İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 41. BİRLEŞİM · PAZAR

2005 mali yılı bütçe kan.tas. ( 11 inci tur görüşmelerinde ) sağlık bakanlığı,çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı

İzzet Çetin

Kocaeli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 41. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Aralık 2004 · 1.025 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

İzzet Çetin (CHP), 26 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. ( 11 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) SAĞLIK BAKANLIĞI,ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI); konuşma 1.025 kelime.

İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. ( 11 inci tur görüşmelerinde ) sağlık bakanlığı,çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 41. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2004-12-26-2005-mali-yili-butce-kan-tas-11-inci-tur-gorusmelerinde-saglik-ba (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2005 yılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, çalışma ilişkilerini düzenleyen ve denetleyen en önemli kamu kurumumuz. Çalışanların sosyal güvenlik olanaklarını sağlamak ve yaygınlaştırmak, Bakanlığın temel görevlerinden; ancak, 1980'lerden günümüze kadar geçen süre içerisinde kamuyu dışlama ve esnekleştirme çalışmalarından, çabalarından, Çalışma Bakanlığı da yeteri kadar nasibini aldı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının örgütsel yapısı üzerindeki köklü değişimler, 4947 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunuyla yapıldı. Bu kanunla, kurumun ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, çalışana, emeğe, emekçiye ve dolayısıyla AKP'nin emek kesimine bakış açısı da son derece somut olarak ortaya konuldu.

4947 sayılı Kanun ana hizmet birimleri açısından incelendiğinde, Çalışma Bakanlığı bünyesindeki İşçi Sağlığı Daire Başkanlığının adı "İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü" olarak değiştirildi. Yeni yasayla, işçi sağlığı, yerini iş sağlığına terk etti. Daha önce daire başkanlığı düzeyinde önemsenen konu da bir alt düzeye yerini terk etti.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı için, artık, önemli olan işçinin sağlığı ve güvenliği değil, işin, yani, üretimin sağlığı ve güvenliğidir. Bu küçük kavram değişikliği, devlet anlayışındaki değişimi yansıtması açısından son derece önemlidir.

Bu anlayış değişikliğinin somut ve acı sonucunu -üzülerek ifade ediyorum- hepimizin yüreğini yaralayan, Sayın Bakanımızın da memleketi olan Küre'de 9 Eylül 2004 tarihindeki kazada yaşadık. Hiçbir güvenlik önlemi alınmadı, hiçbir işçi sağlığı önlemi alınmadı, amaç, sadece kârdı ve o işletmede 19 işçi bile bile ölüme terk edildi. Bu konuda sendikaların yapmış olduğu açıklamalara bir bakıldığı zaman -tabiî, daha önce Eti Holdinge ait olan işletme, STFA tarafından işletilmeye başlanmıştı- sendikalar bu konuda "özelleştirmeler sonucunda özel sektörün eline geçen işletmeler, kâr amacına odaklandığı için, kamu yararı ile işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerine gerektiği gibi önem verilmediğinden, Kastamonu'daki yangın bunun birçok örneklerinden sadece biri" demektedirler.

Gerçekten, değerli arkadaşlarım, Bakanlık bünyesinde sadece işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunun ya da işçi sağlığının işyeri sağlığına dönüştürülmesi değil, kurumun bağlı ve ilgili pek çok kuruluşunun altında köklü değişim gerçekleştirildi; ama, bu değişimlerin menşei, ne yazık ki, yerli değişiklikler değil. Biraz sonra o konuya değineceğim.

Bir başka önemli konu, bakanlık içerisindeki Personel Daire Başkanlığının adı "İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı" olarak değiştirildi. Bu birim, kamu yönetiminde, kamu çalışanlarının istihdamında esnekliğin kuramsallaşmasını simgelemektedir. Kendi çalışanları üzerinde esneklik politikaları uygulayan bir bakanlığın -geçtiğimiz yıl 4857 sayılı Yasayla- çalışma yaşamına esnekliğin bütün koşulları girmiş ve bugün işçiler, çalışanlar, işsizler o esnek çalışma koşullarında Ortaçağın çalışma ilişkileri ve çalışma ortamında çalışıyor ise, bu ilişkileri koruyacak, geliştirecek bakanlık ne yapabilir! Kendi bakanlığı bünyesinde bile esneklikten çalışanını koruyamayan bir bakanlıktan daha fazlasını beklemek biraz hayalcilik olur.

Değerli arkadaşlarım 59 uncu hükümetin yapmaya çalıştığı sözde bir reform, üzerinde durulması gereken bir reform da sosyal güvenlik reformudur. Hazineden sorumlu Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde açıklama yaptı, 30 Ekim tarihinde yaptığı bir basın açıklamasında reformun kendilerinin ürünü olduğunu söyledi; ama, 15 Aralığa geldiğinde de, basında -kamuoyu da herhalde ilgiyle izledi- IMF'nin 10 milyar dolarlık kredi, stand-by anlaşması önkoşulunun sosyal güvenlik reformu ve Bankacılık Yasası olduğunu, yine, Hazineden sorumlu Sayın Bakanımız açıkladı.

Yine basında, bu sosyal güvenlik reformunun olumsuz propagandaları yapılırken, Bakan, pek çok konuya değindi. Ben bunlara girmeyeceğim; ama, sosyal güvenlik reformunun altında IMF ve Dünya Bankası uzmanlarının, özellikle geçtiğimiz yaz başında çalıştıkları ve hazırladıkları "beyaz rapor" olduğunu tüm kamuoyuna duyurmak istiyorum.

Dünya Bankası, bizim gibi ülkelerde, yıllardır, sermaye yanlısı politikalarını bir reform olarak bize dayatıyor; emeğiyle var olan, üreten ve çalışan kesimleri fakirleştiriyor, eşitsizlikleri derinleştiriyor, ardından da bu ülkelere yoksullukla mücadele programları önererek, sanki, gelişmekte olan ülkeleri kolluyormuş gibi bir havanın altına giriyor.

Sosyal güvenlik reformunun altında yatan ana gerçek, Dünya Bankasıdır ve 1997 yılında, bir borsa şirketi olan Global'in 1978-1980 yıllarında faşist Pinochet Hükümetine Şili'de Çalışma Bakanlığı yapan Jose Pinera'yı Türkiye'ye getirdiğinde, Pinera, Türkiye'ye bu modeli önerdi. Şili modelidir bunun adı. Bu model, Şili'de uygulandı, pek çok azgelişmiş ülkeye dayatıldı ve Dünya Bankası Jose Pinera'ya bunun karşılığında 2 000 000 dolar ödül verdi. Bu ödülledir ki, bizim Global Şirketi de Türkiye'ye getirdi ve bu sosyal güvenlik reformunu bugün AKP Hükümeti getirip Türkiye'nin gündemine, bizim çalışmamızdır diye dayatmaya çalışıyor. Bu, Meclis gündemine geldiğinde konu üzerinde ayrıntılarıyla konuşacağız.

Değerli arkadaşlarım, ben SSK sağlık kuruluşlarının Sağlık Bakanlığına devri konusuna, arkadaşlarım girdiği için değinmeyeceğim. Öyle zannediyorum ki, önümüzdeki hafta bunu Meclisin gündemine getireceksiniz. O zaman ayrıntılarıyla bu konuyu görüşeceğiz.

Bir kez daha söylüyorum -bir cümleyle bu konuyu geçmek istiyorum- Burada amaçlanan, SSK sağlık kuruluşlarının Sağlık Bakanlığına devri değil. Her ikisi de aynı hükümetin bakanlığı. Kaldı ki, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızın da bu konuda çekincelerini açıkladığını biliyoruz; ama, burada geçtiğimiz temmuz ayında verilen yetkiye dayanılarak bu kuruluşlar Sağlık Bakanlığına devredilirken, amaçlanan, sağlık hizmetlerinin tek elden planlanması, yürütülmesi görevi değil, kamu sağlık kuruluşlarının tek elden pazarlanmasıdır. Bu pazarlamayı da en iyi yapacak Sağlık Bakanlığı olduğu için, o yetki ona daha önce verildiği için, böylesi bir uygulamanın içine giriliyor.

Değerli arkadaşlarım, çalışma yaşamı çok dinamik bir alan, gerçekten, hak ihlallerinin doruğa vardığı bir alan. Bu konuda, Sayın Bakanımız, bütçe konuşmasında, son iki yıl içerisinde Türkiye'nin ILO çalışmalarında kara listeye alınmadığını övünerek söylüyor; haklıdır; eğer, Türkiye son iki yılda kara listeye alınmamışsa, bu, hak ihlallerinin olmadığından değil, Türkiye'nin son birkaç yıldan bu yana hızlı bir demokratikleşme süreci yaşamış olmasının yarattığı olumlu havadır. Hak ihlalleri sendikalar tarafından kara kitap haline getirilmiştir ve bu kitap Sayın Bakanımızda da vardır. Acaba bu kitap hakkında ne yaptı?

Değerli arkadaşlarım, bakınız, ben size birkaç hak ihlalini, zaman darlığı nedeniyle çok kısa olarak söyleyeceğim. Çukurova Sanayi İşletmesi biliyorsunuz, Turkcell'in, Show-TV'nin, SKY-TV'nin sahibi olduğu Karamehmetlerin fabrikasıdır; 2000 yılından beri işçilerin ücret ve ikramiye alacakları düzensiz ödeniyor. 2003 Ekim ayında ekonomik kriz bahanesiyle 470 işçi işten çıkarılıyor, kalan 1 300 işçi, 16 şubatta, sözümona ücretsiz izne gönderiliyor. Ne sigorta primleri yatırılıyor ne ücretleri, ne sosyal hakları; hiçbir hakları ödenmiyor, işçiler ayakta; daha sonra, geçimlerini sağlamak için, Visa kartı Yapı Kredi Bankasından ayarlanıyor sendikayla, bu sefer de işçilerin evlerine, eşyalarına haciz gelmeye başlıyor ve Çalışma Bakanlığının bu konuda ne yaptığını gerçekten merak ediyorum. Yani, Çukurova Holdingin sahipleri, çıkar grupları, büyük medya patronlarına, hükümetiniz döneminde, hiçbir şey yapılmayacak mı?!

Yine, aynı şekilde, yanıbaşımızda Hema Dişli Fabrikasında 650 işçi işi bırakıyor; direniyor, dönüyor, bir daha çalışıyor. Yıllardan bu yana, doğru dürüst, ücret alacağını tahsil edemiyor. Bakanlığın müfettişleri ne yapıyor?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

50 konuşma daha · 26 Aralık 2004

50 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook