Niğde- ulukışla- darboğaz kasabası ve nazim hikmetin bir şiirinin ders kitabıından çıkarıldığına ilişkin (6/551,555)
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 80. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Nisan 2004 · 1.717 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Çelik (AK Parti), 27 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: NİĞDE- ULUKIŞLA- DARBOĞAZ KASABASI VE NAZİM HİKMETİN BİR ŞİİRİNİN DERS KİTABIINDAN ÇIKARILDIĞINA İLİŞKİN (6/551,555)); konuşma 1.717 kelime.
Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Niğde- ulukışla- darboğaz kasabası ve nazim hikmetin bir şiirinin ders kitabıından çıkarıldığına ilişkin (6/551,555)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2004-04-27-nigde-ulukisla-darbogaz-kasabasi-ve-nazim-hikmetin-bir-siirinin-ders (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, Sayın Başkanın müsamahasına sığınarak, Genel Kurulun açılışında biraz geç kaldığım için, Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Güney'in, Türkiye'deki ÖSS meselesi ve ortaöğretimde yaşanan bazı problemlerle ilgili yaptığı gündemdışı konuşmaya cevap veremedim, bir iki cümleyle buna cevap vermek istiyorum, ardından da diğer sorulara cevap vereceğim.
Sayın Güney, bu konuşmada, dershanelere gitmenin âdeta mecburî hale geldiğini, bu öğrencilerimizin, özellikle lise son sınıftaki öğrencilerimizin, hastane kapılarında rapor almak için hem kendilerinin birçok sıkıntı çektiğini hem de birçok kimseyi sıkıntıya soktuklarını, buna karşın, Millî Eğitim Bakanlığının sadece köklü değil pansuman tedbirlerle yetindiğini ifade ediyor ve kendi görüşleriyle bu meselenin üstesinden nasıl gelinebileceğini de ayrıca teklif olarak sunuyor.
Ben, Sayın Güney'e, bu önemli konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirdiği için, öncelikle, huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, ben, Millî Eğitim Bakanlığına atandığım günden beri, bu problemi, tıpkı Sayın Güney gibi, gündeme getirdim. Bu, bizim uygulamalarımızın yol açtığı bir problem değildir, bizim, kucağımızda bulduğumuz bir problemdir; ancak, tabiî ki, siyasî iktidarlar, kucaklarında buldukları problemleri de çözmek zorundadır, siyasî iktidar çözüm üretmek zorundadır; ama, Sayın Güney, bir tıp doktoru olduğu için kendisi bunu çok iyi bilir, eğer bir kanamalı hasta geliyorsa, öncelikle pansuman yapıp, onun kanamasını durdurmak lazım; ama, cerrahî bir müdahale gerekiyorsa, onu da ardından yapmak lazım.
Biz ne yaptık? Bir kere, buna ne sebep oldu, müsaade ederseniz, ona temas etmek istiyorum. Eğer, siz, ÖSS'de lise son sınıftan soru sormazsanız, lise 2 müfredatından doğru dürüst soru sormazsanız, öğrencilerle ilköğretim 8 inci sınıf, lise 1 ve bir genel kültürden oluşan soru paketiyle muhatap olursanız, o öğrencileri okuldan koparırsınız. Bugün, liselerimizde yaşanan sıkıntı budur. Bunu kim tespit ediyor? ÖSS'de, nelerin sorulması, nelerin sorulmaması gerektiğiyle ilgili Millî Eğitim Bakanlığının en ufak bir yetkisi yoktur. Halbuki, bu öğrenciler bizim öğrencilerimiz. Buna, ÖSYM vasıtasıyla YÖK karar veriyor. Bu sınav sistemi devam ettiği sürece de lise son sınıflardaki bu durumun önüne geçmek mümkün değildir.
Biz, evet, palyatif tedbirler aldık. Geçen sene bu taleplerin artması üzerine, ben, okulları, özellikle lise son sınıf öğrencilerini bir hafta erken tatile soktum. Bu yıl, mazeretsiz devamsızlığı 10 günden 20 güne çıkardık ki, bu rapor alma isteğini biraz azaltmış olalım.
Sayın Güney'e kesinlikle katılıyorum, velilerinin eli kolu uzun olan, hatırlı gönüllü aileler çok rahatlıkla rapor alabiliyorlar ve özellikle, kırsal kesimde olan, kenar mahallelerde oturan, velileri etkili, yetkili insanlar olmayan gençlerimiz bu manada çok ciddî sıkıntı çekiyor.
Bu, bir problem; ama, bu problemi çözmenin yolu, işte, dediğim gibi, cerrahî müdahaleden geçer, onu da çok yakında, ümit ediyorum ki, huzurunuza getireceğimiz YÖK yasa tasarısıyla çözüme kavuşturacağız.
Millî Eğitim Bakanlığı, ÖSYM'nin, üniversite sınavları itibariyle, âdeta, en büyük müşterisi konumundadır, onların yaptığı uygulamalar bizi doğrudan etkiliyor; ama, burada söz sahibi değiliz. Bizim ve ÖSYM'nin, yani, YÖK'ün birlikte hazırlayacağı bir yönetmelikle bu meselenin üstesinden gelebileceğimizi düşünüyorum.
Tabiî, doğrudan, konu bu olmadığı için... Daha detaylı bilgileri zatıâlinizle paylaşmaktan zevk duyarım Sayın Güney.
Öte taraftan, İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü "öğretmen atamalarını olumlu karşıladığını; ancak, atamaların nasıl yapıldığını bilmediğini" söyledi.
Değerli arkadaşlarım, konuyla ilgili olan, konuyla ilgilenen değerli milletvekillerimiz bunu çok iyi biliyorlar. Öğretmen atamaları, KPSS'ye girmiş ve belli bir puan almış olan adaylar arasından yapılan bir sıralamayla yapılmaktadır. Geçmiş yıllarda, öğrencilerin, daha doğrusu, aday öğretmenlerin müracaatları klasik usullerle yapılıyordu; insanlar kuyruklara geçiyorlardı, günlerce, çok ilkel görüntüler ortaya çıkıyordu. 2003 yılından itibaren, biz, bu ilkel görüntüleri ortadan kaldırdık. KPSS'den, yani, Kamu Personeli Seçme Sınavından belli bir puan alan adaylar, Millî Eğitim Bakanlığına internet yoluyla müracaat ediyorlar. Biz, tarih belirliyoruz. O tarihler arasında, internet ortamında müracaatlarını yapıyorlar. Bu müracaatlar değerlendiriliyor ve basının gözü önünde, canlı yayında, bilgisayar ortamında atamalar yapılıyor ve bir iğnenin ucu kadar bir tavassut, bir kayırma söz konusu olmuyor.
Geçen yıldan itibaren, ildışı atamaları da böyle yaptık. 32 000 küsur müracaat oldu. Biz, bunun 8 300'ünü, yine, dediğim gibi, bilgisayar ortamında, herkesin gözü önünde yaptık. Bu sene yeni bir uygulama getiriyoruz. İldışı tayinleri mayıs ayında yapacağız. Niçin; çünkü, geçmişte, bunlar ağustosta, eylülde yapılıyordu; eğitim öğretim başlıyor, öğretmen daha eski yerinde ve bu durum, büyük bir kargaşaya sebep oluyordu, karışıklığa sebep oluyordu. Şimdi, mayıs ayında yapacağımız tayinle, diyelim ki, Kars'taki bir öğretmen, tayini eğer İzmir'e çıkmışsa bunu bilecek, okul tatile girdikten sonra öğrencilerini mezun edecek veya yolcu edecek, karşı tarafa gidecek, evini tutacak, evini taşıyacak, yeri yurdu belli olacak ve bir sonraki eğitim öğretim yılında, orada görevinin başında olacak. Açıktan atamalar ve ildışı atamalar bu şekilde yapılıyor. Böylelikle, Sayın Hakkı Ülkü'ye de bu vesileyle cevap vermiş oluyorum.
Niğde Milletvekilimiz Sayın Orhan Eraslan, Niğde-Uluşkışla- Darboğaz Kasabasında çok programlı lise yapılıp yapılmayacağını soruyor. Tabiî, bu sözlü soru önergelerinin şöyle bir talihsizliği var maalesef: Bu sözlü sorular sorulduğu zaman, o konu çok canlı oluyor; ama, üzerinden bir yıl, birbuçuk yıl geçtikten sonra gündeme gelince, gündemden düşmüş oluyor. Ancak, ben, Sayın Eraslan'a şunu ifade edeyim: O, bu yazıyı bize yazdıktan sonra, biz, bu sözlü soru önergesini bir ihtiyaç belirlemesi olarak kabul ettik ve 2004 yılı yatırım programında yer alması için Devlet Planlama Teşkilatına teklif ettik; ancak, yatırım bütçesindeki sıkıntı dolayısıyla 2004 yılı programına giremedi, 2005 yılı programına bunu tekrar teklif edeceğiz. Bunu ifade etmek isterim.
Denizli Milletvekili Sayın Mustafa Gazalcı, 5 inci sınıf Türkçe kitabından Nazım Hikmet'in şiirinin çıkarıldığını vesile ederek başka sorular da soruyor. Ben, hatırlamanız açısından bunları tekrarlamak istiyorum: Nazım Hikmet'in şiirlerine ders kitaplarında yer vermenin sakıncalı olup olmadığını soruyor. Bu tavrımızın, Nazım Hikmet'in 40 ıncı ölüm yıldönümünde yapılan bir ayıp olduğunu söylüyor, bu ayıptan dönülecek mi diye soruyor.
Ben, öncelikle, soru soracak değerli arkadaşlarıma şöyle bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Bir gazete haberi üzerine, eğer, hemen kalemi ele alır, acul bir tavırla soru önergesi hazırlarsanız, bu, sizi ofsayda düşürür, çok yanlış olur.
Değerli milletvekilleri, bakın, ben size şunu söyleyeyim: Millî Eğitim Bakanlığının şu anda ders kitabı olarak okuttuğu, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan 8 inci sınıf Türkçe kitabında Nazım Hikmet'in şiiri var. Bakın, bu, Sayın Gazalcı'nın söz konusu ettiği Dilek Kaya, Fevzi Sarıdağ tarafından yazılan 5 inci sınıflar için ders kitabı olarak önerilen Türkçe kitabında, evet, Nazım Hikmet'e ait bir şiir varmış, bu şiirin adı "Dünyayı Verelim Çocuklara" imiş; fakat, Talim Terbiye Kurulu tarafından yayınevine şöyle bir teklifte bulunulmuş:"Bu şiir, burada işlenen konunun temasına uygun değil ve bu seviyedeki çocuklar için bu uygun düşmez.". Bunun üzerine, yayınevi -ki, yayınevi de "Biryay Yayınevi" dediğimiz bir yayınevi- bunun yerine temaya uygun, çocukların düzeyine uygun "Atatürk Çocuk Olmuş"diye bir şiir koymuş ve bu kitap, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ders kitabı olarak kabul edilmiş ve okutulmaktadır.
Aynı yayınevinin ve aynı yazarların, bakın, yine Biryay Yayınevi tarafından yayınlanan, Dilek Kaya ve Fevzi Sarıdağ tarafından yazılan 2 nci sınıftaki Türkçe kitabında, Nazım Hikmet'in "Annem" şiiri yer almaktadır. Yine aynı yazarlar tarafından yazılan, 4 üncü sınıflarda okutulan Türkçe kitabında Nazım Hikmet'in "Memleketim" şiiri yer almıştır. Ayrıca, Özgün Yayınevi tarafından yayınlanan, 5 inci sınıflar için hazırlanmış Türkçe kitabında, yine, Nazım Hikmet'in "Memleketim" şiiri yer almaktadır.
Bu verdiğim örnekler şunu gösteriyor: Biz, Millî Eğitim Bakanlığı olarak, şairlere karşı bir sansür uygulamıyoruz; "şu şaire yer ver, şu şaire yer verme" şeklindeki bir tavır, bizim tavrımız değil değerli arkadaşlarım.
Bakın, ben, size çok daha başka bir şeyden söz edeyim. Şu kitap, Nazım Hikmet'in doğumunun 100 üncü yılında Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanmış olan bir kitaptır. Bu kitabı yayınlayan bakan da bendenizim ve bu kitap, benim sunuş yazımla yayınlanmış olan bir kitaptır, Alpay Kabacalı'nın editörlüğünü yaptığı bir kitaptır.
Değerli arkadaşlarım, Nazım Hikmet'in kültür adamı ve sanatkâr cephesi başkadır, Nazım Hikmet'in ideolojik tarafı başkadır. Ben, Nazım Hikmet'in ideolojik fikirlerine katılmıyorum; ama, eğer, Nazım Hikmet'i seven, özellikle CHP'li arkadaşlarım bir gün teşrif ederlerse veya kuliste bir çay ortamında, lütfederlerse, ben kendilerine ezberden şöyle bir Nazım Hikmet dinletisi yapmak istiyorum.
Şimdi, bakın...(CHP sıralarından gürültüler)
V. HAŞİM ORAL (Denizli)Sayın Bakanım, ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Ama, şimdi başka bir şey söyleyeceğim: Değerli arkadaşlarım, bakın, geçen yıl Necip Fazıl'ın vefatının 25 inci yıldönümüydü. Bu yıl da, Necip Fazıl'ın doğumunun 100 üncü yıldönümüdür. Ben, Necip Fazıl'la ilgili, tıpkı benim Nazım Hikmet'e yaptığım gibi, Kültür Bakanlığında bir kitap yayınlayacak solcu ve babayiğit bir bakan istedim.
Şimdi, size şunu söyleyeyim...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Zaten, solcu, babayiğit demektir!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Müsaade eder misiniz.
Bakın, daha önceki, bizden önceki dönemlerde Kültür Bakanlığında hep DSP'li arkadaşlarımız oldular. Bakın "bazı kültür ve sanat adamlarının doğum ve ölüm yıldönümleri için neler yapılabilir" diye bir program yapılmış. Programda, Necip Fazıl'ın 25 inci vefat yıldönümü için de en ufak bir şey yok, 100 üncü doğum yıldönümü için de en ufak bir şey yok.
Bakın, ben, Nazım Hikmet'ten iki mısra okuyarak, aslında demokratik tavrın ne olması gerektiğiyle, birey ile toplum ilişkisinin ne olması gerektiğiyle ilgili... Aynı zamanda, bu mısralara katıldığımı ifade edeceğim. Eğer, Nazım Hikmet'i sevenler böyle hareket ederlerse, Türkiye'de AK Partinin yapmış olduklarını onlar da yapmış olurlar.
Bakın, Nazım diyor ki: "Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeşçesine."
Ormanda çam da var, kayın da var, köknar da var, karaağaç da var, var da var... Hepsi tek ve müstakil bir birey; ama, orman bir bütündür; işte, onun gibi kardeşçesine.
Demokrasiyi sadece kendisi için isteyenler, sadece kendisi gibi yaşayan, kendisi gibi hisseden, kendisi gibi giyinen, hayatını kendisi gibi tanzim eden insanlar için isteyenler demokrat olamazlar. Farklılıklara rağmen, biz, bu çoğulcu anlayışı, ülkemizde, Parlamentomuzda, okulumuzda, sokağımızda hâkim kılmak zorundayız. İşte, bu, çoğulcu bir tavırdır; bir ağaç gibi tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeşçesine.
Dolayısıyla, değerli milletvekili arkadaşlarım, samimiyetle, ben, şahsen söylüyorum ve Parti olarak biz bunu aşmış insanlarız. Bizi bu tür sorularla falan da muhatap etmeniz, bu tür güzel sohbetlere vesile olur; ama, zaman kaybı olur.
Biz, Nazım Hikmet ile Peyami Safa arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz, böyle bir çatışma ortamı oluşturmak zorunda değiliz; Tevfik Fikret ile Mehmet Âkif arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz, böyle bir çatışma ortamı oluşturmak zorunda değiliz.
YAKUP KEPENEK (Ankara)İsteyen yok ki zaten!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Ama var.
Bakın, tekrar söylüyorum: Şimdi kulise çıkalım, ben, size, Nazım Hikmet'ten onlarca şiiri ezberden okuyacağım, bir CHP'li, Necip Fazıl'dan, Mehmet Akif'ten bir şey okursa, ne derseniz deyin bana. (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Şimdi okuyayım mı? Şimdi okuyayım...Şimdi okuyayım...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Tamam Cemal Bey.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)İstiklal Marşının 10 kıtasını okuyayım.
ATİLA EMEK (Antalya)Böyle şey olur mu?!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlarım...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Ne biçim itham bu Sayın Bakan?! Yapmayın...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Efendim, heyecanlanmayın, sinirlenmeyin...
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
16 konuşma daha · 27 Nisan 2004