T.c emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu ve bağ-kur'dan aylık veya gelir almakta olanlara ek ödeme yapılması hk. (s.s 1076)
Manisa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 59. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Şubat 2006 · 1.628 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasan Ören (CHP), 7 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: T.C EMEKLİ SANDIĞI, SOSYAL SİGORTALAR KURUMU VE BAĞ-KUR'DAN AYLIK VEYA GELİR ALMAKTA OLANLARA EK ÖDEME YAPILMASI HK. (S.S 1076)); konuşma 1.628 kelime.
Hasan Ören (CHP, Manisa). “T.c emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu ve bağ-kur'dan aylık veya gelir almakta olanlara ek ödeme yapılması hk. (s.s 1076)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 7 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-oren-22-2006-02-07-t-c-emekli-sandigi-sosyal-sigortalar-kurumu-ve-bag-kur-dan-aylik-veya (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kurdan aylık veya gelir almakta olanlara ek ödeme yapılması ile gelir ve aylıklarda 2006 yılında yapılacak artışlara ilişkin kanun tasarısının 7 nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Tasarının 7 nci maddesi, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa bir geçici madde eklenerek, Özelleştirme İdaresi tarafından Özelleştirme Fonundan ödenmesi gereken, ama bugüne kadar ödenmeyen sosyal yardım zamlarının Hazine tarafından ödenmesini düzenleyen bir maddedir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, özelleştirmeyle ilgili Türkiye'de çok başarılı işler yaptığını söyleyen AKP, ne yazık ki, özelleştirme gelirleriyle özelleştirilen insanların paralarını ödemeyecek kadar zor durumda. Yani, milyarlarca dolar özelleştirme yapıldığı söylenen ve özelleştirildiği varsayılan yerlerle ilgili, Özelleştirme Fonundan ödeme yapılacağına, Hazineden ödeme yapılma zorunluluğu getiriliyor.
Tabiî, bu özelleştirme mağdurlarıyla ilgili de… Biliyorsunuz, özelleştirilen her yerdeki insanların hakları ödendi ve 30, 35, 40 yaşındaki bu insanlar sokağın ortasına bırakıldı; fakat, sonradan burada yaptığımız bir düzenlemeyle, 4/C maddesine göre, belirli oranda özelleştirme mağdurlarıyla ilgili, devlet kadrolarında, Millî Eğitimde, başka yerlerde işe yerleştirmeler gerçekleştirildi; ama, gözden kaçan çok şey oldu. Dün, belirli bir fabrikada tornanın başında, planyanın başında usta olarak çalışanlar, bugün, Millî Eğitimin okullarında hademe olarak çalışmaya başladılar. Hademe olarak çalışmanın, hademe olmanın kötü olduğu anlamında söylemiyorum; ama, siz, yıllarca, bir işletmede, tornanın başında, tesviye makinesinin başında veya orada yıllarca bir işi yapacaksınız, o işin profesörü olacaksınız, evinize geldiğinizde, o işle ilgili çocuklarınıza bir şeyler anlatacaksınız, yıllar sonra, özelleştirme mağduru olarak dışarıya bırakılacaksınız ve sizi alacaklar, 4/C maddesine göre, falanca okulda -belki çocuğunuzla beraber, o hani sizi profesör olarak gördüğü, hani sizi o tornanın başında usta olarak gördüğü çocukla beraber- hademelik yapacaksınız. Böyle bir duruma geldi. Biraz evvel arkadaşlarımız laf attılar. Türkiye'de işlerin iyi gittiği söyleniyor; ama, ne yazık ki, baktığınızda, Türkiye'nin hiçbir kesiminin, Türkiye'yle ilgili, iyi gittiğiyle ilgili bir düşüncesi söz konusu değil.
Şimdi, 170 haftadır milletvekiliyiz. Baştan 3 haftasını çıkıp, bir de yaz dönemlerinin 12+12, 36 haftasını çıkarsak, 140 haftanın, tahmin ediyorum, Mecliste bir oylama yapılsa veya Mecliste bir anket yapılsa ilk beşe girecek milletvekillerinden biriyim bölgesine giden. 140 hafta, her perşembe, Meclis kapandığında bölgeme gittim ve halkla iç içe olmaya gayret gösterdim. Bunu şunun için söylüyorum: Bölgedeki insanlar sizlerden çok farklı düşünüyorlar. Ya biz buraya geldiğimizde farklı boyutta konuşmayı alışkanlık haline getirdik veyahut gittiğimizde, bölgemizde, dar kalıplar içerisinde, siz AKP örgütü içerisinde veya biz CHP örgütü içerisinde kalıyoruz. Böyle bir şey yok.
Bakınız, kredi kartlarıyla ilgili insanlar mağdur durumda, bağırıyorlar. Tarımsal kesimdeki insanlar mağdur, bağırıyorlar. Sizde belirli ölçüde sağduyulu olan arkadaşlarımız kabul ediyor bu olayı. Esnaf ve sanatkâr müthiş sıkıntı içerisinde, onlar da bağırıyorlar. Peki, buraya gelip de, arkadaşlarımız anlatırken, Türkiye'yi tozpembe gösterirken, hangi verilerle bu işi yapıyoruz; evet, veriler belli: Enflasyon düşüyor, faiz oranları düşüyor…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Borsa yükseliyor.
HASAN ÖREN (Devamla)Borsa yükseliyor.
Şimdi, hani, hatırlar mısınız Sayın Vekilim, bir yarışma var televizyonda; 132 kilo girdiler 90 kiloya düştüler. Hiçbir şey vermezseniz, insanlara ölüm orucu tutturur iseniz… Emeklisi böyle, işçisi, esnafı böyle, köylüsü böyle; siz, enflasyonu ve faiz oranlarını düşürürsünüz; ama, 132 kilo olan insan 90 kiloya düşmüş olur. Şimdi, Türkiye'nin durumu bu. Türkiye'de, yüzde 90'lık kesim sefalet içerisinde. Gerçekten söylüyorum, samimî söylüyorum, siz de bunu biliyorsunuz.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Araştırın, beyaz eşyaya bakın.
HASAN ÖREN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bakınız, emekliler şu an belki de en zor olan kesimlerden birisi. Her kurumla, her kurumun içerisinde bütün bir arapsaçına dönmüş. Emekliler, şu an, yüzde 5 ayda verdiğiniz vergi iadesiyle ilgili yüzde 4'e düşürüldü. Geçmiş dönemleri hatırlayın. Geçmiş dönemlerde bu ülkelerde bankerler türemişti. O bankerler, o zaman, yüzde 10'la, yüzde 12'yle, yani, enflasyonun yüzde 70'lerde olduğu, faizlerin yüzde 90'larda olduğu dönemlerde yüzde 10'la, yüzde 15'le para satarlardı insanlara. O dönemi yaşadı Türkiye. Şimdi, aynı olayı siz yapıyorsunuz. Yani, yüzde 5'i yüzde 4'e indirdim dediğinizde, matematiksel orana vurduğunuzda, aylık yüzde 20 faiz alıyorsunuz; yani, emekliye yüzde 5 veriyordunuz ayda, topladığı fişlerden dolayı, şimdi yüzde 4'e düşürdünüz. Nerede bir ekonomiyle ilgili tasarruf çaresi aramaya kalkmış olsanız, ya emeklide buluyorsunuz ya esnafta buluyorsunuz ya köylüde buluyorsunuz, başka tarafla ilgili hiçbir güç yetmiyor.
Bakınız, geçenlerde, kredi kartlarıyla ilgili toplantı yapıyoruz. Bu ülkede 4 vatandaşımız kuş gribinden vefat etti -Allah rahmet eylesin- bütün Türkiye, hepimiz ayağa kalktık. Doğruydu yaptığımız, öyle olması gerekliydi ve hâlâ onunla ilgili çalışmalar devam ediyor. Ama, 34 tane insan kredi kartı borcundan dolayı intihar etmiş, onunla ilgili sıkıntı had safhaya varmış, komisyonda bununla ilgili bir şeyler anlatırken, bu AKP İktidarının veya bugünkü hükümetin -hepinizi tabiî bunun içerisine koymuyorum, yukarıda bir şeyler oluyor, sizlerin haberi olmayabilir- kimlere teslim olduğuna bir defa daha şahit oldum. Bir önerge veriyoruz arkadaşlar, önergenin içeriği öyleydi, böyleydi. Sanayi ve teknoloji grubunda, grubun başkanı Sayın Bakana diyor ki: "Efendim, böyle bir öneri var, Hükümet olarak katılıyor musunuz?" O kadar basının ve insanın içinde söylenen tek şey var: "Bankacılara soralım." Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?! Toplumun her kesiminden belirli bir şekilde, müthiş bir şekilde feryat var.
Bağ-Kurla ilgili; Bağ-Kurla ilgili rahatsızlık sadece emeklilerde değil. Bundan bir ay önce -Sayın Genel Müdürüm burada, Sayın Bakanım burada- malulen emeklilikle ilgili, bölgemdeki tanıdığım bir arkadaşın işiyle uğraşıyorum. Gerçekten, bütün kurumların hepsinden malulen emekli olabilmek için ne gerekli; malulen emekli olabilmenin koşulu bellidir; heyete gireceksiniz, heyetten üçte 2 çalışamaz raporu alacaksınız ve bu dosyayı Bağ-Kur Genel Müdürlüğüne gönderip Bağ-Kur Sağlık Kurulu bu konuda karar verecek; bu kadar basit. Nedir sorun; 55 yaşında, hiç evlenmemiş, babasının Bağ-Kurundan yararlanmak isteyen, annesinin de sağ olmasından dolayı, sadece talebi ilaç alabilmek; epilepsi hastası, 55 yaşında, yatalak vaziyette. Turgutlu Devlet Hastanesine gitmişiz, Turgutlu Devlet Hastanesi rapor vermiş: "Üçte 2 çalışamaz, malulen emekli olmasında sakınca yoktur." Getirmişiz, burada Sağlık Kuruluna sunmuşuz, Sağlık Kurulunun cevabı: "Bir üst hastane." Doğrudur tabiî. İstediği tetkikler vardır, bir üst hastaneye gitmek gerekli. Bir üst hastane Manisa Devlet Hastanesi. Manisa Devlet Hastanesine gidilmiş, Manisa Devlet Hastanesi de Turgutlu Devlet Hastanesinin yazdığının aynısını yazmış. Oradaki öğretim üyeleri veya oradaki doktor arkadaşlarımız üçte 2 çalışamaz raporunu vermiş. Bağ-Kur Sağlık Kuruluna gelmiş, Bağ-Kur Sağlık Kurulu demiş ki: "Üniversiteye göndermek gerekli veya İzmir Atatürk Araştırma Eğitim Hastanesine gitmesi gerekli." Vatandaşı yine bindirmişiz sedyeye -başında ben varım, bu olayları ben yaşıyorum bir milletvekili olarak- hastaneye gitmişiz, hastayı bir hafta yatırmışız. Yattığı süre içerisinde de hasta orada yere düşüp, kafasında da 8-10 dikiş var... O hastanede de rapor alınmış ve Bağ-Kur Sağlık Kuruluna, gönderdiği eğitim hastanesinden de rapor gelmiş. Yine Bağ-Kur Sağlık Kurulu Başkanının imzasıyla gönderilen yazı da: "Sizin malulen emeklilik talebiniz reddedildi."
Değerli arkadaşlarım, 16 000 kişi böyle müracaat etmiş, içerisinden Sağlık Kurulunun onay verdiği 1 600 kişi, 1 700 kişi.
Şimdi, bu kadar hastanelerde, bu insanlar, gidiyorlar, bu raporları alıp geliyorlar ve o hastanelerde o hastayı gören hekimler var, doktorlar var, tahliller yapılıyor; ama, buraya geldiğinizde, 3 kişiden oluşan ve 14 kişi daha altında olan doktorlar, o hastayı görmeden ret kararı veriyorlar. Olmaz arkadaşlar. Artık, tahmin ediyorum, herhalde, bürokrasi siyasetçiyi esir almış vaziyette. Ne olursunuz, bu insanların gerçekten sorunları çok fazla. Bu insanların sorunlarıyla biz ilgileneceğiz.
Bakınız -siz de belki biliyorsunuz- Sayın Kemal Anadol yıllardır milletvekilliği yaptı. Ben geçenlerde ona bir şey sordum; dedim ki: 22 nci Dönem milletvekili olarak, bu kadar talep var, işsizlik had safhada, telefonlar susmuyor, sizinkiler de susmuyor. Geçmiş dönemlerde de bu kadar yoğunluk var mıydı, sizin milletvekilliği yaptığınız geçmiş dönemlerde de, bu kadar yoğun, işsizlikle ilgili veya işlerinin gördürülmesiyle ilgili seçmen gelir miydi dediğimde "hayır, bu kadar olmaz, olmadı" diyordu.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)İş yoktu ki, kim nereye gelecek?! Fabrikalar kapanmıştı.
HASAN ÖREN (Devamla)Şimdi, Sayın Vekilim, size gelen 20 kişinin 19 kişisi işsizlikle ilgili geliyor.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Biz icat etmedik.
HASAN ÖREN (Devamla)Hani o pembe tablolar çizdiğimiz, hani o enflasyonun düştüğü, faiz oranları düştü dediğiniz bu ülkede işsizlik cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyine gelmiş. Kesimlerin hepsi…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)Böyle devraldık biz.
HASAN ÖREN (Devamla)Devralma modası bitti sayın bakan…Milletvekilim… Belki, bakan olacaksınız, ağzımdan öyle çıkıyor. Sayın Milletvekilim, devralma modası bitti. Ne dediniz: "acil eylem planı… Bize üç yıl müsaade edin, üç yıl sonunda tüm yurttaşlarımız cebinde rahatlığı hissedecek." Hissettiler… O ceplerinde kalan para gittiğinden dolayı bir ağırlık yapmamaya başladı, hissettiler. Onun için, ülkenin genelinde müthiş bir kaos devam ediyor.
Bakınız, 2004 yılında emeklilerle ilgili bir karar aldınız. 58 inci Hükümet, Sayın Abdullah Gül, Başbakan, seyyanen 75 000 000 para verdiniz. Hatta, o zaman da biraz havası oldu bu işin, o günün Sayın Başbakanı Abdullah Gül, dedi ki: "Enflasyonla ilgili, artışlarla ilgili değil, bu seyyanen verilen bir paradır" dendi; ama…
FİKRET BADAZLI (Antalya)Doğru.
HASAN ÖREN (Devamla)Doğru; ama, sonradan ne oldu? Hani o -her zaman söylüyorum- IMF'yle ilişkileriniz, hani, dün katı olduğunuz, dün çok eleştirdiğiniz IMF'nin size gönderdiği talimatla, o, enflasyonun dışındaki bir 75 000 000 olmaktan çıktı, yıl içerisinde, enflasyondan doğacak zammı
emeklinin maaşına eklemek yerine, enflasyonla 75 000 000'u fit ettik. Doğru mudur Sayın Vekilim? Verilen söz 75 000 000'u seyyanen vermek, yine, artı enflasyon kadar zam yapmaktı. Ama, ne oldu; tam tersi gerçekleşti.
Değerli arkadaşlarım, şu an, Türkiye'nin her tarafında, biraz evvel söylediğim gibi, feryatlar yükseliyor. Biraz evvel, telefonla, arkadaş şunu söylüyor: "Sayın Vekilim, vergi dairesine borcum var; ama, ben şoförüm, K1 belgesi alacağım. K1 belgesini alabilmem için de, bana diyorlar ki: 'Git vergi dairesinden borcu yoktur kâğıdını getir.' Ben de gidiyorum kâğıt almaya, borcum var. Bu borcun, K1 belgesi almakla ne ilişkisi var. Vergi dairesinde diyorlar ki 'borcunu kapat, ondan sonra sana borcu yoktur kâğıdını verelim' diyorlar." Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar; yani, bunlara, hep milletvekilleri müdahil olacak, milletvekilleri telefon açacak, vergi dairelerine, böyle bir şey yapamazsın, kanuna aykırı diyeceğiz, ondan sonra mı düzelecek veya o vergi dairesi müdürü bunu yanlız başına mı yapıyor; yani, yukarıdan bir talimat almadı mı? Vergilerin toplatılmasıyla, toplanmasıyla ilgili, insanların belirli bir ölçüde sıkıştırılmasıyla ilgili bir talimat almadı mı? Yani, milletvekili, yasama görevini yapan bizler, Türkiye'de bunlarla mı uğraşacağız? Yasa mı çıkaracağız, yoksa vatandaşların bu kadar derdiyle ilgili, vatandaşların bu kadar sıkıntısıyla ilgili, vergi dairesi müdürüne telefon aç...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 7 Şubat 2006