Çalışanların tasarruflarını teşvik hesabının tasfiyesi ve bu hesaptan yapılacak ödemelere dair
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 71. Birleşim · 1. yasama yılı · 24 Nisan 2003 · 1.138 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 24 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞANLARIN TASARRUFLARINI TEŞVİK HESABININ TASFİYESİ VE BU HESAPTAN YAPILACAK ÖDEMELERE DAİR); konuşma 1.138 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Çalışanların tasarruflarını teşvik hesabının tasfiyesi ve bu hesaptan yapılacak ödemelere dair”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 24 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2003-04-24-calisanlarin-tasarruflarini-tesvik-hesabinin-tasfiyesi-ve-bu-hesaptan (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi Hakkında Kanunun tasfiye edilmesini içeren bu tasarı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu yasa tasarısı, bir bakıma, ülkemizde, 1988 Nisan ayından bu yana huzursuzluğun giderilmesi açısından gerçekten olumlu bir yasa tasarısı olarak gözüküyor; ancak, bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Bu yasa yapılırken de, 1988 yılında tek parti iktidarı vardı ve o dönemde de, ne bu yasanın çıkarılmasından etkilenecek toplumsal kesimlerin görüş ve düşünceleri alınmıştı ne de o günkü muhalefet partilerinin doğru dürüst uyarıları dikkate alınmıştı. Bu yasayla birlikte, Konut Edindirme Fonu olarak yürürlüğe giren yasa, 1988'den günümüze kadar, pek çok konuda huzursuzluklara neden oldu, olumsuzluklara neden oldu. Bugün, bu yasa yürürlükten kaldırılırken, geriye doğru baktığımızda, toplumsal kesimlerin ve muhalefetin sözü dinlenmeden gerçekleştirilen bir yasanın 15 yıl nelere mal olduğunu izleme açısından, bu yasanın, ibret alınacak bir yasa olduğunu görüyoruz. Bunun kaldırılması, elbette, ülkemizdeki huzursuzluğun giderilmesi açısından, çalışanlar başta olmak üzere, işverenlerin ve tüm kesimlerin yararına olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa, Konut Edindirme Yasasıyla birlikte çıktığından bu yana, gerçekten, çok büyük olumsuzluklara neden oldu demiştim. Bu yasa, 10'dan fazla işçi çalıştıran işyerlerinde uygulamaya girdiğinde, işverenlerimiz açısından, ekmaliyet unsuru olarak yüzde 3, yüzde 4 nispetinde katkı ortaya konulduğu için, kayda alınmış işverenlerimizin, dürüst işverenlerimizin aleyhine gelişti ve bunların bir bölümünün, diğer işverenlerle rekabet edebilmesi açısından, kayıtdışına kaçmasına neden oldu; dolayısıyla, kayıtdışı ekonomiyi güçlendiren, besleyen yasalardan biri oldu. Devletin vergi kaybına, Sosyal Sigortalar Kurumunun prim kaybına, sendikaların üye kaybına, çalışanların ücret kayıplarına neden oldu. Nemalandırılması hiçbir dönemde dürüst yapılmadı. Örneğin, 1996 yılında yıllık enflasyon yüzde 80 ve devletin borçlanmasında, borç alınan kesimlere yüzde 100'ün üzerinde faiz uygulanırken, bu hesaptaki paraya yüzde 5,2 oranında nema uygulandı. 1997 yılında ise, enflasyon yüzde 99 ve devletin iç borçlanmasında uygulanan faiz yüzde 110-120 dolayında seyrederken, çalışanların tasarruflarına uygulanan nema oranı yüzde 17,2'de kaldı.
Gerçekten, bu yasanın uygulanması açısından bakıldığı zaman olaya, gelecekte de pek çok yasaya, çalışanların ve yurttaşlarımızın kuşkuyla bakmasına neden olan bir yasa. Örneğin, mevcut olmasına rağmen, yakında yürürlüğe girecek olan bireysel emeklilik fonlarına ilişkin yasanın... Biraz evvel Sayın Kılıçdaroğlu da söyledi. MEYAK'ı var, hazine bonoları var, zorunlu tasarruf, konut edindirme... Bütün bunları dikkate aldığımız zaman, elbette, bu yasa, çalışanların, bu hesapların nemalandırılmasına kuşkuyla bakmalarına neden oldu.
