İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)

Haluk İpek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Nisan 2006 · 1.927 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Haluk İpek (AK Parti), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA (S.S.1136)); konuşma 1.927 kelime.

Haluk İpek (AK Parti, Ankara). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/haluk-ipek-22-2006-04-06-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-s-s-1136 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA HALUK İPEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmeye başladığımız kanun değişikliği, 2004 yılında kanunlaştırdığımız, 1 Haziran 2005 yılında yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 110 uncu maddesinin ikinci fıkrasını değiştiren ve üçüncü fıkrasını da yürürlükten kaldıran 5462 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, yayımlanması Sayın Cumhurbaşkanınca uygun görülmemiş ve Anayasanın değişik 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca bir kez daha görüşülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilmiştir. Değişikliğin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi üzerine, kanun teklifi Adalet Komisyonunca hiçbir değişikliğe uğramadan aynen kabul edilerek huzurunuza tekrar getirilmiştir. Teklif üzerinde Grubum adına görüşlerimi belirtmek amacıyla söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Meclisimizin 22 nci Dönem Dördüncü Yasama Yılının 67 nci Birleşiminde kabul edilen; ancak, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından iade edilen 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, benim de üyesi bulunduğum Adalet Komisyonunda hiçbir değişikliğe uğramadan, aynen kabul edilerek huzurlarınıza sunulmuştur.

Bu değişiklik teklifiyle, aslında, infaz sisteminde yapılması gerekli olan bir düzenleme… Bu düzenleme ise, dünya hukuk sisteminin evrensel hukuk normları standartlarında yaşamış olduğu genel bir problem olarak karşı karşıya kaldığımız bir olgudur. Yani, cezanın muhtevası, suçun niteliği ne olursa olsun, her ceza cezaevinde mi çekilmeli ya da birkısım cezaları alan insanlar bu cezalarını cezaevi dışında bir mekânda mı çekmeli gibi bir ikilemi bütün dünya yaşamaktadır. Tüm dünya, artan suç vakalarından dolayı, mevcut kapasitelerinin çok üzerinde bir yoğunluğa sahip olan cezaevleri problemleriyle karşı karşıya bulunmakta; dolayısıyla da, bu problemleri nasıl aşarız amacına yönelik olarak yapılan uluslararası hukuk organizasyonları ve toplantılarda bu konu derinlemesine tartışılmakta ve bununla ilgili çözümler aranmaktadır. Özellikle de, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantılarıyla gerçekçi yöntemler ve çözümler aranmaktadır. Bu bağlamda, bakınız, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin üye devletleri, hapis cezasına alternatif belirli ceza tedbirleri hakkındaki R 776/10 sayılı tavsiye kararıyla neyi özellikle vurguluyor: "Hapis cezası yerine alternatiflere hükmedilmesini önleyen hukuksal engellerin kaldırılması amacıyla mevzuatlarda düzenleme yapılması gerekir" denilmektedir. Yine bu paralelde, hapis dışı tedbirlere ilişkin olarak, Birleşmiş Milletlerin Tokyo Kuralları diye adlandırdığı minimum standart kuralları altında tavsiye olarak aldığı kararları da var. Ayrıca, kendi mevzuatımızda da bu tür düzenlemeler yapmamız gerektiğine dair düzenlemeler de mevcuttur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, başka konularda olduğu gibi, ceza infaz kurumlarıyla ilgili olarak da, altına imza koyduğumuz pek çok sözleşme, pek çok uluslararası metin var. Bu konuda cezaevi standartlarıyla ilgili asgarî ilkeler, metinler var. Bunlar, olabildiğince, bugün, yarın ve daha sonraki zaman dilimlerinde de, en iyiyi yakalamak adına tartışılacak ve karara bağlanacaktır. Yani, hukuk sistemimiz, ceza infaz yasalarıyla ilgili değişiklikleri, sadece bugün değil, bundan sonra da tartışacak ve modern infaz sistemlerini hukukumuza yerleştirmeye yönelik olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi de, bugün olduğu gibi, bundan sonra da değişik infaz sistemlerini gündeme getirecek ve yaşama geçirecektir.

Peki, Meclis olarak biz ne yapmışız; iktidarıyla muhalefetiyle Avrupa Birliği sürecini hızlandırmak üzere, Avrupa Birliği normlarını Türkiye standartları olarak tanımlamak ve anlamlaştırmak üzere, kanunlar çıkarmışız. Hep beraber Türk Ceza Kanununu değiştirdik. Hemen onun peşinden Ceza Usul Kanununu çıkardık. Akabinde İnfaz Kanununu çıkardık. Neden; çünkü, bunların hepsi bir ihtiyacın kaçınılmaz sonucuydu.

