Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 81. Birleşim · 4. yasama yılı · 29 Mart 2006 · 1.267 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 29 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)); konuşma 1.267 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 29 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2006-03-29-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 1081 sıra sayılı ve Tokat Milletvekili arkadaşımız Ergün Dağcıoğlu'nun verdiği teklif üzerine, CHP Grubu adına ve de kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
6 ncı madde, amme alacaklarının cezaî koşullarıyla ilgili bir teknik düzenleme. Amme alacaklarının en önemli boyutu, kuşkusuz, vergilerdir. O nedenle, ben, bu madde bağlamında, vergi olayına genel çerçevesiyle değinmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, burada, çoğu kez tekrarlandı, söylendi; ama, yinelemekte yarar var; Vergiyle demokrasi arasında doğrudan doğruya bir bağ vardır. Vergilerin kimlerden toplandığı, hangi toplum kesimlerinden alındığı ve nasıl harcandığı, kullanıldığı konusundaki tartışmalarla demokrasinin doğuşu özdeştir, eşzamanlıdır. Bu nedenle, vergi konusunu siyasetin tümünden, demokratikleşmeden, eşitlik anlayışından, hak anlayışından ayrı düşünme olanağı yoktur.
Üzülerek belirteyim ki, üçüncü yılını tamamlayıp dördüncü yılını çalışmakta olan Meclisimiz ve Maliye Bakanlığı, Türkiye'nin vergi düzeni üzerinde, konusunda, derli toplu, kalıcı ve kapsamlı bir vergi düzenlemesini yapma görevini, işini başarabilmiş değildir.
Şimdi, bu çerçevede önemli bulduğum birkaç noktanın altını çizmek istiyorum:
Genellikle gelişmiş ekonomilerde daha çok yatırım olsun diye, tüketici daha çok harcasın diye vergi oranları indirilmekte ve ekonominin canlanması için bu araç, yani vergi aracı kullanılmaktadır; ancak, ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde, vergiyi azaltmanın genel ekonomik gelişmeye, kalkınmaya katkısı tartışmalıdır ve kuşkuludur.
Daha evvel burada tartıştık, yeniden altını çizmek istiyorum. Türkiye'nin genel vergi yükü, Avrupa Birliği ortalamasının çok altındadır, gerisindedir. En iyi koşullarda, yani, 2003'te, 2004'te Türkiye'nin, sosyal sigorta ödemeleri dahil, vergi yükü yüzde 31, yüzde 32 dolayındadır. Oysa bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olarak yüzde 39,4 düzeyindedir 2003'te, en son verilere göre ve değerli arkadaşlar, bu son on yılda azalmamıştır, tersine artmıştır. Kuzey Avrupa ülkelerinde bu oran daha yüksektir.
Peki, vergilerin bu oranda, yani, millî gelirin yarısına yakınının, yüzde 40'ının vergi olarak toplanması o ülkelerde neyi sağlıyor; neden bu ülkeler vergide ısrar ediyorlar ve son on yılın küreselleşme döneminin gelişmelerine karşın, rağmen vergilerini azaltmıyorlar? Şu nedenle azaltmıyorlar: Hizmet götürmek için, yoksula da hizmet götürmek için, kaliteli eğitim vermek için, kaliteli sağlık hizmeti sunabilmek için, ulaştırma hizmetlerini doğru dürüst gerçekleştirebilmek için.
Türkiye'nin vergi indirme lüksü yoktur, en baştan bunu söyleyelim, vergi indirme lüksü yoktur. Türkiye, Avrupa Birliği oranlarına, ölçeğine adım adım yaklaşmak ve kamu hizmetlerini, daha hakça, daha adil, daha eşitlikçi götürmek zorundadır; yol odur, doğrusu da odur. Geçici bir süre için vergileri indirmenin kısmî yararları, istihdamı artırıcı, yatırımları artırıcı yönleri olabilir; ama, bu yasayla, yatırım indirimi de kaldırılmaktadır. O, ayrı bir konu.
Şimdi, Sayın Bakanım, bu konuda ikinci, ama ikincil olmayan bir noktaya gelmek istiyorum. Maliye Bakanının bütçe konuşmasında, 2005 yılı bütçesi görüşmeleri başlarken, 2005 yılını Sayın Bakan kayıtdışılıkla mücadele yılı olarak açıkladı; ben de, kendisini, bu kürsüden kutladım, malî disiplin için kutladım, bütçe dengeleri için kutladım ve bu nedenle de kutladım; ama, 2005 yılı sonunda, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, geldiğimiz nokta, hiç de Sayın Bakanın mücadele ettiği ve sonuçlandırdığı türden değildir. Bakınız nasıl değildir: Ekonominin kayıtdışı bölümü, Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre, 2004'ün sonunda, son çeyreğinde yüzde 52 dolayındaydı, 2005'in aralık ayında da, yüzde 48 dolayına düşmüştür. Bu, kuşkusuz övünülecek bir azalma gibi görünür toplamda; ama, işin içyüzüne baktığımız zaman -ve bu veriler İstatistik Enstitüsünün iki gün önce yayınlanan işgücü verilerinden alınmıştır, hemen belirteyim- tarım dışı kesimde ücretlilerin kayıtdışılık oranı, bu dönemde, yüzde 21'den yüzde 23,5'e çıkmıştır. Ücretliler kayıtdışına kaydırılmaktadır, kaydırılmıştır. Ama, daha önemli bir şey olmaktadır; işverenlerin kayıtdışı bölümü, yüzde 17-18'den yüzde 21'e yükselmiştir. Peki, kendi hesabına çalışanlarda ne olmuş; Oradaki durum da hiç iç açıcı değildir; kendi hesabına çalışanlarda kayıtdışılık oranı yüzde 47'den yüzde 53'ün üzerine çıkmıştır.
Şimdi, bu durum göstermektedir ki, Türkiye'de kayıtdışılık, bütün bu uğraşlara, vergi düzenlemelerine, indirimlere karşın azalmamakta, özellikle vergi vermesi gereken kesimlerde daha da artmaktadır.
Aslında kayıtdışılık, bir ekonomi için çok büyük bir kayıptır, bir ayıptır. Kayıtdışılık şu anlama geliyor: Önce ekonomide rekabet olayını ortadan kaldırıyor; kayıt altında çalışan ile kayıtdışında çalışanın, aynı malı, hizmeti, aynı fiyatı sunması imkânı yoktur. Kayıtdışılık, devletin, amme alacağını tam olarak almaması anlamına geliyor, tahsil etmemesi anlamına geliyor. O zaman devlet ne yapıyor; yakaladığından vergi alıyor. Aptal yerine -tırnak içinde, kimseyi suçlamak için değil- koyduğundan vergi alıyor, ücretliden alıyor, maaşlıdan alıyor; çünkü, onu zaten kaynağında kesiyor. Şimdi, böyle bir yapı, hiç de hakça bir yapı değildir, adil bir yapı değildir ve bu yapının düzeltilmesi yönünde çok çok önemle ve hızla adım atılması gerekirken, yine tekrar edeyim, hükümetimiz, hükümetiniz, o konuda hemen hemen hiçbir şey yapmamıştır, yapmamaktadır. Sayın Bakanın bir ara söylediği gibi, böyle çorba yasalarla, torba yasalarla, vergi gibi çok önemli bir konuyu, siyasî boyutu olan, gelir dağılımı boyutu olan, hak, hukuk boyutu olan bir konuyu düzeltemezsiniz. O nedenle, bu yamalı bohça türü yasalarla yapılan düzenlemeler -ben, Sayın Dağcıoğlu'nun önerisinin hükümet tarafından benimsenmesini ve buraya getirilmesini kuşkusuz olumlu bir adım olarak görenlerdenim; ama, bu- hiç yeterli değil, bu eksiklidir ve yanlıştır. Yanlışlarını da burada söylemek zorundayız.
Şimdi, devam ediyoruz. Ülkemizin, bu eşitlikten uzak ve yasalara göre, Anayasaya göre, Maliyenin kurallarına göre herkesten malî gücüne göre alınması gereken vergi, bir -biraz evvel değindim- ekonominin yarısından alınmamıştır. İki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAKUP KEPENEK (Devamla)Sayın Başkan, kişisel söz hakkımı da verirseniz kullanacağım, ayrıca istemeyeceğim.
BAŞKANBuyurun efendim.
YAKUP KEPENEK (Devamla)Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, önce, devlet, verginin alınması gereken bölümünün yarısını almıyor, bundan vazgeçiyor. Bu, doğru bir tutum değildir. Öncelikle bunun düzeltilmesi için çaba harcanması gerekirdi ve Maliye Bakanının 2005 yılı için burada verdiği kayıtdışılığı en aza indirme -tümüyle ortadan kaldırmanın güç olduğunu ben de biliyorum; ama, hiç olmazsa- yüzde 10'lara, yüzde 15'lere indirme girişimi, tam anlamıyla başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Şimdi, dolayısıyla, malî gücüne göre insanlardan vergi almayan bir yapı söz konusudur ve yarısı da bunun alınmamaktadır. Yarısının alınmaması neyi getiriyor; şunu getiriyor: Sadece ücretliden, maaşlıdan, bir de isteyerek vergi vermeye çalışan işverenden ve diğerlerinden, işte kendi hesabına çalışanlardan, tarımda ücretsiz aile işçilerinden -ki, onların çok büyük bir bölümü kayıtdışıdır- vergi alınmaya çalışılmaktadır. Bunlar, düzeltilmesi gereken noktalar; ama, asıl düzeltilmesi gereken bir başka nokta var değerli arkadaşlar, o da şudur: Vergilerin doğrudan ve dolaylı ayırımında, Türkiye çok büyük bir eşitsizlik yaşıyor. Bütçe görüşmelerinde, burada, Sayın Bakanla bu konuyu tartıştık. Türkiye, Avrupa'dakinin tam tersi bir tutumla, vergilerin toplamının yüzde 70 dolayında bir bölümünü, malî güçle hiçbir ilgisi olmayan, yoksul ile zengini ayırmayan, herkesten eşit biçimde alınan mal ve hizmet vergisi olarak topluyor; yalnızca, kalan yüzde 30'unu Gelir, Kurumlar ve mülkiyet vergilerinden topluyor. Şimdi, bu dengesizlik, çok büyük bir dengesizliktir, bu haksızlıktır.
Benden önce konuşan arkadaşlarım da söylediler, benzin alırken, zengin-yoksul ayırımı yapmadan, herkesten eşit vergiyi tahsil eden bir sistemimiz var. Şimdi, dolayısıyla, Türkiye'nin yapması gereken, dolaylı vergi oranını adım adım indirmek, azaltmak, bunun yerine doğrudan vergi oranını adım adım artırmak olmalıdır; ama, bu yasada, bu doğrultuda somut, net bir adımın atıldığına tanık olmuyoruz.
Şimdi, dolayısıyla… Aslında, bunun böyle, tekrar edeyim, bölük pörçük düzenlemelerle de olma şansı yoktur. Bu, bir politika ve bir anlayış meselesidir ve hükümet, vergilerde eşitlik öngören bir anlayıştan ve bu bağlamda düzgün bir vergi politikası anlayışından tümüyle yoksundur.
Sonuç olarak, Türkiye'de vergi düzeni A'dan Z'ye bozuktur ve Türkiye'nin vergi düzeninin yeniden yapılandırılması, düzenlenmesi, çağdaş kurallara göre işlemesinin sağlanması, malî gücü olandan, durumuna göre daha çok alınmasının yanında, ekonomik olarak da etkin, verimli, düzgün çalışmayı sağlayacak bir sisteme geçilmesi, Türkiye'nin yalnız maliyesinin düzgün gitmesini sağlamayacaktır; halka, yoksula daha çok hizmet gitmesini de sağlayacaktır, daha iyi eğitimi, daha kaliteli eğitimi sağlayacaktır, daha kaliteli sağlığı sağlayacaktır. Kime; halka, yoksula, daha doğru polis koruması, güvencesi sağlayacaktır, daha doğru işleyen yargı sistemi, hukuk sistemi sağlayacaktır.
Bütün bunlardan vazgeçercesine, bölük pörçük düzenlemelerle vergi düzenlemesi yapmak, hem ekonomik olarak hem toplumsal olarak hem de siyaset olarak doğru bir davranış, doğru bir tutum değildir.
Dilerim, hükümetiniz, en kısa zamanda, kapsamlı, düzgün, hakça bir vergi düzeni düzenlemesine yönelir, onu buraya getirir ve elbirliğiyle değerlendiririz.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 29 Mart 2006