında sürünüyormuş gibi burada anlatılmasını da anlayamadım. Hele hele Değerli Grup Başkan Vekilinin fikir özgürlükleriyle ilgili olarak mahkeme önünde bulunan izleyicilerin sanığa yumurta attıklarını burada dile getirmesi, siyasi iktidarın güvenlik konusundaki aczini gösterir. Onun 301’inci maddeyle ne alakası var ki… Siz, sanığı korumak, kollamak yükümlülüğündesiniz. Adliyenin önünde öyle ciddi bir kalabalık oluyorsa, o, yeterli bir güvenliği korumadığınızın belirtisidir. Yani buna bir gerekçe bulamıyorsunuz.
Ben şunu söylemek istiyorum: Değerli arkadaşlar, sizleri bugün dikkatli ve ibretle izliyorum bu kürsüden. “Niçin?” derseniz, saygıdeğer arkadaşlar, 2005 yılında bu Ceza Kanunu’nu bir reform diye Meclise getiren siz değil miydiniz? Bu reformla demokratik açılımların yapıldığını belirten siz değil miydiniz? Ne değişti iki buçuk yılda?
Biraz önce Değerli Grup Başkan Vekili yakınıyor. Hâlbuki Türk Ceza Yasası’nın 301’inci maddesinin yapılması için ciddi çalışmalarda bulunan Sayın Başkan Vekilinizdi. Yani size nasıl güveneceğiz? İki yıl önce söyledikleriniz mi doğru, yoksa bugün koyduğunuz gerekçeler mi doğru? İki yıl ilerisini göremeyen büyük bir grup musunuz? Bu yasa teklifinin bugün burada, bu gece vakti görüşülmesinin sebebi, ne sizin ileriyi görmekteki yeteneksizliğiniz ne sizin beceriksizliğiniz, fakat size dışarıdan güdümlendirilen, size dışarıdan baskıyla getirilen bir uygulamanın sonucudur. Önce bunu kabul etmek zorundasınız ve kabul etmeliyiz de. Yani açıkçası, dün mü doğru söylüyorsunuz, bugün mü doğru söylüyorsunuz, bunu anlamakta zorlanıyorum. Bir parlamenter olarak, bir hukukçu olarak zorlanıyorum.
Sayın Bakan, 301’le ilgili uygulamalar üzerinde, daha bütçe konuşmaları yapılırken, 2007 Kasımında Bütçe Komisyonunda, 301’le ilgili yapılacak olan değişikliklerin Avrupa Birliğine girişi falan sağlayamayacağını, dolayısıyla 301’de bir değişikliğin yapılmasının yanlış olduğunu söylüyordu. Sayın Bakan altı ay önce söylediği sözlerden bugün niçin buraya geldi? Bunu anlayabilecek miyiz? Bunu kavrayabilecek misiniz? Ya yarın da Sayın Bakan başka bir konuda “böyle bir değişikliği tekrar yapalım” derse…
Değerli arkadaşlar, bir reform diye getirdiğiniz Türk Ceza Yasası’nda, 2005 yılından sonra, bu değişikliğin bir anlamı var mı? Evet, bu değişikliğin bir anlamı var. Bu değişikliğin bir anlamı: Bundan önceki, Sayın Cemil Çiçek bu Kanun’un değiştirilmesinin yanlış olduğunu belirtiyor. Şimdiki Sayın Adalet Bakanımız yanlış olduğunu belirtiyor. Ama Sayın Başbakan İsveç’e gidiyor, bir enstitüde “301’le ilgili yasal değişiklik Adalet Bakanlığında. Yazışmaları yapılıyor, kanun maddesi hazırlanıyor.” diyor. Bunun anlamı nedir? Bu, tasarı hâlinde Meclise gelecek demektir. O sırada bir bakıyorsunuz tasarı hâline gelmiyor. Saygın bir milletvekilimiz kanun teklifini imzalayarak bunu bir ihtiyaç olarak ileri sürüyor. Bu bir tasarıdır, Sayın Bakan Komisyonda ciddi bir şekilde Hükûmetin katkısının olduğunu belirtmiştir. Ama, kötü hazırlanan bir kanun tasarısıdır. Bir bakın bakayım, Komisyona gelen kanun teklifiyle aşağıya inen kanun teklifine. Kovuşturmadan soruşturmaya dönüştürüyorsunuz. Cumhurbaşkanına izin yetkisinden Adalet Bakanına dönüyorsunuz, eski sisteme dönüyorsunuz.
2005 yılında Ceza Kanunu’yla ilgili çalışmalar yapılırken, o dönemki Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek, yürütmenin yargıdan elini çekmesi gerektiğini, yürütmenin yargıya müdahale etmemesi gerektiğini, bu nedenle bu tür davalarda izin konusunun kaldırılması gerektiğini ısrarla savundu. Bir Sayın Çiçek’in o dönem ısrarla savunduğu konulardan bugün niye izin sistemine dönüyoruz, bunun gerekçesi nedir? Efendim çok mu dava açılıyor? Yok, çok da dava açılmıyor, 4 mahkûmiyet olduğunu söyledim.
301’in birinci bendiyle ilgili Yargıtay 9. Ceza Dairesi böyle bir değişikliğe ihtiyaç olmadığını belirtiyor. Türk toplumu böyle bir değişikliğe ihtiyaç olmadığını belirtiyor. Ama Avrupa Birliğinden gelen zatı muhteremler, komiserler, incelemeye gelenler “Hayır, bunu yapacaksınız.” diyor. Ya yarın, dört gün sonra, iki yıl sonra, bir yıl sonra “Efendim, bunu da beğenmedik, şunu da yapın.” derse ne olacak? Yani, siz çocuklarınıza bunu anlatamazsınız. Bu kanunun değişikliğinin gerekçesini kimseye anlatamazsınız.
Açıkçası, Sayın Başkan Vekilinin burada yaptığı açıklamalar gerçeği yansıtmıyordu. Ya 301’inci maddeyle ilgili o Komisyonda yaptıkları, o dönemde yaptığı çalışmalar yanlıştı veya şimdiki yanlış. Bir insan bir yılda, iki yılda -bir parlamenter- düşüncesini bu kadar değiştiremez.
Sizlerden rica ediyorum: 2005 yılında Parlamentodaki Türk Ceza Kanunu üzerindeki konuşmaları dikkatle inceleyin. Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli, saygın milletvekilleri o gün ne konuşuyordu, bugün ne konuşuyor? Bununla bir yere varamazsınız arkadaşlar. Doğru tektir, o doğrunun üzerinde durabilmektir.
Bunun çıkışının, gelişinin sebebi şudur: 14 Marttaki laiklik karşıtı eylemlerin sonucunda aleyhinizde Anayasa Mahkemesinde dava açılmasından sonra, iki yıldır buzdolabına koyduğunuz Avrupa Birliği sürecini yeniden gündeme getirerek oradan destek almaya yönelik bir hareket. Siz bir verirsiniz, onlar sizden birkaç şey ister.
Doğrudur, Sayın Başbakanın İsveç’teki konuşmaları olsun, Sayın Dışişleri Bakanının buradaki yaptığı konuşmalar olsun, bu tür bir isteğin Avrupa Birliğinden geldiğini ve onun hemen akabinde Avrupa Birliğinden, Amerika Birleşik Devletleri’nden birilerinin Türk yargısını rencide edici, bizdeki kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıcı, o, Türkiye'nin egemenlik haklarını da rencide edici açıklamalara Sayın Adalet Bakanından bir yanıt görmedik. Sayın Bakan “Bizde kuvvetler ayrılığı vardır. Bizde yargı bağımsızdır.” diye onları yanıtlamadı. Ne yaptı? Sustu. Bu, tarihe geçecek bir olaydır.
Türk milletinin yargısına kimse karışamaz. Biz kimseden emir ve talimat almayız. Hiçbir şey yoksa, asıl karşı çıkmamızın gerekçesi budur. Zaten, son fıkrada açıkça bir hüküm var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
81 konuşma daha · 29 Nisan 2008