Bugün burada görüşülmesini yaptığımız kanun değişikliği de, yukarıdaki ifadelerimle gerekçesini anlatmaya çalıştığım bir süreci çağın gerçekleriyle donatmaya çalışmaktır. Bundan sonra, Batı'da olduğu gibi, bizde de bazı cezaların mutlaka cezaevlerinde değil ve bazı alternatif ceza yöntemleriyle çektirilmesine dair düzenlemeler mütemadiyen yapılacaktır. Kişinin topluma kazandırılması, suçluluk psikolojisinden çıkarılması ve daha önemlisi, topluma faydalı olacağı alanlara yönlendirilmesi hususlarında zamanın getirdiği ihtiyaçlara cevap verebilecek, toplumun gelişmesine katkıda bulunacak birçok düzenlemeyi bizler veya bizden sonra bu Yüce Meclis çatısı altında görev alacak başkaca arkadaşlar gerçekleştirecektir. Bu kaçınılmaz sürece, insanoğlu var oldukça herkes bir şekilde tanık olacaktır.

Bugünün şartlarına, düşünce yapısına, kurumsal yapısına göre getireceğimiz her değişiklik, en kısa süreç olan yarın zaman diliminde bile belki anlamını yitirecek, uygulama alanı bulamayacak ve bir şekilde ihtiyaçlar paralelinde yeniden bir değişime uğrayacak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu ihtiyaçlara göre yeniden düzenleme yapacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis olarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirleri İnfazı Hakkında Kanunu hep beraber çıkardık. Bugün tartışmasını yaptığımız bu kanunun 110 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şu şekildedir:

Fıkra 2: "Kadın ve altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin mahkûm oldukları altı ay veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine karar verilebilir."

Fıkra 3: "Yetmişbeş yaşını bitirmiş olup da üç yıl ve daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanların, bu cezalarının ceza infaz kurumlarında çektirilmesi sağlık durumları itibariyle elverişli olmadığı tam teşekküllü devlet veya üniversite hastanelerince verilecek raporla tespit edilenler hakkında cezanın konutlarında çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa, o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir. Ancak, mahkûmiyete konu suç nedeniyle herhangi bir zarar doğmuşsa, bu zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartı da ayrıca aranır. Bunlar hakkında beşinci fıkra hükümleri uygulanmaz."

Bakınız, mevcut uygulanan kanunda, yani, şu an var olan ve infaz sistemimize ait olan, infaz sistemimizin parçası olan kanunda, bir defa altı aylık süreyle ceza almış olanlar, altı ay ve daha az süreyle ceza almış olanlar ile üç yıl ve daha az süreyle ceza almış olanlar arasında bir ayırım yapmış, ikisi arasında, gerçekten, Anayasanın eşitlik ilkesini zorlayan veya ortadan kaldıran bir düzenleme getirmiş, birinde hiçbir önşart getirmemişken, diğerinde birden fazla şartlar getirmiştir.

Gerçekten, birinde önşartlar konulmadığı halde, ikincisinde önşartlar konulmuş; sağlık raporu, paranın ödenme şartları, tekrar bir şart getirmişsiniz "bunlar hakkında beşinci fıkra uygulanmaz" demişsiniz. Sonra ne olmuş; gerek içinde yer aldığımız kutsal Mecliste -iktidarıyla muhalefetiyle- gerek yazılı ve görsel medyada ve gerekse sivil toplum kurum ve kuruluşları nezdinde tartışmalar hukukî zemine kaymış, olayı tabiî mecrasında tutmayı amaçlayan hukuk adamları, infaz hukukunun yasa normlarından, özellikle 110 uncu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının uygulamada sıkıntılara yol açabileceği, kişiler arasında aynı uygulamadan kaynaklanacak eşitsizliklere, adaletsizliklere yol açabileceği argümanlarıyla, daha adil, uygulanabilir yeni düzenlemelerin hazırlayıcısı olmuşlardır.

Yapılan hukukî tartışmalar neticesinde, mevcut, halihazırda uygulanan 5275 sayılı Yasanın 110 uncu maddesiyle ilgili olarak fiiliyatta şöyle bir durumun vuku bulabileceği görülmüştür: Önümüzde aynı madde hükmünden faydalanabilecek 2 kişi varsa, yani, bu Ceza İnfaz Yasasının, mevcut uygulanan Ceza İnfaz Yasasının uygulamasından yararlanabilecek 2 kişi varsa, bu kişiler de aynı suçu işlemişlerse, bu kişilerden bir tanesinin borcu muaccel şekilde ödeyebileceği kesin olarak belliyse, ancak, diğer kişinin borcu henüz kesin olarak belirlenmiş net bir rakama ulaşmamış ise, bu iki kişi, bu Ceza İnfaz Yasasının bu hükmünden yararlanarak "ben borcumu ödeyeceğim, bana borcun miktarını bildirin, ben borcumu ödeyip, cezamı evimde yatmak istiyorum" diye başvurduğunda, borcu belli olan kişi parasını yatıracak ve cezanın infazıyla ilgili ev hapsinde, evinde bu cezanın infazını geçirebilecek. Oysa, borcu belli olmayan kişi "ben bu parayı ödemek istiyorum" dediğinde ödeyemeyeceği için Ceza İnfaz Yasasındaki bu hükümden yararlanamayacak; dolayısıyla, evinde hapis cezasıyla ilgili hükümden yararlanamayacağı için, de, diğer infaz kurumları olan cezaevlerinde, suçlarını, cezalarını infaz etmek zorunda olacaklar. Bu da, ceza infaz hukuku açısından, iki suçlu, iki mahkûm hakkında ayrı bir hukukî düzenleme getirdiği için de eşitsizliğe yol açmaktadır.

Bu hukukî eleştiriler paralelinde yapılan hukukî hazırlıklar neticesinde, daha objektif, daha genel ve daha adaletli düzenlemeler hazırlanmış ve bu düzenlemelerle ilgili, hepimizin birlikte tanık olduğu, Anayasadan ve yasalardan kaynaklanan tabiî süreç mecrasından çıkmadan, hukukî tartışmalar zemininde, bugün itibariyle, tekrar önümüze gelmiştir.

Öncelikle, bu yeni düzenlemenin hangi argümanları taşıdığını belirtelim; ondan sonra da, halihazırdaki yasa hükümleri ile halihazırı değiştirmeye yönelik normların kıyaslamasını yapalım.

Bakınız, şu an görüşmekte olduğumuz ve biraz sonra oylayacağımız yeni düzenleme: "13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 110 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve diğer fıkra numaraları da buna göre teselsül ettirilmiştir.

'(2) Mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukukî sorumlulukları saklı kalmak üzere…"

Yani, kanunun giriş kısmı, başlığında, eğer, işlenen suç aynı zamanda bir borcun ödenmesini gerektiriyorsa, hazineye bir tazmin borcunu da gerektiriyorsa, bununla ilgili sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla, bu sorumluluğu devam etmek üzere diyerek, kanunun (a) fıkrasında "Kadın veya altmışbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları altı ay, yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları bir yıl, yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir" denilmektedir.

Bu iki metni; yani, şu an uygulanan İnfaz Yasamızdaki mevcut metin ile şu andaki değişikliği kıyasladığımızda içinde bulunduğumuz durumu şöyle tasvir edebiliriz: Acaba mevcut yasa mı şahsa özel, sübjektif kriterlere sahip, hukukun eşitlik ve adalet ilkeleriyle bağdaşıyor, yoksa, getirilen -şu andaki- yeni düzenleme mi daha objektif, daha adil, daha genel, daha uygulanabilir ve daha eşit.

Kıymetli arkadaşlar, yapmak istediğimiz doğru, şimdi getirdiğimiz yasa metnidir; ancak, bu neviden düzenlemeler hiçbir zaman en mükemmel değildir. En mükemmel denildiği zaman, bu, işin tabiatına aykırı olur. Yaşamın değiştiği alanlarda, mutlaka ki, belki, ileride bu da ihtiyaçları karşılayamayabilir; ancak, burada üzerinde durulması gereken husus şudur: Bir defa, altı ay süreli mahkûm olanlar, altmışbeş yaşını bitirenler ve kadınlar, yine, yetmiş yaşında… Orada bir yıllık bir dilim getirilmiş; yani, altı ay ile üç yıl gibi aradaki büyük uçurum ortadan kaldırılmış, araya bir yıllık bir zaman getirilmiş. Yine, burada, doktor raporu ortadan kaldırılmış. Neden; çünkü, bazı kişiler rapor alabilir, bazıları alamayabilir. Bu dahi Ceza İnfaz Yasasında bir eşitsizliğe sebep olmasın diye, bu düzenleme de getirilmiştir.

Bu düzenlemeden, şartları taşıyan her Türk vatandaşı istifade edecektir. Mevcut yasadaki gibi adaletsizliklere, hukukî sıkıntılara, eşitsizliklere yol açabilecek ayrı sistemleri tek bir düzen içinde toplayarak, sistematik bir bütünlüğe kavuşturduk. Böylece, herkes için farklı olanı aynı statüye taşıyarak, herkes için eşit kılarak, hukuk adına önemli bir adım atmış oluyoruz.

Ayrıca, şu anda uygulanan mevcut yasada, şartlı salıvermeden yararlanacakları hükme bağlamışken, bu yeni düzenlemeyle evinde hapis yatanları şartlı salıverme hükümlerinden yararlandırmıyoruz. Bu hüküm, tabiî ki, bu yasa çıktıktan sonra ceza alanları ilgilendirecek bir düzenlemedir; yani, bu yasa yürürlüğe girdikten sonra, yargılanan, mahkûm olan, ceza alanları ilgilendirecektir. Bundan önce, şu an, mevcut yasadan, şartlı salıvermeyle ilgili hükümlerden daha önce mahkûm olanlar yararlanabilecektir.

Bunun sonucu şudur: Eğer, kişi, almış olduğu bu cezalarla, evinde hapis hükmünden yararlanmak istiyorsa, o zaman, hani… Normal cezaevlerinde, ceza ve tutukevlerinde yatanlar cezalarının bir kısmını yattıktan sonra diğer kısmını dışarıda geçiriyorlar; yani, bihakkın tahliye tarihine kadar şartlı salıverme hükümlerinden yararlanıyorlar. Halbuki, evinde bu mahkûmiyeti çekecek olanlar, şöyle bir tercih yapacaklar: Ben şartlı salıvermeden yararlanmak istiyorsam, normal cezaevinde yatacağım; ama, ben şartlı salıvermeden yararlanmak istemiyorum, ben cezamı evimde çekmek istiyorum diyorlarsa, bununla ilgili hükümden yararlanabilecekler. Ancak, tekrar söylüyorum: Bu düzenleme, bundan sonra, yani bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki verilen mahkûmiyet hükümleriyle ilgilidir. Bundan öncekilerle ilgili uygulanmayacak, onlar şu andaki mevcut yasayla ilgili, şartlı salıvermeyle ilgili haklarını kullanabileceklerdir.

Saygıdeğer milletvekilleri, tüm bu hususları dile getirdim. Esasen vaktim de var, söyleyeceğim şeyler de var; ama, sözlerimi çok daha fazla uzatmak da istemiyorum.

Son olarak, Cumhurbaşkanının iade gerekçesiyle ilgili, tutanaklara geçmesi açısından, hukuk adamlarının konuyu tartışması açısından da, şunu özellikle belirtmek istiyorum: İade gerekçesinde, Cumhurbaşkanı, mevcut yasa ile kendisine göndermiş olduğumuz bu yasayı kıyaslayarak iade etmesi gerekirdi. Mevcut yasaya şöyle baktığımız zaman, kişiye özel, eşitsizliğe yol açabilecek hükümleri varken, şu anda görüşmüş olduğumuz, oylayacağımız yasa, genel, eşitliğe daha uygun ve kişiye özel hükümler taşımayan bir yasa hükmüydü. Cumhurbaşkanı, bunu, iade gerekçesinde, kişiye özel bir hale getirerek, bana göre, bir hukukî hata yaptı. Ancak, komisyonumuz görüşmelerinde Cumhurbaşkanının iade gerekçelerine itibar etmeyerek, aynen kanunu görüştü ve şu an huzurunuza geldi.

Hukuk sistemimize, ceza infaz sistemimize gerçekten çok güzel bir madde kazandırıyoruz. Bundan sonra uygulamasını takip edeceğimiz ceza infaz yasalarına modern, eşitliğe uygun bir yasa maddesi kazandırıyoruz. Bunun devamının geleceğini, devamının yine Meclis tarafından düzenlenmesini diliyorum. Bu konu üzerinde, kamuoyu, hukukî gerekçelere yeterince vâkıftır. Bu sebeple, fazla zamanınızı almak istemediğim için huzurunuzdan ayrılıyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor ve kanuna olumlu oy vereceğimizi bildiriyor, saygılar, sevgiler... (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 6 Nisan 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook