Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)
Zonguldak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 95. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Mayıs 2005 · 1.594 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Harun Akın (CHP), 5 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)); konuşma 1.594 kelime.
Harun Akın (CHP, Zonguldak). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 5 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/harun-akin-22-2005-05-05-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HARUN AKIN (Zonguldak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 646 sıra sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısının 2 nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, özünde, ülkemiz için önemli ve faydalı bir kanun görüştüğümüzü ifade ederek, Yenilenebilir Enerji Kanunu Tasarısının bugüne kadar neden geciktiğini, önemini ve endişelerimizi içeren bir hazırlığım olduğunu ifade ederek konuşmalarıma devam etmek istiyorum.
Avrupa Birliği ülkeleri, Kyoto Protokolü çerçevesinde, 2002/358 EC AB direktifiyle, karbondioksit emisyon oranını 2012 yılına kadar mevcut duruma göre yüzde 8 düşürmeyi hedeflemektedir. Herhangi bir önlem alınmadığı takdirde, 2010 yılında karbondioksit emisyon oranının mevcut duruma göre yüzde 50 daha fazla olacağı bildirilmektedir. Bu nedenle, AB ülkelerinde, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapılması teşvik edilmektedir.
Avrupa Birliği Komisyonu, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin teşvik edilmesi konusunda Avrupa Birliği Yenilenebilir Direktifini yayımlamıştır. Söz konusu direktif, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin, 2010 yılına kadar, ülke bazında tüketiminin yüzde 12'sine, AB genelinde tüketimin yüzde 22,1'ine ulaşılmasını hedeflemektedir. Yani, AB hedefi yüzde 22,1'dir. Türkiye'nin mevcut durumuna bakıldığında, 2003 yılı değerleriyle yenilenebilir enerji kaynaklarının üretilen elektrik enerjisinin tüketimindeki payı yüzde 25 civarındadır. Yani, Türkiye'de, bugün itibariyle, 2010 yılı AB hedefi aşılmış bulunmaktadır. Bu durum gözönüne alındığında, AB 2010 yılı hedefinin aşılmış bulunduğu, bu değerin üzerinde bulunulması ve yine 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunuyla getirilen rekabetçi ortama dayalı liberal elektrik piyasasının oluşturulması hedeflenmiş iken, bugün Yüce Meclis gündemine getirilen bu teşvik kanununun acil gerekliliğini takdirlerinize bırakıyorum.
Bilindiği üzere, söz konusu kanun tasarısı geçtiğimiz yasama döneminde Meclis gündemine getirilmiş, Genel Kurulda görüşülmekteyken hükümet tarafından geri çekilmiştir.
Ülke elektrik enerjisi üretiminin dışa bağımlılıktan kurtarılarak yerli kaynaklarla üretime yönelinmesi elbette ki desteklenecek bir uygulamadır. Ancak, bu politika ve hedefler belirlenirken ülke elektrik enerjisi talebinin kesintisiz, güvenilir, sürekli ve ucuz maliyetlerle karşılanması, yani arz güvenliğinin sağlanması ve kaynak çeşitlendirilmesi gözardı edilmeyecek önemli bir husustur.
Kanunun, Meclis gündeminde olmasına ve Genel Kurulda görüşülüyor olmasına rağmen, hükümet tarafından geri çekilmesi nedeni hakkında aylarca basında çeşitli haberler yer almıştı.
Daha önce Meclis gündemindeyken geri çekilen kanun tasarısının geri çekilme nedeni, verilmesi öngörülen alım ve fiyat garantisidir. Geçen süre zarfında fiyat garantisi verilmemesi yönünde Hazine Müsteşarlığı Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığını ikna etmiş gözükmekteydi.
Elbette ki, yerli kaynaklarla üretim yapılması ve elektrik enerjisi üretiminde dışa bağımlılığın azalması için, yerli kaynaklar olan kömür, hidrolik, rüzgâr, jeotermal ve güneş enerjisinin desteklenmesi önemlidir. Ancak, bu destek, fiyat garantisi verilerek yapılmamalıdır. Zira, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunuyla, rekabetçi ve liberal, şeffaf bir elektrik piyasasının oluşturulması hedeflenmiştir. Verilecek her fiyat garantisinin, oluşturulması hedeflenen bu piyasanın oluşumunu olumsuz etkileyeceği aşikârdır; ancak, görünen odur ki, fiyat garantisi konusunda hükümet ile yatırımcı arasında pazarlıklar ve lobiler aylarca sürmüştür. Bundan önceki siyasî iktidarlar döneminde alım ve fiyat garantisi verilerek yaptırılan yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı devri projeleri konusunda, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, Sayıştay Başkanlığı tarafından hazırlanan raporlar varken, yine, geçmiş dönemlerde 4628 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden o günün mevzuatına göre yapılan ve alım garantisi verilen projeler eleştirilmekteyken, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının bugünün şartları ve mevzuatına rağmen, 4628 sayılı Kanunla, rekabetçi ortama dayanan liberal bir elektrik piyasasının oluşturulması hüküm altına alınmışken, getirilen kanun tasarısında fiyat garantisi verilmesini istemesi, anlaşılabilir ve izah edilebilir değildir.
Yerli kaynakların teşvik edilebilmesi için projelere finansman sağlanmasını teminen belirli bir süreyle ve yatırım geri dönüş süresini geçmemek kaydıyla alım garantisi verilmesi makul görülmekle birlikte, belirli bir fiyat üzerinden fiyat garantisi verilmesi uygun değildir. Hükümet tarafından getirilen kanun tasarısında fiyat garantisi verilmesi yönünde hükümler bulunmasını yadırgadığımı belirtmek isterim.
Bu kanunla getirilen düzenlemelerden birisi de, rüzgâr santrallarının da teşvik edilmesidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına arz güvenliği açısından bakıldığında, dengesiz üretim yapan, yenilenebilir kaynaklardan, yani rüzgâr ve hidroelektrik santral, HES'lerden elektrik enerjisi üretilebilir olmakla birlikte, programlanamayan bu tür üretim tesisleriyle elektrik enerjisi tüketim talebinin güvenilir olarak karşılanması mümkün değildir. Şöyle bir benzetme yapmak gerekirse değerli arkadaşlar, diyelim ki, 11 kişiden oluşan bir futbol takımında 2 oyuncu rüzgârdan oluşuyor; bu 2 oyuncunun sahaya girip çıkmaları belirsiz olduğu için, yani bu 2 oyuncu istediği zaman maça girip istediği zaman oyundan çıktığı için, siz, saha kenarında 2 adet yedek oyuncu bulundurmak zorundasınız, yani sıcak yedeğinizin olması zorunludur. Bu nedenlerdir ki, sistem içerisinde yer alacak rüzgâr santrallarının olması gerektiği ölçüde planlanması, yatırım maliyetleri ve sistem güvenliği açısından önem arz etmektedir. İletişim sisteminin arz güvenliği ve kalite kriterleri sağlanarak işletilebilmesi için, maksimum talebin konvansiyonel üretim santrallarından karşılanacak şekilde yedeklenmesi zorunludur. Bunun için de, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapan santralların tamamına yakın miktarın konvansiyonel üretim santrallarıyla yedeklenmesi gereklidir. Özellikle rüzgâr enerjisi santralları, yapıları gereği, sisteme bağlandıkları noktada elektrik enerjisi kalitesi üzerinde gerilim değişimi, fliker harmonik gibi bazı bozucu etkiler yapmaktadır. Bu etkilerin, aynı noktadaki müşteriler için izin verilen limitler içinde kalmasını sağlayabilmek amacıyla, bağlantı kapasitelerine bazı kısıtlar getirilmesi zorunluluğu vardır. AB ülkelerinde, bu kısıtlara ilişkin belirli bir standart belirlenmemiş olup, her ülkede değişik uygulamalar bulunmaktadır.
Diğer bir teknik husus ise şudur: Rüzgâr santralları, çoğunlukla asenkron rüzgâr türbinlerine sahip olduklarından, gerilim regülasyonuna katkıda bulunamadıkları gibi, üretim yaparken ihtiyaç duydukları reaktif enerjiyi de şebekeden çekerek, gerilim düşümüne neden olmaktadırlar. Enterkonnekte sisteme rüzgâr santrallarının bağlanmasında bozucu etkilerin yanı sıra, diğer bir unsur da, bağlantı noktalarındaki iletim kapasitesinin yetersiz kalabilmesidir. Rüzgâr potansiyelleri, yerleşim merkezlerinden uzak bölgeler olup, bu bölgeler, iletim şebekesinin en zayıf olduğu noktalardır. Ülkemiz iletim şebekesi, bu bölgelere başka noktalardan, bölgenin tüketim ihtiyacı kadar güç ve enerji taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu nedenle, iletim sistemine büyük güçte rüzgâr santralı bağlanması durumunda, üretilecek elektrik enerjisini sistemin güçlü tüketim noktalarına taşıyabilmek için yeni iletim tesisi gerekecektir. Bu durumda, kamu tarafından işletilen iletim hatlarında büyük yatırım ihtiyacı doğmaktadır.
Kısaca özetlemek gerekirse, sistemde ani gerilim ve frekans dalgalanmalarını önlemek amacıyla, sistem döner yedeğini aşmayacak kadar kurulu güçte rüzgâr santralının tersine izin verilmesi gereklidir. Ancak, getirilen kanun teklifinde, bu uygulamanın esas, usul ve sınırları hükmü altına alınmamıştır. Bakanlığın, ilgili kuruluşların, kanunla aldıkları yetkiyi kullanma kriterleri belli değildir.
Elektrik sistemi içerisinde dengesiz ve değişken üretim olan yenilenebilir enerji kaynaklı üretim tesisleri arttıkça, kontrolsüz ve programlanmayan üretim de artacağından, bu konuya ilişkin verilen yan hizmetlerin kullanım maliyeti de yükselecektir.
Bu ilaveye gelen maliyet artışlarında nedenlerinin sorgulanması ve bu maliyetin kimler tarafından üstlenileceği de hüküm altına alınmalıdır. Daha açık ifade etmem gerekirse, bu maliyet artışlarının, tüketiciden değil "sebep olan öder" prensibi içerisinde, santral yapımcılarından ve işleticilerinden alınması gerekmektedir.
Kanunda bununla ilgili de bir düzenleme mevcut değildir. Özellikle UCTE enterkonneksiyonunun ağının ortasında olmayan ve güçlü enterkonneksiyon hatlarıyla bağlanarak senkron paralel çalışma imkânı bulunmayan ülkemizde, rüzgâr santralları ile barajsız HES'lerle yapılacak üretimin kontrolsüzce artması durumunda, elektrik enerjisinin arz güvenliğinin ve kalitesinin sağlanması için gerekli sıcak yedek maliyeti karşılanmaz derecede yükselebilecektir.
Ayrıca, arz güvenliğinin ve kalitesinin sağlanmasına neden olan çok önemli teknik sorunları da, kamu tarafından işletilen iletim sistemine yükleyecektir.
Ulusal çıkarlarımız gözönüne alınarak yapılacak üretim projeksiyonlarında en ekonomik ve en güvenilir tüketim tesislerine öncelik tanınması gerekmektedir. Arz güvenliği ve kalite kriterlerini sağlamayı engelleyecek kontrolsüz üretim tesislerinin kurulmasının teşvik edilmesi yerine, ülkemizdeki hızlı talep artışı da dikkate alınarak, talebi güvenli karşılayabilecek üretim tesislerine öncelik verilmesi gerekmektedir.
Getirilen kanun tasarısıyla, yenilenebilir üretim tesislerine enerji alım garantisi öngörülmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu durum, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunuyla getirilen rekabetçi ortama dayalı serbest piyasanın oluşması hedefiyle çelişmektedir.
Ayrıca, özelleştirilmesi düşünülen dağıtım şirketlerine yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı devri enerjilerinin alım zorluğu yanında, bir de yenilenebilir enerji kaynaklarından alım zorunluluğu getirilmektedir. Bu, liberal bir elektrik piyasasının oluşumunda ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesinde önemli bir engel teşkil edecektir. Oysa ki, yatırımlar, arz ve talebe bağlı olarak piyasadaki oluşan fiyatlara göre yatırımcılar tarafından karar verilerek yapılmalıdır; serbest ve liberal bir piyasanın gereği de budur. Siz de, her zaman, bunu böyle söylüyorsunuz. Siz, liberal ekonomi demiyor musunuz, neden devlete ve vatandaşa yük oluyorsunuz?!
Sadece elektrik enerji değildir; kömür de enerji değil midir?! Ben, kömür bölgesi milletvekiliyim; Zonguldak'ta ve ülkenin birçok bölgesinde bulunan kömürümüze bir tek kuruş yokken, bu kanunla sadece elektrik enerjisine katkı sağlanması, bizlere, yine dost işi yapıyorsunuz gibi geliyor. Alım garantisi verme mücadeleniz, sadece rüzgâr santrallarına destek sağlama arzunuz, şahsen beni kuşkulandırıyor Sayın Bakan. Zonguldak kömürüne destek denildiği zaman "yük" diyorsunuz, rüzgâr santrallarına "evet" diyorsunuz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biz, santrallara karşı değiliz.
Sayın Bakanım, sizin bu konudaki iştahınız gerçekten bizleri kuşkulandırıyor.
Değerli arkadaşlar, son olarak şunları söylemek istiyorum: Enerji Bakanlığında işler karışık; gerçi, Sayın Bakan, bu karışıklığa son zamanlarda pek itibar etmiyor; ama, bugün, Parlamentodaki Sayın Grup Başkanvekilime olan cevabındaki gerginliği, beni endişelerimde daha da haklı hale getirmiştir. Santralları kimlerin kuracağını ve bu santralları araştırdığımı, değerli arkadaşlarım, bu Yüce Meclis çatısı altında ifade etmek istiyorum. Bu işin sonuna kadar, gerek Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerekse şahsım, Zonguldak Milletvekili olarak takipçisi olacağımı beyan etmek istiyorum. Bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kayıtlara geçsin diye söyleme gereği duydum.
Konumuzla ve konuşmalarımla ilgili değil, ama, Sayın Bakanın konuşmasından esinlenerek kendisine bir konuda daha cevap vermek istiyorum. Biraz evvel, Sayın Bakan, fakir ailelere kömür dağıtımıyla ilgili... Başbakan da, her zaman, hatta AK Parti kurultayında dahi, gittiği her yerde özenle "fakir ailelere kömür dağıtımı" diyor. Bu, doğru bir proje, bunun karşısında durmak mümkün değil. Ben, TKİ'nin denetimini yapan bir milletvekiliyim. Geçen hafta, KİT Komisyonu olarak TKİ'nin denetimini yaptığımızda, Sayın Genel Müdürün de bize söylemek istemediği; ama, bizim, ısrarla öğrenip, ortaya çıkardığımız bir konu vardı. Bu fakir ailelere dağıtılan kömür parası karşılığı, hazinenin, TKİ'ye 135 trilyon borcu var. Sayın Bakan, bu mücadeleden, bu hizmetten geri kalmayın; ama, hazineden de, TKİ'nin parasını, lütfen, bir an önce ödeyin. Bir tarafta, binlerce, evine kömür giden fakir aileler, bir tarafta da, bir ay sonra maaşını alamamayla karşı karşıya kalan TKİ'nin personeli. TKİ'nin, 40 trilyon, piyasaya borcu var Sayın Bakanım; müteahhitlere iş yaptırmış, borcu var. 135 trilyon, sizin söylediğiniz bu çalışmadan, sırtına yük bindirmişsiniz; EÜAŞ'tan da 190 trilyon alacağı var; böyle olursa, TKİ...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 5 Mayıs 2005