İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 129. BİRLEŞİM · SALI

Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

Kamer Genç

Tunceli Milletvekili ·

Genel Kurul, 129. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Temmuz 2010 · 1.178 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kamer Genç, 6 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 1.178 kelime.

Kamer Genç (Tunceli). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 129. Birleşim tutanağı, 6 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamer-genc-23-2010-07-06-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KAMER GENÇ (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tunceli ilinde ve Türkiye’deki depremle ilgili olarak verdiğim araştırma önergesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, yine çok üzücü bir haber aldık akşam, yine 3 tane askerimiz şehit oldu. Tabii o asker ailelerinin acılarını paylaşıyoruz, ateş düştüğü yeri yakar.

Biz istiyoruz ki bu gibi olayların arkası kesilsin, siyasi iktidarda sorumluluk taşıyan insanlar bu işlere bir an önce çözüm bulsun ama Tayyip Bey’i arıyoruz, nerede? Gazetelerin yazdığına göre Cem Uzan’ın TMSF’ye geçen yatıyla sahillerde eğlencenin peşinde. Devlette sorumluluk yok, Türkiye Cumhuriyeti devletini koruyan bir siyasi iktidar yok, işte bakıyorsunuz Hükûmet yok. Burada yine de vatandaşların kendi sorunlarını dile getirmeme durumunda olmadığımızı, bunları dile getirdiğimizi belirtmek için halkımıza konuları izah ediyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ’da bir deprem meydana geldi. Bu deprem Elâzığ’da birçok insanımızın ölümüne neden oldu, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum. Ben depremden üç gün sonra deprem bölgesine gittim ve Tunceli’nin deprem köylerini gezdim. Şimdi, Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığının kayıtlarına göre, yani Tunceli’deki Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığının bana verdiği yahut yazılı aldığım kayıtlara göre Tunceli merkezde az hasarlı 491, orta hasarlı 450, ağır hasarlı 241… Yani Nazımiye’de var, Mazgirt’te var, Pertek’te var, bunların tamamını okuyayım: 853 tane ağır hasarlı bina var, 1.380 tane orta hasarlı var, 1.629 tane az hasarlı var.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu kayıtlar Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığından alınan kayıtlardır ve bunu tespit eden de devletin resmî memurlarıdır. Bunlar mahalline gitmişler, tek tek, müracaat eden vatandaşları, evleri gezmişler, bu kadar hasarlı, az hasarlı ve orta hasarlı binanın meydana geldiğini devletin resmî memurları tespit etmiş.

Eskiden biliyorsunuz Afet İşleri müstakil, Bayındırlık Bakanlığına bağlıydı. Tabii Tayyip Bey hep paralı işleri kendisine bağladığı için oradan aldı, merkezde “Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı” diye bir Başkanlık kurdu. Bunun başına bir genel müdür getirdi. Bu Genel Müdüre dedim ki: “Kardeşim, ne yapacaksınız, bu kadar ağır hasarlı ev var, orta hasarlı ev var, hafif hasarlı ev var?” Yazdığı yazı şöyle, diyor ki: “Başkanlığımızca kaydedilen ivme kayıtlarının dağılımları ve ekiplerimizce arazide gerçekleştirilen çalışmalar doğrultusunda 8/3/2010 tarihinde Elâzığ ilinde meydana gelen 5,8 ve 5,6 büyüklüğündeki depremlerin etkisi olmadığı ve yıkıcı bir etkisinin de bulunmadığı tespit edilmiştir.”

Yani peki, ben Genel Müdüre telefon açtım, “Yahu Sayın Genel Müdür, bu nasıl oluyor?” dedim. Diyor ki: “Efendim, ölen ve yaralanan kimse yok.” “Yahu, kaç bin tane insan deprem hissini... Yani illa bir yeri afet bölgesi ilan etmek için illa birkaç kişi mi öldürelim?” dedim. Yani, işte, sizin zihniyetiniz burada.

Size soruyorum, siz de milletvekilisiniz. Buyurun, açın, Tunceli’deki Acil Afet Başkanlığına açın, bu kadar, 853 tane ağır hasarlı, 1.380 orta hasarlı ve 1.629 az hasarlı bina var mıdır, yok mudur? Buyurun, size söylüyorum. “Delil yok.” diyorsunuz. Peki, bu vatandaşlar ne yapacak arkadaşlar, yani ne yapacak?

Bakın, aynı bölgede Elâzığ’ın Tunceli’den daha uzak bölgeleri yine afet bölgesi ilan ediliyor ama Tunceli’de edilmiyor. Tunceli’de 1 kişiye 1 kuruş yardım yapılmıyor arkadaşlar ve bugüne kadar Tunceli’deki bu hasarlarla ilgili Tunceli’ye hiçbir Hükûmet yetkilisi de gitmemiş. Şimdi böyle bir hükûmet olur mu arkadaşlar! Yani burada, bence, yani bu Hükûmet, buraya kayıtsız kalan Hükûmete söylenecek çok sözlerimiz var ama lütfen... Ne olacak bu vatandaşların hâli? Yani bu insanlar gitmişler, ağır hasarlı evlerini tespit ettirmişler, kendilerine devlet de çadır vermiş. Kışın bu adamlar bu çadırda mı kalacak arkadaşlar? Karşımızda kim varsa, siyasi iktidar kimse gelsin cevap versin ya. Bundan daha haklı bir talebimiz olur mu! Yani gelsinler, bizim söylediğimizin yalan olduğunu söylesinler.

Şimdi, değerli milletvekilleri, AKP’liler, size söylüyorum: Ne yapacak bu insanlar? 853 tane ağır hasarlı ev var. Ne yapacak bu adam? Ondan sonra 1.380 tane de orta hasarlı ev var. Yahu, bize bir cevap verin. Bu insanlar kışın ne yapacak arkadaş? Çadır da mı kalacak? Tunceli halkı bu ülkenin halkı değil midir? Niye bunların dertlerine çare bulmuyor musunuz? Niye bir tane bakanınız oraya da gitmiyor? Tunceli ili bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir ili değil midir arkadaşlar? Niye bu insanların derdiyle ilgilenmiyorsunuz?

Yani burada eğitimin kalitesini gittikçe yok ettiniz arkadaşlar. Bakın, ben Millî Eğitimden öğrendim. 18 tane, Tunceli’ye öğretmen tayin ediliyor; 93 tane, Tunceli’den öğretmen alınıyor. Sonra, sordum Millî Eğitim Bakanlığına: “Efendim, 64 tane yeni atama yapıyoruz.” Ama, arkadaşlar, bu yeni atamaların çoğu ilk atamadır, çoğu da gitmiyor ve Tunceli hakkında insanlar çok yanlış bilgiye sahip. Tunceli halkı aslında Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğünden yanadır. Bakmayın, orada bizim sıkıntımız o dağlardan kaynaklanıyor. Dağlarda işte, silahlı eylemcilerin ta tarih boyunca bu yerde barınmalarına müsait zeminler var yani burada Tunceli halkının günahı yok ki.

Tunceli halkının bir temsilcisi olarak ben her zaman diyorum, bizim menfaatimiz laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğündedir. Biz Türkiye Cumhuriyeti’ne de saygılıyız, devletin kurucusu yüce Atatürk’e de saygılıyız, onun getirdiği ilkeleri de benimseyen bir halkız ve insanlarınız ve bunun tarihini okuyanlar bilir ki Atatürk İstiklal Savaşı sırasında Tunceli’den geçerken, Osmanlı padişahı kendisine -Ali Galip- Elâzığ Valisine para gönderiyor, “Yahu, gidin işte, Mustafa Kemal Tunceli’den geçerken bunu yakalayın, öldürün.” diyor. Oradaki sorumlu kişiler, o parayı alanlar gidiyor, Mustafa Kemal’in yolunu kesiyorlar ve Mustafa Kemal “Beni öldürecek misiniz?” diyor. “Hayır Paşam, biz seni öldürmeye değil, Osmanlı padişahı bize bir emanet gönderdi, o emaneti size vermeye getirdik.” diyor ve o parayı Mustafa Kemal’e veriyor, arkadaşlarına veriyor ve onun işte, rahatça bu cumhuriyetin mücadelesini yapması için elinden gelen her gayreti sarf ediyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben sizden bir cevap… Eğer bu Hükûmet sağır değilse, eğer varsa, rica ediyorum çıksın şurada desin ki ben bu adamları… Yani bu adamlar, arkadaşlar, mümkün değil, yani kışın dışarıda mı yatacaklar yahu? Birisi çıksın, işte, Hükûmet kimse çıksın desin ki: “Arkadaşlar, tamam, bunlar bizim vatandaşımız değil. Bir de zehir verelim bunlara, Halepçe’de Saddam’ın yaptığı gibi buraya bir zehirli gaz atalım, bunlar ölsün gitsin.” Başka, şimdi, nasıl bunun arkasından çıkılır arkadaşlar?

Onun için, bu susularak geçirilecek bir durum değil arkadaşlar. Yani ben, şimdi burada bu ciddi sorunu dile getiriyorum ve ondan sonra bu soruna eğer Hükûmet cevap vermezse, o zaman buna karşı da hak ettikleri tepkiyi koyarım. Yani ben aciz bir insan değilim ki. Benim orada o kadar insanım dışarıda kalacak, ondan sonra devlet buna el atmayacak, Hükûmet kaynaklarını elinde tutanlar buna el atmayacak. Ee, ben niye burada milletvekiliyim? Ben o zaman niye buranın milletvekiliyim arkadaşlar yahu? Bu insanların hakkını aramak zorundayım. Sizlerde vicdan sahibi insanlar vardır, inanıyorum, çıksınlar, telefon açsınlar Tunceli’de Afet İşleri Daire Başkanlığına, “Arkadaş, Tunceli’de bu deprem nedeniyle ne kadar hasar tespit edildi?” Tespit etsinler. Ee, ne yaptık biz Hükûmet olarak? Hiçbir şey yapmadık. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Türkiye Cumhuriyeti devleti, herkes kanun önünde eşit değil midir? Yani Elâzığ’da 4 tane milletvekiliniz var, tamam, Elâzığlılara yardım edilmesinden biz şikâyetçi değiliz, tabii bu insanlarımıza yardım edilmesi lazım.

Sonra, biliyorsunuz, Türkiye'de önemli bir fay hattı var, Doğu Anadolu fay hattı, burada, işte, başladığı yerden ta Varto, Muş, Bingöl, Karlıova, Elâzığ, Kovancılar, Sivrice, Malatya, Doğanyol, Pütürge, Doğanşehir, Adıyaman, Gölbaşı, Maraş ve Hatay’dan böyle bir Doğu Anadolu fay hattı geçiyor. Şimdi, buralarda, arkadaşlar, zamanında ciddi, yani hakikaten doğru dürüst inşaatlar da yapılmamış. Ee, buraya bir el atılması lazım, yarın küçük bir depremde burada çok büyük insan kitlesi ölecek. Ne oluyor? Bunları, işte, devletin kaynaklarını bu gelecekteki tehlikelere karşı kullanmak lazım ve insanları zor durumda bırakmamak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 6 Temmuz 2010

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook