Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.384)
Tunceli Milletvekili · Bağımsız
Genel Kurul, 108. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Haziran 2009 · 1.109 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç (Bağımsız), 23 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.384)); konuşma 1.109 kelime.
Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.384)”. TBMM Genel Kurulu, 108. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-06-23-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-ili (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 384 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, tabii ki eğitim bir toplumun temel taşıdır, can damarıdır. Eğitimi en çağdaş, mantıklı, bilim doğrultusunda en iyi şekilde yapan bütün devletler elbette ki gelecekleri aydınlık olan devletlerdir. Gençlerini sağlıklı bir eğitimden, bilim süzgecinden geçirmeyen toplumlar da her zaman için sıkıntılarla karşı karşıya kalmak durumunda olan toplumlardır. Sağlıklı bir eğitim almış, altyapısı güçlü, bilgisi olan her kişi ve her fert, topluma ve ülkesine ve milletine en faydalı olan kişidir. Cehaletle bir yere gelinmez. Bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusunda da temel hedef çağdaş bilimdir, çağdaş ilimdir. Bu çağdaş bilim ve çağdaş ilim seviyesine ulaşma konusunda eğer kurumlar gayret sarf etselerdi birçok olumsuz olaylar yaşanmazdı. Esas itibarıyla, tabii, üniversiteler bir ülkenin doğan güneşidir, o toplumu aydınlatan bilim yuvalarıdır. Bu bilim yuvalarının, kendi fonksiyonlarını en iyi şekilde yapacak kadrolarla teçhiz edilmeleri, ekonomik güçlere kavuşturulmaları ve Anayasa’da belirtilen statü içinde eğitim ve öğretim görevlerini yapmaları gerekir. Böyle bir statü içinde üniversiteler görev yaptıkları takdirde herhâlde o ülke için en faydalı bir kurum hâline gelirler. Ama, tabii, maalesef şimdiye kadar birçok siyasi iktidarlar eğitimi kendi düşünceleri doğrultusunda yozlaştırdılar. Bu yolda eğitimi kendi rayından saptırdılar. Böyle saptırmalar da olunca maalesef Türkiye’de sağlıklı bir eğitim düzeni kurulamadı.
Eskiden, 1950’lerde, 60’larda işte öğrencilerin yürüyüşünden rahatsız olan iktidarlar öğrencileri hapishaneye alıyorlardı, şimdi üniversite hocaları alınıyor. Düşünebiliyor musunuz yani bir ülkede eğer üniversitenin dekanları, rektörleri, profesörleri fikir beyan ettikleri için eğer içeriye alınıyor ve hayat tehlikesi geçiriyorsa o ülkede artık her şey tükenmiş demektir yani fikir özgürlüğü denilen bir şey yok.
YILMAZ TUNÇ (Bartın)Yargı…
KAMER GENÇ (Devamla)Efendim, yargı margı, bir şey yok.
Beyler, bir profesör gidip de ihtilal yapmaz. Birilerinin kafasının bunu alması lazım. İhtilalin kim tarafından yapıldığı bellidir. Geçmişte Türkiye ihtilallerden nasibini almış bir ülkedir. Hiçbir üniversite hocası yani bir Mustafa Yurtkuran, Uludağ Üniversitesi Rektörü yani gidip de hangi güçle ihtilal yapacaktır? Elbette ki üniversitedeki hocalar, işte Türkiye’nin meselelerini bilen insanlar fikirlerini söyleyeceklerdir, bu ülkenin sorunlarının sağlıklı olarak kaydedilmesi için, bu ülkenin daha çağdaş, daha ilerici, bu ülkede soygunların, haksızlıkların, işkencelerin sona ermesi için, iktidarları dürüst bir zeminde iktidar yapmaları için gerekli olan düşünceleri söyleyeceklerdir.
Bugün Mehmet Haberal günde belki 3-5 tane insanın hayatını kurtarıyordu, karaciğer naklini yapıyordu, böbrek naklini yapıyordu. Yani bir yerde bir fikir söyledi diye bu insanı getirip de o hastaları ölüme mahkûm etmek kadar vicdana aykırı düşen bir davranış biçimi var mıdır? Bir Mustafa Yurtkuran, koskoca üniversite rektörü. Ondan sonra bunun gibi, Erol Manisalı gibi hukuk konusunda otoriter olan insanları getirip de “Efendim, siz ihtilal yapacaksınız.” diye sonu belli olmayan davalarla, gerekçesi belli olmayan nedenlerle içeriye attıktan sonra o memlekette fikir özgürlüğü olur mu? Beyler, korkaklar korku içinde olurlar. Yani insanlar düşüncelerini söylerler. Varsa, siz iktidarsınız… Ben, sabah yaptığım konuşmada da, varsa bir şey, çıkın, üzerine gidin. Bu memlekette ihtilali hiç kimse istemez ama yani ihtilal korkusu içinde yaşayarak memleketi yöneten insanlar âciz insanlardır, korkak insanlardır. Yani bunu her vesileyle söylemek lazım: Memlekette bir korku imparatorluğu yarattınız.
Şimdi, üniversiteler… İşte geçen pazar günü Tunceli Üniversitesinin mezuniyet yılıydı ve birinci açılış yıl dönümüydü. Kaç defa burada söyledim. Bakın, bir yüksekokul var, öteden beri orada faaliyette bulunuyor -geçen sene burada 10 defa ifade ettim- 500 küsur öğrencisi var, yurt yok. Geçmişte bir yurt yapıldı. Oradaki o yüksekokuldaki yöneticilerin politikası nedeniyle o yurda taşınmadı, Millî Savunma Bakanlığına verildi. Ben Millî Savunma Bakanına rica ettim. “Sayın Bakan, yani mümkünse -askeriyenin imkânları çok geniş- oraya hiç olmazsa bir prefabrik ev yapın, yani bu insanlar, bu öğrenciler kalsın.” dedim. Ben kışın gittim, bu öğrencilerin perişan hâlini gördüm.
Değerli milletvekilleri, yani, kız öğrenciler var, erkek öğrenciler var. Çok anormal şartlarda eğitim yapılır mı? Bunun amacı ne? Tunceli Üniversitesine öğrenci gitmesin, orayı kazananlar dondursun kayıtlarını. Bütün mesele art niyetli, hain düşünceli insanların orada uyguladıkları politikalardan kaynaklanıyor bu. Yani, onun için…
Yani, beyler, Tunceli üzerinde maalesef çok büyük oyun oynanıyor. Tunceli halkı gerçekten… Yani, bazı topraklarda, mesela Bursa’da iyi şeftali yetişir, mesela Malatya’da iyi kayısı yetişir ama Tunceli’nin coğrafyasında da çok zeki insanlar yetişir, bunu bilesiniz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Kamer Bey, yani bizde zeki insan yok mu?
KAMER GENÇ (Devamla)Bir dakika canım, neyse… Sen konuşma şimdi.
Ama, o zeki insanların orada yetişmemesi için, maalesef ötede, uluslararası -geçenlerde de söyledim- bazı güç odakları işte 1960’larda, 1970’lerde barış gönüllüleri gönderdiler. Oradaki eğitimdeki o yetişen genç, zeki insanlara engel olmak için “Okumayın, devrimin militanı olun.” dediler. Şimdi, AKP İktidarı zamanında da eğitimin seviyesi Tunceli’de çok düşürüldü.
Yani, şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, ben imam-hatiplere karşı değilim ama imam hatipli, o efendim gitsin camide imamlık yapsın, hatiplik yapsın. Ben milletvekiliyken bir arkadaşı da kendi danışmanımı da imam-hatipli arkadaş seçtim, yani ben kimseye karşı da değilim.
AHMET YENİ (Samsun)Güveniyorsunuz yani, güveniyorsunuz.
KAMER GENÇ (Devamla)Ama, şimdi bakın, Tunceli’ye din kültürü ve ahlak öğretmeni 3-5 arkadaş atıyorsunuz öğretmen, bir sene sonra bir bakıyorsunuz bir lise müdürünü atıyorsunuz, ondan sonra millî eğitim müdürüne vekâleten atıyorsunuz, milli eğitim müdürü atıyorsunuz. Arkadaşlar, Tunceli’de yirmi beş senelik, otuz senelik yetişmiş, bilgili, tarafsız, eğitimin özünü benimsemiş o kadar kıymetli yöneticiler var ki, yani şart mıdır oradaki insanları bu şekilde şey etmek. Ondan sonra, öğrencilere doğru dürüst ders verilmiyor arkadaşlar, çocukların seviyesi ortada.
Onun için, rica ediyorum, yani bizim bu ilimiz üzerinde oynamasın kimse. Eğitimimizin seviyesinin yükselmesi için… Sonra şöyle bir şey, yani bir atamalar yapılıyor, Tunceli’ye ilk mezun atananlar atılıyor ama orada işte ekseriye memurların eşleri atanıyor, işte subaylar, polisler orada iki sene kalıyor, ondan sonra başka yere gidince o kadrolar orada dolu görünüyor, başka yerlere tayin ediliyor.
Onun için, yani istediğimiz evvela bir: Tunceli Üniversitesine en kısa zamanda -Sayın Bakan burada- bir yurt yapılmalıdır. Bu sene 1.500 tane öğrenci alınıyor oraya, üniversiteye, 500 küsur da yüksekokulda var, 2 bin tane öğrenci. Her ne suretle olursa olsun bunlara bir şey yapılmalıdır, yurt yapılmalıdır.
Ayrıca, değerli milletvekilleri, üniversite yapmak bir şey ifade etmiyor. Bakın, geçen gün tıp fakültesini bitirip mezun olan öğrencileri gördünüz. Birinciliği kazanan tıp fakültesindeki öğrenci diyor ki: “Ben tıp fakültesini birincilikle okudum ama ben hasta olan anamı, babamı buradan mezun olan öğrencilere emanet etmem.” Beyler bu çok önemli bir şey.
Evvela sağlıklı bilim kadrosunu oluşturmak lazım. Profesör olacak, orada öğrenciler deney yapacak, uygulama yapacak, iyi yetişecek. Yoksa ki tıp fakültesini bitirmiş hiçbir şeyden anlamıyor… Ben Danıştaydayken hukuk fakültesini bitirmiş arkadaşımız, avukat geliyor, dilekçe yazmasını bilmiyordu. Tıp fakültesini bitirmiş insanlar bir bakıyorsun bazı yerlerde tansiyon ölçmesini bilmiyor, iğne yapmasını bilmiyor. Türkiye'nin gerçeği bunlar arkadaşlar.
Bakın gülünecek şeyler söylemiyorum. Bakın bu Türkiye’ye çok büyük ihanet ediliyor. Türkiye'nin çok sağlıklı bir eğitim politikasını izlemesi lazım. Yani çok okul açın, her tarafa okul açın ama o okullarda şey yoksa…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 23 Haziran 2009