Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
Çanakkale Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 55. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Şubat 2004 · 1.083 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İsmail Özay (CHP), 19 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.083 kelime.
İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 19 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2004-02-19-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısında merkezî idarenin yetkileri 7 nci maddede sayılırken, 8 inci maddede de, mahallî idarelerin yetkileri "mahallî müşterek ihtiyaçları yerine getirmek" gibi soyut bir tanımla belirlenmeye çalışılmıştır. Hangi konuların mahallî müşterek ihtiyaçlara girdiği konusu yasalarca tanımlanmamıştır. Örneğin, kentsel bir alanın planlanması, ilk bakışta, hiç tartışmasız yerel yönetimlerin yetkisi içerisinde, mahallî müşterek ihtiyacın yerine getirilmesi olarak düşünülebilir; ama, Anayasa Mahkemesi, 1991'de "imar planlamasının, mutlaka ve yalnızca yerel bir gereksinim olarak nitelenmesi zordur" şeklinde bir karar almıştır. Tanımları açıkça yapılmamış kavramları yasanın içine yerleştirerek, kendi işimize geldiği gibi yorumlamamız çok sakıncalıdır. Bu nedenle, mahallî idarelerin görev ve yetkilerinin tanımlanması boşluktadır, anayasal tartışmaya açıktır.
Maddenin ikinci fıkrası, yerel hizmetlerin yürütülmesindeki prensipleri belirlemeye çalışmaktadır. İlk bakışta, merkezî idareyle eşgüdüm içerisinde ortak bir strateji ve planlama yapılacağı izlenimini uyandırmaktadır; ama, kavramlar incelendiğinde tuzak ortaya çıkmaktadır. Yerel hizmetlerin yürütülmesinde merkezî idareyle eşgüdüm sağlanmasında hiçbir zorunluluk yoktur. Yerel yönetimler hizmetlerini sürdürürken, kendi stratejilerine, amaç ve hedeflerine, kendi performans ölçütlerine uymak zorundadır denilmektedir. Üstelik, tasarının 6 ncı maddesi, merkezî yönetimin yerele yönelik planlama yapmasına ve strateji belirlemesine de izin vermemektedir. Bu durum, ilintisiz, kaynak israfına yol açan yatırımların yapılmasına neden olacaktır.
Yine, bu maddenin üçüncü fıkrasında, anlamsız, yetersiz bir tanımlama yapılmış, partizanlığa açık bir denetim şekli oluşturulmaya çalışılmıştır. Yerel yönetimlerin hizmetlerini ciddî şekilde aksatması, halkın sağlık, huzur ve esenliğinin olumsuz etkilenmesi gibi soyut kavramlar, İçişleri Bakanlığının vesayet yetkisini genişletmektedir.
Bu saydıklarım, hukuksal boyutu olan, hukuk tekniği içerisinde tartışılacak ciddî, önemli sorunlardır. Bu tartışmalar yapılır; ama, asıl olan, bu yerelleşme modeline göre halkın yaşamının nasıl etkileneceğidir. Sağlık, tarım, orman, kültür ve sosyal hizmetler yerel yönetimlere devredilecektir. Bu hizmetler gelir getiren değil, aksine kaynak tüketen hizmetlerdir. Merkezî hükümet, geçtiğimiz dönemlerde, bu hizmetlere yönelik bütçe kaynaklarını giderek azaltmaktaydı. Şimdi, külfet gibi gördüğü bu hizmetleri yerele bırakarak sorumluluktan kaçmaktadır. Merkezden kaynak aktarılacağı lafları da ayrı bir tuzaktır. Ortada yerel yönetimlerin gelirlerini artıracak yasanın izi bile yoktur. Merkezî bütçeden aktarılacağı bahsedilen kaynağın ölçütü bile belirlenmemiştir. Yerel yönetimler, zaten kendileri kaynak sıkıntısı içerisindedirler, merkezden de yeterli kaynak gelmeyeceği için, bu hizmetler daha çok aksayacaktır.
Yerel yönetimler, bu giderleri karşılayabilmek için, ya sağlık hizmetlerini pahalılaştıracaklar ya da yetersiz hizmet vermek durumunda kalacaklardır. Bu durumda özel sağlık kuruluşlarının devreye girmesi kaçınılmaz olacaktır, özellikle sabit ve dar gelirli vatandaşlarımızın sağlık hizmeti alabilmeleri neredeyse imkânsız hale gelecektir.
Değerli milletvekilleri, bu tasarıyı daha iyi değerlendirebilmek için maddelerine bakmak yetmez; amacına ve gerekçesine bakarak, kamu yönetiminin hangi amaçla, nasıl şekillendirilmek istendiği daha iyi anlaşılabilir. Kamu yönetimimizin, toplumun ihtiyacını yeterince karşılamadığı bir gerçektir. Üstelik, halkımızın da, kamu yönetiminin yeniden yapılanması konusunda uzun yıllardır bir beklentisi bulunmaktadır. 1980 sonrası dünyadaki ideolojik değişimler ve 1990 sonrası küreselleşmenin etkileri, kamu düzenlerinin yeniden ele alınması ihtiyacını daha da hızlandırmıştır. Yeni kamu düzeninde yerelleşme daha çok kabul gören ortak bir çözüm gibi görülmektedir; ancak, yerelleşmenin nasıl gerçekleşeceği, yerelleşen yetkileri kimin, nasıl kullanacağı gibi birçok konu bugün tartışılmaktadır.
Bakıldığında, yerelleşmeyi, geniş halk kesimleri, samimiyetle, kendi görüşleri de alınarak, günlük işleri daha kolay çözümlensin diye isterken, sermaye çevreleri, uluslararası sermaye kuruluşları, piyasanın önündeki engellerin kalkması ve yeni pazarlar yaratılması için yerelleşmeyi istemektedirler. Türkiye'deki başka gruplar da, yerelleşmeyi başka amaçlarla savunmaktadırlar. Bunların arasında numaralı cumhuriyet tezlerini ortaya atanlar ile cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeyi düşünenler de bulunmaktadır. O zaman, yerelleşmeyi savunan herkesin aynı şeyi savunmadığı, aynı amacı gütmediği açıkça ortaya çıkmaktadır. Doğaldır ki, sermayeyle, cumhuriyetle hesaplaşmak isteyen insanlar ile sokaktaki halkın yerelleşme isteği arasında dağlar kadar fark vardır.
Şimdi, yerelleşmeyi isteyen sermaye ile uluslararası kuruluşların yerelleşmeyi niçin istediklerine bakalım. Örneğin, Türkiye'de yerelleşme doğrultusunda kamu düzeni değişikliğini isteyen IMF, bütçe ve borçlanmalara sıkı kontrol getirecektir diye beklentilerini açıklamaktadır. OECD ise, özellikle ekonomik altyapıyla ilgili mevzuatın azaltılması ve rekabet politikasının kurumsallaşmasını gerçekleştirmelidir diyerek, kamu yönetimindeki değişiklikleri izlemekte ve denetlemektedir. Uluslararası kuruluşların beklentileri bellidir; bütçedeki gider kalemini olumsuz etkileyen personel harcamaları ile sosyal harcamaların azaltılması ve uluslararası şirketlerin sosyal hizmet ve kentsel altyapı ihalelerine girmelerinin kolaylaştırılmasıdır. Bunun için, özellikle sosyal hizmet üreten birimlerin kadrolarıyla birlikte yerelleşmesini ve yerel yönetimlerin bir şirket anlayışı içerisinde örgütlenmesini istemektedirler. Bu ticarî yaklaşıma göre yapılacak kamu düzenlemesi, ülkeyi pazara, kamu ve yerel yönetimleri şirkete, yurttaşı müşteriye dönüştürür. Hedefi sadece bu olan, uluslararası kuruluşların önünde diz çökerek bu tür bir yerelleşmeye, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz karşı çıkıyoruz. Ülkemizde entelektüel geçinen numaralı cumhuriyetçiler ile cumhuriyetin temel niteliklerini sorgulayan ve değiştirmek isteyen insanlar da yerelleşmeyi savunuyorlar. Onlar, niçin yerelleşmeyi istediklerini yazılı olarak kamuoyuna sunmuşlardır. Onlar, cumhuriyetin ilkelerinin zayıflatıldığını ve işlevini kaybettiğini belirterek, devletin daha ademimerkeziyetçi ve daha Müslüman bir yapıya kavuşması gerektiğini söyleyerek yerelleşmeyi niçin istediklerini belirtmektedirler. Bu sözler "bugün de söylediklerimin arkasındayım" diyen, bu yasayı kaleme alan Ömer Dinçer'indir. Yerelleşmeyi cumhuriyetle hesaplaşma olarak anlayan kişilerin özlemine yardımcı olacak böyle bir yerelleşme yasasına, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kesinlikle karşıyız.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce, Sayın Bakanımız, Cumhuriyet Halk Partisinin yerel yönetim programına yönelik bir değerlendirmesini sundu; ama, bu arada söylediği başka bir konu vardı; yaptığınız eleştirilerde muhalefetin seviyesiyle ilgili bir sorgulama vardı, muhalefeti müsteşar düzeyindeki bir değerlendirmeyle özdeşleştirdi.
Değerli arkadaşlarım, biz, cumhuriyete gelen her türlü tehdit nereden gelirse gelsin karşı çıkarız. Bunun için mevkie, makama, yere bakmayız, biz, Atatürk'ün Bursa nutkunu okuyarak, içimize sindirerek buraya geldik. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET IŞIK (Konya)Biz, yaşayarak geldik.
İSMAİL ÖZAY (Devamla)Değerli arkadaşlarım, biz, Atatürk'ün Bursa'daki nutkunu her dakika içimizde hissediyoruz; ama, şimdi, ben, iktidara soruyorum: Siz, iktidar olarak bu müsteşarın arkasında durduğunuza göre, acaba, siz hangi seviyedesiniz, bunun cevabını gerçekten bekliyorum.
AHMET YENİ (Samsun)Taktın müsteşara be!
İSMAİL ÖZAY (Devamla)Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın ifade ettiği gibi, Sayın Onur Kumbaracıbaşı'nın hazırladığı bir makalede söylendiği gibi değil. Bakın, onu burada yaşayan arkadaşlarımız var; 1998'in şubat ayında, ben ve burada bulunan iki üç arkadaşımız da dahil olmak üzere, yerel yönetim programını sekiz aylık bir çalışma çerçevesi içerisinde gerçekleştirdik. Oraya 30 civarında belediye başkanı ve akademisyenler katıldı, sekiz ay çalıştık. Onun tümünü okuyacak olursanız, orada şunlar var unuttuğunuz: Her yer belediyeye dönüşecek, onu öneriyoruz; il meclisleri geliyor, il genel meclisleri kalkıyor; yetki genişliği yerine görev devrinden bahsediliyor; demokratik denetim getiriliyor; geri çağırma, referandum var; yerel yönetimlerin bölgesel denetim mahkemeleri öneriliyor; yerelden merkeze sürdürülebilir planlama öneriliyor; malî kaynakların örgütlenmesi öneriliyor ve en önemlisi örgütlü toplum öneriliyor. Performans kriterleri falan değil, grevli, toplusözleşmeli sendikal hak öneriliyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin önerdiği yerel yönetim programıyla bu gelen yerel yönetim programı arasında dağlar kadar fark var. İçinden bir kelimeyi cımbızla çekerek işin içerisinden çıkma imkânına sahip değilsiniz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, halkımızın, samimî duygularla, güncel ihtiyaçlarının yerelde çözümlendiği, çözüme kendisinin de katıldığı, denetimin hukuksal olarak güçlendirildiği, referandum, geri çağırma gibi demokratik denetim haklarının kullanılabildiği...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
51 konuşma daha · 19 Şubat 2004