Kutlu doğum haftası ve yunus emre haftası nedeniyle
Burdur Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Nisan 2006 · 1.088 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bayram Özçelik (AK Parti), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KUTLU DOĞUM HAFTASI VE YUNUS EMRE HAFTASI NEDENİYLE); konuşma 1.088 kelime.
Bayram Özçelik (AK Parti, Burdur). “Kutlu doğum haftası ve yunus emre haftası nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bayram-ozcelik-22-2006-04-06-kutlu-dogum-haftasi-ve-yunus-emre-haftasi-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Hazreti Peygamberin doğumuyla, insanlık için yepyeni bir gün, aydınlık bir devir açılmıştır. Hazreti Adem'le başlayan tevhid inancı yeniden canlanmış, cehalet ve sapık inançlara kararan ruhlar, bu doğuşla aydınlığa kavuşmuştur.
Bir fazilet güneşi ve hidayet meşalesi olan Peygamberimizin doğumu, Allah'ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade buyurulmaktadır: "And olsun ki Allah, müminlere ayetlerini okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur."
Hazreti Peygamberimiz anılırken akla ilk gelen, onun, Kur'an-ı Kerimle övülmüş olan yüksek ahlakıdır. Onu Allahuteala terbiye ettiği için, bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huy ve davranışların daha mükemmeli onda toplanmıştı. Ahlakının güzelliğine ve her yönüyle güvenilir olduğuna düşmanları bile hayrandı. Daha gençliğinde halk arasında "el emin, güvenilir kimse" olarak tanınmıştı.
Hazreti Muhammed'in yeryüzünü şereflendirmesi; kâinat çapında bir vaka ve yer-gök adına en büyük bir hadise olduğu gibi, aynı zamanda insanlığın da yeniden dirilişi sayılır. O, elindeki cihanları aydınlatan, o nurefşan mesajıyla, dünyayı yeniden göklere göre tanzim edeceği, varlığın perde arkası hakikatlerine tercüman olacağı, eşya ve hadiselere yeni tefsir ve yeni yorumlar getireceği güne kadar varlık bütünüyle manasız, ruhsuz, birbirinden kopuk, birbirine yabancı gibiydi. Bu kara yalnızlıkta insanlar ise, her an başka bir ayrılıkla inleyen birer yetim, birer mazlum, birer mağdur vaziyetindeydi. O'nun neşrettiği nur sayesinde birdenbire karanlıkların büyüsü bozuldu, şeytanlar bozguna uğradı, eşyanın mahiyeti değişti; tahripler tamire dönüştü, inkırazlar da onarım hazırlığı şekline girdi; dünya üzerindeki konup göçmeler, gelip gitmeler birer resmigeçit halini aldı; doğumlar birer toy, düğün, ölümler birer şebi arûs oldu.
Hazreti Ahmedi Mahmudu Muhammed Mustafa'nın ışığı başlarımızı okşamaya başladığı günden itibaren, ruhlarımızda ebedi yok olmanın tesiri kırıldı, hicranla çarpan sinelere dost ikliminden vuslat müjdeleri geldi, ulaştı. Bütün bir insanlık olarak biz hepimiz, O'nun gönüllerimize üflediği hayat sayesinde kendimizi idrak edip eşya ile münasebete geçebildik; özümüzdeki cevherleri değerlendirip, benliğimizdeki sonsuzluk ufkunu sezebildik. O olmasaydı, ne ruhumuzdaki bu derinlikleri kavrayabilir ne de kabirden geçip sonsuzluğa uzanan bu yolu ve bu yolculuğu bu kadar şirin görebilirdik. Gönüllerimize aşku heyecan salan O, gözlerimize ışıklar çalan O ve bizleri ebedler ülkesine seyahata hazırlayan yine O'dur.
Hazreti Muhammed'in bu uzun ve sırlı yolculukta bulunduğumuz sahil itibariyle, bizim için bir kaptan, varacağımız âlem itibariyle bir mihmandar ve şefaatçı ise, bizim de O'na karşı birkısım sorumluluklarımız vardır ve bu mevzuda lakayt kalmamız da mümkün değildir; ama, ne gariptir ki, bizler asırlardan beri bu ışık insan ve O'nun nurlu mesajına karşı hep lakayt kalmışızdır. Lakayt kalmak bir yana, çok defa saygısız davranmışızdır.
Peygamberimizi sevmek demek, onun sünnetine uymak ve onu hayata geçirmektir. Allahuteala'nın sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın tek yolu, O'nun sevgili Peygamberinin sünnetine uymaktır. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "(Ey Muhammed) de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."
En küçük anlaşmazlıkların kavgaya dönüştüğü, güçlülerin zayıfları ezdiği, adalet duygusunun örselendiği, kuvvet ile hikmet arasındaki irtibatın koptuğu, tabiatın hoyratça kullanıldığı ve kirletildiği, akıl almadık sapkınlıkların görüldüğü, insanların asude, rahat bir hayat yaşama özlemi duyduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla)Diyalog, hoşgörü ve tolerans eksikliği, farklılıklara karşı tahammülsüzlük ve farklılıklarla barış içinde bir arada yaşama konusunda yaşanan sorunlar gündelik hayatımızı doğrudan etkiler hale gelmiştir. Böyle bir ortamda, Hazreti Muhammed'in, insanları kardeş yapan, insana sırf insan olduğu için değer veren, nefret olan yere sevgiyi, kuşku olan yere inancı, ümitsizlik olan yere ümidi, karanlık olan yere aydınlığı, üzüntü olan yere sevinci ikame eden barış ve rahmet yüklü mesajına daha çok ihtiyaç duyulmaktadır.
Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellemin tertemiz imajı bazı çevrelerce fena halde kötüleniyor, sözleri bağlamından koparılarak çarpıtılıyor, sünneti etrafında kuşkular uyandırılmaya çalışılıyor. Hayatı boyunca barış için çabalamış, asırlardır kanlı bıçaklı kabileleri barıştırmış, kendisini taşlayanlara en küçük kötü söz dahi söylememiş, güçlü iken alçak gönüllü ve merhametli olmayı başarmış o büyük insanı, savaş peygamberiymiş gibi takdim etme çabalarına büyük bir üzüntüyle tanıklık etmekteyiz. Maalesef, Hazreti Peygamberi doğru tanıma fırsatı bulamamış bazı İslam mensupları da söz ve eylemleriyle bu yanlış takdime fırsat veriyorlar; ancak, nereye dayandırılırsa dayandırılsın, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, bu, Hazreti Peygambere ve O'nun ikibuçuk milyarı bulan mensuplarına büyük bir haksızlıktır. Kur'an O'nun için her şeydi, hava idi, su idi, zırh idi, kale idi, burç idi ve burçlarda dalgalanan bayrak idi. O, Kur'an'la soluklanır, onunla bulutlar gibi göklere kadar yükselir, onunla rahmet damlaları gibi yeniden yerdeki varlıkların imdadına koşar, onunla zulmetlerle savaşır, onunla şerlerden ve şerirlerden korunur ve onunla gürler ve onunla ışık olur, her yana yağardı.
Hazreti Muhammed'in beyanlarında namaz, oturup kalkan, insana arkadaş ve yoldaş olan, onun yalnızlığını gideren ve ışığıyla onun yollarını aydınlatan; Hazreti Muhammed'in beyanlarında abdest, can gibi, kan gibi insanın damarlarında dolaşan, ırmaklar gibi onun kapısının önünde akan, akıp, akıp, her türlü isi, pisi temizleyen; Hazreti Muhammed'in beyanlarında ezan, kamet, serviler gibi boy atıp salınan, ses şoku yapıp şeytanların ödünü koparan ve bir güzel koku olup namaza gidenlerin ruhlarını saran; Hazreti Muhammed'in beyanlarında zekât, sadaka, tıpkı birer köprü gibi birbirinden kopmuş yığınları bir araya getiren, sağlam bir lehim gibi parçaları bütünleştiren; Hazreti Muhammed'in beyanlarında oruç, bir kalkan gibi sahibini koruyan, onun cennete girmesi için cennet surlarında sırlı bir kapı haline gelen, inananlara kevserler sunan; Hazreti Muhammed'in beyanlarında hac, bir terzi gibi yırtıkları yamayan, bir gassal gibi lekeleri yıkayan ve umumî bir meşveret meclisi gibi bütün inananları bir araya getiren; Hazreti Muhammed'in beyanlarında cihat, bir fedai gibi göğsünü gerip cehenneme giden yolları kapayan, bir teşrifatçı gibi cennet yollarını açıp, insanlara buyur eden ve şefkatli bir baba gibi inat edenleri zincirlere vurup, firdevslere doğru sürükleyen; Hazreti Muhammed'in beyanlarında zikir, dua, telsiz, telefon gibi Yaradan'la yaratığı birbiriyle buluşturan, birbiriyle konuşturan; Hazreti Muhammed'in beyanlarında emri bilma'rûf nehyi anil-münker; birer trafik memuru gibi, birer kapıcı gibi yol başlarını, kapı önlerini tutup, yoldan geçip geçmeme, kapıdan içeriye girip girmeme işlerini idare eden; Hazreti Muhammed'in beyanlarında sıla-i rahim, bir anne gibi kucağını açıp bekleyen, insanlarla davalaşan, onlarla konuşan, vaatlerde bulunan, inhiraf edecekleri endişesiyle onları tehdit eden, yakasından tutup hırpalayan bir canlı motif haline gelir ve dinleyenleri âdeta büyüler.
Evet, O'nun, bütün bu hususları bir kanaviçe gibi tasviri, tasvirde kullandığı malzemenin özellikleri; beyanındaki hareket, işaret, resim ve musiki gücü, bütün edebî sanatları yerli yerinde kullanması, her biri başlıbaşına birer yorum isteyen konulardır.
"Dünya neye malikse O'nun vergisidir hep,
Medyun O'na cemiyeti, medyun O'na ferdi;
Medyundur O masuma bütün bir beşeriyet,
Ya Rab, mahşerde bizi bu ikrar ile haşret!"
Bu duygu ve düşünceyle, Kutlu Doğumun hepimize, aziz milletimize ve bütün Müslüman kardeşlerimize mübarek olmasını ve Peygamberimizin şefaatine bizi mazhar kılmasını Cenabı Hakktan niyaz ediyorum.
Siz değerli milletvekillerine saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 6 Nisan 2006