İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 25. BİRLEŞİM · SALI

Milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (s. sayısı: 47)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 25. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Kasım 2007 · 806 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 27 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S. SAYISI: 47)); konuşma 806 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (s. sayısı: 47)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 27 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2007-11-27-milletlerarasi-ozel-hukuk-ve-usul-hukuku-hakkinda-kanun-tasarisi-ve-ad (erişim: 30 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli üyeler; Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun Tasarısı, gerçekten bir ihtiyaç ama öncekinin değiştirilmesinden sonra kapsamının genişletilmesi karşısında da bir karmaşa yaratabileceği endişesini bir hukukçu olarak ben duyuyorum.

1982 yılında Millî Güvenlik Konseyi döneminde çokça yasa çıkarılmıştı. İstanbul Üniversitesinin de böyle bir çalışması vardı. O arada, “bunu da çıkaralım” denilerek birkaç maddelik tenfiz hukuku, yabancı mahkeme kararlarının tanınması, tebligat gibi konuları içeren milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku şimdiki kanun tasarısıyla çok kapsamlandırılmış.

Şöyle baktığımız zaman, evet, Medeni Kanun’umuzu değiştirdik. Bunun yanında birtakım uluslararası sözleşmeleri de imzaladık nafakadan telif haklarına kadar. Avrupa Birliği müktesebatının getirdiği yükümlülüklerimiz de var, bunu da biliyoruz. Bunları yaparken bir de ülkemizin gerçeklerini bilmemiz gerekiyor. Dışarıda yaşayan 5 milyona yakın yurttaşımızın -ki, milletlerarası özel hukukun ana teması yabancı unsurlu dava olmasıdır- yani, yabancılık unsuru taşıdığı zaman gündeme gelecek ihtilafların çözümüne ilişkindir. Şimdi, bu kapsamda baktığımız zaman, Türk Ticaret Kanunu reformu henüz sırada beklerken, tüketici haklarıyla ilgili, sigorta hukukuyla ilgili, ulaşım sözleşmeleriyle ilgili sözleşmeler de hâlâ yasalaşma sürecini beklerken, bu üzerinde konuşacağım bölümde birkaç karmaşa, birkaç da olumlu bulduğum madde üzerinde özellikle konuşmak istiyorum.

Örneğin, 22’nci madde olarak “Hava, deniz ve raylı taşıma araçları üzerindeki ayni haklar, menşe ülke hukukuna tâbidir.” deniliyor. Bunun adı, deniz taşımacılığında geminin sicilidir, hava taşıma aracında da tescil edildiği yerdir. Şimdi, bunu düşündüğümüz zaman şöyle bir hoş olmayan nokta aklımıza geliyor: Seyşel Adaları’na veya Malta veya Afrika’nın bir ülkesinin bandırasına kayıtlı gemilerin ülkemizde bolca seyrettiğini biliyoruz. Vergi kaçırmak için, kayıt dışı ekonomi için o ülkelerin bandıralarını alan birçok kişi biliyoruz. Bu tür bir hu-kuk bir noktada acaba bunu teşvik etmez mi? Eğer şeyi düşünürsek, yabancı unsurlu bir du-rumu çözmeye kalkarken acaba böyle bir maddeyle de bu teşvik edilmez mi?

