İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 83. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Danışma kurulu önerisi

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 83. Birleşim · 4. yasama yılı · 7 Nisan 2010 · 1.215 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç, 7 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.215 kelime.

Kamer Genç (Tunceli). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-04-07-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen öneriyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bu “lehinde” ve “aleyhinde” kelimesi biraz yanlış bir ifade. Bence “üzerinde” diye bir ifade kullanmak lazım çünkü bir önerge, işte “aleyhinde” denilince biraz ters anlaşılıyor. Geçenlerde ben, Barış ve Demokrasi Partisinin sırf konuşmak için önergesinin aleyhine bir söz almıştım, önerge de aslında aleyhine söz alınacak bir önerge değildi ama gittim baktım vatandaşlar bana diyorlar “Yahu, sen nasıl o önerge aleyhinde söz aldın?” Yani böyle ilk görüntü maalesef şey değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Konuşmak mecburiyetinde değilsin ki.

KAMER GENÇ (Devamla)Vatandaşlar tabii olayın inceliklerini bilmediği için, “Yahu, hakikaten niye yani bunun aleyhinde?” diye… Bu, bence, işte vatandaşlar konuyu yakından takip etmedikleri için yanlış anlıyorlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Onlar çok iyi anlıyorlar.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Aleyhimizde konuşursan Tunceli’ye sokmazlar seni(!)

KAMER GENÇ (Devamla)Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, AKP’nin iktidara gelmesiyle beraber devlet tefessüh etti, devletin organları işlemiyor. İşte, millî eğitim neye bağlandı? Otomatik pilot… Şimdi bir Millî Eğitim Bakanı değişmesi oldu, o giden Millî Eğitim Bakanı dedi ki: “Otomatik pilota bağladık, gidiyor.” Bu otomatik pilot bakalım Türkiye’yi, eğitimi nereye getirecek, göreceğiz; felakete mi götürecek, devirecek mi uçağı onu da göreceğiz.

Gerçekten, AKP’yle beraber ciddi bir eğitim erozyonu başladı. Âdeta eğitim, ortaöğretimde, lisede ve fakültelerde, medrese öğretimine çevrildi. İşte bir YÖK Başkanı, böyle nereden bulunduysa getirdiler YÖK’ün başına atadılar ve Türkiye’deki belki yükseköğretim kurumları içinde bin tane profesör varsa, son sırada dahi o makama gelecek bir durumu yok, ne bilgisiyle ne becerisiyle ne kültürüyle.

ÜNAL KACIR (İstanbul)Sende onu ölçecek kapasite var mı?

KAMER GENÇ (Devamla)Ama hedef millî eğitimi yok etmek olduğuna göre onu yok etmek için ne yapacaksınız? En kalitesiz kişileri getirip oraya koyacaksınız.

Ben kendi ilimden biraz bahsedeyim: Benim ilim, eskiden özellikle Tunceli ili çok zeki, çalışkan, eğitimi seven, okumayı seven çok kaliteli bir bölge, il. Geçmişte hep üniversitelerde, her yerde girilen imtihanları birincilikle kazanıyordu, kadın-erkek ayrımı yapılmadan kızlarımız okullara severek gidiyorlardı. Gençlerimiz zeki fakat tabii bu bazı çevreleri rahatsız etti ve bu rahatsız etme sonucunda eskiden Türkiye’de yirminci sırada yer alan Tunceli’deki eğitim seviyesi, işte yetmiş bir, yetmiş ikiye gitti. Çünkü, sebebi, doğru dürüst oraya bürokrat atanmıyor, Tunceli’de yerli öğretmenlerin hakkı verilmiyor, illa yöneticiler dışarıdan getiriliyor. Dışarıdan getirilen yöneticiler de maalesef bu eğitimin sağlıklı oluşumuna, sağlıklı bir eğitimin gelişmesine katkı sağlamıyor. İşte okullarımız, birçok köy okullarımız kapalı. Bölge yatılı okullarda sağlıklı bir eğitim yapılmıyor. İşte genç yaşta, altı yedi yaşında çocuğu alıp da anasından babasından ayırıp on beş gün bölge yatılı okullarda okutmak da bence çok hatalı bir eğitim sistemi.

Dolayısıyla eğitim sorunu çok ciddi bir sorun. Bu, devletin temel bir sorunu bana göre. Öğretmenlerin maalesef maaşları çok düşük. Çok çeşitli kademede öğretmen var. Hâlbuki öğretmen öğretmendir. İlkokul öğretmenine belli bir maaş vereceksin, ortaokul ve liseye ve bir de kıdemlerini hesaba katarak böyle bir sistem uygulamak gerekirken bir bakıyorsunuz bilmem 4/C imiş, 4/B imiş veya sözleşmeliymiş, yok çakılı öğretmenmiş derken ve böylece çok tuhaf bir uygulamaya geçildi. Ayrıca da eş durumundan dolayı birçok öğretmen maalesef kendi ailesinden uzakta kalmak zorunda kalıyor. İşte bunları tabii araştırmak lazım.

Eğitimin sorununu çözmeyen bir toplumda, o toplumda sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün müdür? Eğitimi sağlıklı bir eğitime kavuşmuş bir toplum, bana göre, en rahat içinde olan, en hayatı rahatlıkla geçirebilen bir toplumdur. Ama AKP, tabii bunlarla hiç ilgilenmiyor, işte “Acaba ben bu devleti nasıl da kendi kafamdaki tahayyül ettiğim veyahut da öteden beri propagandasını yaptığım bir rejime kavuşturacağım?” O rejim de belli işte. Geçmişte bazı AKP’li, eskiden tabii Saadet Partisi, Fazilet Partisindeki milletvekilleriyle görüşüyorduk. Diyorduk “Ya, biz Müslüman değil miyiz?” “Kardeşim, Kur’an’a göre yönetilelim.” diyorlar, dolayısıyla anayasaya ve hukuka ihtiyaç yok.

Şimdi, burada, AKP zamanında işletilmeyen en önemli organlardan birisi de yargı görevidir arkadaşlar. Şimdi, düşünebiliyor musunuz, bir memlekette on binlerce, yüz binlerce dava karar bekliyor ama Adalet Bakanı Müsteşarı ile Adalet Bakanı Hâkimler ve Savcılar Kurulunu işletemiyor. Niye işletemiyor? Çünkü onların kafasına göre belirlenmiş bazı hâkim ve savcılar var, bunları -kendi istedikleri- atamak istiyorlar, atamadıkları için de, onların dedikleri ille olsun diye yargıyı etkisiz hâle getiriyorlar. Geçmişte, sizden önceki bazı bakanları ben biliyordum. İşte, Hâkimler ve Savcılar Kurulunu bir Kıbrıs’ta topluyorlardı, bir Antalya’da topluyorlardı, böyle anlaşıyorlardı, pek de aralarında bir ihtilaf da yoktu. Ama nedense, demek ki siz… Son Hâkimler ve Savcılar Kuruluna gelen arkadaşlarımız çok objektif ve iktidarın da emrine girmediği için ve böyle kişisel menfaatlere de tenezzül etmedikleri için maalesef böyle bir sıkıntıya giriyorlar. Bence, bu Adalet Bakanının en kısa zamanda görevden alınması lazım çünkü adaleti işlemez hâle koyan kişinin başında bu kişi geliyor.

Hele, geçen, sizin -dün de burada ifade etmiştim- Sanayi Bakanınız diyor ki: “Çetenin maalesef nöbetçi hâkimi ve savcısı var.” Yani bu Bakana göre… Yani Bakan demek de bana göre çok yersiz bir paye vermektir buna. Bir hâkim eğer objektif bir karar veriyorsa çetenin hâkimi oluyor. Böyle bir, bakanlık sıfatı altında görev yapan bir kişinin böyle bir pot kırması veyahut da böyle, hâkim ve savcılara hakaret etmesi bence affedilmez. Çağdaş medeniyetlerde, sorumluluk duygusu gelişmiş memleketlerde bu kesinlikle affedilecek bir suç değil.

Tabii, Tayyip Bey… Kendisinin nere mezunu olduğunu da ben de hâlâ bilmiyorum. Kendisine bir soru önergesi verdim: Ya, sen nereyi bitirdin? Hele bu diplomanın tarihini, numarasını ver. Ne zaman okula gittin, ne zaman çıktın, belli değil. Tutuyor, Yargıtay Başkanıyla, Danıştay Başkanıyla hukuk tartışmasını yapıyor.

Arkadaşlar, herkes kendi seviyesini bilmeli. Daha senin hukukla ne ilgin var? Sen hangi hukuk tahsilini yaptın da… Efendim, diyor ki: “Cüppeni çıkar gel.” Yahu, yani “Cüppeni çıkar gel…” Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı, bunun görevi kendi meslek grubuna göre kendi mesleğini korumak, onun haysiyetini korumak, sağlıklı bir adalet işleyişini sağlamak için oraya gelmiştir. Sen gelmişsin devleti maalesef çıkmaz hâle getirmişsin, devletin bütün kaynaklarını yok etmişsin, bütün KİT’leri kendi yandaşlarına satmışsın, ortada, işte İstanbul Belediyesinde yapılan soygunlar ortada, suistimaller ortada. Bir korku imparatorluğu yaratmak suretiyle Türkiye’de herkesi tehdit ederek siyasi bir iktidar oluşturmaya çalışıyorsun, bunun karşısında da yargı pekâlâ diyor ki: “Kardeşim, sizin bu yaptığınız şeyler hukuka aykırı, Anayasa’ya aykırı. Benim görevimi yapamaz duruma sokuyor.” Bir yargı mensubunun yargıya yapılan bir saldırıya karşı kendi kendisini savunmasından daha doğal ne olabilir? Bununla çıkıp “Cübbeni çıkar gel.” demek kadar seviye itibarıyla düşük bir ifade olur mu? Hayatın gerçeklerinden mahrum bir ifade tarzı olabilir mi? Yani yargı demiyor ki: “Ben seninle politika yapacağım. Ben politikayı konuşacağım.” Yargıtay Başkanı diyor ki: “Biz vicdanımızın emrettiği doğruları söyleyeceğiz.” Tayyip ne diyor? “Yok, vicdanının söylediği doğruları söyleyemezsin.” Yahu, hangi kişi bu lafı edebilir arkadaşlar? Hangi kişi laf edebilir? Yani bir Yargıtay Başkanı diyor ki: “Biz bundan sonra vicdanımızın gerektirdiği doğruları söyleyeceğiz.” Tayyip Bey diyor ki: “Yok, söyleyemezsin.” Ya ne söyleyecek Tayyip Bey? Senin kafana göre mi konuşacak?

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop)Hukuka göre konuşacak!

KAMER GENÇ (Devamla)Böyle bir laf olmaz arkadaşlar.

Bu nitelikteki kişilerin Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetmesi Türkiye için büyük bir talihsizlik, büyük bir zaaf.

Bir bakıyorsunuz… Yahu, sen şimdi Amerika’nın dostu musun, düşmanı mısın? Yahu, bir insanda bir istikrar olur, ya bir devlete karşı düşman olursun ya dost olursun.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop)Çarpıtma!

KAMER GENÇ (Devamla)Bir bakıyorsun, böyle, numaradan Amerika’ya karşı bir cephe almış gibi oluyor, İsrail’e karşı bir cephe almış gibi görünüyor, arkasından da bir bakıyorsun yelkenleri indirmiş, tıpış tıpış oraya gidiyor. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar yahu? Bir devletin bir haysiyeti var. Bu devleti yöneten insanlarda bir haysiyet olması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

81 konuşma daha · 7 Nisan 2010

81 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook