Türk vatandaşlığı kanunu tasarısı (s.s.90)
Tunceli Milletvekili · Bağımsız
Genel Kurul, 95. Birleşim · 3. yasama yılı · 28 Mayıs 2009 · 1.219 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç (Bağımsız), 28 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNU TASARISI (S.S.90)); konuşma 1.219 kelime.
Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “Türk vatandaşlığı kanunu tasarısı (s.s.90)”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 28 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-05-28-turk-vatandasligi-kanunu-tasarisi-s-s-90 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu kararının aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Bu arada, Hakkâri’de meydana gelen elim olayda hayatını kaybeden, şehit olan askerlerimizin ailelerine Allah’tan sabırlar diliyorum, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum. Gerçekten acımız çok büyük.
Değerli milletvekilleri, hiçbir gerekçe bir genç insanın ölümünü haklı gösteremez. Türkiye, maalesef, bu acılarla artık boğuşmamalıdır, bunun bir çaresini bulmalıdır. Çaresini bulurken de kendi aklıselimiyle bunda hareket etmelidir. Dış güçlerin etkisi… Biliyorsunuz Türkiye’yi, öteden beri, dış güçler, belli güçler parçalamaya çalışıyorlar. O bölgenin bir insanı olarak ben inanıyorum ki, o olaylarda, o bölgedeki insanların hiç… Yani aklı başında hiç kimse bu olaylardan razı değildir. Her gün, o ölen genç askerlerimizin, şehit olan genç askerlerimizin, silah alıp dağa giden yine o bölge insanlarının o ölümlerinden herkes büyük bir acı duyuyor. Ama, ortada ciddi bir sebep de yok. Bunun üzerinde siyaset yapanlar var. Bu siyaset yapılmamalıdır. Bu kan hepimizin vicdanını sızlatıyor, gerçekten büyük bir üzüntü veriyor. Yani bizim bunu… Böyle bir olayların bu memlekette meydana gelmesi için bir neden yok. Demokrasi… Her devlette birtakım sorunlar var. Her devlette, “Sorun var.” diye, o memleketin yirmi-yirmi iki yaşındaki çocuklarının, gidip de ülkesini korumak için, gidip de karakolda beklerken, gidip de öldürülmesi hangi vicdana sığar? Ben bunu gerçekten… Yani, üzüntümden dolayı bu konuda da fazla da konuşmak da istemiyorum ama gerçekten her ölüm bizim için çok büyük bir yıkım oluyor. İnşallah, artık bunun sorumluluğunu herkesin sırtında, vicdanında hissetmesi lazım. Bu işin bir an önce bitmesi lazım. “Efendim, şu sorun halledilmeden bu bitmez.” dememeli buna. Sorun varsa konuşulur ama bu kan durmalıdır. Durmasının tek sebebi var, silahı alıp dağa çıkan insanlar silahı bırakırsa bu kan durur. Başka, bunun şu anda… Efendim, onlar, zaman içinde sorunlar halledilebilir, çözülebilir. Ama hiçbir gerekçe o genç insanların ölümünü haklı gösteremez.
Değerli milletvekilleri, burada konuşuyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi... Biraz önce burada konuşma yapıldı. Efendim, neymiş? Abdullah Gül, demiş ki: “Hemen acele edelim, bir sorunu soralım da…” Sincan’daki hâkim, aleyhine karar vermiş. Şimdi, bakın, böyle bir şey olur mu? Bu memlekette yargı hesabınıza geldiği zaman desteklersiniz. Sincan’daki hâkim ne demiş? Abdullah Gül, Refah Partisinde Genel Başkan Yardımcısı iken devletin hazinesinden Refah Partisine 1 trilyon lira para verilmiş. O sırada, Refah Partisi -daha fazla verilmiş de kalan 1 trilyon lira- kapatma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, bu defa o zamanki yöneticileri o parayı tekrar hazineye iade etmemek için ne yapmışlar? Sahte belge düzenleyerek o parayı harcamış gibi göstermişler ve Abdullah Gül de o yönetimin Genel Başkan Yardımcısı.
DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye)Danışma Kurulu kararı üzerinde…
KAMER GENÇ (Devamla)Şimdi Danışma Kurulu kararı üzerinde görüşüyorum.
Evet, ondan sonra, dolayısı ile şimdi, Cumhurbaşkanlığa aday olan bir kişinin devletin menfaatlerini her yerde koruması lazım. Yani siz Refah Partisi yönetiminde olacaksınız -farz edelim ki onun hiçbir ilgisi olmasın- ama o yönetimin başkanı, genel başkanı, yönetim kurulu üyeleri sahte belge düzenleyerek devletin parasını devletin kasasına göndereceğine, kendi ceplerine göndermiş; bu iş mahkemeye intikal etmiş, mahkemede “Dokunulmazlığı var.” diye yargılanmamış. Şimdi, Cumhurbaşkanlığı makamına gitmiş, Cumhurbaşkanı. Orada mahkemeler bir karar vermiş, hâkimin önüne bir karar gitmiş, hâkim de demiş ki: “Kardeşim -kendi düşüncesine göre- bu dokunulmazlık kavramına girmiyor. Dolayısıyla, bunun yargılanması lazım.” Bunda anormal ne var? Yani, bunda anormal hiçbir şey yok ki!
Abdullah Bey diyor ki: “Efendim, Türkiye kaybediyor.” Yahu ne Türkiye kaybediyor? Türkiye kazanıyor. Aslında Türkiye neyle kaybediyor biliyor musunuz? Sizin gibi bir kişinin, hakkında o kadar şüpheli iddiası olan bir kişinin o Çankaya Köşkü’nde oturması Türkiye’ye kaybettiriyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
YAHYA AKMAN (Şanlıurfa)İnsaf ya!
KAMER GENÇ (Devamla)Dolayısıyla, orada ben olsam…
YILMAZ TUNÇ (Bartın)Saygısızlık etme!
KAMER GENÇ (Devamla)Bakın, o makamlar ciddi makamlardır, devletin saygın, kutsal makamlarıdır. O kutsal makamlarda bulunmak için arkanızda hiçbir ayıp olmayacak. Dolayısıyla, ortada bu kadar gerçek varken efendim, işte bizim lehimize, şunun lehine konuştu diye böyle denilir.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa)Toparla, toparla.
KAMER GENÇ (Devamla)Değerli milletvekilleri, bakın, Suriye sınırının temizlenmesiyle ilgili bir kanun var, burada görüşüyoruz. Şimdi burada bu kanuna ihtiyaç yok. Onun üzerinde yaptığım konuşmada da söyledim. Şimdi, geçmişte Parlamentoda bunun örnekleri görüldü.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa)Toparla, toparla!
KAMER GENÇ (Devamla)Şimdi, Anavatan Partisi “Mavi Akım” diye bir ihaleye çıkardı bir konuyu. Mavi Akım’da büyük suistimal vardı. Ama biz burada “suistimal var” deyince Anavatanlı bakanlar getiriyordu Meclisin kararını.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa)Çok dağıttın, toparla artık!
KAMER GENÇ (Devamla)Çünkü o Mavi Akım ihalesini yapmak için burada bir kanun çıkarmışlardı ve dolayısıyla, o Mavi Akım kanunu için her vesileyle diyorlardı ki: “Efendim, bu şey… Meclis çıkarmış kanunu. Efendim, biz Meclisin kararını yerine getirmek zorundayız.” Şimdi bu kanunun amacı da böyle.
Şimdi, burada böyle bir kanun çıkarılmasına gerek yok. Huduttaki mayınlar temizlenecek. Normal bir ihaleye çıkarırsınız ama burada Meclise bir tuzak kuruluyor. Yani ileride yapılacak soygun ve talana Meclis ortak edilmek isteniyor. Nedir o? Şimdi, bunun normal olarak temizleme fiyatı 1 veya 2 milyon dolar ama Kemal Unakıtan ne demiş? “Ya, bu asgari 400 milyon dolar, azami de 1 milyar 600 milyon dolar.” Şimdi anlaşılıyor ki, bu kanun buradan geçtikten sonra getirilecek 1 milyar 600 milyon dolara ihale edilecek. Bunun adamları da belli. Ondan sonra biz burada çıkıp da konuştuğumuz zaman diyeceksiniz ki, efendim bakın, görüyorsunuz ya, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı bir kanun. Biz Parlamentonun çıkardığı kanuna nasıl saygısız olacağız? Kaldı ki, biz, bu kanun burada müzakere edilirken de 1 milyar 600 milyon dolar civarında çıkacağını da söyledik, onu yaptık derler. Yani, biz oynanan oyunların farkındayız sayın milletvekilleri.
Bu memlekette, maalesef, şimdiye kadar gelen birçok hükûmetler hep ceplerini düşündüler, devlet talan edildi, ülke ekonomik çöküntüye gitti. İşte sonucunda Türkiye’de ortada kalan, yüksek tahsillilerin üçte 1’i işsiz ve Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike, bir halk artık bilincini kaybediyor. Neden kaybediyor? Yoksulluktan kaybediyor, işsizlikten kaybediyor. Zaten sizin de, iktidarın da istediğiniz bu. Yani diyorsunuz ki, artık insanlar muhtaç olsun, sadakaya muhtaç olsun ve bunlar okumasın. Ne olacak? İşte, akşama kadar, işte, iş yok, güç yok, aç insan ne yapacak? Bu aç insan demokrasi mücadelesi mi yapacak? Hayır. Ne olacak? İşte, köle bir ruha bürünecek. İşte, Türkiye’de sizin İktidarınızca, oynamak istediği olay bu.
Şimdi burada birtakım kanunlar getiriyorsunuz. Bu kadar kanun temel kanun olur mu beyler? Şimdi bir vergi kanunlarını getirmişsiniz. Bu vergi kanunlarıyla neyi getiriyorsunuz biliyor musunuz? Efendim, kendi yandaşlarınıza alacağınız uçakları vergi muafiyetine sokuyorsunuz, yatları vergi muafiyetine sokuyorsunuz, efendim kotraları vergi muafiyetine katıyorsunuz. Tabii, devri iktidarınızda belli insanlar devlet kaynaklarından büyük servetler edindiler. Bu büyük servetleri şimdi ne yapacaklar? İşte lüks konutlar alacaklar, işte lüks uçaklar alacaklar, lüks yatlar alacaklar. Bunları nasıl yiyecekler? Tabii, bir de vergiden de bunlara muafiyet getiriyorsunuz, bir de oradan bunlara kıyak yapıyorsunuz. Şimdi, bir vergi kanunu… Bunun gibi birçok kanunlar var. Gümrük Kanunu niye arkadaşlar temel kanun olsun? Hele siz burada bu kanunlarla hangi güç odaklarına ne imkânlar sağlıyorsunuz, ne muafiyetler getiriyorsunuz, ne istisnalar getiriyorsunuz, devletin hangi kaynaklarını bunlara veriyorsunuz niye bu millet öğrenmesin? Niye öğrenmesin? Çünkü millete burada kanun okunduğu zaman millet anlayacak bunları. Ne yapalım? Temel kanun yapalım. Temel kanunda millet okumayacak, zaten ondan sonra canına okunduğu zaman, millet bunu fark edinceye kadar zaten iş işten geçecek.
Şimdi, bu kadar, bu Parlamentonun bir haziran ayında elli tane kanun çıkarmasına ne gerek var? Hangi kanuna çok… Yani ne gerek var?
Arkadaşlar, bu tamamen bir göz boyama. Bu kanunların çoğunda tuzak hükümler var; ülkeye tuzak hükümler var, millete tuzak hükümler var, fakir fukaraya tuzak hükümler var, zengini zenginleştiren hükümler var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
67 konuşma daha · 28 Mayıs 2009