Milli eğitim bakanlığına bağlı olarak çalışan sözleşmeli öğretmenler hk
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 64. Birleşim · 3. yasama yılı · 1 Mart 2005 · 1.104 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Çelik (AK Parti), 1 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA BAĞLI OLARAK ÇALIŞAN SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLER HK); konuşma 1.104 kelime.
Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Milli eğitim bakanlığına bağlı olarak çalışan sözleşmeli öğretmenler hk”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 1 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2005-03-01-milli-egitim-bakanligina-bagli-olarak-calisan-sozlesmeli-ogretmenler-h (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Ankara Milletvekili Sayın Mehmet Tomanbay'ın, bazı eğitim çalışanlarının problemini dile getiren gündemdışı konuşmasına cevap vermek üzere huzurlarınızdayım; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Sayın Tomanbay'a, eğitim çalışanlarının problemini gündeme taşıdığı için, ayrıca teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre atanmış olan 600 000 civarında öğretmenimiz mevcuttur. Malumunuz, kamuda çalışan 2,4 milyon kadar devlet görevlisi vardır -memurlar ve işçilerle birlikte- bunun yaklaşık 1 000 000'u Millî Eğitim Bakanlığında çalışmaktadır. Bütün bunlara rağmen, bu eğitim hizmetlerinin daha sağlıklı verilebilmesi, eğitimdeki öğretici açığının kapatılması için, sadece bugün değil, iki yıldan beri veya üç yıldan beri değil, uzun yıllardan beri, bir vekil öğretmen uygulaması, bir usta öğretici uygulaması vardır. Bu da, keyfî olarak icat edilmiş, keyfî olarak yapılan bir uygulama değildir, bunun yasal zemini vardır. Mesela, 2003-2004 öğretim yılında, 2004-2005 öğretim yılında, özellikle İngilizce öğretmeni açığımızı kapatmak için 5 000 İngilizce dil öğreticisi, 4 000 bilgisayar öğreticisi tayin ettik. Bunlar sözleşmelidir ve 10 ay süreyle çalışmaktadırlar.
Diyeceksiniz ki, niçin bunları tayin ediyoruz, İngilizce öğretmenlerinin hepsini kadrolu tayin edelim diyeceksiniz. Şu anda, üniversitelerimizden mezun olmuş, İngilizce öğretmenliği diplomasına sahip olan potansiyel bile bu kadar değildir. Dolayısıyla, diyelim ki, Orta Doğu Teknik Üniversitesi mühendislik bölümlerinin birinden mezun olan veya Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun olan, iş bulamamış, ama, advance düzeyde İngilizce bilen, yani, çok iyi İngilizce bilen insanların bu bilgisinden eğitim adına yararlanmak, ayrıca başvurulan bir uygulamadır ve bu gençlerimize çok yüksek ücretler ödenmese de, işsizliğin yüksek oranlarda olduğu ülkemizde, bu gençlerimize iş verilmesi açısından da bence önemli bir fırsattır.
Değerli milletvekilleri, şunu hemen belirteyim: Millî Eğitim Bakanlığı Okulöncesi Genel Müdürlüğünde, Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğünde, ilköğretim veya ortaöğretimin çeşitli kademelerinde usta öğretici veya vekil öğretmen çalıştırdığı zaman, kesinlikle, bunlar, sosyal güvenceye kavuşturularak çalıştırılıyor. Kadrolu devlet memuru oldukları zaman, zaten Emekli Sandığına bağlı oluyorlar ve hepimiz gibi, herkes gibi, sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlar. Eğer kadrolu değilseler, yani, 10 aylık, belli süreler için sözleşmeli personel olarak tayin edilmişlerse -ki, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/C maddesine göre yapılır bu atamalar- o zaman sigortalı olarak çalıştırılıyorlar. Sigorta primleri Bakanlığımız tarafından yatırılmaktadır ve bu insanlar sosyal güvence kapsamındadır. Sayın Tomanbay'ın sözünü ettiği ve benim de gerçekten duymaktan dolayı rahatsız olduğum, üzüldüğüm Sevim Öğretmen, Sevim Bakır'ın hikâyesi, aslında, Millî Eğitim Bakanlığında sözleşmeli öğretmen veya süreli tayinli öğretmen kullanmayla ilgili değil, Türkiye'de aslında rastlanmaması gereken, olmaması gereken, ama, maalesef, zaman zaman rastladığımız garip ve yadırganması gereken hikâyelerden biridir. Bu açıdan, bu Sevim Bakır bir öğretmen değil, bir çiftçi vatandaş da olabilirdi, bir işçi de olabilirdi veya başka bir vatandaş da olabilirdi. Eğer hastane kapılarından çevrildiyse, eğer derdine deva olunmadıysa ve buna bağlı sebeplerden eğer vefat ettiyse, şüphesiz ki, bunun hakkı aranmalıdır, hukukî yollara başvurulmalıdır. Bu konuda Sayın Tomanbay'dan farklı düşünmüyorum.
Yalnız, şuna üzüldüm, Sayın Tomanbay şunu ifade etti, dedi ki: "Eğitimde birçok problemi çözmemiş, çözememiş olan Türkiye'nin Güneydoğu Asya'ya eğitim ve sağlık yardımında bulunmasından söz etmesini garipsiyorum." Değerli dostlar, bakınız, dünyanın çeşitli yerlerinde tabiî afetler olur, depremler olur. Bunlara elinizi uzatmanız için, bunlara yardım etmeniz, edebilmeniz için ille de Amerika düzeyinde veya Finlandiya gibi İskandinav ülkeleri düzeyinde kalkınmış olmanız gerekmiyor. Bunu şahsî bazda ele alalım; bir komşumuzun evi yanmış veya bir komşumuz depreme, afete, sel musibetine maruz kalmış. Bizim buna yardım edebilmemiz için, bizim buna el uzatmamız için, gerekirse kendimizden kısarak ona yardım edebilmemiz için ille de çok çok zengin ve tamamen bütün problemlerini çözmüş olan birisi olmamız gerekmiyor.
Şunu ifade etmek isterim değerli milletvekilleri: Eğitim alanında, şüphesiz ki, problemlerimiz var. Her şey sütlimandır, bütün problemler giderilmiştir, her şey halledilmiştir dersek, kendi kendimizi kandırmış oluruz. Bu, eğitim alanı için böyle olduğu gibi, sağlık için de böyledir, ulaştırma için de böyledir, tarım için de böyledir, köye götürülen hizmetler açısından, şehircilik açısından da böyledir. İşte Ankara, Başkentimiz, koca bir metropol; şu sağlıksız yapılaşma herkes tarafından görülmüyor mu? Bunlar bizim problemlerimiz; ama, yapılan güzel uygulamaları, yapılan iyileştirmeleri, bardağın dolu tarafını da görmek zorundayız. Bir örnek olsun diye söylüyorum. Bakın, evet, eğitimde problemler var. İstanbul'da, ben Bakanlığa başladığım gün derslik sayısı 28 000 idi. Bakın, şu anda planladıklarımızla ve beş altı ay içerisinde biteceklerle beraber İstanbul'da derslik sayısı 39 000'e ulaşacak. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca, seksen küsur yıl boyunca yapılan derslik 28 000; bizim şu kısa süreli iktidarımız döneminde yapılan derslik 11 000. İsterseniz, bir başka ili örnek vereyim. Kocaeli'nde, yine seksen yıllık cumhuriyet tarihimiz boyunca yapılan derslik sayısı 6 500, bizim bu sürede yaptığımız ve bu sene, 2005'in sonuna kadar tamamlanacak olan derslik sayısı 2 907'dir ve mukayeseyi, lütfen, diğer illerle, İzmir'le yapın, başka yerlerle yapın. Ben, burada, uzun uzadıya, teknolojik altyapının yenilenmesinden tutun da öğretmenlerimize getirdiğimiz avantajlara, müfredat değişikliğinden tutun da bürokrasinin azaltılması, öğretmenlerimizin onurlu bir şekilde tayin, terfi işlemlerine tabi tutulmasına varıncaya kadar bütün yapılanları anlatacak değilim; bunu, zaten kamuoyu da, değerli arkadaşlarım da biliyor. Onun için, yapılan güzel hizmetleri görelim. Elbette Parlamentonun, elbette muhalefetin, milletvekillerinin bir görevi de denetim yapmaktır, eleştirmektir. Bu arada, bir kez bu kürsüde bunları ifade ettim, bir daha ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bakın, Sağlık Bakanımız burada olsa bunları söylerdi. Son günlerde, SSK ve devlet hastanelerinin birleştirilmesinden dolayı yaşanan bazı sıkıntılar vardır; ancak, bütün halk, bütün kamuoyu şunu biliyor; diyor ki: "Bu çile 365 gün SSK hastanelerinde yaşanıyordu." Ama, bu birleşmeden dolayı bazı hastanelerde gerçekten ciddî sıkıntıların yaşandığını ben de kabul ediyorum. Bunlar, dediğim gibi, her doğumun sancılı olması gibi, bu güzel uygulamadan dolayı meydana gelen bazı eksiklikler, aksaklıklardır. Ben, bu sabah Ankara Hastanesindeydim...
HÜSEYİN GÜLER (Mersin)Küçümsemeyin...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlar, küçümsemiyorum, bir tek vatandaşımızın sıkıntısını bile küçümsemeyiz.
VEZİR AKDEMİR (İzmir)Ama "bazıları" diyorsunuz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, Ankara Hastanesindeydim bu sabah; bana, vatandaşlar gelip "efendim, biz SSK'lıyız; hükümetinize teşekkür ediyoruz, iyi ki bu uygulamayı getirdiniz" dediler.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat)Hiç öyle değil, Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, nasıl bakarsanız öyle görürsünüz, neyi görmek isterseniz onu görürsünüz. Yadırgamıyorum; muhalefet olarak, siz, eksiklikleri göreceksiniz, söyleyeceksiniz. Biz de size müteşekkir olacağız, gördüğünüz bu eksikliklerden, bizi uyarmalarınızdan dolayı asla kızmayacağız. Bunlar, bizim meselelerimizdir.
Bir kez daha ifade edeyim. Millî Eğitim Bakanlığında, bakınız, son iki yılda 79 000 ekstra istihdam sağlanmıştır. Bunları burada teker teker saymıyorum. Kadrolu öğretmen atamanın dışında, Millî Eğitim Bakanlığında son iki yılda 79 000 ekstra istihdam sağlanmıştır. Bunların hiçbirisi sosyal güvenceden yoksun olarak çalıştırılan insanlar değildir; ama, buna rağmen, eğer spesifik bir problem varsa, bir yerlerde karşılaştığımız ciddî bir mesele varsa, değerli milletvekillerim gerek Meclisin denetim yollarını kullanarak gerekse bireysel olarak bunu bize bildirirlerse, bunları gidermek için gerekli çabaları göstereceğimizden emin olabilirsiniz.
Ben, bu vesileyle, değerli arkadaşlarımı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli mensuplarını, Sayın Başkan zatıâlinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
25 konuşma daha · 1 Mart 2005