Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 116. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Temmuz 2004 · 1.407 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 15 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.407 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 15 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-07-15-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının geçici 6 ncı maddesi hakkında Grubumuz ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, maddeye bakıldığı zaman, bir satırlık, bir cümlelik bir madde gibi gözüküyor. "5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimler iki yıl içinde tasfiye edilir." 5 inci maddenin (l) fıkrası: "Kamu kurum ve kuruluşları, kanunlarla kendilerine açıkça görev olarak verilmeyen ve kuruluşun amacıyla doğrudan ilgili olmayan alanlarda işletme kuramaz, mal ve hizmet üretimi yapamaz, bu amaçla personel, bina, araç, gereç ve kaynak tahsis edemez."
Niçin konulmuş bu hüküm; gerekçeye bir bakalım, gerekçede deniliyor ki: "5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet üretimi yapan birimlerin iki yıl içinde tasfiye edilmesi öngörülmekte."
Nedir bu aykırı hizmetler değerli arkadaşlarım; bu düzenleme, büyük ölçekte, devlet memurlarının çalıştıkları kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine sundukları sosyal imkânlar ile çeşitli sosyal amaçlı kamu hizmetlerinin tasfiye edilmesinin yolunu açmaktadır. Bu maddeyle, hem merkezî yönetimin hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel yönetimlerin kamu hizmeti yapmaları âdeta yasaklanmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının sundukları hizmetlerin özelleştirilmesi bu düzenlemeyle zorunlu hale gelmektedir. Bu düzenleme sonucunda, devlet memurları, çocuklarını kendi kurum ve kuruluşlarındaki kreşler yerine özel sektöre ait kreşlere göndermek zorunda kalacaklardır; hangi maaşla, nasıl gönderecekler?!
Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesisler bu düzenlemeyle ortadan kaldırılacak ve devlet memurlarımız, aldıkları son derece düşük maaşlarla kısa süreli de olsa yaptıkları tatil imkânlarından vazgeçmek zorunda kalacaklar, daha doğrusu bu imkânı kaybedecekler. Oldukça düşük maaşlarla, yoksulluk sınırının çok altında maaşlarla görev yapmaya ve geçinmeye çalışan kamu görevlilerimiz, bu düzenleme sonucunda, aynı zamanda çalışma motivasyonlarını da kaybedecekler. Zaten, toplumsal itibarı iyice zedelenen devlet memurluğu bu düzenlemeyle iyice gözden düşecek ve siz de, AKP olarak, kamudaki kurum ve kuruluşların tasfiye edilmesinden sonra kamuda nitelikli devlet memuru kalmayacak ve ardından, kamu hizmetlerinin ucuz, kaliteli ve zamanında verilmesi esastır; hizmetlerin özel ya da kamu kesimince verilmesinin bir önemi yoktur diyebileceksiniz; ama, bu düzenlemelerden sonra kamu kurum ve kuruluşlarında nitelikli işgücünü, nitelikli kamu personelini bulmanızın olanağı kalmayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, çok net olarak söylüyorum, bu maddeyle, piyasa adına devlet, yani, sosyal devlet yasayla yasaklanmaktadır. Yani, bunun çok açık deyimi, bu geçici 6 ncı maddeyle, Türkiye Cumhuriyeti, sosyal devlet olma özelliğini yitirecektir. Başlıca kamu görevlerini yerel yönetimlere bırakan ve bunların görev alanını merkezî yönetimin her türlü karışmasından özenle uzak tutan tasarı, yalnızca merkezî yönetim için değil, aynı zamanda yerel yönetimler için de bir mutlak yasak ile bir mutlak serbestlik öngörmektedir. Mutlak yasak, bu tasarı, merkezî yönetimi, hem de pek çok görev ve yetki devrettiği yerel yönetimleri hizmet görme yetkisi bakımından yasaklamaktadır.
Biraz evvel okuduk, 5 inci maddenin (l) fıkrası, kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunlarla kendilerine açıkça görev olarak verilmeyen alanlarda işletme kuramayacağını, mal ve hizmet üretemeyeceğini, bu amaçla personel istihdam edemeyeceğini, bina, araç gereç alamayacağını öngörüyor.
Tasarı, tüm kamu dünyasını piyasa lehine yasaklara bağladıktan sonra, bir de merkezî yönetimi yerel yönetimler lehine yasaklara bağlıyor. Madde 9'un son paragrafındaki hükümle, merkezî yönetim, yerel yönetimlerin görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren konularda çıkaracağı tüzük, yönetmeliklerle mahallî idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, yerel hizmetleri zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı hükümler koymaktan men edilmiştir.
Merkezî idare birimleri, yerel yönetimlerin sorumluluk alanlarına giren konularda örgütlenemeyecek, doğrudan ihale ve harcama yapamayacaktır.
Merkezî idare yatırımları, ilgili bakanlık uygun görürse, yerel yönetimler eliyle yapılabilecektir. Bu durumda, yatırımın ödeneği ilgili yerel yönetime aktarılacak, kaynak yerel yönetim birimince kullanılacak, böylece, harcama usulünde, merkezin değil yerel yönetimin bağlı olduğu kurallar geçerli kılınacaktır.
Mutlak serbestlik de şudur: Devlet, merkezî ve yerel düzeylerde piyasa lehine, merkezde yerel yönetimler lehine yasaklandıktan sonra, tüm kamu sistemine, hizmetleri görme bakımından bir özgürlük getirilmektedir. Bu özgürlük, hem merkezî yönetimleri hem yerel yönetimleri, yürütmekle yükümlü oldukları hizmetleri özel sektöre devretme bakımından -yerli ve yabancı- tam yetkili kılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, tasarının, yine, 11 inci maddesine de dönmek gerekir; ona zamanımın darlığı nedeniyle girmeyeceğim. Getirilen düzenlemenin mutlak serbestlik olarak nitelenmesi aşırı bir yorum olarak değerlendirilebilir belki; ama, cümle sonundaki "gördürebilir" kavramı nedeniyle eleştirel de yaklaşılabilir. Bu açıdan kamu kurum ve kuruluşlarına takdir yetkisi tanındığı ileri sürülebilir. Ne var ki, sahip olduğumuz deneyim, bu yönde olası bir eleştiriyi geçersiz kılmaktadır.
Merkezî ve yerel kamu kurumlarında özelleştirme politikası 1980'li yılların ikinci yarısında başladı. Geçtiğimiz haftalarda yasalaştırdığımız Belediye Kanunuyla, belediyelerimize, yerel yönetimlere yeni borçlanma imkânları da getirdik. Özellikle 1980'li yılların sonlarına doğru, yerel yönetimlerin Hazine garantili dışborç almalarıyla başlayan borçlanma politikaları, bu düzenlemelerden sonra, özellikle yerel yönetimlerle ilgili tasarıların yasalaşmasından sonra daha da yaygınlaşacak ve kamu kurum ve kuruluşları mal ve hizmet üretemeyeceği için, yerel yönetimlerde de kaynaklar kıt olduğu için, ister istemez, borç sarmalı yeniden ve hızlanarak artacaktır. Bugün, Türkiye'nin anasorunlarının başında borç sorunu gelmektedir.
Şimdi, siz, kamuyu, devleti sosyal devlet olma niteliğinden uzaklaştırırsanız, kamu kurum ve kuruluşlarını mal ve hizmet üretmekten menederseniz, kıt kaynaklarıyla bu hizmetleri zor da olsa yürüten devleti sosyal devlet olma özelliğinden hızla uzaklaştırırsanız, gerçekten, yurttaşın devlete olan saygısını tamamen ortadan kaldırırsınız.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısına, Türkiye'nin üç yıldan bu yana en önemli gündem maddelerinden biri olan kamu ihale yöntemi açısından da bakmak gerekir. Üç yıldan bu yana Türkiye'nin gündeminde olan önemli konulardan biri de, kamu ihale sistemi düzenlemeleridir. Kamu ihale sistemi, bir yandan Dünya Ticaret Örgütünün kamu alımlarıyla ilgili liberalizasyon kararları, bir yandan Dünya Bankası ve IMF anlaşmalarında yer alan koşullar, bir yandan da Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesi koşulları içerisinde yer alan en önemli küresel başlıklardan biridir. Yerli ve yabancı yatırımcılar ve satıcılar arasında hiçbir farklılığın bırakılmadığı bir ortamda, hem merkezî hem de yerel kamu hizmetleri -ihaleden imtiyaza- çeşitli yöntemlerle özelleştirilmek istenmektedir. Bunlar, kamu kesimini özel kesim adına yasaklama ve kamu hizmetlerini piyasaya devretme hükümleridir. Taslağın özünü oluşturan ikinci özellik, sosyal devlet yerine düzenleyici devlet sistemi oluşturma özelliği, bu hükümlerle somutlaşmaktadır. Kurulan mekanizma, geniş görev ve kaynaklara kavuşan yerel yönetimleri, bu görev ve kaynakları, yerli ya da yabancı sermaye kesimlerine aktarma istasyonu olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, bu tasarı, yerel yönetimleri güçlendirme tasarısı değil, yerelleştirme yoluyla özelleştirmenin ta kendisi olarak tanımlanabilir.
Değerli arkadaşlarım, bu madde, gerçekten, bir cümleden ibaret; ama, Türkiye'de üretim ilişkilerini de kökten değiştiren bir düzenleme. Hatırlayınız, 1950'lerden bu yana, kamuyu küçültme özel sektörü büyütme adına kamu kaynaklarını alabildiğine özel sektöre açmış olmamıza rağmen, üretimin ne kadar kısıtlı olduğu ortada.
Bugün, ülkemizdeki borç sarmalından kurtulabilmenin yegâne yolu üretimden geçmektedir. Özel sektör, henüz üretimde istenilen noktaya gelememiştir; elli-ellibeş yıldan bu yana, her türlü teşvikin, her türlü kolaylığın, her türlü imtiyazın tanınmış olmasına rağmen, hâlâ, büyük bir bölümü kayıtdışı alanda faaliyetini sürdürmektedir. Kayıtlı olan dürüst ve namuslu işadamları, bugün, uygulanan yöntemlerden ve devletin özellikle rekabet ortamına müdahale edememesinden, haksız rekabeti engelleyememesinden dolayı, tezgâhlarını tutup yurtdışına çıkarmıştır. Bugün, Türkî cumhuriyetlerde, Balkanlarda... İşte, daha dün içinize karışan arkadaşımız, Adana'daki yatırımlarını Suriye'ye, Irak'a yahut da başka ülkelere taşıyacağını söyleyebilmektedir.
Şimdi, böyle bir özel sektöre siz nasıl güvenerek kamu hizmeti ürettirebileceksiniz?!
Değerli arkadaşlarım, hiçbir denemesi olmadan, kamu yönetimini bir bütün olarak peş peşe ABD'nin, IMF'nin, Dünya Bankasının, Dünya Ticaret Örgütünün istemlerine uygun olarak değiştirirseniz ve hizmetleri parası olana sunarsanız ya da değişik bir söylemle, daha doğru söylemle, vatandaşı, yurttaşı müşteri olarak görür ve o şekilde algılarsanız, Türkiye'nin, gerçekten, bugün var olan huzuru da önümüzdeki birkaç yıl içerisinde kalmaz.
Maddede, iki yıl içerisinde tasfiye öngörülmektedir. Bu 2 yıllık süre, yeterli bir süre olmadığı gibi, bu düzenleme, doğru bir düzenleme de değildir. Türkiye, gerçekten en hızlı kalkınma dönemini karma ekonominin uygulandığı devlet ve özel sektörün yan yana yürüyebildiği, birbirini besleyebildiği; işverenlerin, vergisini vererek; kamunun da o vergileri dürüstçe kullanmasıyla yaptığı yatırımlarla kalkınmasını sağlayabildiğini hepiniz hatırlarsınız. En hızlı kalkınma dönemimiz, en yoksul olduğumuz 1923-1940 yılları arasıdır; dünya ekonomik krizlerine rağmen o dönemdedir en hızlı kalkınma.
Kalkınma, üretimle olur; kamu kurum ve kuruluşlarını, Balıkesir-SEKA örneğinde olduğu gibi, yandaşlara peşkeş çekerek yapılamaz.
Bakınız, bugün, kamu kuruluşlarını bilerek üretimden koparıyorsunuz Akdeniz-SEKA, onaltı aydan bu yana üretimden koparılmıştır. Daha bugün araştırdım, öğrenmeye çalıştım; ürete-memesinin tek nedeni, Orman Bakanlığının kendisine hammadde olarak odun vermemesi "13 trilyonluk borcu var" diye kaynak aktarmamasıdır. Onaltı aydan bu yana işçisi de memuru da çalışmadan maaş almaktadır. O işçi ve memurlardan bugün gelenler oldu; gerçekten üzüntü içerisindeler "biz üretim yapamıyoruz" diyorlar. Giderek üretimden koparıyorsunuz Türkiye'yi.
Bu madde, kamu hizmetlerini de durdurma maddesidir. O nedenle, bu maddenin bu tasarıdan çekilmesi gerekir. Bu maddenin yürürlüğe girmesi halinde, Türkiye -üzülerek söylüyorum- var olan kamu hizmetini de sunamayacak, o olanakları da elinden yitirecek, bu nedenle de bölgelerarası eşitsizlikler, kişiler arasında gelir dağılımındaki farklılıklar daha da derinleşecek, halkımız daha da yoksullaşacak; çokuluslu şirketler ve bugün vergiden kaçınan, vergi vermekten imtina eden, yatırımlarını yurtdışına kaçıran işverenler ya da özel kesim daha da büyük çıkarlar sağlayacaktır. Olan, yine yurttaşa olacaktır; olan, yine devlete olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 15 Temmuz 2004