Grup önerisi
Tunceli Milletvekili ·
Genel Kurul, 46. Birleşim · 4. yasama yılı · 12 Ocak 2010 · 1.164 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç, 12 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ); konuşma 1.164 kelime.
Kamer Genç (Tunceli). “Grup önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 12 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-01-12-grup-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir Danışma Kurulunun toplanamaması veyahut da anlaşma yapılmaması nedeniyle MHP’nin getirdiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasına ilişkin grup önerisinin lehinde söz aldım.
Grup önerisi, eczacıların sorunları ve çözüm yollarıdır. Biraz önce burada Bekir Bey’i dinledik. Bunların hepsi, konuştuklarınız faso fiso.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Olmadı mı?
KAMER GENÇ (Devamla)Şimdi, bunların ne olduğunu, bir araştırma komisyonu kuralım, bu kurulda, hakikaten sizin dedikleriniz doğru mudur yanlış mıdır…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Bir tanesi yanlış de bakalım.
KAMER GENÇ (Devamla)Meclisin görevi bu. Meclisin görevi bu olduğuna göre, yani devamlı denetimden kaçarak, burada hayali bilgiler vermekle bu işler çözülmüyor.
Değerli milletvekilleri, devri AKP iktidarında, biliyorsunuz kadı mahkemeleri kuruldu. İsmail Ağa Camisi’nde kadı mahkemeleri kuruldu, insanlar idama mahkûm edildi. O kadı mahkemelerindeki cübbeli hocalar, işte “Emir Mühendislik” adı altında bugün AKP’nin belediyelerinde çok yüklü miktarlarda ihaleler alıyor. Yani şimdi, öyle bir düzen getirdi ki bu AKP’li arkadaşlarımız, Türkiye’yi gerçek rayından çıkararak, Türkiye’deki o, yüz yıldır, aşağı yukarı seksen beş yıldır uygulanan demokratik yapıyı tamamen kendileri kaldırarak tek bir adamın yönetimine dayalı, dikta rejimine dayalı bir sistem getirdiler. Allah rızası için şimdi kimse çıkabilir, der mi ki Türkiye’de demokrasi var? Türkiye’de tek kişi var. Tek kişinin iradesi, Meclisin iradesinin yerine geçiyor, hükûmetin iradesinin yerine geçiyor. Bir yargı var, bu yargıyı da ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Biraz önce burada Adalet Bakanını dinledik, diyor ki: “Avukatlar bilgisayar ortamında dava açıyorlar.” Bu senin buluşun mu? Sen mi bilgisayarı keşfettin? Sen mi teknolojiyi keşfettin? Teknoloji gelişmiş, bu da Türkiye’de uygulanacak. Yani bunda kendini methetmenin bir anlamı var mı?
Bugün 56 hâkimi dinliyorsunuz ama gizli dinlemeden dolayı bir hâkimle ilgili bir suç tespit etmiyorsunuz. Bu yüz kızartacak bir olay değil midir? Yargıyı baskı altında tutuyorsunuz, 33 tane Yargıtay üyesini atamıyorsunuz. Efendim, bugün Yargıtayda, arkadaşlar, birikmiş milyonlarca dava var, milyonlarca dava var. Şimdi Bakan burada diyor: “Efendim, biz şu kadar bina yaptık.” Ya, binayla adalet sağlanmıyor. “Bu kadar bilgisayar aldık.” Bilgisayarla adalet sağlanmıyor. Bugün, hak arayan kişi beş senede, altı senede mahkemede davasının sonucunu almazsa o insanın… Sen istediğin kadar bilgisayar al, mahkemeye istediğin kadar bina yap, bunun bir anlamı yok ki. Bunun anlamını kavramamak demektir.
Şimdi, Türkiye’de bir dikta rejimi kuruluyor. Şimdi, geçen gün Abdullah Bey tuttu, dedi: “Yasama, yürütme ve yargının başkanlarını toplayayım, güvenlik sağlayayım.” Topladığı kişilere bakın: Mehmet Ali Şahin, AKP’li; Tayyip Erdoğan, AKP’li; Abdullah Bey, AKP’li; Adalet Bakanı, AKP’li. Peki, nasıl bu şeye uyum sağlanacak? Zaten sizin düşünceleriniz belli, sizin, cumhuriyete, Türkiye Cumhuriyeti devletine ve halka bakış açılarınız belli. Tuttular yargı organlarının başkanlarını getirdiler. Bütün şikâyetleri ne? Efendim, bu yargı organları… Ya, yargı organlarının başkanları öyle gidip de mahkemeye talimat veremez ki, hâkim, vicdanına göre karar verir. Yani, şimdi sen Danıştay Başkanını, Yargıtay Başkanını getirerek düzen mi sağlayacaksın?
Şimdi, değerli milletvekilleri, gerçekten, devleti yönetme gücünden yoksun bir kadro var. Hep çıkıyorlar, gerçek dışı şeyler söylüyorlar. Şimdi, Tayyip Bey bugün yine grup toplantısında diyor ki: “Olağanüstü hâli biz kaldırdık.”
Benim bildiğim kadarıyla olağanüstü hâlin 57’nci Hükûmet zamanında kararnamesi çıktı.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)30 Kasım 2002’de… Yanlış söyleme.
KAMER GENÇ (Devamla)Hayır efendim… Yani bakarsın… Olağanüstü hâlin 57’nci Hükûmet zamanında kararnamesi çıktı, kaldırıldı.
Kaldı ki bunu kaldırmayı söylemek bir marifet değildir. Zaten Türkiye’de artık terör olayları sen iktidara geldiğin zaman durmuştu, Türkiye’de PKK’nın etkinliği kalmamıştı. Ama sen çıktın, Diyarbakır’da “Ben Kürdistan kuracağım.” dedin, insanlara umut verdin, “Kürt sorunu var.” dedin. İnsanlar “Peki, haydi bakalım, vereceksen, Kürdistan’ı kuracaksan kur.” dediler. Bütün meselenin müsebbibi sensin. Dolayısıyla devleti yönetme… Yani çıkıyor kürsülere, efendim, demokrasiden bahsediyor, insan haklarından bahsediyor, uzlaşmadan bahsediyor, tarafsızlıktan bahsediyor.
Şimdi soruyorum size: Sizin iktidarınız zamanında sol düşünceli bir insanı düşüncesinden dolayı bir makama getirdiniz mi?
Efendim, Alevi açılımından bahsediyor. Yahu ne yapacaksan belli işte, iki üç tane konu var, bunu yapacaksan yap yani bunu uzatmaya… Yani onu açmak önemli değil ki, sen bugün hâkimliğe ve savcılığa, yöneticiliğe, kaymakamlığa, devletin üst bürokratlığına Alevi inançlı bir vatandaş alıyor musun almıyor musun, onu bir söyle.
Bakın, gazeteler sayfa sayfa yazıyor, vatandaş Alevi olduğu için, yedi defa, yahu yedi defa idari yargının ve adli yargının yazılısını kazanıyor, sözlüde “Haydi git bakalım.” deniliyor.
Danıştay bir karar veriyor, diyor ki: “Kardeşim, sen bu imtihanı, sözlü imtihanı usulüne göre yapmıyorsun. Sen bunu da bir videoya al. Ey imtihan heyeti, videoda… Sen bu adaya ne soruyorsun? Bu aday sana ne cevap veriyor?” İdari yargının denetiminin olması lazım. Denetim nasıl olacak? Sen sözlüye giren vatandaşa ne sormuşsun, o sana ne cevap vermiş, bilirkişi huzurunda bunlar tetkik edilecek, dolayısıyla hakikaten sizin yaptığınız uygulama doğru mudur yanlış mıdır…
Şimdi, zaman zaman vatandaşlar bize geliyor. Dün Balkan Dernekleri üyesi vatandaşlar geldi bana. Efendim, Bulgaristan’dan gelen bu 44 bin kişiye gelirken demişler ki: “Size ev vereceğiz.” Bunlar da paralarını almışlar. 23 bin tanesine ev vermişler, geriye kalan 21 bin kişiye hiçbir şey vermemişler. Silivri’de bir arazi vermişler bu vatandaşlara, 1.100 dönümlük bir arazi, sonra -yine işte devri iktidarınızda arsa rantçılığı çok önemli olduğu için- gitmişler o adamların o arsalarını hileyle almışlar. Şimdi hak arayacak yer arıyorlar. Diyorlar ki: “Maliye Bakanlığına başvuruyoruz, cevap vermiyor; İçişleri Bakanlığına başvuruyoruz, cevap vermiyor.” Şimdi, binlerce insanı bu kadar mağdur eden bir iktidar zihniyetinin haktan hukuktan bahsetmesi mümkün müdür!
Adalet sistemi işlemez hâle gelmiş arkadaşlar. Vatandaş gidiyor, mahkemede davayı kazanıyor, alıyorsunuz kararı bir gün uyguluyorsunuz, ertesi gün adamı başka yere gönderiyorsunuz. Yargı kararlarını uygulamıyorsunuz. Yargı kararlarını uygulamamaktan dolayı bürokratlar hakkında açılan tazminat davaları ve hapis cezaları var. Hapis cezası alan birtakım insanları sırf o hapisten kurtarmak için tutuyorsunuz dokunulmazlık zırhı altında Meclise getiriyorsunuz. Şimdi, eğer bir memlekette yargı kararı uygulanmıyorsa, o memlekette demokrasiden bahsedilebilir mi!
Adalet Bakanı diyor ki: “Efendim, egemenliğin sahibi tektir, millî iradedir.” Millî irade ama sen Anayasa’yla yönetiliyorsun. Anayasa’da kuvvetler ayrılığı ilkesi var. Anayasa’da yani hâkimlere talimat vermek mümkün mü! İşte Sincan Hâkimi, bağırışlarını, ıstıraplarını her yerde söylüyor. Yani sizin amacınız illa hâkimler de hep sizin dediğiniz gibi mi yapsın? Peki, Abdullah Gül’le ilgili olarak karar verdi diye mi bu hâkimin bu kadar üzerine gidiliyor, her adım atılıyor? Adalet müfettişlerini devamlı, beğenmediğiniz hâkimlerin üzerine gönderiyorsunuz. Böyle bir sıkıntı içinde olan hâkimler, hiçbir zaman kendilerini bağımsız hissedebilirler mi?
Değerli milletvekilleri, benim gördüğüm kadarıyla, AKP iktidarları zamanında hak ortadan kaldırıldı, batıl geldi. Bakın, sizin döneminizi aynen Halife Osman’ın devrine benzetiyorum. Halife Osman ve Muaviye zamanında, bunlar, bu halifeliği ele geçirince bütün vatandaşın malını mülkünü ve insanların dinî inançlarını da istismar ederek topladıkları paraları ceplerine indirdiler, Osman ve çevrelerine indirdi.
ÖMER İNAN (Mersin)Yalan söyleme.
KAMER GENÇ (Devamla)Orada Ebu Zer diye bir bey var, Ebu Zer diye birisi. İşte, biz o Ebu Zer’in düşüncesini temsil ediyoruz burada. Ebu Zer ona Tevbe Suresi’ni hatırlattı, dedi ki: “Bak, siz, bu halktan toplanan altın, para, malları, eğer bunu, hak sahibine, fakir fukaraya devretmezseniz sizin sonunuz azap olur.” dedi. Bu 99/34’üncü sure, gidin bakabilirsiniz.
Şimdi tam o dönem şey ediliyor. İşte, vatandaş kandırılıyor, paralar toplanıyor, Deniz Fenerleri yoluyla ceplere indiriliyor ve bu cebe indirenlerin de çoğu Tayyip Bey’e çok yakın olan insanlar.
Şimdi, İstanbul Belediyesini inceliyorsunuz. İstanbul Belediyesinin itfaiyesi kime veriliyor? Tayyip Bey’in oğlunun bacanağının babasına veriliyor. Kaç kişi mağdur ediliyor? 930 tane işçi.
Arkadaşlar, bu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
30 konuşma daha · 12 Ocak 2010