Sayıştay kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.427)
Tunceli Milletvekili · Bağımsız
Genel Kurul, 20. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Kasım 2009 · 1.095 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç (Bağımsız), 18 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAYIŞTAY KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.427)); konuşma 1.095 kelime.
Kamer Genç (Bağımsız, Tunceli). “Sayıştay kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.427)”. TBMM Genel Kurulu, 20. Birleşim tutanağı, 18 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2009-11-18-sayistay-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-427 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Biliyorsunuz, bu grup önerilerinin lehinde, aleyhinde söz almak gerçek bir leh ve gerçek bir aleyh meselesi olmuyor ancak söz alıp konuşmak için bir neden olduğu için, burada herkes de bunu hoşgörüyle karşılıyor.
Şimdi, değerli milletvekilleri, gerçekten, memleketimizde madencilik çok sıkıntılı bir sektör. Türkiye'de çok çeşitli madenler var. Bu madenlerin en iyi şekilde üretilmesi, ülke ekonomisine katkı sağlaması, ülkemizdeki zengin bor yataklarının ülke ekonomisine gerçek boyutta bir rant olarak katılması hepimizin isteği. Ama AKP İktidarı, zamanında, özellikle birtakım yabancı şirketlere çok büyük rantlar sağlayan, avantajlar veren bir politika izledi. Mesela, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde ben bir yürüyüşe katılmıştım, orada nikel madeni için bir İngiliz şirketine ruhsat vermişler. Ben oradaki yürüyüşe katıldım, 5 bin tane vatandaş bizimle yürüdü ve oradaki belediye başkanının gazetelere intikal etmiş beyanı vardı: “Efendim, biz buna maden ruhsatı vermeyecektik fakat İngiliz elçisi bastırdı, İngiliz bakan bastırdı, Bakanımız mecburen imzaladı.” dedi. Ben geldim bu kürsüde bunu söyledim. Tabii, AKP’liler bize tepki gösterdiler fakat her nasılsa sonradan eski Bakan Osman Pepe dedi ki: “Ben bunu imzalamadım fakat benden sonra gelen kişi imzaladı.” Hatta ben söyledim “Yahu sen şimdi Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatini mi destekleyeceksin yoksa İngiliz vatandaşlarının menfaatini mi destekleyeceksin” dedim. Yani, İngiliz vatandaşlarının şirketlerinin menfaatini destekleyen bir bakan mısın?
Şimdi, yani, maalesef işte doğrular hep gizleniyor bizlerden, doğrular söylenmiyor milletin kürsüsünden. O, nikel arayan İngiliz şirketine o yetmiyormuş gibi, bir de 1 milyon dolarlık ARGE’den bir para verilmiş kendisine, vay efendim, dünyada ilk bir buluşla bunu üretiyormuş. Halbuki, bunun benzeri İtalya’da var. Ama, tabii, arkanızda çok büyük iktidar gücü olunca, yani her türlü olanaklardan yararlanma imkânınız bulunabilir. Maalesef, bu AKP İktidarı zamanında bunlar olağan şeyler hâline geldi. Tabii, kendi yandaşları, kendisiyle anlaşabildikleri ister yerli, ister yabancı şirketlere ve kişilere en büyük avantajları sağlamaktadırlar.
Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, bu altın üretimi ülkede çok ciddi bir mesele, siyanürlü altın üretimi benim ilimde de var, birçok yerde de var. Bunlar araştırılması gereken konulardır, bunlardan kaçınmamak lazım. Bu Meclisin zamanını fuzuli şeylerle meşgul edeceğimize, bence, buraları, ülkenin can damarı olan bu sorunları bir an önce ülke için nasıl faydalı bir zemine oturturuz, nasıl bir üretim yaparız, bunlarla ilgilenmemiz lazım ama maalesef, AKP İktidarı gündemi çok değiştirmekte. İşte, memleketi yönetme konusunda bir basirete sahip olmadığı için her gün gündem değiştirmektedir. Bugün mesela, işte efendim, Tunceli’nin ismini Dersim yapalım diye bir şeyler söylendi. Şimdi ben soruyorum AKP’lilere: Destekliyor musunuz, desteklemiyor musunuz, evvela onu bileyim. Destekliyorsanız… Destekliyor musunuz? İyi, destekliyorsanız çok güzel, ben de istiyorum değişmesini, ama kuru kuruya Tunceli’nin ismini Dersim yapmak bir şey ifade etmiyor. Biliyorsunuz, Dersim’in, yani bugünkü Tunceli coğrafyasının olduğu yerin eski ismi Dersim’di, ama o Dersim olan bölge daha geniş bir coğrafyayı ifade ediyordu. İşte, Elâzığ’ın belli bölgeleri, Bingöl’ün belli bölgeleri, Erzincan’ın belli bölgeleri, hatta Malatya ve Sivas’ın belli bölgeleri bu Dersim coğrafyası içindeydi. Öyle bir düzenleme yaparsanız ben de varım. Ayrıca da bu Dersim’de tabii, 1937’lerde, 1938’deki askerî hareket nedeniyle çok büyük acılar çekilmiş. Bu acıları hatırlatacak olan böyle bir değişikliğin, yani oradaki kamuoyu üzerindeki etkinliğini gidermek için oralardaki hareket sırasında zarar gören insanların da zararlarını telafi etmek lazım: Yani kupkuru bir isim değişikliği de olmaz.
Eğer hakikaten Tunceli’ye bir fayda veya Dersim’i şey etmek istiyorsanız, yıllarca orada bir Pertek Köprüsü var, bu köprüyü bir an önce yapın. Çünkü kuzeyden güneye geçen bir yol, çok önemli bir yol. Orada maalesef, işte Keban Barajı’ndan dolayı kaynaklanan bir feribot var, bu feribot da belli bir saatten sonra yürümüyor, oradan geçemiyor insanlar, hastalar oluyor, büyük bir sıkıntı oluyor.
Yine, özellikle Tunceli halkının -eğer değiştirirsek Dersim diyeceğiz- Dersim halkının özellikle istediği orada Munzur Vadisi diye büyük, dünya harikası bir vadi var. O vadiye baraj yapılmaması konusunda bütün insanlar, aşağı yukarı o bölgedeki insanlar hemfikirler. Hatta geçen gün bir yürüyüş yapıldı, Tunceli gibi küçük nüfuslu bir ilde 20 bin kişi bu yürüyüşe katıldı ve dolayısıyla biz buraya baraj istemiyoruz diye. Bunu değiştirirken oraya yasal bir düzenleme de yapalım. Buraya hiçbir suretle bu doğal yapıyı değiştirecek bir yapılaşma, bir baraj veya bir başka tabiat tahribatı yoluna gidecek bir düzenleme olmaması için buraya da yasal bir düzenleme yapabiliriz.
Değerli milletvekilleri, tabii şimdi, hemen her konuda beni hedef alan bir basın var. Şimdi, bu Kürt açılımı nedeniyle burada söylenen bazı laflar dolayısıyla ben düşüncelerimi söyledim fakat bu yandaş basın çok benimle uğraşıyor. Bu askerlerle ilgili davranışları ve askeriyeye karşı söylemleriyle meşhur olan Önder Aytaç diye birisi yazı yazmış Taraf gazetesinde, diyor ki: “Kamer Genç’e sormak lazım; ‘Dersim’de ne(ler) oldu?’ diye. Çiçekleri sulamaktan fırsat bulup, yanıt verebilecek mi?” Ondan sonra diyor ki: “Dersim’de 4 bin oy almış, onunla mı avunacak?” Ben, bir defa, 4 bin oy almadım, 7.500 oy aldım. Şimdi, bana “Çiçek sulamaktan vakit bulmuyor.” diyor da; arkasından, aynı yazı içinde, Bülent Bey’e geliyor: “Bülent Arınç’ı, adam gibi adam olduğu için çok seviyorum.” diyor, “İnsanlar arasında nadide bir lotus çiçeği o.” Şimdi, bana diyor ki, çiçek sulamaktan başka şeylere fırsat bulmuyor; Bülent Bey’e de diyor ki lotus çiçeği. Yani, ben bunu hayretle karşıladım. Ne demek istiyor? Yani, bizi Bülent Bey’le karşı karşıya mı getirmek istiyor? Yani, ben buna bir anlam veremedim.
Geçen gün bir yandaş gazetenin birisinde “Efendim, işte, Kamer Genç gitsin, oğlunun çiçeklerini sulasın.” diyor. Yani, söylediği anlamdaysa, bizim mezhebimizde oğlunun çiçeğini sulamak yok ama onun mezhebinde varmış demek ki. Kişiyi nasıl bilirsiniz; kendim gibi bilirim derim.
Yani, şimdi, benimle ilgili özellikle bu yandaş basında hep böyle şeyler geliyor. Bugün beni insanlar tanır; hangi konuda, bu ülkenin sıkıntılarını ne durumda dile getirdiğimi…
Ben, tabii, her vesileyle de söylüyorum: Tunceli, Dersim, çok acıların olduğu bir yer ama ben istiyorum ki artık bunları her gün, sakız gibi çiğneyerek, yeni yetişen gençlerimize söylemenin bir faydası yok. Yani, niye önce hep Tunceli dile getiriliyor da… Türkiye'nin her tarafında olaylar olmuş. Mesela, Diyarbakır’ın da ismi Amed, niye onu değiştirme yoluna gitmiyorsunuz da yani ille, işte, Tunceli her şeye çıksın… İşte, Tuncelili gençler zeki insanlar, bunlar okuyorlar, hep bu gençlere “İşte, bakın, geçmişinizde bu acılar oldu…” Ee, ne olacak? Yani, ben istiyorum ki artık bu insanlar burada bu işi kesip, yeni yetişen nesli, devletine, milletine sadık; askerine, polisine karşı kin, nefret duygularını duymayan bir gençlik ve geleceği okuyarak, bilime, ilime hizmet ederek bir yere gitmesi lazım.
Şimdi, değerli milletvekilleri, burada o kadar acayip şeyler oluyor ki. Geçen gün, bir iki gün önce burada bir milletvekili diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin bile çevresinde fiziki gölgesi var. Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri, bunlarla çevrilmiş.” Gelin, bunları buradan atalım.” Şimdi, sayın milletvekilleri, bir memleketin ordusu bir memleketin göz bebeğidir yani bu kadar kendi ordusuna düşmanlık hislerini besleyerek…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 18 Kasım 2009