Yine, sistematik olarak evet dil sadeleştirilmiş ama sistematik olarak da bir dağınıklık var yasada. Bakıyorum 23’üncü maddede “Fikrî mülkiyete ilişkin haklara uygulanacak hukuk” deniyor. Bu, çok önemli ve gerçekten fikrî mülkiyet konusu -ki gerekçede de biraz vurgu yapılmış- Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütünün, WIPO’nun ve Dünya Ticaret Örgütünün Ticaretle Bağlantılı Fikrî Mülkiyet Sözleşmesi TRIPS’in ayrıca fikir ve sanat eserleri ve sınai mülkiyet hakları var. Şimdi, buna her şey girer, marka girer, patent girer, bir şarkının sözü girer, aranjmanı girer, bestecisi girer, yorumcusu girer, bir sinema filmi girer, bunun dışında tasarımlar girer, projeler girer; bir mimarın projesinden tutun da çok kapsamlı bir alan ve genelde en çok yabancı unsurluluk bu alanda gözükür. Yani, Türkiye’nin önündeki en ciddi sorunlardan birisi de budur. Bu yabancılık unsurunda, yakın zamanda karşılaştığım bir film sözleşmesini örneklemek istiyorum. Almanya, Fransa, İsviçre ve İngiltere ortaklı bir film sözleşmesinin imzalanması durumunda sermaye koyanların hakları aldığınız zaman beş ayrı ülke vatandaşı. Tabii ki, bir ortak hukuk seçmeleri -ki, burada o var- doğru bir alan. Şimdi, bunun yanında doğacak ihtilafın çözümü konusunda da çözümün net konması lazım. 23’üncü madde diyor ki: “Bu konuda tespit edilen hukuk geçerlidir.” Arkasında, ikinci paragrafta, “Yoksa tespit edilmiş hukuk, taraflar isterse yeni bir yeri tespite yetkili kılabilirler.” Bunu hepimiz biliyoruz, hukukta, taraflar isterse davayı ibra eder, davayı reddeder, davadan feragat eder. Yani, şimdi, bu iki paragrafın içerik olarak bir şey ifade etmediğini tek başına ifade etmek istiyorum.

Arkasından, taşınmazlar giriyor, tüketici sözleşmesi giriyor, iş sözleşmeleri giriyor, geliyor madde 28’e, tekrar fikrî ve sınai haklara geliyor. Şimdi, bu kopukluk… Yani, bu maddenin ikisi, birbirini tamamlayan iki maddenin böyle bir kopuk bir şekilde yer alması ve fikrî mülkiyet haklarına ilişkin sözleşmeden doğacak ihtilafların burada çözümü, araya çok farklı konular konulduktan sonra ayrı maddeler olarak düzenlenmesi, amaca tam uygun tanzim edilmediğini gösteriyor.

Haksız fiillerle ilgili yeni düzenlemenin, gerçekten yurttaşlarımızı koruyucu olduğunu düşünüyoruz ve onun devamındaki 35’inci maddede, özellikle kişilik hakları ihlalindeki sorumluluk konusunda radyo, televizyon, medya yoluyla, İnternet veya diğer kitle iletişim araçları kanalıyla doğan ihlallerin, zarar görenin seçimine göre hak arayabilme yolunun geliştirilmiş olması çok önemlidir.

Biliyorsunuz Facebook, YouTube, İnternet kanalları, arama motorları çok yaygın olarak zaman zaman bu tür mağduriyetlere yol açan fiillerin işlenmesine neden oluyor. Tabii, bunun uygulama alanı olarak, bunu tespit eden bir mağdurun Türkiye’de dava açtığı zaman, o hukuku uygulayacak yargıcın bu uzmanlık alanı konusundaki eğitimi son derece önemli. Yani bir noktada bu tür milletlerarası özel hukuk gibi davalar tıpkı fikrî ve sınai haklar mahkemesi gibi, ticaret mahkemeleri gibi uzmanlık alanı gerektiren alanlar olarak ortaya çıkıyor. Bunların çözüm alanı çözüm hukuku ve çözüm mercisi konusunda da, tabii ki burada düzenleme, iç hukuk konusu burada olmayacak ama özellikle haksız rekabet konusunda zaten Avrupa Birliğinin bir rekabet hukuku var, zaten Lüksemburg’da Avrupa Birliğinin bir ekonomi Mahkemesi var. Avrupa Birliği hukukunun ekonomi mahkemesinde farklı ülkeler arasındaki sorunları gidermede uyguladığı bir sistem var. Bu sistem uygulanırken, bu uluslararası sorunların giderilmesinde, bizim bu taslağı yasalaştırdığımız zaman, iki ülke şirketi arasında doğacak hukukta Avrupa Birliği hukukuna göre bir yargılamanın öngörülmemiş olması bir eksiklik olarak tezahür ediyor. Yani çok basit bir örnekle geçiştirmek istiyorum öneminin altını çizmek için, ki bu maddenin devamında tahkim vardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 27 Kasım 2007

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook