İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 81. BİRLEŞİM · SALI

Çalışma saatleri ve konuları hk.

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili · Bağımsız

Genel Kurul, 81. Birleşim · 2. yasama yılı · 25 Mart 2008 · 1.318 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç (Bağımsız), 25 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 1.318 kelime.

Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2008-03-25-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Danışma Kurulu… Aşağı yukarı yedi aya yakın bir süredir burada görev yapıyoruz, bu yedi aya yakın, İç Tüzük her hafta iki saat sorulara yer ayrılmasını öngördüğü hâlde, maalesef, çarşamba günü daha şimdiye kadar soru sorulduğunu görmedim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye bir çiftlik gibi yönetiliyor. Bakın, biraz önce Başbakanlığın önergesi okundu. Bu nedir? Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül keyfi estiği zaman yakınlarını uçaklara dolduruyorlar, getiriyorlar, devletin hem uçaklarından yararlandırıyorlar hem devlet paralarını veriyorlar hem de bunlara harcırah veriyorlar. Gördünüz işte, bir yere gitti, 10 tane milletvekilini yanında getiriyor. Hakkın var mı buna kardeşim? Her birisine günde 200 dolar harcırah veriyorsun, bir de eşlerini getirirsen onlara ayrıca harcırah veriyorsun; otel parasını veriyorsun, yiyecek parasını veriyorsun. Giderlerse, bunlar kendi ceplerinden gitsinler.

Bir bakan da Suudi Arabistan’a gitmiş, yine 7-8 tane milletvekilini de takmış götürmüş. Hacca gideceksen kendi paranla git kardeşim, benim paramla niye gidiyorsun yahu? Niye benim paramla gidiyorsun?

Böyle devlet yönetilmez beyler. Bu, devleti çiftlik gibi yönetmek demektir. Bu, çiftlik gibi devleti yönetenlerin sonu da felakettir, onu bilesiniz. Burada, gün gelecek, bunların hesapları sorulacak size. Bu milletin parasını yiyemezsiniz. Bu memleketin paralarını yiyip de 340 milletvekilinin parmağına güvenerek aklanamazsınız. Bu 340 milletvekilinin yarın bu salonda olmayacağını da bilmenizi istiyorum.

Türkiye bir huzursuzluk memleketi hâline geldi, insanlar güvensizlik hâline geldi. İsmet Paşa’nın zamanında dediği gibi “Eşkıyanın gece ne yapacağı belli değil.” Bir bakıyorsunuz, efendim, gece yarıları sabaha kadar- bu ülkenin en saygın insanları, evlerine baskın yapılıp alınıyor. Böyle mi bu devleti yönetmek? Soruyorum size: Siz, demokrasiden, insan haklarından bahsediyorsunuz. Yani sizin bahsettiğiniz demokrasi ve insan hakları sırf… Siz, bu memlekete, laik düzeni yıkıp da yerine kendi kafanızda geçen şeriat düzenini getirmeye yönelik demokrasi mi istiyorsunuz? Böyle bir anlayış biçimi olur mu sayın milletvekilleri?

Anayasa Mahkemesine dava açılmış. Birileri diyor ki: “Benim ismimin o dava iddianamesinde yer alması bana şeref kazandırır.” İddianame ne? İddianamedeki o iddiaları… Aslında insanlar sorumluluk taşıyan insanlar olması hâlinde, o iddialar karşısında, toplum içine çıkamazlar.

Birileri diyor ki: “Bizim tarlamıza oy bereketi yağdırır.” Yahu beyler, efendiler, bu milleti bu kadar mı idrakten, akıldan, izandan yoksun gibi kabul ediyorsunuz? Öyle gün gelir ki, atın size attığı çiftenin çiftesi size isabet etmedi ama, bu milletin attığı çifte çok isabetli yerinize isabet eder, onu da bilesiniz. O bakımdan, böyle, milleti hiçbir şeyden anlamıyor gibi, ondan sonra, ben istediğim gibi konuşurum düşüncesiyle hareket edip de halkın karşısına çıkıp halkı küçük düşürmeyin. Halk biliyor ama… Tabii, geçmişte, işte 22 Temmuzda biraz aldandı. Biraz değil tam aldandı. Ben, İznik’e gitmiştim, orada bir çevre komisyonu toplantısına katıldım. Bir benzinlikten benzin alıyorum. İki parmağı yok, esmer bir vatandaş geldi benim yanıma, dedi ki: “Sayın Milletvekilim, ben bu memlekette çobanlık yapıyordum, o kadar rahat biçimdeydim ki ama bu son zamanlarda bu memlekette çobanlık yapmayı dahi onuruma yediremiyorum.” Bu memleketi o duruma düşürdünüz. Yani yönetiminizle bu memleketi bu duruma getirdiniz.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün konuşmalarını alıyorsunuz. Yahu, iktidar partisi konuşmaz ki kardeşim! İktidar partisi icraat yapar. Şimdi, getirdiniz Sosyal Sigortalar Kanunu’nu. Ben gittim söz istedim, bütün sözler kapatılmış! Yani, Türkiye’nin bu kadar bütün insan kesimlerini ilgilendirdiği bu kanunun üzerinde muhalefet milletvekillerini konuşturmamak size ne kazandırıyor? Sizin amacınız burada ülke, millet yararına kanun çıkarmak mı, yoksa her şeyi milletin gözünden kaçırarak kendi istediğiniz o dikta rejimi benzeri birtakım uygulamalarla bu memlekette gerçekleri gizlemek mi istiyorsunuz? Böyle bir yönetim olmaz bu yerde. Geçmişte sizin bu tutanakları, bu memlekette, bu kürsülerde yapılan konuşmaları buraya getirsek, gerçekten burada oturamazsınız.

Sayın milletvekilleri, şimdi burada Parlamenteriz. Biz buraya niye geldik? Burada yasaların usulüne göre çıkıp çıkmadığını denetlememiz gerekiyor. Getirdiğiniz kanunları gördük. Mesela, bir vergi kanunu; yani çok önemli de onun için… Vergi kanunlarıyla kimi affettiniz? Kendi yandaşlarını. Çünkü, yani adam, davası varsa Maliye Bakanlığı uzlaşma komisyonuna gidecek ve Danıştaydan karar da çıkmışsa, bildiği hâlde birisine tebliğ etmemişse, adamın, farz edelim 100 trilyon borcu varsa “Gel anlaşalım.” diyecek. Yani adam zaten 100 trilyonu ödeyecek. Ondan sonra o ne kadar az öderse… Onun hesabı bu. Yani getirdiğiniz kanunlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarının menfaatine uygun kanunlar değil. Bu kanunla bu memlekete sıkıntı getiriyorsunuz, suistimal getiriyorsunuz, soygun getiriyorsunuz. İşte, geçmiş dönemde getirdiğiniz 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim Kanunu’yla da denetimi kaldırdınız. Denetimin olmadığı bir memlekette hangi kişi dürüst çalışır?

İşte, bugünkü gibi, bakanlarınız, başbakanlarınız, kafalarına estiği gün kendi yandaşlarını devletin parasıyla istedikleri gibi gezmeye götürüyorlar. Bu, denetimsizliktir. Eğer, Anayasa’nın 82’nci maddesine göre, burada yapılan böyle bir uygulamada, bu salonda “Arkadaş, sen, 10 tane kendi yandaşını, partili milletvekillerini götürüp de Avrupalarda, Amerikalarda yedirip içiremezsin, ben bunun parasını sana verdirtmem devlet hazinesinden” denilse, kimse götüremez. Hele bazı milletvekilleri de bazıları da kendi çoluk çocuğunu dolduruyorlar. İşte, keyiflerine geldiği zaman uçağa doldur Amerika’lara götür gezdir, Suudi Arabistan’a götür gezdir, Dubai’ye götür gezdir.

Şimdi, bu arada bir şey öğrenmek istiyorum kim yetkiliyse eğer. Bu Anayasa Mahkemesi Başkanı bu sırada neden birdenbire Dubai’ye gitti? Niye gittiğini ben öğrenmek istiyorum. Şimdi Anayasa Mahkemesinin gündeminde hayati, Türkiye'nin rejimiyle ilgili iki tane önemli dava varken bunlar neden bırakıldı, niye gidildi?

Şimdi, Türkiye’de olsa kiminle görüştüğü belli olur. Ama Dubai’ye gidince orada kimlerle görüşüyor? Ben bir milletvekili olarak bunu bilmek zorundayım. Bu kritik dava öncesinde acaba neden yurt dışına böyle bir seyahat öngörülüyor? Kaç gün kaldı orada, kimlerle görüştü? Ben bilmek istiyorum, bunlar bizim doğal hakkımız.

Bakın, 3 Kasım seçimlerinde yapılan büyük bir seçim hilesi konusunda Yüksek Seçim Kuruluna biz dava açtık o zaman. Davalarımızın tam görüşüleceği zaman Yüksek Seçim Kurulu Başkanı birden ortadan kayboldu “Efendim, ben yoğunluktan bıktım.” dedi. Sonra baktık ki Antalya’da yatlarda geziyor! Şimdi, devletin belli bir kadrosunda yer alan kişilerin her hareketine dikkat etmesi lazım.

Şimdi, bu Anayasa Mahkemesi Başkanının orada dürüst görev yapacağı konusunda benim ciddi kuşkularım var. Çünkü neden gitti? Bana çıkıp açıklaması lazım. Kaldı ki orada basın takip etmiyor ki kimle görüşüyor, oraya kim davet etti… Bugün basına bir açıklama yapmış: “Daha önceden kararlaştırılmış bir seyahat.” diyor. İyi de yani, bu, bu güne mi rast geldi? Sonra, kimle görüştün? Ben onu öğrenmek istiyorum.

M. NURİ YAMAN (Muş)Ertelesin, ertelesin…

KAMER GENÇ (Devamla)Burada, Türkiye’de çok kritik, mesela yürütmenin durdurulmasıyla ilgili, türbanla ilgili Anayasa değişikliğinde hemen bir karara varılması lazımken neden bu görüşülmüyor?

Tabii, bunları sormak bizim görevimiz. Herkes kendi üzerine aldığı sorumluluğun hesabını vermek zorundadır, insanların kafasında istifham ve şüphe uyandıracak davranışlardan kaçmak zorundadır. Anayasa Mahkemesi gibi çok yüce bir kurumun başında olmak çok onurlu ve soylu bir görevdir, ben onu kabul ediyorum ama oradakilerin de insanların kafasında istifham yaratabilecek davranış içerisinde olmamalarını diliyorum.

İşte, biraz önce arkadaşımız “Efendim, getirilen -yani muhalefet partilerine de şey ediyorum- bastırılarak dağıtılan 125 sıra sayılı Kanun Tasarısı” diyor. Burada çalışan arkadaşa sorduk: “Bastırılarak dağıtılan o 125 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı getir.” dedik, “Efendim, daha gelmedi, bize gelmedi.” dedi. Bastırılmamış daha! Ya, hiç olmazsa şu Meclisin karşısına getirdiğiniz metne de Meclise gösterdiğiniz saygı gereği doğru bir metin yazın, dürüst bir yazılım yazın. Yani daha bastırılmamış, matbaadan çıkmamış bir metni, siz, “Efendim, bastırılarak dağıtılan…” Ee, yalan… Bastırılarak dağıtılmamış! Yani böyle bir şey olur mu?

Sonra, şunu üç gün sonra getirseniz ne olur, basılıp dağıtıldıktan sonra getirseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla)Evet, Sayın Başkan…

BAŞKANBuyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla)Şimdi, soru müessesesini burada işlemez hâle getirdiniz. Geçen hafta, Tokat Tekel fabrikasına İspanya’dan satın alınan makineyle ilgili bir sorum vardı, soru şuydu… Maliye Bakanı o sözleşmeyi imzaladıktan iki gün sonra sözleşmeyi imzalıyor. Sözleşmeyi imzaladıktan iki gün sonra Maliye Bakanının çocuklarının iş yerinde çalışan bir memura 30 bin dolar gidiyor. Bunu bir denetim elemanı tespit ediyor. Ben diyorum ki Sayın Bakan, bu para niye geldi bu senin iş yerinde çalışan bir adama? “Efendim, o denetim elemanı yetkisini aşarak denetim yapmıştır.” diyor. Yahu, sen onu diyeceğine de ki: “Ben bu parayı almadım, benimle ilgisi yok.” Varsa gelin araştıralım diyorum, hakikaten, Maliye Bakanının çocuklarının iş yerinde çalışan kişiye 30 bin dolar gitmiş mi gitmemiş mi? Gitmişse bu parayı almış kime vermiş? Meclis işte bunu araştıracak. Hırsızlıklar böyle önlenebilir. “Yok efendim” diyor “denetim elemanı” diyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 25 Mart 2008

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook