Danışma kurulu önerisi
Tunceli Milletvekili · Bağımsız
Genel Kurul, 108. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Haziran 2009 · 1.327 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç (Bağımsız), 23 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.327 kelime.
Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-06-23-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir Danışma Kurulu önerisi üzerinde, aleyhte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, aşağı yukarı bir ay sonra, 23'üncü Dönem milletvekillerinin seçilmesi iki seneyi dolduruyor. Bu iki sene zarfında Türkiye Büyük Millet Meclisinin sarf ettiği mesailerin büyük bir kesimi fuzuli mesai, israf edilen bir zaman. Şimdi, bu israf etmenin en başta nedeni de AKP Grubunun yetersiz bir, basiretsizlik içinde olmasıdır, yeterli bir basireti göstermemesidir.
Şimdi, bakın, o Mayın Kanunu buraya geldi, durup dururken AKP bir grup önerisi getirdi, tam üç gün bu Meclisi dört beş saat fuzuli meşgul etti.
Şimdi, biraz önce Başbakanlık tezkeresini müzakere ettik. Daha Güvenlik Konseyinin Lübnan’daki askeri birliklerin süresini uzatıp uzatmayacağı belli değil, iki saat bununla uğraştık. Yahu, dur bakalım, evvela Güvenlik Konseyi bunun süresini uzatsın, ondan sonra biz gelelim, buna karar verelim. Bu acelelik niye? Şimdi, bu, bir milletin itibarını da zedeler. Yani sen -evvela kardeşim- daha Güvenlik Konseyi böyle bir karar vermemiş, burada getiriyorsun, karar alıyorsun.
Şimdi, öyle bir hükûmet var ki başta, her yönüyle, idaresiyle güvensiz. Şimdi, üç gün önce veya iki gün önce otoyolda bir kaza oldu. 11 tane, bugün dediler 10 tane genç kızımız, üniversitede okuyan gençlerimiz o kazada hayatını kaybetti. Kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum. Hemen malum basın ne dedi: “Efendim, Abant’tan piknikten dönüyorlardı.” Yokmuş böyle bir şey. Abant’tan piknikten dönmüyorlardı. Burada bir izlenim yaratmaya çalışıyorlar. O saatte bir defa piknikten dönülmüyor yani ikide, üçte. Bize intikal eden olaylara göre, doğru mu bilmiyoruz tabii... Hükûmet yok ortada. Doğru bilgi verilmiyor. O kızlar bir cemaat toplantısından geliyorlarmış. Nitekim araba devrildikten sonra bir sürü dinî yayınlar dökülmüş, bu arada Kur'an-ı Kerim yayılmış.
Şimdi, arkadaşlar, bazı gerçekleri insanlardan saklamayalım. Nedir? Yani şu izlenim yaratılıyor: “Efendim, işte siz pikniklere gider gelirseniz, bakın kazada ölürsünüz.” Yani her şeyi doğru söylersek daha iyi olur. Ama tabii bu memlekette her şey saklanıyor, her şey gizleniyor. Dolayısıyla tabii Hükûmet de başta yok.
Şimdi, bir havaya girmiş AKP. Şimdi, arkadaşlar, buraya, bugün mesai için getirdiğiniz, bugünkü mesaiye getirdiğiniz kanunlar bir haftada çıkması, hatta bir ayda çıkması gereken kanunlar. Kaç kanun çıkarıyorsunuz? Dört beş tane kanun bugün çıkaracaksınız. Ne acelesiniz var? Hani Genel Başkanınız Tayyip Bey diyor ki: “Halkın menfaati gerekirse üç yüz altmış gün, altı saat çalışacağız.” E, halkın karşısına çıkıp da bunu söylüyorsunuz, ondan sonra da hemen “30’unda tatil edelim.” diyorsunuz. Niye bu? Çünkü bu Meclis açık olduğu zaman siz bundan rahatsızlık duyuyorsunuz. Bu kürsüde bazı gerçekler söylenince, tabii ki siz rahatsızlık duyuyorsunuz. E, bu kürsüde de bazı gerçeklerin söylenmesi lazım. Basını susturmuşsunuz. Yargıyı tehdit etmişsiniz.
Şimdi, bir belgedir ortaya çıktı. Belge nerede? Savcının önünde. İşte burada AKP Grup Başkan Vekili oturuyor. Savcıya gidiyor, suç duyurusunda bulunuyor. Yahu zaten belge savcının elinde. Sen neyi bildiriyorsun? Ha, sen iktidar gücünü kullanarak diyorsun ki: “Ey Savcı, sen bu Türk Silahlı Kuvvetlerini iyice suçlu duruma sokmak zorundasın, yoksa ben senin hakkında tahkikat açarım.” Yani iktidar gücünü kullanarak savcıya, yargıya talimat veriyorlar.
Bakın değerli milletvekilleri, Bülent Arınç “Artık darbeler olmadı, olmaz.” diyor. Yani zaten olması mümkün değil. Hangi aklı çalışmayan komutan çıkacak da AKP’nin bu memlekette yarattığı bu ekonomik kriz, bu buhran ve kaos ortamında ihtilal yapacak, mümkün değil. Şimdi, eğer bu ciddi bir devlet yönetimi olsa ve hakikaten Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı saygı içinde olan bir hükûmet olsa böyle bir belge ortaya çıktıysa Genelkurmay Başkanıyla konuşur; hakikaten böyle bir şey var mıdır, yok mudur? Varsa suçlular hakkında soruşturma açarsınız, gerekliyse de ceza verirsiniz. Hatta biliyorsunuz bir ara bir hükûmet başkanı demişti ki: “Ben istersem orduyu yedek subaylarla yönetirim.” Hatta siz şöyle de yapabilirsiniz: Tayyip Bey’in oğlu hani askerlikten muaf raporunu aldı ya, tekrar askere gönderirsiniz, yedek subay yaparsınız, kuvvet komutasını onlardan teşekkül ettirirsiniz. Yani yedek subaylarla memleketi yönetmeye çalışırsınız yani madem güç sizde. Bakın, bir memleketin kurumları bu kadar tahrip edilmez. Bu memleketin ciddi ve güçlü bir orduya ihtiyacı var, itibar sahibi bir orduya ihtiyacı var. Burada birtakım belgeler ortaya atarak, bu memleketin temel kurumları böyle düşürülemez, böyle bir hâle düşürülemez.
Değerli milletvekilleri, şimdi, Tayyip Bey çıkıyor diyor ki: “Yaşar Büyükanıt’la yaptığımız konuşma gizlidir, mezara kadar gider.” Ee, nedir bu konuştuğunuz? “Sıkıysa çıksın konuşsun.” diyor. Buyur, böyle denir mi: “Çıksın konuşsun.” O zaman niye tehdit ediyorsun? Evvela bu Mecliste gerekirse bir kapalı oturum yapalım. Ne konuştular bunlar? Bunlar ne konuştularsa onları burada açıklamamız lazım.
Şimdi, bugün kanunları çıkaracaksınız. “Efendim, salı günü de aç kapa yapalım.” diyorsunuz, Meclisi tatil ediyorsunuz. Niye bu Meclis tatil olsun ki? Meclis burada çalışsın çünkü Türkiye’de ciddi sıkıntılar var.
Bakın, Türkiye’de doğru dürüst denetim yapılmıyor. İşte Sosyal Güvenlik Kurumu borçlu firmaları açıklamış. Sabah ve atv grubunun 1 trilyon lira borcu var. Size yakın olan bu kurumların borçları niye tahsil edilmiyor?
Yine, Antep eski başkanınıza tekrar aday olmaması için 120 milyon euro on yıllık ödemesiz ve faizsiz kredi verildiği söylendi bize; doğru mu, yanlış mı?
Yahu, devletin kaynaklarını yandaşlarınıza o kadar haksızca peşkeş çektiriyorsunuz ki böyle bir yönetim görülmemiştir, böyle bir sorumsuzluk içinde hareket eden kişiler görülmemiştir. İşte bugün bakıyorsunuz, Meclis Başkanı Rusya’da, Çankaya’daki Çin’de, ötekisi bilmem nerede… Yahu, devlet zaten ekonomik yönden çökmüş bir devlet, işsizlik almış yürümüş. Ben anlamıyorum. Yani her gün, insanlar, o kadar acınacak telefonlar açıyor ki bize, adam diyor ki: “Geldim Ankara’dayım, ekmeğim yok.”
Ben geçen hafta Tunceli’ye gittim -bu pazar günü- Tunceli Üniversitesinin birinci açılış yıl dönümü var. Orada, şimdi öğrenci alacaklar -20 defa söyledik burada- yurt yok. E ne olacak bu çocuklar, nerede okuyacak? Orada yeteri kadar bina da yok. E ne var yani, şimdi, barakadan, hiç olmazsa oraya alınacak öğrenci sayısı kadar yurt yapılsa ne kaybeder? Hüseyin Çelik, geçen sene ilkbaharda, yani daha 2008’de bana dedi ki: “Tunceli’de 500 kişilik yurt yapacağız.” Devletin belirli bir makamını işgal eden insanlar, eğer hakikaten sözünüzün eriyseniz arkadaş, yalan söylemeyin yahu! Aradan bir buçuk sene geçti, hâlâ yurtla ilgili en ufak bir icraat yok. Böyle, bir devlet tahrip edilemez ki… Bazı bürokratlar, bir yerlerde yandaş bürokratlarınızı getirmişsiniz, o devletin kaynaklarını da onlar çarçur ediyor. Ondan sonra, devlet, maalesef, doğru dürüst işlemiyor.
Onun için, değerli milletvekilleri, bakın, devri Hükûmetinizde, zamanınızda, Türkiye'de birçok kurum yok edildi, tahrip edildi; devletin ana ekseni, kuruluş felsefesi yok edildi ve böylece bu devletin geleceğinin ne olacağından herkes kuşku içinde. İşte gördünüz, geçen hafta İstanbul Havaalanı’nda hacca giden bir kişiyi uğurlamak için gelenlerin o kıyafetlerini gördünüz. Yani o kıyafetler, İstanbul Havaalanı’ndaki o kıyafetler ne Suudi Arabistan’da var ne İran’da vardı. İşte, Türkiye'yi getirdiğiniz durum bu. Haa şimdi ”Biz zaten öyle bir yönetim tasvip ediyoruz.” diyorsanız, çıkın arkadaş, açık söyleyin. Yani, bir yandan demokrasiden, laiklikten bahsedip de bir yandan da devletin temel unsurlarını bu yöne sevk etmeyin.
Kanunları buradan müzakeresiz geçiriyorsunuz. Bakın, geçen gün ben burada müdahale etmesem bir kanunun bir sayfası okunmadan geçiyordu. Yani, böyle bir Meclis olur mu? Burada 550 milletvekili var, kanunlar okunmadan da oylanıyor. Geçmişte de böyle bir şey olmuş. Burada, komisyon metni okunacağına hükûmet metni okunmuş, aradan bir süre geçtikten sonra tutmuşlar Resmî Gazete’de düzeltme yapmışlar. Bu, Meclis için en ayıplanacak bir şey. Şimdi kanunlar burada okunmuyor, getirilmiyor. Biraz önce arkadaşımız şey etti. Yani, 410 sıra sayılı kanunu getirmişsiniz, yirmi tane kanunda değişiklik yapıyor. Bilmem, yükseköğretim kurumunda okuyan öğrencilerin aldığı burslarla, ondan sonra, Harcırah Kanunu’yla, şunla bunla getiriyorsunuz bunu temel kanun zannediyorsunuz. Arkadaşlar, bu, temel kanun olur mu ya? Şimdi, şeyle ilgili…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
KAMER GENÇ (Devamla)…bursların geri ödemesiyle ilgili bir konuyla, Harcırah Kanunu’yla, efendim, Başbakanın merkez teşkilatında çalışan memuruna verilen fazla mesaiyle, bütçedeki borçlanma miktarını artıran kanun maddelerinde ne bir bağlantı var ki siz bunları temel kanun şey ediyorsunuz?
O zaman bir şey verin, yani nasıl olsa çoğunluğunuz var, “ya, Mecliste hiçbir şey müzakere edilmeden geçirelim” derseniz, bence daha isabetli hareket edersiniz, dürüst olan bu.
Onun için, Meclisi çalıştırmaz duruma sokuyorsunuz, zamanını boşa alıyorsunuz, ne Anayasa’yı nazara alıyorsunuz, ne İç Tüzük’ü nazara alıyorsunuz; böyle bir Meclis zaten işlese de hiçbir şey ifade etmez. Kanunlar müzakeresiz geçiyor, ülkede sıkıntı almış yürümüş; böyle bir hükûmetin, bu memleketin sonunu felakete getireceği konusunda ciddi kuşkularım var, halk da zaten böyle, ama size bir iki sene daha herhâlde tahammül edecek. Onun için aleyhindeyim.
Saygılar sunuyorum efendim.
Karar yeter sayısını istiyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 23 Haziran 2009