23.02.2005 tarih ve 5306 sayılı yükseköğretim kanununa geçici madde eklenmesine dair (s.s.832)
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 70. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Mart 2005 · 1.206 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Çelik (AK Parti), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23.02.2005 TARİH VE 5306 SAYILI YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNA GEÇİCİ MADDE EKLENMESİNE DAİR (S.S.832)); konuşma 1.206 kelime.
Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “23.02.2005 tarih ve 5306 sayılı yükseköğretim kanununa geçici madde eklenmesine dair (s.s.832)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2005-03-15-23-02-2005-tarih-ve-5306-sayili-yuksekogretim-kanununa-gecici-madde-ek (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Aslında, daha önce yasa teklifi üzerinde gerekli müzakereler yapıldığı için, bu oturumda konuşmayı düşünmüyordum; ancak, muhalefet partilerine mensup bazı arkadaşlarımız, daha önce izah ettiğimiz, gerekçelerini ortaya koyduğumuz bazı konuları, sanki hiç açıklanmamış, konuşulmamış gibi tekrar ifade ettiler. Ben de, Yüce Parlamentonun ve milletin huzurunda bir kafa karışıklığına meydan verilmemesi için bunları bir kez daha ifade etmeyi uygun görüyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, şunu hemen ifade edeyim: Değerli konuşmacılar "Sayın Millî Eğitim Bakanı 'ben akademisyen olarak buna karşıyım; ancak, bakan olarak da bunu savunurum' dediler" şeklinde beyanda bulundular. Ben hiçbir zaman bu şekilde bir beyanda bulunmadım. Ne dediğimi, tam olarak, bir kez daha, huzurunuzda ifade etmek isterim. Birinci sefer kanun teklifi görüşüldüğü zaman, müzakereleri yapıldığı zaman ben yine bu açıklamayı yaptım ve tutanaklarda mevcuttur. Benim söylediğim şudur değerli milletvekilleri: Ben, akademisyen olarak, sık sık af çıkarılmasını doğru bulmuyorum ve sık sık af çıkarılması eğitimi dejenere eder dedim. Burada, affa ihtiyaç var mı yok mu, bir haklılık gerekçesi söz konusu mu değil mi, bunlara bakılması lazım dedim.
Ve yine, bir başka, yine, muhalefete mensup bir milletvekili arkadaşımız dedi ki: Sayın Bakan dedi ki; bunun altyapısı hazır değil, altyapısı yok, bunun altyapısının hazırlanması lazım, ondan sonra gündeme gelmesi lazım, konuşulması lazım şeklinde bir ifadede bulunduğumu söyledi. Evet, altyapı yok dediğimiz şey şuydu arkadaşlar: Ne zaman bu mesele birileri tarafından gündeme getirilse -ki, geçen oturumda yine söylemiştim- bana, bizzat müracaat ederek, benimle bu meseleyi konuşarak, bu affın mutlaka çıkarılması gerektiğini ifade eden değerli milletvekilleri arasında, birçok Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşım da var. Ben bunu bir yanlış, ben bunu bir suç olarak ifade etmiyorum; onlara da söyledim, dedim ki: Değerli arkadaşlar, bir sefer, bu affa konu olacak öğrenci miktarı nedir, üniversitelerden hangi gerekçelerle bunların kaydı silinmiş veya ayrılmak durumunda kalmışlar, bunu tespit etmemiz gerekiyor. Bu veriler de, Yüksek Öğretim Kurulunun, üniversitelerin elindedir. Biz, üniversitelere resmî bir yazı yazıyoruz, üniversitelerden toplanacak bilgiler YÖK'e gelecek, YÖK'ten bize intikal edecek ve bu veriler üzerinde, yani bu zemin üzerinde konuşmamız gerekiyor. Hatırlarsanız, iki ikibuçuk ay önce, bu konu Türkiye'nin gündeminde yoğunlukla tartışıldığı zaman, 70 000, 80 000, 100 000 öğrenciden söz ediliyordu. Ben de o zaman dedim ki; böyle, tahmine dayanan rakamlarla konuşamayız, bunun gerçeğini öğrenmemiz lazım. Yükseköğretim Kurulundan bir cevap geldi. Bu cevapta, 677 000 öğrencinin, 2000 yılından bu yana, şu veya bu sebepten dolayı üniversitelerle ilişiğinin kesildiğine dair bir bilgi geldi. Şimdi, açıköğretimi hariç tuttuğunuz zaman bile bu sayı 224 000'dir. Kaldı ki, açıköğretimi hariç tutmak da anlamsızdır. Neticede, devlet memuru olan veyahut da şu anda örgün eğitime devam edemeyen insanlara, eğer açıköğretimde okumak gibi bir hak verilmişse, onlara böyle bir imkân tanınmışsa, onları var saymamak da doğru değil. Onları da var saymak ve bu hesapta değerlendirmek zorundayız.
677 000 öğrenciyi konu alan bir aftan söz ediliyor. Biz, altyapı yoktu derken, sağlam veriler yoktu, bu sağlam verilere dayalı olarak bir karar vermek zorundayız derken, kastettiğimiz buydu. Bunu sağa sola çekmenin bir anlamı yok.
Bir başka şey; yine değerli milletvekili arkadaşlarımız dediler ki: "Sayın Bakan, 11 kere, konuşmasında 'af' dedi." Arkadaşlar, kelimeler üzerinde birileri oynamaya kalkarsa, hiç kimse benim gibi kelimelerle oynayamaz. Cambazın olduğu yerde perende atlanmaz.
MEHMET SEMERCİ (Aydın)Sayın Bakan, doğru söyledin!.. Söylediğin doğru!..
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Şimdi, ben, o arkadaşlara şunu söylerim: Değerli arkadaşlar, şunu söyleyeyim bu konuda, kusura bakmayın: Siz, şimdi "efendim 'af' dediniz..." Bir suç işleyen, suç işlediği için hapse giren, şu veya bu şekilde veyahut da Ceza Yasası gereği, ceza muhakemesi gereği bir insan eğer mahkûm olmuşsa, bu affedilir; ancak, bundan önce, 9 kere öğrencilere verilen bu hakka af denilmiş. Adı şu veya bu olmuş; mahiyeti önemlidir, içeriği, özü önemlidir. Şemsiye, güneşlik demektir. Hanginizin, şemsiye denildiği zaman aklınıza güneşlik gelir; şemsiye yağmurluktur; ama, neticede, Türkçe'de başka bir adı olmadığı için "efendim, Araplar şemsiyeyi güneşlik olarak kullanıyorlar, biz niye yağmurluk olarak kullanıyoruz" demiyoruz. Bunun başka bir adı olmadığı için ve öğrencilere yeni bir imkân, yeni bir fırsat verilmesi anlamına geldiği için, buna öğrenci affı denilmiş.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Af; adı belli işte.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Şimdi, bu insanlar, diyelim ki maddî sebeplerden dolayı, hastalıktan dolayı üniversitelerle ilişiği kesilmiş olan insanlar hangi suçu işlemişler ki, siz veya biz onları affediyoruz?! Haa, disiplinsizlik sebebiyle atılanlar için böyle bir yorum yapılıyor...
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Sicil affı var.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Saygı duyarım. Bakın, disiplinsizlik sebebiyle yapıldığı zaman buna saygı duyarım. Memurlarla ilgili sicil affı geldiği zaman...
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Af...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Evet; o aftır; çünkü, sicilde siz bir idarî suç işlersiniz ve ondan dolayı bir cezaya çarptırılırsınız, maaşınız kesilir, terfiniz durdurulur...
OYA ARASLI (Ankara)O, idarî af.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)O, idarî af; bu, öğrenci affı.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Efendim, neyse...
Şimdi, bunun üzerinde polemik yapmanın bir anlamı yok, kamuoyu bunun adını koymuş. Onun için, burada, efendim, bunun adı af mıdır değil midir... Kamuoyu, aslında bunun ne olduğunu ne olmadığını sizden bizden çok iyi biliyor.
Bir başka şey, yine, ben size şunu sorayım, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarıma özellikle soruyorum: Bakın, özellikle partinizin Sayın Genel Başkanı da dahil olmak üzere, daha önce bulundukları hükümetler var. Cumhuriyet Halk Partisi 1950'den bu yana hiçbir zaman tek başına iktidar olmadı, bunu kabul ediyoruz. Bakın, 1997'de çıkan afta Cumhuriyet Halk Partisinin dışarıdan desteklediği bir hükümet var ve bu çıkan affa da Cumhuriyet Halk Partisi destek vermiş. Bakın, 1993'te, 1995'te çıkan aflarda, yine partinizin değerli mensuplarının bulunduğu -adı SHP idi, adı SODEP idi, ayrı bir olay- onlar yine bu işin içerisinde. Bana birisi çıksın desin ki, Cumhuriyet Halk Partisi, parti olarak şu tarihteki affa karşı çıktı. Bana, bir tane örnek gösterin. Cumhuriyet Halk Partisinin karşı çıktığı, bundan önceki 9 aftan hangisine karşı çıktığını bana izah edin. 1999 affında, evet, siz Mecliste değildiniz; ama, ondan önce, Mecliste olduğunuz dönemlerde, bunun örneğini gösteremezsiniz.
OYA ARASLI (Ankara)Cumhuriyet Halk Partisi değildi o zaman.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bir başka şey: Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi adına geneli üzerinde konuşan Değerli Milletvekili Mustafa Özyurt Bey, burada, konuşmasında, bu, üniversiteye bırakılması gereken bir şeydir ve buna hakkımızın olmadığını, bunun doğru olmadığını söyledi. Bu görüşe saygı duyarım; ancak, iki ay önce, -bakın, bizzat dinlediğim, seyrettiğim bir şeyi sizlerle paylaşıyorum- Sayın Özyürek, Millî Eğitim Komisyonu Başkanı Sayın Tayyar Altıkulaç'la katıldığı, NTV'de -televizyonun adını da veriyorum- bir televizyon programında, çok açık bir dille "Cumhuriyet Halk Partisi kesinlikle affa karşı değildir" cümlesini ifade etmiştir.
Bir başka şey: Yine, Sayın Özyürek dedi ki...
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Özyurt...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)"Bu, bir popülist politikadır ve Sayın Başbakan 15 yeni üniversite kurulmasıyla ilgili olarak beyanda bulunmuştur. Efendim, hukuk fakültesinin sayısı 30'dur; bu 30 hukuk fakültesindeki öğretim üyesi 15'ine ya yeter ya yetmez" şeklinde beyanlarda bulundu.
Değerli arkadaşlarım, bakın, eğer biz ülke yönetiyorsak, eğer bizim özellikle başta eğitim olmak üzere birçok alanda kalkınmış ülkelerin seviyesine yetişmek, Avrupa Birliği standartlarını yakalamak gibi bir hedefimiz varsa, bu konuda almamız gereken çok mesafe var.
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planının amir hükmü şudur: 2005 yılının sonuna kadar, yükseköğretimde, örgün yükseköğretimde okullaşma oranının yüzde 28,3 olması gerekiyor. Peki, şu anda okullaşma oranı nedir?
Sayın Başkan, Genel Kurulda çok büyük bir uğultu var; lütfen uyarır mısınız.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 15 Mart 2005