Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)
Tunceli Milletvekili ·
Genel Kurul, 75. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Mart 2010 · 614 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamer Genç, 18 Mart 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİYOGÜVENLİK KANUNU (SS.:473)); konuşma 614 kelime.
Kamer Genç (Tunceli). “Biyogüvenlik kanunu (ss.:473)”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 18 Mart 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-03-18-biyoguvenlik-kanunu-ss-473 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 473 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde geçen “yönetmelik” ibaresinin “tüzük” olarak değiştirilmesi konusunda verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, aslında bu kanunda çok değişik ifadeler kullanılmış. Kullanılan ifadeleri anlamak mümkün değil. Mesela bu maddenin (2) no.lu fıkrasında “Basitleştirilmiş işleme müracaat esnasında Bakanlık tarafından belirlenecek diğer hususlar dışında aşağıdaki şartların karşılanması zorunludur.” O kadar karışık bir cümle ki.
Peki, Bakanlık, belirlenecek hususlarda herhangi bir kurala riayet etmeyecek mi? Hiç buradaki a, b, c, d diye gidenlere riayet etmeyecek mi? Böyle yani ne yazıldığı belli olmayan, enine boyuna komisyonlarda tartışılmayan kanun tasarıları buraya geliyor, gidiyor.
Şimdi, biliyorsunuz, Anayasa’mızda hem “yönetmelik” var hem “tüzük” var. 115’inci maddede tüzük var, 124’üncü maddede yönetmelik var. Tüzüğü çıkarma yetkisi Bakanlar Kuruluna aittir ve Danıştayın denetiminden geçiyor. Yönetmelik çıkarma yetkisi de bakanlıklara aittir.
Bana göre burada çıkarılması gereken düzenleyici işlemin tüzük olması lazım. Çünkü bu konu, gıda vatandaşı çok yakından ilgilendiren bir konudur. Bunun enine boyuna tartışılması ve Danıştayın denetiminden geçmesi gerekirken özellikle AKP iktidara geldiği günden bugüne kadar hiçbir kanun teklifinde ve tasarısında, hiçbir yerde “tüzük” kelimesini kullanmamıştır. Bu nedir biliyor musunuz? İşte, AKP İktidarının zihniyetidir.
AKP yargıdan çekiniyor, yargıya müracaatı istemiyor. Hatta Tayyip Bey “Yargının kararları ciğerimizi kararttı.” diyor. Yani bu o kadar çok ağır bir ifadedir ki bunu hiçbir -bırakınız o makamda olan insanların kullanması- yargıya saygılı olan, hukuk bilgisi olan ilkokul öğrencisi bile bu lafları kullanamaz. Ne diyor Tayyip Bey? “Danıştay gelsin, yönetsin.” diyor. Yahu sen şimdi yürütmesin, anayasal bir sistem var. Anayasa’da her gücün, her erkin yetkileri belirtilmiştir. Sen kim oluyorsun da…
Efendim, AKP Grup Başkan Vekili çıkıyor: “Anayasa Mahkemesi Meclis darbesi yapmıştır.” Bu kadar ilkel, gerçekten -yani aslında hak edilmesi gereken ifadeyi kullanmak da istemiyorum ama- bu kadar ilkel bir ifade kullanılabilir mi? Son derece şikâyetçiler yargıdan. Peki, yani o zaman Tayyip Bey burada oturacak, Anayasa Mahkemesi üyelerini atayacak, Hâkimler Savcılar Kurulu üyelerini atayacak, kendisini yargılayacak hâkimleri atayacak, oh ne âlâ memleket! Zaten milletvekillerinin 550’sini o atıyor, zaten bakanları o atıyor. Peki, sen kimsin be kardeşim ya? Geçen gün deprem olmuştu, Tunceli’ye gittim. Bir tane Hükûmet yetkilisi Tunceli’ye gelmemişti. Bir baktım, Tayyip Bey’in uçağı gelmiş, Başbakanlık uçağı Türk Hava Yollarının 200 kişilik uçağından daha büyük. Ondan sonra… Yahu böyle bir israf olur mu? Bakın, maalesef Abdullah Bey bir tarafa gidiyor, Tayyip Bey bir tarafa gidiyor, her gün dışarıdalar. Yahu Kamerun’a gidip de Abdullah Bey ne yapacaksın kardeşim, sen Kamerun’dan ne getireceksin? Bütün mesele israf. Bunlar canları sıkılınca eşlerine diyorlar ki “Hadi çıkalım, bir dünya turuna çıkalım.” Yahu, böyle bir devlet yönetilmez. Bu ne İslam’a sığar ne bu Allah’ın kabul ettiği bir şey. Bu memlekette bu insanlar bu kadar açlık, işsizlik altında inim inim inlerken peki sizin vicdanınız nasıl kabul ediyor da son model uçaklarla, ondan sonra her yurt dışına gittiklerinde en azından 25-30 tane korumalarla yine böyle bu devleti bu kadar israfa sokuyorsunuz? Soruları soruyoruz. Maalesef, Mehmet Ali Şahin de gelmiş, bu Hükûmeti yaptığın suiistimalleri korumak için gönderdiğimiz soru önergelerini geri çeviriyor. Yahu, ne yapacağız arkadaşlar? Yani biz milletvekili olarak burada çok sıkıntı içindeyiz.
Yani, bakın, benim en azından gördüğüm manzara şu: Tamam, Tayyip Bey bir grubunu toplamış, getirmiş. Ondan sonra bir Elâzığ’ın köylerine gidiyor, orada deprem var; Tunceli’de de var, gitmiyor, kimse gitmiyor oraya. Yahu orası da Türkiye Cumhuriyeti devletinin memleketi değil mi, vatan değil mi, ili değil mi? Peki, o insanlara niye gidip şey etmiyorsunuz? Ha, ancak kendi yandaşlarının… Orada büyük bir rant kaynağı varsa ufak tefek bazı yerlere, işte TOKİ’nin yaptığı gibi Çemişgezek merkezinde 50 milyara ev yapar ama gider bir başka köyde 162 milyara ev yapar, büyük rant var. En azından 10 trilyon havadan cebe giren paralar var. Bu gibi yerlere gidiyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 18 Mart 2010