Doğu karadeniz bölgesi hidroelektrik santralleri hakkında
Tunceli Milletvekili · Bağımsız
Genel Kurul, 5. Birleşim · 3. yasama yılı · 14 Ekim 2008 · 1.151 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç (Bağımsız), 14 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ HİDROELEKTRİK SANTRALLERİ HAKKINDA); konuşma 1.151 kelime.
Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “Doğu karadeniz bölgesi hidroelektrik santralleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 5. Birleşim tutanağı, 14 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2008-10-14-dogu-karadeniz-bolgesi-hidroelektrik-santralleri-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Üçüncü yasama yılının bu kürsüye ilk çıkmam dolayısıyla yüce Meclise başarılar diliyorum. Yüce Meclisin çalışmalarının ülkemize ve milletimize iyi sonuçlar doğuracak, ülkemizi kalkındıracak, halkımızın arasındaki barış, sevgi ve mutluluğu artıracak bir performans göstermesini diliyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün, tabii, Tunceli’de, aldığım bir habere göre, bir asker konvoyuna saldırı sonunda 5 tane erimiz yaralanmıştır. Bu, cidden bizi çok büyük bir acıya boğmuştur. Yaralı er kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.
Tabii, Türkiye’nin gündemi terör ve soygun.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bazı arkadaşlarımız burada çıkıyorlar, diyorlar ki: “Bu kanı durduralım.” Bu kan nasıl duracak? Bu kanı durdurmanın tek yolu, silah alıp dağa çıkan insanların silahlarını bırakmasıdır. Bundan başka çare yok çünkü bunun arkasında… Tarihimizi iyi bilelim. Tarihte -tarihimizi iyi incelersek- Batı, Türkiye’nin büyümesini istemiyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin her vesileyle parçalanmasını, ekonomik yönden çökmesini ve böylece, Türkiye’nin o güney ve doğusunu da parçaladıkları, orayı insansızlaştırdıkları zaman, Batı’nın hedefi bellidir. Batı ne yapacaktır? Biliyorsunuz, bütün parlamentolarda Ermeni soykırım tasarıları vardır. Şimdi, bu Ermeni soykırım tasarıları eğer kabul edildiği takdirde, bunun sonucunu da iyi düşünmek lazımdır.
Şimdi, geçen gün Cemil Çiçek burada konuşurken tezkerede “Efendim, bu dağda silahlı mücadele yapanların çoğu sünnetsizdir.” dedi. Yahu, sünnetsizse, kimdense söyle. Her sünnetsizin de bir milliyeti var. Niye bu kadar, sünnetsizleri söylemekten çekiniyorsun.
Şimdi, bakın, Hükûmet buraya çıktığı zaman bazı bilgileri doğru vermesi lazım. Vermiyorlar. Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti sahipsiz bir devlet. Devleti yöneten kişiler bu devlete sahip çıkmıyorlar. Yani ben de bağımsız olmasam, acaba çıkıp da böyle konuşabilir miyim, o da tabii meçhul.
Şimdi, değerli milletvekilleri, şimdi, doğu, güneydoğudaki o hemşehrilerimizin de bilmesi lazım ki, eğer bu, dünya parlamentolarında soykırım tasarıları kabul edildiği takdirde, soykırımın nerede ve nasıl yapıldığı onlar tarafından bellidir. Herhalde soykırım Ege’de yapılmamıştır, Karadeniz’de de yapılmamıştır, Orta Anadolu’da da yapılmamıştır. Nerede yapılmıştır? Doğu Anadolu’da yapılmıştır. Bu Doğu Anadolu’da, işte, Kürt devletini kurmaya çalışan ve silahı alıp da dağa giden o insanlarımıza seslenmek istiyoruz: Eğer oralar insansızlaştırıldığı zaman, herhâlde orada Kürdistan değil, ya Ermenistan ve herkesin de tarihinde bilmesi gereken şey, büyük İsrail projesi vardır. Yani bu işin arkasında ve İsrail’in hedefinde Diyarbakır vardır, Dicle-Fırat sahilleri vardır.
Şimdi, bunları bilmek lazım. Yani gözümüzü kapatarak bu Parlamentoda gerçekleri konuşamıyoruz. Bir AKP Grubu var… Yapın kapalı bir oturum, tarihimizi çıkaralım, buralarda herkes açık açık konuşsun. Neden bu silahlı eylemler devam ediyor? Bu silahlı eylem yapan insanlar “Biz Kürdistan kurmuyoruz, kurmak istemiyoruz.” dediklerine göre silahlı eylemlerin amacı ne değerli milletvekilleri? Silahlı eylemlerin amacı, ulusal bağımsızlık savaşıdır. Ha, onun dışında demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili savaşmak da… O, savaşla olmaz, o, silahla olmaz. O, ancak, işte barışla, işte tartışılarak, insanlar bir araya gelerek doğrudan birleşmekle olur.
Bu gerçekleri kavramamız lazım ama insanlarımız tarihi bilmiyor. Avrupa’nın, Batı’nın karşımıza attığı oyuncaklara maalesef kanıyoruz. Kendi memleketimizde kendi kardeşimizi, kendi kandaşlarımızı… Maalesef birbirimize giriyoruz ve bir türlü uyanamıyoruz. Tabii, bunu uyandıracak Hükûmettir. Hükûmet gidip de…
Geçen gün burada tezkere müzakeresi yapıldığı zaman Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü dedi ki: “Sen 5 Kasımda Bush’la yaptığın konuşmada şunları şunları kabul ettin.” İlgili, Sayın Tayyip Erdoğan da buradaydı. Çıkıp da demedi ki: ”Hayır efendim…”
Şimdi, bu kürsünün bir gücü var arkadaşlar. Eğer, sen, hakikaten Bush’la bu konuşmayı yapmadıysan çık burada de ki: “Arkadaş, ben böyle bir konuşma yapmadım.” Ee, sustuktan sonra demek ki, bu, kabul anlamına geliyor.
Değerli milletvekilleri, yani gerçekten şu memleketimizde o genç genç insanlarımızın, bu memleketimize hayatını veren o asker arkadaşlarımızın, onu asker ocağına, çocuğunu gönderen o yirmi-yirmi iki yaşındaki o gencini gönderen bu insanlarımızın bu kadar ağır bir saldırıya uğramaları bizi üzüyor. Ancak bu saldırının da haklı bir nedeni yok.
Şimdi, burada birtakım insanlar diyorlar ki: “Bu kanı durduralım.” Yahu arkadaşlar, açın burada bir müzakere, bir genel görüşme açın. Nasıl duracak bu kan? Yani eğer… Benim bildiğim kadarıyla, benim kendi kavramama göre bu kanı durdurmanın tek yolu, dağa silah alıp da çıkan insanların, o Doğu Anadolu’daki genç kardeşlerimizin –onlar da bizim kardeşlerimiz, onlar da bizim çocuklarımız- onların bu silahı bırakmasıdır ve bunlar niye bu silaha şey ediyor? Bakın, yani işte bu olay Amerika’nın Kuzey Irak’a gelmesi dolayısıyla patlak verdi ve dolayısıyla onların himayesinde Türkiye parçalanıyor. Yani birileri şunu bilmesi lazım ki -yani tamam bugün Amerika orada- yarın Amerika oradan gidecek. Gittiği zaman bu kan dökülmeleri, bu can vermelerinin bir anlamı da yok, kimseye bir faydası yok. Türkiye hudutları içinde yaşayan insanların da hiçbirisinin -Kürt’ü de olsun Türk’ü olsun veya herhangi bir Arnavut’u, Çerkez’i olsun- bunda bir faydası yok. Bizim Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan tüm vatandaşlarımızın tek bir menfaatimiz var, laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğüdür. Bu Türkiye Cumhuriyeti devleti ne kadar büyürse bu Türkiye hudutları içinde yaşayan bütün vatandaşlarımız burada rahat eder, hem burada rahat eder hem yurt dışında rahat eder.
Şimdi, geçen gün Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nu yazan kişi, yani orada sorumlu olan kişi diyor ki: “Efendim, Türk Hükûmeti daha bize vize konusunda, Türk vatandaşlarının vize konusunda bir öneri getirmedi.” Şu elçiliklere gidin arkadaşlar ya! Orada Türk vatandaşlarının içine düştüğü o utanç verici duruma acaba bu devleti yönetenler, onlar o utancı duymuyorlar mı? Bir de bir vizeye müracaat ediyorsunuz, arkadaş, 80-90 euronuzu alıyor, vermiyor da icabında, günlerce bekletiyor kapıda.
Değerli milletvekilleri, bu Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlığı böyle ucuz olmamalı. Bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlığını koruyacak bu devleti yöneten insanlardır. Şimdi, efendim, Barzani’yle görüşülsün, diyor. Tamam, Abdullah Gül geçen gün diyor ki: “Barzani’yle görüşelim.” Peki sen kimsin? Sen sorumsuz, Cumhurbaşkanlığı mevkiinde oturan insansın. Eğer bunun kararını verecekse siyasi sorumlu olan Hükûmetin vermesi lazım. Böyle yani devletin kuralları allak bullak oluyor. Kimse ne dediğini, ne söylediğini anlamıyor.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bağımsız milletvekili olarak bu şeyleri görünce içim kan ağlıyor. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin bu duruma düşmemesi lazım. Bu devlet büyük bir devlet. Bu devletin büyüklüğü yöneticilerin büyüklüğüyle ortaya çıkar. Yoksa, yani işte gidip de horoz dövüşünü yapmakla yahut da gidip de bıçağa sırtını dayamakla bu devlet büyümez.
Bu devletin ikinci bir sorunu şeffaflık sorunudur değerli milletvekilleri, soygundan arındırma sorunudur.
Şimdi, sizin bugün bir “Deniz Feneri” meselesi çıktı ortaya. Deniz Fenerinde İstanbul’daki bir kişiye 10 milyon euroluk bir para geliyor. Bunlar…
NURETTİN AKMAN (Çankırı)Ne alakası var?
KAMER GENÇ (Devamla)Alakası çok var.
Şimdi bu Meclisin evvela dürüst, şeffaf bir Türkiye’yi ortaya koyması lazım.
Şimdi, Almanya’da bir yargılama yapılmış. 41,5 milyon euro toplanmış. Bu euro gelmiş. Kime gelmiş? İşte Kanal 7’yi kuranların… O Zekeriya Karaman galiba. Zekeriya Karaman kim? Onun oğlu ile Tayyip Erdoğan’ın oğlu bacanak.
Şimdi, arkadaşlar bizde bacanaklığın birbirine bağlılığı vardır. Şimdi, Türk toplumunda kadınlar, maalesef, erkek ailesine pek şefkatli davranmazlar. Yani bunun görünen şeyiyle pek şefkatli değil de hoş görmezler. Mesela kadın, erkek tarafından bir misafir geldiği zaman pek hoş karşılamaz ama kadın, kendi akrabası tarafından geldiği zaman ona evinde bütün imkânlarını ikram eder, işte ekonomik durumu…
Şimdi “Bir bacanağın aldığı 10 milyon eurodan öteki bacanak yararlanmadı.” derseniz olmaz. Bu, Türkiye'nin tabiatına aykırı. Şimdi, bunları açıklayalım, araştıralım.
Alman Mahkemesi diyor ki: “Efendim, bizden dosya istenmedi.” Şimdi, neyi örtüyorsunuz arkadaşlar, neyi örtüyorsunuz? Yani eğer suistimal varsa bunun üzerine gidelim.
Ben şimdi dikkat ediyorum, Türkiye’de birtakım insanlar alışveriş yapıyorlar. E bu paralar nereden geldi? Bunları araştırmamız lazım…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 14 Ekim 2008