Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)
Erzurum Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 81. Birleşim · 4. yasama yılı · 29 Mart 2006 · 1.010 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi), 29 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)); konuşma 1.010 kelime.
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum). “Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 29 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-03-29-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1081 sıra sayılı kanun teklifi üzerine Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu hükümet, işbaşına geldiğinden beri, hükümet politikasının en önemli ayağının maliye politikası olduğunu söylemişti. Biz de, yapıcı muhalefet yapma adına maliye politikasıyla ilgili her icraatta özellikle dikkat kesildik ve neticede gördük ki, maliye politikasından Maliye Bakanının kendisine kadar bu alanda yapılan her şey, atılan her adım olay oldu. Eğer, gerçekten çarpıcı bir başarı söz konusu olsaydı, koltuğu en çok sallanan Bakan Maliye Bakanı olmazdı herhalde. Bütün bunlar bir yana, maliye politikası, gerçekten hassas, kritik bir konu. Maliye politikasındaki en küçük değişiklik, makroekonominin istikrarına, üretime, istihdama, vatandaşın cüzdanına anında etkili bulunuyor. Etkisi hızlı, kalıcı ve ülkenin gidişatında izler bırakan bir disiplin.
AK Partinin çarpık icraatlar sıralamasına baktığımızda, enerji, ulusal güvenlik gibi pek çok konu var. Maliye politikası, daha ziyade, ekonomi yönetimiyle beraber eksik icraatlar grubundan gelmekte; yani, uluslararası odakların itelemesiyle, içeride kamuoyunun yoğun baskısıyla şöyle ya da böyle bir şeyler yapılıyor; ama, AK Partinin uygulama birimlerine taşıma beceriksizliği doğru yaklaşımlarda çarpık sonuçlar çıkarıyor.
Değerli arkadaşlar, şimdi, bakınız, bir tasarıyı hazırlarken motivasyonunuzu süsleyebilirsiniz, yapılacak düzenlemelerin iyi sonuçlar vereceği üzerine kamuoyunu ikna etmeye çalışabilirsiniz, kâğıt üzerinde yazılanlar insanların hoşuna da gidebilir; ama, esas önemli olan, yapılan düzenlemelerin orta ve uzun vadede doğuracağı sonuçlardır.
Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun içinde yer alan bazı yargılar var; burada diyor ki: "Yatırım indirimi uygulamasından yararlananların yüzde 70'i büyük ölçekli şirketlerdir; küçük ve orta ölçekli girişimciler, KOBİ'ler bu uygulamadan yeterince yararlanamamıştır. Uygulama, planlanan amaçlara hizmet etmemiştir, tam tersine, yatırım indirimi haksız rekabete yol açmıştır; reel sektöre olumlu etkileri de olmamıştır." Bu yargılar, içinde önemli oranda doğruluk payı taşımaktadırlar. Yalnız, burada, ayrımı yapılması gereken önemli bir nokta vardır arkadaşlar; burada amacından sapan şey, KOBİ yatırımının gerçekleştirilmesi midir, yoksa, bunun, siyasî partilerce çarpıtılmış olması mıdır, bunu sizlere soruyorum?
Burada üzerinde durmak istediğim şey şudur: AK Parti Hükümeti, yatırımda bölgesel desteğe karşı, yatırımda sektörel desteğe karşı, vergilendirmede vergi muafiyetlerine, yatırım indirimlerine karşı maalesef. Bu tip uygulamalar karşısında hükümetin tavrının ne olduğunu, bizzat Maliye Bakanının ağzından çokça duyduk. Bizim, birçok kez üzerinde durduğumuz gibi, hükümet, serbest piyasacı yaklaşımı ezberden okuyor, diyor ki: Ben, herhangi bir şekilde haksız rekabete yol açacak desteklemeleri onaylamıyorum, KOBİ'leri, esnafı da bu yüzden desteklemiyorum. Ben de, buradan, hükümete sormak istiyorum; başta maliye politikası olmak üzere, uygulamaya koyduğunuz hiçbir politikanızda esnafı desteklemiyorsunuz, orta ölçekli yatırımcıyı desteklemiyorsunuz, ücretlinin tepesine biniyorsunuz. Bütün bu politikaları uygulamaya koyarken tek bir gerekçeniz var, diyorsunuz ki; biz, popülizmden uzak duruyoruz, akılcı politikalar uyguluyoruz, kararlılıkla da buna devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, biz de, o zaman, Anavatan Partisi olarak, buradan, hem aklınıza hem de vicdanınıza hitap eden bir değerlendirme yapalım. Bugün, ekonomi ve sosyoloji bilimlerinin gündeminde, mega şirket teorisi denilen bir şey var. Uluslararası siyaset, bunu, şirketokrasi diye yorumluyor ve sorunun çaresine bakmaya gayret ediyor. Nedir şirketokrasi, biliyor musunuz arkadaşlar; neredeyse bütün dünyada, dev şirketler, istedikleri pazara ellerini kollarını sallaya sallaya girebiliyorlar ve doğal olarak, girdikleri pazarda, orta ölçekli, küçük ölçekli, hatta, ulusal düzeyde büyük ölçekli şirketleri bir bir çökertiyorlar. Bugün bir orta ölçekli işletme patronuysanız, hangi sektörde faaliyet gösterirseniz gösterin, dev şirketler arasında sivrilebilmeniz, bu şirketlerle rekabet edebilmeniz, bunların bulunduğu pazarda ayakta kalabilmeniz için tek bir çıkar yolunuz yoktur değerli arkadaşlar. Siz, ne kadar çalışmak, üretmek, büyümek isterseniz isteyin, sistem size o şansı tanımıyor.
Bakın, bazı rakamlarla somutlaştıralım bu durumu. Ekonomi düzeldi diye bağırıyorsunuz; halk da öbür taraftan değişik şekilde bağırıyor, diyor ki: "Hani ekonomi düzelmişti; biz bunu hissetmiyoruz, ceplerimizde görmüyoruz." Vatandaş doğru söylüyor. AK Parti Hükümeti olarak, siz, bunu, maalesef, bir türlü anlamak istemiyorsunuz, vatandaşı azarlıyorsunuz; çünkü, duyarlılığınızı maalesef yitirmişsiniz; o zaman, biz anlatalım size bu gerçeği. 50 milyar dolar hacimli perakende sektörüne 100 tane dev şirket gelip yerleşti. Piyasada dönen parayı bunlar ellerinde çeviriyorlar. Bu, 100'lerle telaffuz edilebilen bir şirket grubudur. Türkiye'de, serbest meslek erbabının yüzde 80'ini, fiilî durum olarak, bu durum maalesef bitirdi; çünkü, Türkiye'de, serbest meslek erbabının büyük çoğunluğu küçük ölçekli perakendecilerdir. Yani, neticede ne oluyor; sizin o ekonomik gelişme söyleminiz, 100 tane şirkete, onların bünyesinde çalışan taş çatlasa 1 000 yöneticinin yaşam standartlarına yansıyor; serbest meslek erbabının ezici çoğunluğu kan ağlamaya devam ediyor.
Aynı mecrada başka bir veri sunalım sizlere; inşaat sektörü. İnşaat sektörü patladı diyorsunuz; evet, bir patlama var; ama, bu sizin bildiğiniz patlamalardan değil; inşaat sektörü Türk Halkının kafasında patladı. Piyasadaki taahhütlerin yüzde 95'ini ulusal veya uluslararası büyük ölçekli firmalar almış. Türkiye'nin geri kalanına, yani milyonlara hiçbir şey kalmamış. Müteahhitler, girdikleri üç beş kuruşluk işlerden hem fiyat kırıyorlar hem de birbirlerini, maalesef, kırıyorlar. Buradan hükümete sesleniyorum: Bütün dünyayı kasıp kavuran, yangın yerine çeviren bir ölçek sorunu var, görmüyor musunuz bunu?
Dünya buna şirketokrasi diyor, fenomendir diyor, sonu belli değildir, felaket mi, nimet mi, ne getireceği belli olmayandır diyor. Pek çok gelişmiş ülke, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, vatandaşını bu ölçek teröründen korumak için düzenlemeler yapıyor; ama, biz, burada, bakıyoruz, AK Parti Hükümetinin umurunda bile değil. Hatta, kabinede bazı bakanlar, maalesef, çıkıp "küçük ölçeklinin batması bizim sorunumuz değil" diyor. Arkadaşlar, bu bir densizliktir. "Battılarsa gitsinler büyük firmalara işçi yazılsınlar" diyebiliyor. Ben, buradan, bu densizliği yapanlara sormak istiyorum: Büyük firmalara iş verme konusunda bu kadar istekli de, o kadar işsizi neden bekletiyorsunuz? Bir eylem planınız yok mu? Bir yapısal dönüşüm planınız yok mu, soruyorum sizlere? Görüyoruz ki yok. Biz buradan iddia ediyoruz, AK Parti Hükümeti, bunları göremeyecek kadar, maalesef, miyoplaşmıştır…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Özdoğan.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla)...uzağı görememekten mustariptir. elli yıl öncesinin kapitalizm anlayışını reform, yenilik diye yutturmaya devam ediyor AK Parti Hükümeti.
Arkadaşlar, yıllardır, az da olsa bu siyasetin içindeyim. Yıllarca, vergi çeşitliliği vergi karmaşasına dönüşmesin dedik; yıllarca, vergi oranları düşsün, ama hesabıyla kitabıyla düşsün dedik; kayıtdışı kayıt altına alınsın, ama, verginin düşmesi bunun için yeterli olmaz, daha kapsamlı çalışmalar yapmak lazım dedik.
Bunların hepsini de prensipler düzeyinde hâlâ daha savunuyoruz. Biz, halktan biri olarak, kendi menfaatımızı, bizimle beraber tüm halkın menfaatını isteriz. Ama, vatandaşına arka çıkmayan bir hükümet, vatandaşını sahipsiz bırakıp bunun adını "akılcı politika" koyan bir hükümet de halkına zulum ediyor demektir. Ben bu zulmün karşısındayım ve bunun…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 29 Mart 2006