Değerli arkadaşlarım, biz, bu hesabın, bu yasanın tasfiyesine karşı değiliz, bu yasanın bir an evvel çıkması için destek vereceğiz. AKP adına söz alan arkadaşım, biraz önce, sanki kendisi uzaydan gelmiş gibi, bazı konulara cevap verirken, sorular sorarken, bazı konuları çok iyi anlamadığını zannettim, gördüm. Örneğin, defaten ödeme için "el insaf demek lazım" diyor.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, ben, sizlerden çok daha sağduyulu olmanızı rica ediyorum. Bu kürsüye çıktığınızda, basına konuştuğunuzda farklı, uygulamada farklı olmayınız.
Bakınız, AK Partinin, AKP'nin "Temel Sorunlar ve Acil Çözüm Önerileri" kitabı, sayfa 91, Konut Edindirme ve Zorunlu Tasarruf fonu:
"1.1.1987 tarihi ile 31.12.1995 tarihleri arasında, çalışanlardan kesilen Konut Edindirme Fonunda 386,9 trilyon birikmiş olup, Emlak Bankası tarafından amaçdışı kullanılmış, gerçek anlamda değerlendirilmemiştir. Bu fon ekonomik olarak değerlendirilmiş olsaydı, bugün 2 katrilyon TL değerini aşmış olacaktı. 1995'te kesintisine son verilen bu fonun, 1987'den bu yana onüç yıldır akıbeti meçhuldür. Devletin, kamu ve özel kesimdeki yaklaşık 8 milyon çalışandan, Çalışanları Tasarrufa Teşvik Fonu adı altında kestiği zorunlu tasarrufların toplamı, Aralık 2001 itibariyle, yaklaşık 10 katrilyon TL değerini aşmış olup, Ziraat Bankası ve devlet tahvili hesaplarında tutulmaktadır."
Burasını, sayın konuşmacının dikkatle dinlemesini istiyorum. "Devlet, bir taraftan, bankalar aracılığıyla aldığı ve vadesi giderek kısalan içborçlarına, enflasyonun çok üzerinde faizle, vadesi gelmiş anaparaları ve kur farklarını öderken, çalışanlardan kesilen zorunlu tasarruflara 2000 yılına kadar çok düşük nema uygulamıştır." Yani, Mart 2002'de yayımladığınız, tam bir yıl önce yayımladığınız kitapçıkta, bunun defaten ödenebileceğini ima ediyorsunuz.
Gerçekten, biraz evvel Sayın Grup Başkanvekilimiz Oğuz Oyan da söyledi; biz, bugün ülkemizin günlük işlerini içborçla çeviriyoruz. Hükümet olarak zor durumdasınız, bunu anlıyorum. Borçları, borçla çevirmek, biraz zor bir iş; ama, hem içborçların hem dışborçların anapara ve faiz ödemelerinin vadesi geldiğinde, gelin, bunu bir taksitlendirelim, bizim defaten ödeme gücümüz yok diyemiyorsunuz. Ne yapıyorsunuz; kuzu kuzu, derhal ödüyorsunuz. İş, çalışanlara, emekçileri, alınteriyle geçinen insanlara geldiği zaman, biz, bunu, en adil şekilde tasfiye ediyoruz diyorsunuz; adalet bunun neresinde! El insaf diye böyle adalete denir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu hesapta biriken paralar, dürüst olarak nemalandırılmamıştır. Şimdi, 38 aya varan bir konsolidasyon söz konusudur; yani "bunu defaten ödeyemiyoruz, ancak 2006 yılı haziran ayına kadar tasfiye edeceğiz" diyorsunuz. Bu, çalışan kesimden alınan içborçların tasfiyesi ve takvimlenmesi, konsolidasyonu olayıdır. Acaba, siz, AKP olarak, diğer borçları da konsolide etmeyi düşünüyor musunuz? Böyle bir konsolidasyonu gerçekleştirme gücünüz var mı? Yoksa, her zaman olduğu gibi, sizin iktidarınızda da paranın gücü, emeğin gücüne galip mi gelecek?!
Değerli arkadaşlarım, 3 Kasımdan önce bu belgelere yansıyan yazılı metinlere sadık kalmanız gerektiğini ve çalışanların haklarını geri verirken de, söyleminizle değil, gerçekten, adalete, hakkaniyete ve hukuka uygun olarak tasfiyenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Bizim, o doğrultudaki bazı düzenlemelerimizde, önerilerimizde, bu tasarıdaki aksaklıkları gidermekten öte, engelleme gibi hiçbir düşüncemiz yok. Gerçekten -Sayın Bakan söyledi- TİSK, Türk-İş, DİSK, Hak-İş, KESK, Kamu-Sen, Memur-Sen, BASK Genel Başkanları, ilki 8 Ocak, ikincisi 3 Şubat tarihinde bir araya geldiler, bir uzlaşmaya vardılar ve bunun bir an evvel tasfiye edilmesinin yararlı olacağını söylediler. Doğrudur; biz de katılıyoruz; ama, 38 aya varan böylesi bir takvimleme söz konusu olduğunda düşünmeniz gereken nokta şudur: Sendikaların, konfederasyonların genel başkanları ve yöneticilerinin, zararın neresinden dönersen kârdır, yarın bu para da Konut Edindirme Fonu kaynakları gibi iç edilebilir, 1960'lı yıllardaki hazine bonoları gibi yok edilebilir, hükümsüz hale gelebilir, MEYAK gibi ortadan kaldırılabilir kaygısı ve korkusu içerisinde, hiç olmazsa bunları kurtaralım mantığı içerisinde Sayın Bakana ve bu hükümete evet demelerini...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Çetin.
İZZET ÇETİN (Devamla)...bir uzlaşma, bu tasfiyeyi de hakkaniyet ölçülerine uygun bir tasfiye olarak değerlendirmek, herhalde mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, hesaplara giren çıkan rakamların miktarları belli; nemalandırma doğru dürüst yapılmamıştır; piyasadan yüzde 55'le borç alırken, devlet borçlarını yüzde 55'le, 60'la çevirirken, TÜFE + 5 uygulaması adaletli değildir. Çalışanlara TÜFE + 5 uygulanıyor ise, içborçlara da çıktığınız zaman TÜFE + 5'le borç alabilmeniz ancak adalet ölçüsüne uygun olabilir. Bu mümkün olmadığına göre "içborçların bir kısmını yüzde 55'le alırım, bir kısmını yüzde 35'le zamana yayarım" anlayışı, gerçekten, sizleri rahatsız etmeli.
Değerli arkadaşlarım, yine, Oğuz Hocamızın açıklamasını, konuşmacı arkadaşım zannediyorum yanlış değerlendirdi. Rakamlar burada; TÜFE'ye göre değerlendirsek bu miktar nereye kadar varır idi, hazine bonolarıyla, içborç senetleriyle değerlendirilse nereye yükselir idi; bunların hepsinin hesabı yapıldı ve rakamlar bugün itibariyle verilen rakamlardır. Elbette 38 ay sonra varılacak miktarın hesabı da ayrıca rakam rakam yapılmıştır; o da 20 katrilyona -hangi yöntemle değerlendirirseniz değerlendirin- varacaktır. Ancak, içborç senetlerine uygulanan faiz oranları -bu 38 aydaki bölümü kastetmiyorum- bugüne kadar uygulanmış olsa idi, çalışanların hesaplarında birikecek nema ve anapara toplamı bugün 30 katrilyon 16 trilyon lira olacak idi; TÜFE'ye göre nemalandırılsa idi, 11 katrilyon 992 trilyon olacaktı; mevduat faizi uygulansa idi, 17 katrilyon 500 trilyon olacak idi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kesildi)
İZZET ÇETİN (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 24 Nisan 2003