T.c emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu ve bağ-kur'dan aylık veya gelir almakta olanlara ek ödeme yapılması hk. (s.s 1076)
Kırşehir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 59. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Şubat 2006 · 1.251 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Bayındır (CHP), 7 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: T.C EMEKLİ SANDIĞI, SOSYAL SİGORTALAR KURUMU VE BAĞ-KUR'DAN AYLIK VEYA GELİR ALMAKTA OLANLARA EK ÖDEME YAPILMASI HK. (S.S 1076)); konuşma 1.251 kelime.
Hüseyin Bayındır (CHP, Kırşehir). “T.c emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu ve bağ-kur'dan aylık veya gelir almakta olanlara ek ödeme yapılması hk. (s.s 1076)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 7 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-bayindir-22-2006-02-07-t-c-emekli-sandigi-sosyal-sigortalar-kurumu-ve-bag-kur-dan-aylik-veya (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün 12 madde olarak üzerinde mutabakata varmaya çalıştığımız, tartışarak doğruyu bulmaya çalıştığımız, bizi televizyonları başında, evlerinde ailesiyle birlikte izleyen sevgili emeklilerimizin -Allah onların hepsine uzun ömürler versin- bizi izleyen o emeklilerimizin maaşlarıyla ilgili, onların vergi iadesiyle ilgili, o vergi iadesinde toplanan fişler yerine -onlar kaldırılacak- onların yerine getirilecek olan yüzde 4'lük zamla ilgili konuşuyoruz.
Değerli arkadaşlar, bence, elbette, çeşitli taraflar konuşacaklar, çeşitli kesimler görüşlerini söyleyecekler, Sayın Bakan, bu kurumun başındaki bir insan olarak kurumun da içinde bulunduğu koşulları bize aktaracak. Biraz evvel de aktardı, dinledik de.
Değerli milletvekilleri, emekli kim, önce ben bunu bir irdelemek istedim ya da kimlere emekli denir. İnsanlar niçin emekli olurlar; devletine, milletine en dinamik, en genç yaşında, yasa ve kanunlar çerçevesinde hizmet etmiş ve bu yalan dünyada aktif iş yaşamını tamamlamış, evlerinde, çocuklarının başında, torunlarının başında, geriye kalan ömürlerini sağlıkla yaşamaya çalışan ve aldıkları, hak ettikleri emekli maaşıyla da geçinmeye çalışan insanlardır.
Peki, onlara ne maaş veriyoruz biz; 450 YTL, 550 YTL, 600-650 YTL. Bunlar, Emekli Sandığına mensup olabilirler, Bağ-Kurlu olabilirler, SSK'lı olabilirler; ama, açıkça söylüyorum Sayın Bakanım, hiç alınmayın, emekli, en zor koşullarını yaşıyor. Emeklinin ve onun dulu ve yetiminin içinde bulunduğu koşullar ve şartlar o kadar ağır ki, aldıkları maaşın neredeyse tamamına yakını, evi olmayan bir emeklinin -ki, büyük çoğunluğunun evi de yoktur- ev kirasına dahi yetmediğini hepimiz biliyoruz. Yüzdelik artışlarla, emekliye, emeklinin derdine çare bulacağınızı da düşünmüyorum. Daha radikal çözümler, daha radikal adımlar atarak, o en genç yaşında devletine ve milletine çalışmış olan insanlara hak ettiklerini, zamanında döktükleri alınterlerinin karşılığını vermek durumundayız. Bunu yapacaksınız, yapmalısınız Sayın Bakanım.
Genel anlamda, ücretli kesime, yani, memur, onun emeklisine; işçi, onun emeklisine; Bağ-Kurlu, bunların emeklilerinde zamdan önce bir telaş başlar ülkede. Başka hiç kimseye olmayan telaş, emekçi kesime geldiğinde başlar; Bakanlar Kurulu olağanüstü toplanmaya başlar, bakanlar kendi aralarında tartışırlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu salonunda, Genel Kurulunda tartışırlar, gruplarda konuşulur, ulusal gazetelerin köşeyazarlarının yazılarında, ulusal gazetelerin manşetlerinde yer alır. Hepsinde şudur: Emekliye artış ne kadar olacak? O kadar zor karar verilir ki; emekli bekler, memur bekler, dargelirli bekler; ama, bir türlü beklenen rakamlar çıkmaz, sanki, çok fazla bir şey verilmiş gibi... Bugüne kadarkileri ve sizin yaptığınızı da, Sayın Bakanım, söylüyorum. Bir telaş başlar. Televizyonlarda emekliye ve memurlara gelecek zam konuşulmaya başlanır. Bekleyiş içinde sürer ve sonunda alışık olduğumuz -ben de onyedi yıl memurluk yaptım, çok iyi bekledim ve bu işi de bilirim- hükümet adına, hükümet sözcüsü çıkar ve söylemeye başlar: "Emekliyi, dulu, yetimi, memuru enflasyona ezdirmedik" der demez, ben tamam derim, eyvah, yine aynı; yine ezdirdik, yine ezim ezim ezildik. Yüzde 2,5'lik zamlarla, yüzde 3'lük zamlarla… 500 YTL'nin, 600 YTL'nin, yüzde 5'lik olsa bile… Bir de kümülatif lafı falan da ilave edilir, böyle süslenir ve insanların anlamayacağı şekillere… TEFE'ler, TÜFE'ler, şimdi yeni çıkan ÜFE'ler ilave edilerek bir şeyler yaratılmaya çalışılır ve sonuçta, verilen zam, 15-20 YTL'nin de altındadır. Bununla emekliye sahip çıkmış olabilir miyiz?! Onların haklarının, alınterlerinin karşılığını vermiş olabilir miyiz?! Değişen hiçbir şey olmadı. Hükümetiniz döneminde de emeklinin durumunda hiçbir düzelme olmadı.
Yine, yıllardır ve hükümetiniz döneminde gelir dağılımı adaletsizliği var ve bu dönemde de ayyuka çıktı. Hiç aklımın ermediği bir konu. Devletin, aynı, Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin çeşitli kurumlarında çalışan, bu insanlar bazen avukattır, bazen doktordur, bazen mühendistir, öğretmendir, hizmetlidir, teknik elemandır, bir bakarsınız, kurumun bir tanesinde çok fahiş, farklı bir ücret alır diğerine göre, bir tanesinde, açlık sınırına yakın bir rakam alır. Örnek, siz, Devlet Su İşlerinde çalışan bir mühendisseniz, sizin aldığınız para ile Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığında çalışan bir mühendis arasında yüzde 50'ye yakın fark vardır.
Sayın Bakanım, onyedi yıl devletime hizmet ettim memur olarak, 3 Kasım 2002'den bu yana da buradayım, milletvekiliyim. Ben anlayamadım, aslında, zeki olduğumu da söylerler; yani, devletin kendi içerisindeki maaş adaletsizliğini algılayamadım. Elinizde; bir işi düzeltemediniz, yapamadınız, olmadı. Onların bir başka kurumda olmasının avantajı nedir? Aynı devlete çalışan, aynı 8 saat mesaiyi emeğiyle harcayan insanlar... Yani, şunu söylemek istiyorum: Gelir dağılımı adaleti kesinlikle yok. "Var" bir Allah'ın kulu diyemez, derse, çıkıp bu kürsüde söyleyebilirse de doğru söylemiş olmaz.
Şimdi, gelir dağılımı adaletsizliği devlette böyle. Dışarıda asgarî ücretli 380 YTL.
Şimdi, burada bir hususu, içimde kalan bir hususu sizinle paylaşmak istiyorum. 2006 yılı bütçesi konuşulurken, Sayın Başbakan, bu kürsüde, asgarî ücrete yapılan 30 YTL'lik zammı anlattı ve 380 YTL olduğunu, bunu kendilerinin getirdiğini söyledi. Doğru, kendiniz getirdiniz. Sayın Başbakan orada bir ifade daha kullandı; dedi ki Sayın Başbakan: "Asgarî ücretli bu 300 lirayı harcıyor, cebinde 80 YTL'si kalıyor" dedi. Hayır Sayın Başbakan, asgarî ücretlinin cebinde 80 kuruş kalmıyor. Asgarî ücretli açlık sınırının altındaki bir rakama çalışıyor. Yarattığınız, getirdiğiniz, dayattığınız, özelleştirme anlayışıyla devletin kurumlarını özelleştirdiniz. Oralara…
Bir örnek vereyim ben size: Anadolu'da, benim Kırşehirim'de ya da sizin bir başka vilayetinizdeki insanlar, eskiden, Ankara'ya geldiklerinde, Köy Hizmetlerinde -ki, kapattınız- ya da bir başka, devletin kurumunda, Karayollarında, herkes kendi özelliğine göre, şoför olurlardı, bekçi olurlardı, aşçı olurlardı, işçi olurlardı, sendikal haklara sahiptiler, devletin buna bir bakış açısı vardı, toplu sözleşme hakları vardı ve devletten de maaşlarını alırlardı, bir parça rahat yaşarlardı. Şimdi onlar bitti, şimdi onlar bitti. Ne oldu peki, bitti de, bu hizmetleri kim görüyor şimdi; Özelleştirme... Hani, devlet iç çamaşırı mı satar, devlet şunu mu yapar, devlet bunu mu yapar, bırakın özel sektöre... Tüccar devlet anlayışıyla özelleştirdiniz, şimdi, yoksul, fakir fukaranın çocukları, bırakın eğitimsizini, en eğitimlileri bile, 380 YTL'lik asgarî ücrete tabi tutuldu. Bunun sonucu ne oldu; -İçişleri Bakanımız da buradalar- bunun sonucunda, ülkede ahlakî yozlaşma, yolsuzluk, çete-mafya ilişkisi, kapkaç, gaspçılar ve adi hırsızlık arttı, gelir dağılımının adaletsizliğinin yarattığı, altında gelir dağılımı adaletsizliğinin yatmasından kaynaklıdır. Hani, bizim sözümüz vardır, biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar. İşte, koptu; kapkaçın önüne geçilemiyor, hırsızlığın önüne geçilemiyor, mahallelerde, sevgili milletvekillerim, artık, muhtarlar ya da diğer insanlar, kendileri mahalleleri beklemeye başladılar. Açlık var ülkede, yoksulluk var, buna yok diyeceksiniz, deseniz de var, demeseniz de var. Karışık rakamlarla, TEFE'lerle, TÜFE'lerle, kümülatif... Anlaşılmayan ya da çoğumuzun anlayamayacağı kelimelerle bize verilen zamları, artık, izah etmenize falan gerek yok. Vatandaşın eline verin parayı, vatandaş alır şıkır şıkır sayar, kaç lira olduğunu bilirler. Vatandaşa siz ne kadar para verecekseniz, ona bakacaksınız diye düşünüyorum.
Şimdi, nerede hata yapılıyor; ben birkaç hususu da vurgulamak istiyorum. IMF ile tam teslimiyetçi ilişkiye girdiniz. Sıcak paranın ülkeye kontrolsüz girişine seyirci kaldınız. Aşırı düşük kura duyarsız kaldınız. Reel ekonomiyi ve üretimi dışladınız. Kamu yatırımlarını rafa kaldırdınız. Özelleştirme, talan ve yabancılaştırmayı bayrak yaptınız. Çarpık ve adaletsiz vergi düzenini daha da bozarak sürdürüyorsunuz. Tarım ve hayvancılığı bitirdiniz, ortada yok böyle bir şey. Sosyal devlet kurum duyarlılığını yitirdi. Sırtınızı sermayeye dayadınız, çalışanları ve emekçileri ezdiniz. Asıl önemlisi, kuralsızlık, hukuksuzluk ve yolsuzluklara maalesef teslim oldunuz.
Şimdi, bir mal bildirimi, on gündür, on günü aşkındır ülkemizin gündemini meşgul ediyor ve "Sayın Başbakan, açıkla, üzerinde neyin var" denildiğinde, Sayın Başbakan bir türküyle cevap verdi, bir türkü söyledi, "makaram sarı bağlar" diye başlayan bir türkü. Genel Başkanım Deniz Baykal da, Mahzuni'nin, çok anlamlı "yiğit muhtaç olmuş kuru soğana" türküsüyle cevap verdi. Şimdi, bu türkü kervanına bir eşlik de ben yapmak istiyorum. Biz, 1970'li yılların sonlarına doğru bu türküyü çok söyledik. Bu türkü çok anlamlı, bu türküyü iyi anlamak gerekir, bu türküyü iyi anlayanlar başarılı olur diye düşünüyorum.
MEVLÜT AKGÜN (Karaman)Siz niye başarılı olamadınız?
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Havasıyla söyle.
HÜSEYİN BAYINDIR (Devamla)O da şu:
"Ne demek efendim bey ve amele,
Fakir soymak yakışır mı kemale.
Rüşveti hak bilip her dakka hile,
Yapıp yapıp inkâr edenlere yuh olsun" demişti Selda.
Elbette, yuh olsun diyorum bu işi yapanlara, soyanlara, soyup da kaçanlara!
Hepinizi, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 7 Şubat 2006